sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

5221.
yurda dönmek üzere hava alanına gelmiştim. aylarca akılsız başın cezasını ayaklar çeker misali deli gibi dolandığım zamanlardı. havaalanına ayak basınca bir gencin telaşlı oradan oraya koşturduğunu fark ettim. bizim yörenin insanına benziyordu net. gittim sordum yanılmamıştım. çook uzun hikayesi olan bu vatandaşımız muhasebeci imiş para az gelince new zealand adalarından birinde çalışan arkadaşın çağırmasıyla vizesini alıp gitmeye karar vermiş oraya. aktarmalı uçağı ile ilk durağında ise havalimanı polisleri tutmuş bunu sorguya almış..

nasıl almasın ki efem. üst baş ben burdayım diyor. onca saat yolculukta yanına el çantası evet bayanların kullandığı küçüklükte bir çanta almış. sorguda telefon sormuşlar yok, cüzdan yok, valiz yok ama turist vizesi var.dil de olmayınca iki telefon ve google ile 4-5 saat sorgulanmış. cebinde kalan son paralarını orada kaldığı 2-3 gün boyunca demir parayla derdini anlatmaya çalıştığı türkiyedeki yakınşlarına harcamış. ta ki ben gelene kadar. hemen tuttum telefonumu ve de bilgisayarımı verdim gerekli yerlere ulaştı. havaalanında sonradan thy bir türk görevli koydu. o da her zaman yerinde değil. bir türk bulamadığına acaip şaşırdım. neyse efem kendisine de biraz serzenişten sonra dedim yani bu kadar hazırlıksız gelinir mi. türkiye uçağını beraber atladık geldik. tabii kısa kesiyorum aslında 2 sayfa sığar bu hikaye.

işin komiği de bizimle beraber gelen her yeri çanta dolu şişman avustralyalı türk dost bizim elemanı görünce patlattı kahkahayı. eliindeki çanta yüzünden. çantanın içi ise şimdi demiyeyim ama o da boştı bir kaç eşya dışında.

new zealand hikayesi varamadan bitti tabii. verdiği paraya mı yanarsın zamana mı. ki uçak parası oraya epey pahalı.. kalem bile verirken nazlanmışlar havaalanındaki gavurlar adam memleketim de memleketim türküsü söylüyor idi.
devamını gör...
5224.
ne çok şeyi yanlış bilmişiz,
dünyaya yaşamak için geldiğimizi bilmemiz de bunlardan biri.
oysa, gerçekte yaşamak için değil, ölmek için geliriz dünyaya...
devamını gör...
5228.
ne zamandır olmadığım kadar hastayım. içimden sadece ağlamak ve uyumak geliyor. hazırlamam gereken yığınla belge, yapmam gereken bir sürü iş ve unutmam gereken bir şeyler var.
devamını gör...
5230.
insan, diğerlerinden farklı bir şeyleri, farklı birilerini görünce yine farklı bir hissiyat besliyor. bazen farklı diye ona özeniyor, bazen nefret ediyor, bazen seviyor. "aşık oldum kankiii" falan diyor. bu konularda ahkam kesecek levelda değilim ama benim de söyleyeceklerim var bu hususta. bu gönül olayı çok enteresan geliyor bana. yani aşk denilen mevzunun bile süresi var deniyor. gözünüzü seveyim "bu farklılıktan doğan hissiyat hevestir, aşk değildir" diye gelmeyin. aşk da hevesin biraz daha uzun hali zaten. kişi kafasını kaldırıp ona benzer başka insanların da olduğunu görünce o muazzam, insanı daima diri tutan bu farklılıktan doğan duygusal yoğunluk yerini sıradanlaşmaya bırakıyor. o olağanüstü kişi, senin için normalleşiyor. normalleşmeden sonra yeni şeyler aramaya çıkınca sürekli bir arayış halinde oluyor insan. o sebepten farklı duygulardan ziyade sevmek daha güzel. aşk demiyorum, sevmek diyorum. hatta ben bunu blogta da yazam dur.

edit:entryi bitirmeden yollamışız yav
devamını gör...
5231.
sadece dinlemek isterdim, bir nehiri yani. hangi kaya bedenini yırtıyor bilmek isterdim. kıvrıla kıvrıla mı akıyor yoksa bodoslama mı denizine, bunu söylemesini isterdim. haylaz balıkları mı seviyor en çok yoksa karabatakları mı ya da kimin haklı olduğu umurunda mı. en çok da neden tersine akmıyorlar ki buna mantık dışı bir açıklama getirmesini isterdim. tabi o kahrolası barajlarımız var bizim ve şu meşhur kapaklarımız. hani şu fazla yağmur yağdığında taşkından korkup da açıyoruz ya onları, işte o kapaklar. şimdi biz yani duygu müptezelleri o kapakların önünde oturmuş yağmurları bekliyoruz. belki bir nehir kısa süre de olsa bu esaretten kurtulduğunda bize hayallerini anlatır diye barajın bulanık sularında yüzen sazanlara tahammül ediyoruz.
devamını gör...
5232.
ne zaman yurt dışı eğitimimle ilgili tanım girsem eksi alıyorum. gel kardeşim, seni yollayalım benim yerime, gel.* zaten bu tembellikle ielts'i falan geçemicem, burs yanmasın bari, kim olursan ol, gel!
hah, gelmiş yine.*
devamını gör...
5233.
yolda yürürken ara sokağın birine girdim. elinde çiçekle bir adamı görünce istemsiz gülmeye başladım. okkalı bir sağ kroşe beklerken o da gülmeye başladı..
devamını gör...
5234.
yolun kenarında, kucağında bebeğiyle oturmuş, gelip geçenden para yardımı isteyen ablaya "hava soğuktur, üşümeyin" diyerek, boynundaki atkıyı çıkarıp verdi bir kız. imrenerek izlemek için gerçekten de güzel bir tabloydu.
devamını gör...
5235.
* * abi burası bir bar! ve yirmi küsür yıldır bu bar tezgahının arkasındayım ama artık katlanamıyorum. hep bu sigara yasağı b* yüzünden çünkü bar dediğin duman altı olmalı. buraya her türlü insan gelir abi anlıyor musun, yani öğrenciler, depresif tipler, o*lar, yeni evli çiftler, sevgili arayanlar, ayyaşlar, kuruş parası olmayanlar, i*ler, polisler ve tabi ki şuçlular. alınma ama abi senin gibi sıradan müşteriler yalnızca bunlardan birkaçını görürsünüz, o da sadece görmek istediklerinizi. bense yirmi küsür yıldır onlarla yaşıyorum, eskiden yani bu yasaktan önce içkilerini alırlar ve kendi yarattıkları dumanın içinde kaybolurlardı. yalnızca birbiri üstüne yığılmış sesler duyardım, dumanın içinde belli belirsiz bedenler görürdüm. şimdi ise bütün iğrençlikleriyle karşımdalar, benden aldıkları içkilerini yaşam sandıkları şeye meze yapıyorlar. işte buna katlanamıyorum; bir kenarda sızanlara, ucuz bedenlerini pazarlayan o*lara, boş muhabbetleri üzerine gevşek gevşek kahkaha atan züppelere, ülkeyi benim verdiğim birayla kurtarmaya çalışan kominst tayfasına, hepsine hepsine... eskiden bilmiyordum, anladım artık bunlar benim hayatımın bir parçasıymış. anladım ki artık kendi hayatımızı psikolojik dengemizi yitirmeden yaşayabilmemiz için diğer bütün insanların bir dumanın içinde kaybolması gerekiyormuş.
devamını gör...
5236.
sana daha önce anlatmadım. ben daha çocukken babam icradan bir balıkçı teknesi düşürmüştü, böyle yıpranmış eski bir şey. kiradaydı tabi, biz balık tutmaktan ne anlarız. sadece arada sırada onlarla açılırdık denize ve bir gün gene denizde ağları çeken tayfayı izlerken ayağım kayınca denize düştüm. pervane o korkunç gürültüsü, denizi içine çekişi ve köpük köpük geri bırakışı zihnime kazındı. her vapura bindiğimde tedirgin olup bir sigara yakmam ondan. deliler gibi korkuyorum pervanelerden ve sudan ama ilginç üstüne üstüne gidiyorum pervanelerin. nerede bir pervaneye denk gelsem girdabına kapılıyorum, beni hücrelerime ayırıyor ve tekrar hayatın ortasına bırakıyor. buna karşı bir çaba göstermeyi bırak bile bile üzerine gidiyorum çünkü pervaneden geçen deniz nasıl özüne karışıp birleşiyorsa ben de öyle hayata karışıp özünü kavrıyorum.
devamını gör...
5238.
son bir saat içinde o kadar farklı şeyler öğrendim ki dokunsanız şuracığa kusarım.nasıl saçma işler Allahım nasıl aptal insanlar.topumuza akıl,fikir diliyorum.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar