sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

8201.
özgürüm..
özgür olmak muazzam bir duygu!
hissiyat da olabilir; bilemiyorum altan.
işte ne idüğü belirsiz bu özgürlük kavramına yıllar sonra kavuştum.
ellerimde kelepçe, ayaklarımda pranga hiçbir zaman olmadı!
beynimde, düşüncelerimin tam üzerinde oldu bu prangalar..
hayallerimin üzerine toprak attırdılar toplum denen nimet/illet..
ve bir gün tabularımı ayaklar altına atarak bir hayatım olmalı dedim.. yol gösteren dik kaşlar ve zehir saçan sivri çatallı diller olmadan yaşayabilmeliyim dedim ve bilinç altımda yatan millet ne der korkusunu patos makinesinin çarkları arasına uğurladım..
el alem neder diye diye toplumun çizdiği hayatı yaşamaktan çok yorulmuştum.. artık el alem değil de el alim'in ne dediği ilgilendirir olmuştu beni.
istemediğim bir bölümde istemediğim insanların içerisinde, hiç haz etmediğim bir sistemin çarkını döndürmek zoruma gidiyordu..
millet ne der felsefesi ile ömürlerini tüketen ailem başta olmak üzere bütün tanıdıklarım bana düşman kesildi..
sebep??
dünya atölyesinde üretilen tüm karakterler tek tornadan çıkmalıymış da ondan...
dik durdum, ve hayatımı mevlamın yardımı ile sıfırdan inşaa ettim.
üniversiteyi bıraktım medreseye gittim, yeteri kadar eğitimi alınca kendimi ilme verdim ve keremine şükür ciddi anlamda da mevla ilerletti..
bana düşman kesilenlere gelince; beni her gördüğüklerinde karne günü halı desenlerini izleyen çocuklar gibiler..
mutlu olmak istiyorsanız şeriat sınırları içerisinde özgür olun!
istemediğiniz bir bölümü mü okuyorsunuz bırakın, her sabah uyandığınızda söverek gittiğiniz bir işiniz mi var daha iyisi için çabalayın.
hani bize hep dediler ya;
-ayağını yorganına göre uzat diye..
ben de size diyorum ki ayağınıza göre bir yorgan dikin; siz yorgana göre şekil almayın..
tabularınızdan kurtulun, göreceksiniz ki hayat çok güzel ve kuşlar uçuyor...
devamını gör...
8203.
yurt müdürü çekti konuştu yine bu sabah. önce usûlen, "nasılsın?" diye sordu.

boğazımı temizleyip, "hamdolsun hocam, iyiyim," dedim; ardından aklıma geldi, ekledim: "siz nasılsınız?.."

"oğlum," dedi, "nedir bu hâlin?"

boş boş baktım. "nasıl yani hocam?" diyebildim.

"herkese soruyorum, bütün yurtta kimse tanımıyor seni. nerdeyse bir yıldır burada kalıyorsun; ama toplasan 10 kişiyle tanışıp konuşmamışsındır... öyle değil mi?"

"yanılıyorsunuz hocam" diyemedim, çünkü haklıydı. haklı olduğunu söyledim ben de.

"konuşurken neden yüzüme bakmıyorsun?" diye sordu aniden.

bakışlarımı masanın üzerinde duran notlardan alıp suratındaki kirli sakalına çevirmeye zorladım.

"alışkanlık galiba hocam..."

"bak yine gözünü kaçırıyorsun. Allah Allah, ne var bu kadar mahcup olacak?"

"mahcubiyet değil de... herhalde biraz yabancılık hissi..."

"tabii yabancılık hissidir. odanın önünden geçiyorsun da bir kere uğradığın mı var? ayda yılda bir selam verirsin, yurt ücretini ödemek için aydan aya uğramak dışında ortalıkta görünmezsin..."

ee? abi ne diyeyim şimdi buna? ikimizin de bildiği şeyleri yüzüme çarpmakla ne kazanacaksın yahu? eline bir koz geçirmiş gibi dik dik bakıyor bir de yüzüme.

devam etti:

"nasılsın diye soruyorum, hesap soruluyormuş gibi bir hâle bürünüyorsun... oğlum bak bir sıkıntın varsa söyle. biz burada arkadaş gibiyiz... "

bunu da hep söylerler. ne arkadaşı yav? adımdan, yaşımdan başka bir şey bildiğin yok, ne olduğum umurunda bile değil, bir de dertleşmemi bekliyorsun güya.

"okula gidiyor musun?"

bir an duraksadım, peşinden cevap verdim:

"bir iki ders için..."

burada bırakmakla, ona yeni soruları için fırsat vermiştim.

"diğerlerine niye girmiyorsun?"

cevabı garipseyeceğini bilsem de, "henüz hazır değilim," dedim.

"ne için hazır değilsin?"

kalkıp gitmek geldi içimden. işkence ediyordu ve ben, köşeye sıkışmış, onun cevabını bilmediğim sorularıyla muhatap olmaktan kaçamıyor, tek tek savuşturur gibi geçiştirmeye çalışıyordum sadece.

"yani işte..."

kısa bir sessizlik... ardından lafı aldı; kaldığım odadaki "güvenilir" arkadaşlarımdan işitmiş olacak ki adeta bir suç işlemişim, bir yasağı çiğnemişim gibi, "sen şunu şunu okuyormuşsun, şöyle şöyle resimler çiziyormuşsun" yollu sorularla üstüme geldi. ve çok çalışıp derslerini telafi ettikten sonra başarıyla mezun olmuş, parası iyi işlere girmiş eski öğrencileri örnek göstermeye başladı. bazısı şimdi aile kurmuş, çoluk çocuk sahibi olmuş. evleri, arabaları olmuş. yurdun bağlı olduğu kuruma da maddî destek veriyorlarmış. yani biz şimdi onların hakkını ödeyemezmişiz. bu yurtta kalmak için halihazırda yer açılsın diye bekleyen onlarca öğrenci varmış.

işte çıkarmıştı ağzından baklayı... yüzüne baktım: "benim kimsenin hakkına girdiğim yok hocam," dedim. "son ayın ücretini ödedikten sonra da çıkarım, merak etmeyin. zaten ben de çıkmayı düşünüyordum."

"yanlış anladın oğlum, nereye çıkacaksın?"

"şimdilik bilmiyorum. bulurum bir yer..."

yüzünde en ufak bir umursama hissi var mı diye baktım, bulamadım.

odadan çıktıktan sonra kendi kendime ilk şunu dedim: "iyi ki derdimi anlatmamışım."
devamını gör...
8206.
iğreniyorum. iğreniyorum müslüman geçinen bu asalaklardan... yarabbim imanıma mukayyet. bu kadar haysiyetsiz, bu kadar köpeklik peşinde , menfaatçi tiplerin müslüman etiketi ile ortalarda dolaşması...

benzer tiplerden birisine demiştim ki; solcular da, kemalistler de ve hatta ateistler de bu muhafazakarlardan daha iyi, daha dürüst. en sahtekar, kelek bu muhafazakar-dindar geçinenler. eleman bunların tıpkısının aynısı. pek renk vermedi ama epey bozulmuştu anladım bunu.

aynen diyorum. çok doğru demişim. kanaatim değişmedi bilakis pekişti.
devamını gör...
8207.
herkes çok mağdur, çok müslüman, herkes kederli, duygulu, ağlak, zırtlak, hortlak. hepsine de yaaaaaalllaaaaaaaaaah beeeeee. anam ne doymadınız beeee

edit: dümdürekt öküzzler bu eksi butonu altında buluşuyor. :d
devamını gör...
8209.
işsizlerin, yoksulların, bim'den alışveriş yapanlar, tea tone içenlerin, ziraat bursu sürekli -de olanların, cem küçük'e düşman olanların, güneş gözlüğü takmayanların, troçkist kırması menşevik alaşımı yeni oportünist cephe düşmanlarının, mao zedong yoldaştan öcü gibi korkanların, gece acıkınca para harcamamak için uyuyanların, cezaevinde idam sonrası koca koğuşta kefen parası toplayamayanların, kefene gelinlik diyenlerin, ölmeden önce ölenlerin, sehpaya kendisi tekme vurmayı intihar olur düşüncesiyle reddedenlerin, rahat can çekişiriz diye bol kefen isteyenlerin, cezaevi terzisine kefen yapmaları için nevresim gönderen ailelerin, yağmurun hafifçe çiselediği gün açık havada idam edilenlerin, eşinin oyalı yeşil başörtüsünü idamı beklerken hücresinde yanıbaşında tutanların da bir ülkesi olsa?

düşünsenize bunların hepsi zabıtlarda var. zabıtlara geçmiş, niye geçmiş, ne alaka onu da bilmiyorum. idamı da hiç anlayamadım zaten, karşı koyma fırsatın olmuyor bir kere. neyse buldum fırsatını saçmalıyorum yine. hayırlı cumalar.
devamını gör...
8210.
favorilerime girdim şimdi bir baktım; amanın dedim. oylama yapmaya çalışırken birçok arkadaşı favorilemişim. aslında uzun tanımları beğenmişsem kesin favoriliyorum ama kısa olanlar mesaj gelirse çokta şey yapmasın yani. yok üstad, az önce seni bilinçli olarak favoriledim. sen kendini biliyorsun. sizde biliyorsunuz. ben zaten biliyorum. oldu o zaman.
devamını gör...
8211.
veyahut insan niçin yeryüzünün onay ve ispat denetleme memuruymuş gibi karşısındakinin duygu ve düşüncelerinden, kendi duygu ve düşünceleri kadar haberdarmışcasına acımasız ve fütursuzca, büyük hazin bir zevkle ve vahşi bir hazla yargılar insanı?
oysa kendi çaresiz ruhu da en çok bu meseleden ötürü, paslanmış bıçaklardan beklenmeyecek kesinlikte ve zehirli yaralar almamış mıdır?
niçin bu aciz varlık zulüm gördüğünü sakınması gerekirken sevdiğinden;
zulüm gördüğüyle zulmeder?

devamını gör...
8213.
çaresiz, kimsesiz, uçsuz, bucaksız.. nefes bile almak zor gelir insana.. konuşacaksındır sonra neyse der susarsın çünkü çaresizsindir çözümsüzsündür.. gitmek istersin, olmak istersin, huzur istersin ama gidemezsin, olamazsın, huzursuzsundur çünkü kimsesizsindir.. hayaller kurarsın uçsuz bucaksız ama ne gerçekleşir bu hayaller ne de yıkılır çünkü güçsüzsündür ne gerçekleştirecek gücün vardır ne de yıkacak gücün..
devamını gör...
8216.
ben sana hala kardeşim diyorum.
benim gözümde iş tanımın bu çünkü; kardeş olmak.
çok kırılıyorum, darmadağın oluyorum işte bunu kimseye diyemiyorumya. sen bilirsin beni takmaz görünmek benim için kolay. yoksa sende mi takmazcılık oynuyorsun? tüm bu saçmalıklar bu yüzden mi? kapımı aylardır hiçbir sebep yokken çalmaman bu aptal oyunun eseri mi?
ilk defa susmanın, cezasını kesip birini hayatımdan gönderememenin tadına bakıyorum.
hiç kimse bu kuralı yıkamaz derdim o tavizi vermem, bir insanın aklımı meşgul etmesine, karnıma sancılar düşürmesine izin vermem derdim. şimdi sen bir bir düşüyorsun aklıma, yaptıkların, yapmadıkların canımı yakıyor. sanki lime lime oluyorum, etlerimi dilimliyorlar. neyse en azından yabancıya gitmedi bu hisler...

ne zaman vazgeçtik biz annemin çocukları olmaktan?
ne zaman büyüdükte birbirimizden gittik?
ne zaman ulan!
içimde tutamıyorum.
artık yere göğe sığamıyorum.
konuşmadıkça büyüyor. büyüdükçe konuşturmuyor.
aynı ananın rahminden geldiğimi bildiğim, gözünden bir damla yaş düşse bittiğim, çocukluğumu emanet ettiğim sen kardeşim, sen nasıl el oldun bana biraz anlatsana?
devamını gör...
8217.
kimsenin bilmediği, kimsenin sizin gibi yaşamadığı şeyler de var; biliyorsunuz, hayal gibi veya çocukluk anılarınız mesela. hayal meyal de olsa yeri ayrı hepsinin. ölümden sonra hayata inanmadığım devrede, en çok bu anıların kaybolma ihtimali korkuturdu beni. korkutmak ne kelime, kafayı yiyebilir insan sanki bunu ısrarla düşünürse. sorsanız çok güzel şeyler de yaşadığımı söyleyemem şu 23 senelik hayatımda; ama tuhaf bir şekilde, yaşadıklarımı ve yaşadıklarımdan öğrendiklerimi unutmak ihtimali, bana ölüm korkusundan daha büyük acı veriyor. dönüp hatırladığımda "keşke şunu yaşamasaydım" dediğim hadiseler bile benim özümden ayrılmaz görünüyor bana. insanın ne kadar kötü de olsa geçmişini özlemesinin sebebi de hayal ve hatıralarında beliren bu zaman aynasında kendini seyredebilmesi mi acaba?

gece vakti mahallede saklambaç oynarken arka tarafından tırmanıp çatısında sırtüstü uzandığım eski barakadan dakikalarca yıldızları izlediğimi hiç unutmuyorum. mümkün olsa bir daha yaparım. sobalı evde yaşadığımız zamanlar yer yatağında uyuduğumuzu ve geceleri uyuyakalmadan önce kardeşlerimle beraber o kalın yorganın altında kıkırdadığımızı da. bunları unutsam ne olur, bugünümden ne eksilir? belki hiçbir şey. çocukluğumdan bugüne yaşadığım daha mühim hadiseler var neticede. ama nasıl anlatsam... şimdi bile çok fena oluyorum bana ait bu hisleri kaybetme ihtimali aklıma geldikçe. yaşananların sona ermesinden duyduğum üzüntü ve geriye dönük hasretim bir yana, bu yaşadıklarımının hayalinin bile tümüyle elimden alınmasından bahsediyorum. tek kelimeyle korkunç.

belki iyi anlatamıyorum ama kimi tanısam, onunla ne yaşasam, yaşadıklarım esnasında bu ihtimal hep aklımın bir köşesinde.
devamını gör...
8218.
deminden beri bdkd'de yazıyorum bir şeyler. şöyle bir bakıp başlığın klasmanına çıkamadığını fark ettim yazının, attım kumbaraya. esasen vuracağım noktayı da bulmuştum fakat etrafı dolmadı bir türlü. bir nevi teknik arıza. işbu sebep birazdan ağrıyan sağ kolumun üstüne yatıp uyuyacağım gece kalktığımda küttük gibi ağır ve uyuşuk olması bir haz eylemine dönüştü.
eurovision'da arnavutluk'u yarı finalde elemişler. bence birçoğundan iyiydi şarkı. katakulli olmazsa danimarka alır bu maçı.
hala geçmedi bir kruvazör hocam mutabık mıyız ? mutabıkız.
devamını gör...
8219.
hem aceleciyim hem mükemmeliyetçi. çoğu zaman düşünmek için yeteri kadar vaktim olmadığı hissine kapılıyorum. böylece, yazmak dışında bir şey gelmiyor elimden. fakat yaşamak, insandan çokça eylem bekliyor. çokça "iyi düşünülmüş" eylem... ve ne yapmışsam hep ya aceleye gelmişlik, ya geç kalmışlık hissi...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar