sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

6964.
adamın biri, çinli bir ressama cüzi paralar karşılığı resimler yaptırıp, 'picasso'nun keşfedilmemiş eseri' diye milyon dolarlara satıyormuş. işin ilginci, çinli ressamın bundan haberi yokmuş, yani bir taraf çok cüzi bir para kazanırken, diğer taraf milyonları götürüyormuş. yıllar sonra bir gün bu ortaya çıkmış ve o adamın kimliğini araştırmışlar ve bulmuşlar... kimdi o adam...
devamını gör...
6966.
sol frame de görmek istemediğim defter.

arkadaşım yapmayın,
şöyle azıcık kafa dağıtalım diye bir beşiktaş' a bir sözlüğe tutkunluğumuz.
onda da böyle başlıklar, otobanda 180 le giderken önüne aniden bir öküzün çıkması gibi oluyor.
dursan frenler tutmuyor, devam etsen gönül razı değil.
devamını gör...
6967.
sanki ne işitsem ona dokunuyor, yazılı bütün kelimeler oraya çıkıyor. tırnak sökülmesi mi, etin koparılması mı.
meydan dayağı yemiş gibiyim.
tamamen kendi çabamla ve rabbin yardımıyla mevzuyu biraz toparlıyorum. böyle hafif hızla seyir halindeyim. kendimi bırakmışım. yo gözümü kapatmak değil, göz kırparken iki saniye geç açmışım düşün ki.. sonra biri geliyor öyle bir geçiriyor.. kendimi geçtim, gideceğim yol kalmıyor.

sen misin unutan. al hadi bunu da unut bakalım. ah gidi ah..
neyin bedelini ödediğimi bilmeyi geçtim, bitti mi onu bildirselerdi..

aklımızı başımızda tutan, hala tutan rabbe hamdolsun.
devamını gör...
6968.
bazen biraz acayip şeyler yapasım geliyor.

mesela, yüksel caddesinde çok defa gördüğüm engelli, lakin bakımlı kadına bir çiçek verip, "derdiniz nedir hanımefendi?" diye sorasım var. bugün yarım saat kadar izledim onu. kötü bir niyetim yok tabi ki. yanına birisi oturuyor, biraz bakıyor bir şey diyecekmiş gibi ama demiyor. o kalkıp gidiyor bir başkası oturuyor, yine aynı. sanki çok konuşmak istiyor da konuşamıyor gibi. bugün yaklaşık üç saat -belki de daha fazla- aynı bankta oturdu muhtemelen. benim hüzünlü bankıma yakın. evet, siz benim bankımı bilmezsiniz tabi ki. ama böyle bir bankım var benim. neyse, ben eve dönerken bir göz attım o yoldan geçerek, hala oturuyordu o kadın orada, elinde çayı ve sigarasıyla. ve banka yasladığı koltuk değnekleri, yerinde duruyor mu diye hiç bakmıyordu onlara.
devamını gör...
6970.
bugün kantinde dersin başlamasını beklerken iki arkadaşım tavla oynuyor, diğer bir arkadaşım ve ben telefonla uğraşıyorduk. sonra birden hanımlardan biri hadi snap vakti dedi ve hepimiz sırıtıp poz verdik. ve iki sn sonra hepimiz yerli yerince devam ettik. karikatürlerdeki, giflerdeki gibiydik. baktım, güldüm. sonra yine telefonla uğraşmaya devam ettim. biz de herkes gibiyiz be yaa......... *

twitterı bu kez kesin kapatıyorum defter. naneli şekere başladım tekrar.

seni de günlük niyetine kullandım ama ayıboluyo mu aceba.

her şeyin hayırlısı bir yerde.
devamını gör...
6971.
buranın nasıl bir büyüsü var ben anlamadım arkadaş. giren çıkmak bilmiyor! ya her gün her gün sizinle mi uğraşacağım. milletin ne çok boş vakti var, ne kötü huyu var... kovarım, kovmasam da gönderirim bir şekilde. ayağını keserim. boş beleş tip istemiyorum çevremde. işimiz gücümüz var kardeşim.
ben yapmıyorum. yapmadım yapmak da istemiyorum yapamam da. gidip orada burada siftinmek. vakit olsa keşke, yapacak çok şey var.
kahvehane de işletmiyorum tekke de. buranın bağımlısı bir tek ben olabilirim anlıyor musun ?
yüzsüzlüğe tahammülüm yok. 1-2-3... sonrasında beni tanıyamazlar. bazen ben de şaşıyorum kendime...
devamını gör...
6972.
bazen hiç ciddiye alınmayacak şeyleri ciddiye alıyorum ya kendime şaşıyorum.
hey Allah'ım yaa,
benim kullandığım tek bir ya var o da hey Allah'ım yaa*.

devamını gör...
6973.
bi tane icat fikrim var. aliexpress'te bi üründen esinlendim. olay çok basit fakat kullanışlılık mevzusunda sıkıntı var. mucit oluyor muyum şu an ? prototip yapsak kaç ex gelir ?
devamını gör...
6974.
yorgunum... daha başlamadan tükenmiş hissediyor yürek. çok zor, yıpratıcı günler bu günler. en az on beş on altı gün sürecek... ayakta kalmak için güçlü olmam gerek sanırım. iyi olmaya ihtiyacım var... hem de hiç olmadığım kadar...
devamını gör...
6975.
uzuun bi aradan sonra bir şeyler karalıycam.

tevafuklar silsilesine refik halid,in gurbet hikayelerinden birini okurken karşılaştığım satırlar da eklenince, daha fazla susarsam boğulurum hissine kapıldım.
bu satırları bulunduğum köye atanmadan önce okumuş olsaydım şayet, sadece o anlık tahayyül eder okumaya devam ederdim. fakat benim yaşadıklarımı, sustuklarımı, içime attıklarımı, anladıklarımı, anlayamadıklarımı yazmış. susmaya ara verip belki de bi müddet yazıcam. kalemi kenara koyup yazmayı bıraktığımdan beri yaralandığımı anladım. takat yetiremeyip sustuklarım, kağıda da dökülmeyince canımı yakar olmuş bilemedim. muhtemelen yazdığım yazıları yırtıp attığım gibi buraya yazdıklarımı da silicem. ama şu an yazmamanın pişmanlığını yaşamaktansa yazmanın pişmanlığını yaşamayı tercih ediyorum.

"yabancı memleketlerde bir kasabaya sokulup uzun müddet yaşamaktaki azabın ne olduğunu bilir misiniz? beş on gün gezdikten sonra, tanıdık çehre, alışabileceğiniz yer bulamamaktan bezer, odanıza girer, yalnızlığın içine sinersiniz. çam dallarında sallanan bir tırtıl torbası gibi kafanızın içi mütemadiyen, gece gündüz kıvrılıp bükülen soğuk temaslı düşüncelerle dolu, hareketli, ağır, yüklüdür." demiş refik halit. evet bazen düşünmemek, gözlerini yumup bir an olsun düşünmeden durabilmek.. buna şu aralar o kadar ihtiyacım var ki.. "can sıkıntısının bir sesi vardır; bunu ancak, böyle bir zamanda, o gurbet odasında duyarsınız: eski mobilyaların tahtalarını dişleyen gizli kurtların biteviye çıkardığı kemirici,işleyici ses... birden eskiyiveren gönlünüzde bu kurdu ve bu sesi işitirsiniz ve oyduğu delikten incecik tozların içinizde biriktiğini duyarsınız. şayet iradesiz bir adamsanız az zamanda çürüyüp çökmeniz pek mümkündür." demiş. takat kalmayınca iradenin kolu kanadı kırılıyo işte. "ben çökmemek için köşe penceresinden ayrılmazdım; köşe penceresinden dünyayı seyrederdim." diye devam etmiş. benim pencerem,parmaklıktan daha beter bir demirle kapalı. kuru olmamasını dilediğim bir fidan ve koca dağa bakıp duruyorum.. neyleyim?
devamını gör...
6978.
ilk cenaze hatıratıdır.

aptallığından öldü dediler. ta o zamandan bu cümle aklıma takılmıştır. aptal olmayanlar sanki hiç ölmez. çocukluk işte kastın zamana olduğunu anlayamamış olmalıyım. her neyse işte eski bir hikaye bu. çok sigara içiyormuş adam. sigara dumanını içine çekiyor üstüne iki yudum çay içtikten sonra çektiği dumanı bırakıyormuş. bıyıkları sigaradan sararmış, yalnız muhabbeti de iyi biriymiş. ne kadar sigara tiryakisi de olsa karşısında biri varken asla dudaklarının ön tarafından bırakmazmış dumanı, dudaklarının sağ ya da sol köşesinden usulca salarmış. zaten diyorlardı ki çektiği dumanın çok azını geri bırakıyormuş. ciğerleri batışmaya başlayınca karısının ısrarıyla hastaneye gidip kanser olduğu ortaya çıkmasına rağmen bile sigarayı bırakmamış dediklerini duydum. bu nasıl bir sevda ve azimdir, ölümüne tutkudur ya da vazgeçemeyiştir, nasıl bir ölümdür. nasihate gelir yanı yok. ne zaman nasihat edecek olsa biri, hemen o tatlı şakaları arasında kaynatır durumu. velhasıl rivayetler muhtelif, mahalle üzgün. cuma namazının farzından sonra direkt dışarıya fırlar çakmağını arar ceplerinde. her seferinde çakmağı değişik ceplerine koyar. esasen hikayeleştirilecek kadar sıradışı biri değil, ölümle sıradışı bir hal almış gibi. mahalleli iyi adam olduğunda hem fikir. lakin popüler laf, aptallığından öldü. benim için önemi ise ilk hatırladığım cenaze olması. kim niye korumadıysa beni cenaze evinin çevresine doğru arkadaşlarımla varmışlığım, kadınların ağıt sesleriyle ürpermişliğim var. müteakip günlerde başlıca laf konusu oluşundan duyduklarım arasında onca güzelleme varken aptallığından öldü lafı kazınmış hafızama. takdiri ilahi dedi babaannem. adeta ölüm için çabalaması dahi kaderin sırlı halindenmiş. her sigara içen böyle beyaz saçı azken ölmüyor hem dedi. onu bilmem, ama ergenliğimde sigaraya özenirken bu ölümün de etkisinin olduğunu düşündüğüm bir gerçeklikle daha fazla baskıya maruz kaldığımı düşünmüyor değilim. babaannem de gitti ergenliğimi görmeden, o ayrı mevzu. bir mahalleyi saran ölüm ile ilk tanışıklığımızın ilginç bir yönü yok. kimse için önemli değil. benim hikayem bu. yazıya dökülünce tarihe not düşmüşüm gibi. kül tabağımda sigaram, aptallığımdan öleceğim.

devamını gör...
6979.
okul kursuna giderken öğretmen servisini yolda polisler durdurdu. polisle aramızda geçen diyaloğu anlatayım da yüksekovadaki polislerin psikolojik durumundan bi nebze haberdar olun.
polis aracı durdurdu. servisin kapısını açtı şoförümüz
polis: hepiniz türk müsünüz?
biz: evet.
polis: aranızda kaçak var mı? araçta leş var mı? keleş var mı? eroin falan? patlayıcı?yok mu? hiç biri mi yok?
ön kapıya yöneldi. elinde efendimizin hayatını anlatan kitap taşıyan öğretmenimize yönelip :'' sen de elinde ne taşıyacağını iyi biliyon haa.. hiç şüphelenmedim senden ha.. puhahahha muhahahha zuhahahha hahahha ''
biz: ^^))lfkjgşogj.


not: bu arada yüksekova'dan kandil'e hatırı sayılır aşiret büyükleri gitti. çatışma olmadan karara bağlamak istiyorlar. çok düşük bir ihtimal ama belki bir umut...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar