sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

6741.
üç dört ay önce bizim emektar lada samara'nın ufak bir arızası vardı. amortisörlerden ses geliyor.neyse götürdüm ustaya. tamir falan oldu. derken 3-4 gün sonra aynı ses gelmeye başladı. dedim usta neden yapamadın be. neyse dedim biraz idare etsin. daha yeni masraf yaptık. bu ay karar verdim tekrar göstereyim bir ustaya ama koskoca gebze...usta mı yok. başka usta bulayım dedim. geçen evden çıkarken hemen bizim evin oralarda bir lada marka araba gördüm. hava karanlık. durdum yanında. dedim bu lada arabası. bu adamın götürdüğü bir usta vardır. bi de onu deneyeyim. yanında durdum korna çaldım bi bakarmısınız diye. dedim ki ladacı usta arıyorum, sizin araba da lada tanıdığınız vardır. karanlık ya biraz yüzü kestiremedim. biraz yaklaşınca farkettik.adam benim arabayı tamir eden usta çıktı arkadaş. dedi dükkana getirmen lazım. adam beni tanımadı belki ama arabayı tanımıştır uleyun. uleeeynnnnn koskoca şehirde. bi tek sen mi varsın. bi mahcup oldum sormayın ya.
devamını gör...
6744.
yıllar yıllar yıllar sonra mecbur olmadığım bakın tekrar tekrar söylüyorum çalışmak zorunda olmadığım bi zamanda oturup ders çalışıyorum.
valla kendimle kıvanç duydum kendi kendimin başını okşayasım geldi.

ayh düşmesembari
devamını gör...
6746.
hiçbir şey hiç kimse hiç bir mekan hiç bir gelecek tüm benliğimizle istemeyi hak etmiyor.o'nu dilerken aslında yaptığım ve aldandığım her patikanın sonu anlamsız bir hiçliğe çıktı.
devamını gör...
6748.
hayata anlamamaya gelmişim ama en çok kullandığım cümle "anlıyorum" belki de. yalancının tekiyim bildiğin.

öznesi "herkes" olan can sıkıcı cümleye insan kendini yakıştıramıyor işte.
devamını gör...
6753.
bir tarafta karanlık bir şair olma istemi, diğer tarafta tayyip erdoğan'ı savunmanın ahlaki sorumluluğu.

bir tarafta din dışı ve hatta karşıtı bir dünyanın tasvirini çıkarmaya çalışma, diğer tarafta ise sözde dinsel ve ahlaki hassasiyetlere karşı bir duruş serdetme.

bir tarafta siyaset bilimi eğitimine rağmen siyasetten kaçınma, diğer taraftan bu kadar bilgiye sırtını dönememe

bir tarafta saf iman ve hakikat arayışı içinde olma, diğer taraftan sekülerist olan her şeyin öze ve biçime sirayet etmesi.

bir tarafta eskinin somut siyasi, stratejist idealistliği, diğer taraftan bugünün soyut edebiyat, felsefi idealistlikleri.

işte böyle içerde bir meydan muharebesi. heinrich von kleist 34 yaşında böyle bir muharebeden yenik ayrılmış ve ağzına tabancayı sıkmış ve gitmişti.
devamını gör...
6754.
bu kürtler ne zaman akıllanacak defter? valla? kimin dost kimin düşman olduğunu ne zaman anlayabilecekler? kafa ne zaman basacak?
devamını gör...
6756.
bundan bir kaç zaman önce gece eve dönerken otobüste fingirdeşen iki genci azarlayıp otobüsten atmakla tehdit ettim. çünkü kimse gıkını bile çıkarmıyordu. benim de kan beynime vurdu sinirden. nasıl bir ülke haline geldiğimiz konusunda en ufak bir fikrim yok. otobüsten indikten sonra seni pis ergen ne yaptığını farkındamısın tarzı çıkışınca abi sen ne garışıyon ya diye bebe bana gider yaptı. ben de dövmeye kalkınca jandarmayı aramaya çalıştı. neyse asıl ilginç tarafı, neden sosyal ortamalrda benim yanımda böyle yapan görsem şöyle yaparım böyle yaparım diyen fedaileri reelde göremiyoruz. nerde o sizin mükemmel ve de yüksek toplum şuurunuz.
devamını gör...
6757.
olm ne kadar boş işlerle uğraşıyorsunuz ya diye bağırmak istiyorum!

ağlasam sesimi duyar mısın mısralarımda canısı sözlük?

ya da 2015 bitti işte 2016 da gider bu gidişle diyerekten biz senle karşılıklı dibini bulur muyuz tirebolu 42 ile demlediğim çayın?

veya varlığında yokluk yaşatan zalım sevgilinin peşine düşüp günlerce kapısından içeri girmek için işmar bekleyen tacettin dayı gibi bir son mu bekler bizi?

hepsini geçtim; macidenin ömeri bıraktığı hazin sondan sonra bu nalet olasıca hayat çekilir mi? bence çekilmez en iyisi zebercet gibi cartayı çekmek...
devamını gör...
6758.
yazmaktan nefret ediyorum. çünkü yazmadan önce anlamlı olan, yazdıktan sonra tamamen anlamsız.

doğruları bilmenin, haklı çıkmanın da hiçbir anlamı yok. doğru görüşten de nefret ediyorum. ama bu elbetteki yanlış görüşten daha çok nefret ettiğimi örtmez. benim meselem ayrı. ontolojik bir kriz.

devamını gör...
6759.
hava soğuktu. ellerini birleştirip, ağzına götürdü. içerisine sıcak nefesini verdi, biraz ısınmak için. titriyordu biraz da. ama titremesi soğuktan mı, heyecandan mı bilemedi. beklemeyi sevmezdi, hele soğukta beklemeyi hiç -kim sever ki-. ama beklediği, günlerce beklemeye de değerdi. gelsin, bir gülsün soğuk usul usul uzaklaşacaktı biliyordu.

bu sefer içinde ne varsa dökecekti, artık içinde tutamıyordu. içimde kalıp, ızdırap çekeceğime, söyleyip gönlümü rahatlatırım en azından diye düşünüyordu. ,"belki o da seviyordur" dedi kendi kendine. yüzüne bir gülümseme geldi. bu bile ısıtmıştı içini. çok afili cümleler hazırlamıştı. bir başlarsa, susmayacaktı, kimse de susturamazdı zaten -o hariç-. "ben bitirene kadar konuşma lütfen" diye başlayacaktı söze. sonrası aşk.

ve nihayet o göründü. karşıdan geliyordu, gülümseyerek. sokakta onca insan vardı ama onlardan başka kimsecikler de yoktu. niye bu kadar güzel gülüyordu ki. ne idi, onca insandan farklı kılan onu. herkese aynı gülüyor, herkesle aynı konuşuyor. neydi onu böyle delicesine aşık eden. o gelene kadar aklından onlarca şey geçti. "ya hayır der ve sinirlenirse, ya bir daha nasılsın diye bile soramazsam, onu bir daha göremezsem" diye düşündü, bunu hiç düşünmemişti. bu onu hayli tedirgin etti. onu bir daha görememek mi, yoksa içini rahatlatmak için hazırladığı afili cümleleri söylemek mi? bir tercih yapmalıydı.

-merhaba mehmet, çok bekletmedim değil mi?
+ yoo, ben de yeni geldim zaten.
-iyi o zaman, gel şuraya oturalım, biriyle tanıştım onu anlatacam sana.
+peki...
devamını gör...
6760.
oturduğum kafenin tabelasında "mutlu günler" yazıyordu. oysa ben mutlu değil, heyecanlı ve korku doluydum. nihayet o gelip, şimdi karşıma oturmuştu. oysa bir buçuk senedir onu her gördüğümde yolumu değiştirmiş, ona gizliden ve uzaktan bakmamış mıydım?

-seni çok bekletmedim ya, dedi. biraz geç kaldım, kusuruma bakma.
- sorun değil.
ona, heyecanımı yenmek için biraz erken geldiğimi, alıştırma yaptığımı söylemedim.
- sen iyi bir insansın, dedi. arkadaş kalalım.
kafamı kaldırıp gözlerimi gözlerine diktim.
- sana aşık bu gözlerle mi?
- şiirler için teşekkür ederim, dedi. bazıları profesyonelce.
- beğendiğin için ben de teşekkür ederim, dedim. en çok hangisini beğendin?
- bazıları sanki bir yerlerden alınmış gibi.
- asla! ben hırsız değilim. ama bilmeden esinlenmiş olabilirim.

kendimi kenara çekip ona uzaktan baktım. oldukça minyon görünüyordu. bir bez bebek gibiydi sanki. "ben bu kıza mı aşık oldum? niçin, nasıl?" bunca geçen sürede bunca acı, ızdırap, çaba.. içine düştüğüm boşluk korkunçtu. bir an önce aşkın o güvenli çemberine geri atmalıydım kendimi. dışarda durmamalı, ona dışardan bakmamalıydım. dışarıda hayat yoktu, boğulacak gibiydim.

- sana bir şeyler söyleyeceğim, ama vakit geç oldu. bir dahaki sefere söylerim, dedi yürürken.
- şimdi söylesen... akşam ezanı okunuyordu, caddede koşuşturmaca vardı.
- hayır. uzun sürer. eve gitmeliyim.
- peki, eskidenki gibi kötü şeyler mi?
- hayır, iyi şeyler.

sarhoşlukla eve vardım. tedirgin edici bir mutluluk vardı üzerimde.

- neden gelmedin, diye yazdım sonra.
- artık bu kadar, dedi.
- ah mona, lotte, nastenka!
- beni pişman etme görüştüğümüze. verdiğin şiirleri geri gönderiyorum, dedi uzaktan.
- hepsini yakın veya çöpe atın, diye bağırdım öfkeyle. çünkü albatros öldü.


devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar