sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

7321.
bahar şizofrenlerin uyanma mevsimidir...

bugün bir şizofren ile tanıştım.çanakkale'de beraber askerlik yapmışıhttp://z.geçenlerde onu çaya davet etmişim.kırmamış sağolsun gelmiş.sitem etti bana.ona "hanıma diyeyim de sana uygun bir kız bulalım seni everelim" demişim."şeker fabrikasında" beraber çalıştığımız zamanlarda çok kollamış çok yardım etmiş http://bana.ehhttp://te.bi sigara bi çay masrafı oldu ama altüst etmeye yetti beni.

dünya sadece boş hayallerden ibaret bir alem.işte bu garibanda hayallerin en daniskaları ile yaşıyor.

garip vesselam...
devamını gör...
7322.
"hüzün baki kalmış bizde" derler, şu an ki ruh halime bakan.
bazı şeyleri, gerçekleşemeyeceğini bildiğiniz şeyleri düşündüğünüz oldu mu hiç? hayal kurmakla arasında incecik bir çizgi vardır. hayal insanı mutlu eder, bahsettiğim durum ise sizi kederin kollarına bırakır. düşündükçe sizi sarıp sarmalar, uzaklığında, olmayacak şeylerinde, kaderinde, yaşadıklarınızında sonucu olarak, bir tek kelimeye teslim olursunuz.
kader..
amenna, ne denebilir ki?.
devamını gör...
7323.
iki şehir arasını köy minübüsü ile gidiyorum. minibüs 850 yerde durdu, mevlâna gibi mübarek herkese gel diyor. lasitk olan koltuğa denk geldim sağ bacağım havada gidiyorum. ulen birde 20 lira para verdik
bir çorum leblebisi için değer mi?
devamını gör...
7324.
şu sıra giyip çıkardığım ve yıkanmasını beklediğim hangi pantolona elimi atsam içlerinden 5 er 10 ar lira çıkıyor. böyle böyle zengin olurum galiba.
devamını gör...
7325.
- hani hababam sınıfında bütün sınıf trambolinle duvarı aşar da badi ekrem yalnız kalır ve o da dener dener başaramaz ya kendimi bazen öyle hissediyorum.

- 10 sene önceki halini bir köşede bulup kulağına bi şeyler fısıldamak istemez miydin?

- yazılıp yazılıp silinenler.

- iddaa bayiinde adamın biri arkadaşına onların forvet sevgilisinden ayrılmış morali bozuktur üst oynama çok gol olmaz demişti. işte böyle analizciler lazım bu ülkeye.

- bak hala fake profille kızı facede ekliyeyim mi diyo ulan kız mı kaldı babaanne oldu torunlarıyla fotoları var bu müptezel hala nerde!

- senaryolarıyla kapı kapı dolaşıp üç sayfa okudunuz mu bırakamayacaksınız ya şöyle bi dokunun bari diyen ahmet uluçay ı üzdüler bu dünyada. 'bak bunu üç sayfa okudunuz mu bunu bırakamayacaksınız elinizden... ya şöyle bi dokunun bari, bakın bunun kumaş başka kumaş.'

- sen ne konuşuyorsun lan değişik

- biraz da kültürlenelim 15 ocak 1892 de basketbolun kuralları yazılmış.

- fomo diye bir şey duydunuz mu? fomo bir modern zaman hastalığıdır gelişmeleri kaçırma korkusu ve bu giderek yaygınlaşmaya başlıyor!

- anası pazara bir şeyler satmaya gitmiş gariban çocuğunun dört gözle anasının getireceği şekerleri beklemesi...

- yanardağ ağzında çöp şiş mi yapıyorsunuz birader nedir bu akşam mevzu?
- bizim hayatımızın özeti: 'şimdi biraz uyumaya çalışayım biraz da yarın kafaya takarım'
-
- ha bu arada başbakanımız hayırlı olsun.
dönemin ulaştırma bakanı binali yıldırım, "aşık veysel yaşasaydı 'uzun duble bir yoldayım' derdi" diyerek duble yolları övmüştü öyle aklımda kalmış.

vedalar asil olmalı işte beyleeee...

devamını gör...
7326.
ilkokulda ucu yeni açılmış, iyice sivrilmiş kurşun kalemle yazı yazamıyordum. uçlu kalem de yasak. ( ne kadar doğru bilmiyorum ama parmak gelişimini engellediği için hoca kızıyordu. tamm bir öğ-ret-men). defterimin arka sayfasında (daha sonra sayfalar hatta yeni bir defter) kalemin ucunu iyice yumuşattıktan sonra yazıyordum ancak. tabi kalemler daha hızlı tükeniyor. sonra sonra insanlar başka şeylere karalama defteri dediğini öğrenince bu sarsıntı uzun sürdü. meğer böyle yapan benden başka biri vardıysa da ben bilmiyormuşum.
devamını gör...
7327.
gidenin yokluğuna alışmak mümkün olmuyor ne de varken kıymetini bilmek. yokluğunun sancısı ve geçmiş varlığının hatirasi arasinda öyle yarım yamalak, kör topal yürüyorsun. artık yağmur da ıslatıyor seni, güneş de yakıyor. kimsesizlik bir kor gibi böğründe yanıp duruyor. damdan düştün, acıyor her yanın. ilacın yok.
devamını gör...
7328.
bugün evden çıktım dışarıya. tam karşımdaki duvarda;

''bizde ölücez'' yazıyordu. yazının altında da ''spoiler'' demiş. lan her yer sözlük.

''de'' yi ayırmamış. ''ölücez'' değil ''öleceğiz''' olacak. resmen kız elinden çıkmış gibi. lan kim yazdı ?
devamını gör...
7329.
burayı resmen iç dökmek için kullanıyorum.
isimlerimiz kimliklerimiz özgürlüğümüzü kısıtlıyor farkında değiliz.
burada bilinmeyen isimsiz olduğum için belki de en çok hijadelim.
herşeye sevgiyle heyecanla merhamet ile yaklaşıp başlayıp sonunun hüsran olması beni artık bık tır dı.
düşünsenize bu basit aptal bi kek yapımında dahi başıma geliyor.
özenerek severek yapmaya başladığım bi kek bile bana neticesini istediğim gibi vermiyor. hayır kekim yanmadi. ama hayal ettiğim gibi olmadı.
tıpkı hayatımın geri kalanı gibi.
bu hayal kırıklıklarindan sonra yaşadığım hissetiklerim ise ancak bikac damla ile denize ulaşacaktı.
hasılı içimde okyanuslar.
devamını gör...
7330.
şu sıralar bütün gazlı ve tatlı yiyecek içeceklerden uzak duruyorum. sigara da içmememe rağmen gelen ilk sigara tutuyor. yani neyden kaçıyorsa gelip buluyor. bu olayı biraz da para ve lüsk otomobiller üzerinde deneyim bakalım tutacak mı?
devamını gör...
7332.
bilmiyorum ki bazı tesadüfler neden oluverdi? onca
insan varken dünyada neden garip şekilde onunla aynı kişileri tanıdık? bilmiyorum. herşeyi anladım ama burada takılıp kaldım.
devamını gör...
7333.
şimdi dedi ki geçen gün kız yüzyetmil santimetreymiş ve kırksekiz kiloymuş. bir de sağolsun cancağzım eksik olmasın fırsat buldukça genç ve güzel kızcağızın fotoğrafını göstermekte, evet beyim kız güzel tamam anladık, masumluğuna da eyvallah, çok şükür boyu posu da yerinde, benden bir metre uzun ve yüz kilo daha zayıf. tamam da aldın senin oldun paketle koy evine ne yapayım. hayır kız öyle tatlişko ki diyemiyorum banane. onun yerine şöyle diyorum kız hakikaten çok hoş hiç bize bulaşmasın da duruluğunu muhafaza edelim. sonra niye öyle diyormuşmuşum...töbee.
devamını gör...
7335.
yine tüm işlerimi son ana bırakmacalarda en birinciyim. günler şöyle bi 19727363 saat olsa,benim hiç uykum gelmese, saniyesinde sıkılmasam yetişir bence de yaa.aynaya bakarak kendime 'sen kocaman bi çılgınsın' diyip aralıksız beş dakika gülüyorum. kendimi çıldıriciim. her neyse. müstesna teyzenin de söylediği gibi, Allahım sen keçilerime mukayyet ol.
devamını gör...
7336.
okuduğum yeni yazar ve okuduğum yeni kitap için bazen içimi hüzün kaplıyor. geç kalmış hissediyordum yazarın cümlelerine,terubelerine, bilgisine ve anlatımına. sonra diyorum ki daha çok okumalısın. birkaç tane daha kitaba ve yazara geç kalmamak icin.
devamını gör...
7338.
bu başlığın adı önceden cogito sözlük yazarlarının karalama defteriydi. konumuz bu değil ama..

geçen gün yönetmelikte "hazarda ve seferde muvazzaflık hizmeti dışında silah altına alınan devlet memurları, silah altında bulundukları sürece izinli sayılırlar." diye bir madde okudum. seferberlik olduğunda silah altına alınan devlet memurunun özlük haklarında sıkıntı yaşanmaması için çıkarılmış bir kanun olsa gerek.. sora bu bilginin benim ne işime yarayacağını düşündüm ama işin içinden çıkamayıp, kendime sade kahve söyledim. kahveyi getiren ahmet amcaya kafayı dağıtmak için "söyle bakalım ahmet amca; şu hayatta işine yarayan şeyleri nasıl öğrendin?" diye hoppadanak bir soru sordum. ahmet amca benim bilgisayara baktı, aşağıdan yukarıya süzdü beni. hiç lafı gevelemeden "okuyarak öğrenmedim. düşünerek de öğrenmedim. ben hayatı, yaşayarak, acı çekerek, üzülerek, sevinerek, fedakarlık yaparak öğrendim. buradan senin gibi çok insan geldi geçti. hep kitaplara gömüldüler, etraflarına hiç bakmadılar. sen öyle olma evladım. sen de hayatını benim gibi yaşayarak öğren." deyip gitti.

biz öğrendiğimizi yaşayamadan ölüp giderken, ahmet amcam yaşadıklarından öğrendikleri ile bilge olmuş ölmeyi bekliyor. hangi hayat daha bereketli?

devamını gör...
7340.
açık pencere önünde gözyaşları arasında siyah demirlere olabildiğince sıkı tutunup sokağın mavi havasına olabildiğince dalarak soluk almaya çalıştığım da oldu. aynı zamanda şaşılacak derecede ince olan çocuk belimin hizasında bulunan, işinde çok da iyi olmayan bir radyatörün aslında yetersiz fakat o anda cehennem sıcağı niteliğinde olan sıcaklığını hissediyordum. ben mavi havanın hafifliğinde kolaylıkla nefes alabileceğimi düşündükçe, o mavi hava bir van gogh boyası gibi gayet somut, sert ama kokusuz bir şekilde boğazımı sarıyor, nefes almamı daha da güçleştiriyordu. bu mavi havanın içime içime akmasının etkisiyle midir bilinmez, içimde bir yerlerde yine "kaçsam bırakıp" çalıyordu. bütün hücrelerim teker teker aynı eseri büyük bir ustalıkla icra ediyor, türk müziğinin bu kadar derin yerlerime ulaşmış olması beni şaşırtıyordu -hayır, şu an şaşırtıyor. bu da biraz da şarkının etkisiyle midir bilinmez, sokağa, mavi havanın hemen altında uzanan ve geceleri çok daha yürünesi, çok daha temiz görünen siyah yola fırlayıp, çıplak ayakla, sessiz sessiz, hızlı hızlı koşmak ve koşmak istedim. her şeyin sebebi elimdeki telefonu mavi hava hapishanesine fırlatıp olabildiğince uzağa koşmak... yanıma yalnızca gecenin ve ezilmiş kalbimin karanlığında zor güç bulduğum tuvalet kağıdını -ağlamaktan bir yanardağa dönüşen burnumu doyasıya silmek için- almak.. sonra ne olacağını düşünmüyordum elbette. zaten tüm bunlar birkaç saniyede kafamın içinden geçmiş, herhalde hızla koşmak ve koşmak eyleminden biraz sonra mavi hava hapishanesi tarafından yutulup yiteceğimi düşünmüştüm. ne idüğü belirsiz bir hadise olurdu doğrusu, bana neler hissettireceğini tahmin edemezdim. fakat elbette ışığımla aydınlatmaya çalıştığım insanın karanlığında boğulmaktansa, mavi hava hapishanesinin en yoğun maviliklerinde boğulmayı tercih ederdim. bu da nispeten sevinç verici olurdu.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar