sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

6381.
her konuda samimiyet kazandırıyor insana, beklentisiz samimiyet ilk önce kul ile yaratıcı arasında olmalıdır. her hal ve hareketinizden, senin kendine bile itiraf edemediğin şeylerden haberdar olana nasıl samimi olmazsın ki, kendinden daha samimi olmalısın o'na. insan ilişkilerinde samimiyet karşı taraf için çoğunlukla saflıkla eşit ya da yalancı bir aldatmacaya eş tutulandır. oysaki samimi olan kişi gözünden hal diline kadar samimidir ve bu samimiyetini karşısındakine yansıtması karşısındaki kişinin ön yargılarını aşma süresi ile mümkün olacaktır. demem o ki, samimi insanları yaftalamadan önce dönüp bir kendi samimiyetimizi gözden geçirmemiz yerinde bir davranış olacaktır.
devamını gör...
6382.
sarıdan hiç hoşlanmam. hele o yeşile dönük tonunu görmeye bile tahammül edemiyorum eşyalar/giysiler üzerinde. sarıyı ne kadar sevmediğimi bugün gördüğüm bir eşya hakkında "şu da sarı olmasına rağmen güzelmiş" deyince tekrar fark ettim. sarı. fazla parlak. halbuki bak bordoya, koyu yeşile hiç öyle mi?
fosforlu sarı. küfür gibi valla.
devamını gör...
6384.
ahmet abi vardı, bakkal.
sadece bakkal değildi aslında, daha çok bir abi
abi'den çok, bir acı gibi
kalın bir ceket giyerdi yazın ve kışın
kendine sarıldığını düşünürdüm yalnızlıktan.
vitamin eksikliğinden dişleri dökülen arabesk şarkılar dinlerdi sabahları,
ve sabahları ölmek istese yüzü tutmazdı buna.
bir şarkı söylemeye ne zaman niyetlense bozulurdu ağzındaki ses düzeni
iki paket sigara içerdi, çok sürmez ölür dedim insan olmaktan.

Allaha inanmadığını düşünür ve bu beni korkuturdu her ezan okunduğunda
inanmayışını aksayan bir ayağına vede sürekliliği devam eden ferdi tayfur dinleyişine bağlardım
tek kale maç yapardık ve her defasında ben geçerdim duvarın kale sayıldığı o noktaya.
kendimi ilk kez işe yaramaz biri olarak hissettiğim'de , içimin kuru kalabalık gibi duran yerlerinden seslenmiştim
bende iyi bir golcü olabilirdim!
şeref tribünüdür dedi bu bakkal,
önemli olan orada ne kadar durduğun değil, burada ne kadar oturabileceğin.
ağlayabileceğimi düşünüp, sakalları ile öpmüştü beni..
içinden bir sayı tut dedi, kimseye söylemeden.
ağlama sırası bir başkasına geçmesin diyedir düşündüm bunu,
ağlamam dedim, zaten ev kalabalık
ferdi dinlemiştim o akşam, içimde tuttuğum sayı dokuzdu.
geberene kadar ağladım.
çocuktum ve üstelik kafamın içinde üç oda bir salon vardı, ev bir hayli kalabalık.
üç korner bir penaltı edermiş, üç yanlış bir doğru.
yaşam içinde sıranın bana her geldiğini düşündüğüm'de mesai saati sona ermiş gibiydi.

iki kere iki beş eder. bunu bende biliyordum
sokak lambalarının uykuya daldığı bir gecede, yitirdiğim kendim ile yetinmeye karar vermiştim.
sigarayı ilk orada keşfettim
şimdilerde, ikinci paket.
devlet dairesinde oluşan mutluluk kadar, inanılması güç.
üstelik, ferdi çalıyordu.
kalbim, aksayan bir ayak gibiydi.
ağlayabileceğimi düşündüğüm'de kimse öpmemişti sakallarımdan,
ne kadar ömrü olduğu kestiremeyen bir tırnağın etinden koparmaya çalışması gibi kendini.
namaza başlamış, ahmet abi.
sakallarını demli tutmaya karar verdiğin'de, ferdi müziği neredeyse bırakma noktasına gelmiş.
Allah'a inanmıyormuş ve ezana.
ikimizin'de sesi elverişli değil halen bir türkü söylemeye,
arkamda duvar, kalede yine ben ve şeref tribününde, ahmet abi.
şimdi kalkıp gitsem yanına, onlarca cinayetten binlerce faili meçhul olandan konuşuruz,
bize dokunmayan yılanları bin kez ezeriz, kuş tutmamış ağzımızla.
dünya derdinden, yoksulluk sınırından, kötü bir haberi gülümsüyerek sunan haber bültenlerinden bahsederiz.
anasına avradına küfür ederiz olanın ve bitenin.
bir şehir'de acının nüfus toplamı hesaplanır tahminimce,
hiç bilmiyorum, belki'de bunların hiç birini konuşmayız.
sormak istediğim bir soru olur, bilirim.
biz, kimin, kaçıncı şansıyız ahmet abi?
devamını gör...
6386.
istisnasız her seferinde bi ümitle sayıyorum ama levent - vezneciler arası hep 7 durak olur mu hep 7 durak. atın şu şişhaneyi ne bilem osmanbeyi fülan yeter artık ya.......
devamını gör...
6388.
aşrılıkta dünya birincisiyiz.
severken kendimizi kaybediyor, nefret ederken gözümüzü karartıyoruz.
hayır ortadan gitmek yok. suç zaten. apolitik de olamazsın bu ülkede.
ne yana dönsem karanlık, hangi dalı tutsam elimde kalıyor.
devamını gör...
6389.
bir tosbaa ters dönmüş
demişler yazıktır kalk yürü yolun uzun
demiş yok, bakın ne güzel sallanıyorum
ayakları halbuki, yürümekten yanık
kuyruğu desen eğik
zor be diyormuş içinden
zor bu yaşamak

devamını gör...
6391.
yorgun düşüyor bir kadının elleri,
kolları ve gövdesi.
çürüyen omuzlarında taşınan evlat acısı.
yankısını arayan bir ses çarpıyor bedenindeki duvarlara
kalbinin yükü çok ağır.
ağaran saçları var ölümü beyazıyla karşılayan
sayısız ölümler var baba
babalar var, evlat acısıyla tanışan
içimizde milyarlarca kez parçalanan insanlar.

yetiştiği saksıyı terk eden, dağına küsen çiçekler var
karanlığa katkıda bulunan kararmış yürekler
bana gerçeği söyle baba,
dünya, orta yerinde mi durur cehennemin?

atılan her adım, arkandan gelir
hatırlatmak ister sana acıyı
ve acımasızlığı.
onunla yaşaman gerektiği öğretilir
gerekmez ölmen onuncu yaşında.
yirmiye dayanan, yirmi birden gün alan..
öncesin de ve sonrasın da
kahırlar ile dolu.

bunlar, bizden değil diyor birileri,
biz dediği, kocaman hiçleşiyor gün be gün.
el kadar mutluluğa, kocaman bir tokat atıyor umutsuzluk
kendine gelemiyor insan, dışına çıktığında.
bir eve ateş düşüyor,
ve bir sonrakine
sonrası yangın yeri.
yangında kurtarılacak listesine ilk uzakta kalanlar yazıyor isimlerini
kalbim kurusun diyor bağıra, çağıra.
kurumuyor.
parmaklar felaketi işaret ederken,
samimiyet ağızlarda çiğnenip tükürülen bir sakızdan oluşuyor.
velhasıl ; dinin, imanı gevriyor.

rahman ve rahim olan Allahın adıyla, gözünü toprakta doyurmuyor insanın.
devamını gör...
6392.
tonguç'un birden bire gazı geldi. oturduğu beyaz örtülü masadaki boş tabaklar kaldırılmış, garson tarafından silinmiş, önceden planlandığı gibi şık bir cam vazo içinde doğal gelincikler de tonguç'tan tarafa yerleştirilmişti.

artık yemek sonrası çay zamanı gelmiş, fincan içinde sıcak çaylardan iki tanesi iki yeni sevgili adayının önlerinde buharını çıkarıyordu. öyle ki ardından güzel bir şehir manzarası sunan camın buğulandığı dahi görüldü. tonguç camdan dışarıya doğru düşünceli ve sancılı bakan gözlerindeki anlamı gizlemeye çalışarak masaya döndü. çay kaşığını usulca alarak fincandan uzaklaştırdı. ben çaya şeker atmıyorum davranışının dikkat çektiğini umarak şekerin beyazlığından girip zararlarını vurguladıktan sonra modernizmden, camus'tan biraz söz ederek varoluş sancısı ve absürtlük üzerine entelektüel birikiminden bir demet sunmayı tercih etti. fakat tonguç'un bağırsaklarındaki sancı kendisini gitgide daha fazla rahatsız etmeye de başlamıştı.

tonguç, bu an gelmeden önce kafasında birçok şeyi planlamış, bu anı kafasında defalarca yaşamış, ilk buluşmayla ilgili gördüğü kabusun da etkisiyle daha bir kaygılı hale bürünmüş şekilde bir saat öncesinde masasındaki yeri almış ve beklerken kafasında bir hayli düşünce gevelemişti.

tonguç uzun bir bekleyişten sonra kavuştuğu şeyin kıymetini iyi bilen biridir.

masanın diğer ucunda duran kişi tonguç'un uzun süredir peşinde olduğu destinadır.

bu büyülü atmosfer içinde lavaboya kadar gaz çıkarmak için gitme fikri kendisini derinden üzüyordu. bulundukları yemek yerinin sağ çapraz köşesinde yer alan balkonu gördü.
devamını gör...
6393.
en kötü felaket senaryolarında bile mutlaka bir "b" planı olan adamım bir adamım ben. misal, yemek için bile olsa bir mekana girdiğimde ilk baktığım 2. bir çıkış kapısı ve silah olarak kullanabileceğim aletler.
şizofren değilim hayır, sadece temkinliyim. zira yıl aşırı ölüm tehditleri, "bak görüceksin seni pipetinden tavana asıcam" tarzı tehdit notları almamla da hiç alakası yok bunun. eski bir meslek hastalığı diyelim.
bazı şeyler komik ötesi geliyor insana. beyhude çabalar, gereksiz ve bir o kadar çocukça kin tutmalar, korku filmi klişelerinde olduğu gibi küçükken okulda üzerine işenen şişko sivilceli çocuğun büyüdüğünde seri katil olup intikam yeminleri etmesi gibi, çocuksu ama masum hiç değil., ya da, "geçen yaz ne yaptığını biliyorum"cu bir çok eski dinamit.. şaka mısın ya?

"ama Allah belanı vericek, bekliyorum ben, ahım kalmaz sende, sen de çekeceksin, affetmiyorum:*" tarzı ilenmelere değinmiyorum bile. arkadaşım sözünü söyler geçersin, ya da varsa gücün elinden geleni ardına koymazsın anlarım. da nedir yani bu sürekli bir "göreceksiniz, hepiniz öleceksiniz!" temalı çıkışlar? valla kulağından tuttuğum gibi geçmişini siler atarım. imza: muammer güler özentisi.

ps: özgürlüğe uçma vaktidir minik patlıcan, moru morumuzdur ayrıca.

devamını gör...
6394.
unutmuyorum, unutmayacağım! bana yaptıklarınızı çekeceksiniz, öleceksiniz!

ahahahah yav komedi filminden mi koptun geldin arkadaşım allaşkına? biliyor musunuz bu saftirik ve bir o kadar da zeka kırıntısından yoksun kezban triplerine hastayım ben. yav tamam sen haklısın hadi bebeğim. he he sen şey tamam anladık biz. o zaman adana adana adana merkes patlıyor herkez açalımda bugünün şerefine kopalım. zira gün kurtuluş günüdür.


(resim: )
devamını gör...
6396.
demin annemle cinnet halinde barbunya ayiklarken " annecim bu secimde kesinlikle oy kullanacaksin -son iki secimde rahatsizdi gidememisti-...sen kullanmayinca ak parti kazanamiyor dedim..bana ne faydasi var dedi..ben de " tayyib i harcayacaklar matmazel" dedim...ona bisey olmaz dedi..ben de insallah anne dedim...anneler bilir, di mi?
devamını gör...
6397.
dirilis ertugrul su an cok fena.adamin elini civilediler.kurtulacak biliyorum ama icim parcalandi ne kadar bagirdi be.ayrica da ayni anda vatsap grubunu karistirdim duygularim cok karisik.
devamını gör...
6398.
içim şişti! şu anki halimi amlatan cümle tam olarak da bu. kendimi trip paratoneri gibi hissediyorum kimi zaman. bende bi sorun var diyorum düşünüyorum yaptıklarımı, kırgınlıklarıma rağmen ses çıkarmamaktan başka bi şey yapmamışım. bu muydu yoksa çevremdekilerin bana böyle davranmasına sebep? ben de trip atmalıydım? çoğu kez "bundan sonra ben de atıcam tribimi" dememe rağmen yapamadım, indirdim yelkenleri hemen. karşımdakine zarar vermemeye cabalarken en çok kendime zarar verdim galiba ben.
yoruldum... alttan almaktan, anlayışlı olmaktan yoruldum ben.
sabrım tükeniyor galiba artık, hem de sabra en çok ihtiyacım olan zamanlara yaklaştıkça. belki de sabır kişiye özeldir, birilerine karşı sabrım tükeniyorken başkalarına karşı hala sabır gösterebiliyorumdur... olabilir mi, olsun lutfen. sabrımı tuketenler yüzünden diğerlerine haksızlık etmek istemem cünkü.
devamını gör...
6400.
ve kıskançlık bu zayıflık anımda bi aşkın komasındaaaaaaaaaaaa bağıra bağıra şarkı söylemek istiyorum. oysa ne kıskançlık var ne aşk ne koma... ameliyat var, sabah 9'da giyinmiş bi şekilde ameliyathanenin önünde beni bekleyin diyen hoca var, çocuk var, delik kalbi var. ben cerrah olmayacağım bana ne diyen ''ben'' var. hocaya gık diyemeyen ben de var. var da var. iyi geceler.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar