sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

8081.
hazır bütünlemeler bitmişken, her gün bir arkadaşımla görüşür oldum.
zaten tüm çekilmezliğime rağmen -bana göre- herkes kuyruğa girmiş.
kimi meşgalelerim arasında onları unuttuğumu sanmış.
derken insanlarla görüşüp görüşüp duruyorum. (bu arada sorumluluklarımı yerine getirebilirsem hakkıyla, kimseyle görüşmeye vakit yok da hani)
ancak çok acı bişeyi paylaşacağım sözlük. insanlarla görüşmek beni yalnızlaştırıyor.
zaten çok az kişiyle ortaklıklar var.
hele geçen bir oturmuşuz. neden bilmiyorum, o arkadaşlarımla bu tip konuları konuşmadığımız halde
oturur oturmaz herkes kendine gelen talip hikayelerinden bahsetmeye başladı. sıra bana gelince anlatacak birşeyim yoktu. hatta şu uzaktan kafamı taktığım insanlardan bile yoktu yemin ederim.
işin garip yanı bazen hani hep eksikliğin oradan olduğunu sanırdım ya, galiba eksikliğim bu da değil.
belki de ben kendime böyle bir eksikliği yakıştıramayacak kadar başkaydım önceden.
aslında Allah'ın bana yasak etmediğini kendime yasak etmenin sonuçlarının ağırlığını da tecrübe etmiş biri olarak böyle radikal düşünmemeliyim biliyorum. ki ortada radikallik mi kaldı diyorum bazen.
hasılı hep aynı yerdeyim. sadece tüm sorunlarım arasında kalkabildiğim sabah namazları yüreğime huzur veriyor.
şuna rağmen buna rağmen sabaha kalktım deyip mutluluktan uçuyorum. birkaç uhrevi rüya görüp hele, sarhoş olmuştum adeta.
ki şunu da bilerek: "ben uhrevi rüya görsem ne olur ki, yanlışlıkla görmüşümdür o rüyayı."
neyse işte. bütün parçalarım kayıp hasılı. ne eş gelse doldurur ne arkadaş olsa candan.
zaten herkesle buluştukça içimde yalnızlık büyüyor. insanların muhabbetleri beni boğuyor. şu farklı kız şu farklı çocuk da olmak istemezdim de.
sürüden ayrılıp kurdun kaptığı kuzu olmak da.
yine de bana hep ölme isteği düşüyor. düşüyor be sözlük. o da canımı almıyor ki. bari şöyle biraz daha sabah namazına kalksam da gönlüm huzurla doluverse. bari sorunlarım geçmeyecekse sabah namazına kalkabilen biri olayım amin inşallah.
yarın da buluşacağım bir sürü kişiyle. öteki güne de söz verdim başkalarına. ama hepsinin yanından ayrılınca otobüse binince gözlerim dolacak şuanki gibi biliyorum. şükür bize aba düşmedi ama böyle yeryüzünde garip kalmak düştü.
devamını gör...
8082.
insanların sadece tanıdıklarına selam vermesi kıyamet alametlerindenmiş... bunu öğrenince kötü oldum... çünkü biz, insanların sadece tanıdıklarına selam verdiği ve bütün iyiliklerin yarım olduğu bir memlekette yaşıyoruz; ve bu yarımlık hepimizi esasta kötü yapıyor... o zaman "dağılmış pazar yerlerine benzeyen" bu memlekette, "bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyoruz" işte... birbirimize yalnız teamüller gereği yaklaşmaktan, bir şeylere sadece teamüller gereği "inanmak"tan geliyor bu ruh hadımlığı... unutamadığımız insanları, vefatlarının sene-i devriyesinde anıyoruz; ama onları tanımıyoruz... o bütünlüğü, o şevki, o vecdi bulamıyoruz biz... işlerin, oluşların hakikatine değemiyor, dokunamıyoruz... her işimiz yarım derken, bu toplumda iyilikler yarım derken, bunu demek istiyorum işte; değmiyor... istiğfarlarımız bile istiğfara muhtaç... ne olduğumuz gibiyiz, ne olmamız gerektiği gibi... zaten bir şey olduğumuz falan da yok...

mesela "yaşamayı deneme"de geçiyordu:

- "aşkta kavuşulunca aşk biter, kavuşulmayınca ömür boyu ağlanır. ikisi de teselliden uzak."

böyle; neye el atsak elimizde kalıyor, hasret bitmiyor... yarım yarım ukdelerimizi büyütmekten başka bir şeye yaramıyor zaman...

neyse, böyle bir iklim işte... belki de bütün zıtlar iç içe olduğundan nerede durduğumuza karar veremiyoruz... çalışsak da gafletteyiz, yan gelip yatsak da... ve işte bu saçmalığa gülünür de, ağlanır da... biz, şu bardağın hangi tarafının dolu olduğunu bilmiyoruz...

hani, yine aynı eserden:

- "serpil... ölsen ne çok ağlayacağım arkandan; ama ölmüyorsun ki..."

yani insan her zaman kurtuluş için yıpratmıyor kendini; çünkü bu zıtlıklar, ruhun derinliklerinde birleşiyor... bazen, belli bir duyguda derinleştikten sonra insan, sonucu ne olursa olsun, bile bile gidiyor onun peşinden...

bu kez "tohum"dan:

- "ceylanları su başlarında ney çalarak vurduklarını bilmez misiniz? bu ele avuca geçmez hayvan, ney sesini duyunca ağaçların arasından ağır ağır ilerler, su kenarında yere oturur ve dünyanın en güzel gözleriyle hüngür hüngür ağlamaya başlarmış. pusudaki avcılar tüfeklerini o asil hayvana çevirirler, rahatça nişan alır ve hep birden patlatırlarmış. duman kadar çevik hayvan bir taş parçası gibi olduğu yerde kalıverirmiş. (sesi değişir, gözleri dolar) bizde bu ruh ve ellerde bu düzen oldukça, bizi vurmak da iş midir? bize sevdiğimiz havayı çalsınlar, ökselerine mukaddes bildiğimiz şeylerin yemini serpsinler, sırtımızdan nişan alındı demektir. düşman bizim bu tarafımızı bizden iyi anlayan ve kullanandır. böyle bir tuzağı o kurar, ona düşeceğimizi bildiği için kurar, bizi tanıdığı için kurar. biz de ona düşeriz, ruhumuzun ateşi gözümüzü kör ettiği için düşeriz, düşeceğimiz için düşeriz."
devamını gör...
8087.
geliyorum gidiyorum sol framede daha iki satır dolmamış, ayıp değil mi? n'abıyonuz siz böyle? hadi yazmıyonuz, oylamıyonuz da. okumuyonuz da mı yoksa? aloouu! kime diyom? hadi hadi. yazın birer ikişer. hadi. oturup durmayın. canlanın acık.
devamını gör...
8088.
ben annemin hakkını nasıl öderim diye günlerdir düşünüyorum. şu günlerde bir daha anladım ki o olmasaymış ben kesin hiç olmuştum. kendi dertlerini bir kenara bıraktı benle uğraşıyor yazık kadın. evde olduğumda sürekli gözü üstümde ağzımdan çıkacak lafa bakıyor evde değil isem arar nasıl olduğumu sorar. biliyorum ki okula dönünce aklı bende kalacak nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum onun değerini. gece gece uyanır uyanmaz yine bizim odaya geldi kontrol etmek için. anne olmak bambaşka bir şey. şükürler olsun ki yanımda o kocaman sevgi ve merhamet dolu kalbiyle. tüm annelere Allah uzun hayırlı mutlu huzurlu ve sağlıklı bir ömür versin.
devamını gör...
8089.
artık yazmak da gelmiyor içimden. yazacak bir şey kalmadığından değil ama yazmanın kimseye faydası yok galiba. hâlâ niye mi yazıyorum öyleyse?.. buna yazmak denmez ki... yazıp yazıp siliyorum içimden geçenleri de.

artık konuşmak da gelmiyor içimden. konuşacak bir şey kalmadığından değil... ben muhabbet etmeyi çok severim aslında, sık sık birileriyle konuşma ihtiyacı duyarım ama muhabbetim iyi değil... bunu fark edince muhatabımdan önce bana bir soğuma geliyor, lafımı yarıda kesiyorum hep. muhabbet bir satrançtır demiş şair* ama ben zaten satrançta da iyi değilimdir...

peki ben nede iyiyim?.. hem bu şeyler hep neden böyle?..
devamını gör...
8090.
en yakin arkadaşımın kardeşi benim fotoğrafımı gördüğünde 15 yaşında olduğumu düşünmüş. biraz abartmış ama yine de mutlu oldum küçük gösterdiğim için. bana niye öyle gelmiyor ki ben kendimi yaşımdan büyük, sanki 50 yaşlarına gelip elinde avcunda hiçbir şeyi olmayan biri gibi hissediyorum.
devamını gör...
8091.
"22 yaşındasın. aynanın karşısına geçip içinle dertleşiyorsun değil mi? yüreğindeki camı çerçeveyi indirmek geçiyor içinden fakat zaten parçalarına ayrılmışsın. içindeki enkazdan kurtarabileceğin tek bir duygu bile kalmamış geriye. güzelim, toparlanmak şöyle dursun sen kendi yüreğinden bile canlı çıkamayacaksın." dedim kendime.
devamını gör...
8095.
bu narin genlerim nasıl olmuş da doğal seçilim esnasında telef olup gitmemiş şaşırıyorum. ben böyle bir çağda bu kırılgan fıtratla nasıl 22 yıl yaşayabilmişim şaşırıyorum. 'hayata tutunan yerlerim ağrıyor' demiştim bir gün. hayata tutunan yerlerim tutuldu benim.
devamını gör...
8096.
bir şeyler çiziktirirken güzel olması için neden bu kadar uğraş verdiğimi/verdiğimizi anlamıyorum..misal bir üst tanımdaki ifadeler çok güzel ama bu duyguları ifade ederken neden retoriğe bu kadar ehemmiyet veriyoruz anlamıyorum..nedense bana makyaj gibi geliyor bu hadise..duygularımızı ifadede neden fondöten kullanma ihtiyacı hissediyoruz..anlamıyorum..bir önceki cümlede de bunu yaptım mesela..ne garip..nedenini karalarsanız memnun olurum..
devamını gör...
8097.
bir şeyler çiziktirirken işin içine makyaj malzemesi koyma hadisesini genelde hanımlar ve edebiyatçı fıtratlı veya gözükmeye çalışan adamlar yapar. basit bir derdini anlatacakken öyle bir cümleler kullanır ki zannedersin dünya üstünde öyle bir dert yok. mesela gerçek bir derdin üstünde oynayamazsın. bir suriyeli dertlerini anlatırken afilli cümleler kullanamaz. afiilli cümleler de lükstür. derdin lüzumsuzluğuna göre artış gösterir. veya bir yakınınızı kaybettiğiniz zaman bırak retorik cümle kurmayı konuşamazsın düşünemezsin, konuşmak istesen boğazındaki yumruk baskı yapar. ne dertler var.. başa gelmeyince kendi dertlerimiz en büyük gibi gözüküyor. ama bir kere tecrübe edildiği zaman öncekileri unutmayı geçtin, düşününce ben ne kadar ahmakmışım diyorsun.

devamını gör...
8098.
üzüntüleri ifade etmek/edebilmek aslında onu katlanılır kılmaya yarıyor. anlatınca rahatladığımız gibi, yazınca da aynısı. içindeki şeyleri söz sanatlarını kullanıp şekillendirip sunduğunda duygu ve düşüncelerin üzerinde egemenlik kurabildiğini hissediyorsun ve bu da negatif duygularını sağlıklı bir sahaya çekiyor. psikolojide baş etme mekanizmalarından bahsedilir bir sürü, ifade etmek de bir baş etme yöntemi, tıpkı mübalağa veya espri yapmak gibi. acını salt bir şekilde sunmak yerine süsleyerek söylemek, abartarak söylemek, ironik şekilde söylemek vs. acını hafifletiyor bir şekilde, iyi geliyor. duygularını eğip büküyorsun, onlara hükmediyorsun, şekillendirip söylüyorsun ve sonrasında daha iyi hissediyorsun. kelimeler ve ifadelerimiz sandığımızdan daha fazla ve direktman etkili, en başta da kendi üzerimizde.

"şüphesiz kelam mucizedir ve sözün kudretine daima iman ettim."
devamını gör...
8099.
bi insana umut vermeyi ciddiye almak lazım. ınsan kaşına gözüne bakısına cümlesine tebessümune dikkat etmeli.. seven insan icin hepsi bir 'karsılık'tır. leyla nın mecnuna kötü davranması mecnuna " olsun bana farklı davrandı" dedirtiyorsa mesele cok ince. üzmeyin la milleti..
umut verilmedigi halde takıntı yapıp peşe takılanlar. abi korkuncsunuz. yeminne aklım cıkıyo sizin gibi tiplerden.
devamını gör...
8100.
venom'un sözleri fazla iddialı olsa da haklı yerleri var. ben ifade edemediğim duygudan korkarım mesela. "gerçek acı sessizdir" denmiş ya hani, haklılık payı var. hiçbir acı basit olmamakla beraber ifade edilen acı bir nebze iyiye yorulur. sağlıklı olan çünkü ifade edilebiliyor oluşu. sağlıklı olan, kişinin acısını ifade etme yolu bulması. yaşadığı travmalar sonucu şoka giren lal kesilen kişiler oluyor mesela. çünkü acılarıyla baş edememişler. kelimeye vuramayacak kadar derin yaşıyorlar acılarını. histen söze geçirememişler, o denli yoğun. ifade edilen acı basit değildir ama ifade edilebilmesi kişinin baş etmeye çabalıyor olduğunu gösterir. ifade edilmesi olumludur vedahi gerekliliktir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar