sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

9222.
iyi bir insan olduğuna dair ara ara inancın sallanıyor ya hani, insanların sana karşı emek ve sevgilerini hiçe saydığını görüyorsun hafiften, o an kendinden tiksinmek, kaçınmak...

üstad abdülhakim arvasi hz. ile tanışmadan evvel susuzluğunu buna benzer ifade ediyor, herkese bir arvasi gerek şu ahir zamanda, ölmüşüz ağlayanımız yok heyhat...
devamını gör...
9224.
kendi kendime karikatür espirileri buluyorum eleştirilerinize açığım.

+ ne oldu cansu nerede
- terk etti beni, ama son gülen iyi güler biliyorsun abi
+ son gülen o olmuş olm terk etmiş işte seni
- bende onu diyorum son gülen o oldu ya artık ölsemde gam yemem gülüşünü sevdiğim
+ aşıksın olm sen

+ sen gittiğinden beridir telivizyonu açık bırakıyorum
- ee?
+ elektirik faturası kol gibi geldi en azından yarısını yamulsan diyorum
+ hala aynı öküzsün refik.

+alo nasa mı orası?
- evet buyrun
+ hani evren genişliyordu, benim arsam hala 200 metre kare, benim zararımı kim karşılayacak ... çocukları.


doktor1: abi trombositi 3000 olan hastaya splenektomi yapmışsın
doktor2: şecaat arz ederken merdi-i kıpti sirkatin söyler demişler.
hasta bakıcı: yapmayın abi böyle şeyler sonra 1 hafta kendime gelemiyorum.
devamını gör...
9226.
ortalama insan ömrü 70 yıl falan. bunun 16 yılını at çöpe, çünkü o yaşa kadar ne kendini tanıyosun ne içinde olduğun şeylerin şuurundasın ne de insana, hayata, varoluşa dair en ufak bir fikrin oluyor. yani en azından niçe veya hegel gibi bir dahi değilsen ortalama bir zekaya sahipsen bu böyle. ortalama içinden sıyrılabildiysen de, standart bir hayat sana yetmiyor. sen bir şeylere kendini adamak, bu yolla varolmak bir derdin bir çilenin sözcüsü olmak istiyorsun bu sende bir ihtiyaç haline dönüşüyor, varoluşuna anlam katıyor. yürüyüşün bile değişiyor, şu kişot’un gönüllü olarak, hayatının anlam kazanmasını istediği için giydiği ateşten gömlek varya, işte o gömlek varmışcasına üstünde omuzlar dik, baş yukarda gökyüzünden inmiş gibi yürüyorsun. veya o kadar abartmıyorsun ama içten içe temsilcilik iddiasında olduğun çilenin,davanın,meselenin seni yükselttiğine daha da yükselteceğine inanıyorsun ki haklısın. niçe gibi; “yükseliyorum!”...
buna gönülden inanıyorsun, emin olmak için okuyorsun. kendini refere etmek adına okumak şart, gecelerini veriyorsun, sağlığından veriyorsun, uykundan veriyorsun, yeri geliyor canından geçiyorsun vs.vs. ciddi mesai veriyorsun ve istiyorsun ki, bir topluluk içinde herkes birbirini zenginleştirerek varolsun, derdimizi anlatabileceğimiz asgari bir sosyoloji oluşsun, bir adam bir cümle kurarken ardında bambaşka hesaplar yapmasın, kimse kendini pazarlamak adına olmadık absürtlüğü, düşüklüğü yapmasın, bu tür şeylere tevessül etmesin olduğu yerde kalsın, o insan olduğu yerde değerli zaten gibi düşünmek istiyorsun. bunların tam tersi en ilkel hatta hayvani içgüdülerle yapılınca kocaman bir hayal kırıklığından başka bir şey kalmıyor elinde. bu denli mesai harcadığın ve temsiliyet iddiası içinde olduğun şeyde seninle müşterek duygulara sahip olduğunu iddia eden insanlar bunların hepsini yapıyor. üstelik bunu adandığın şeyi kullanarak meşru gösteriyorlar. her seferinde ve zamanla daha ilkelleşerek kendi çürük ve sefil şahsiyetleri el verdiği için her ölçüyü tepeleyip karikatürize eden ahmak bir güruh her mevziyi sarmış; sözde keskinliklerle ali kıran baş kesen olmuşlar. geleneği, hassasiyetleri yok sayarak işi kendi şahsi menfaatinde toplamış, o sefil dünyalarını tek hakikat gibi pazarlarken, hakikate en büyük düşmanlığı yaptıklarının farkına dahi varamayacak şekilde mankurtlaşmışlar. asalet yok, çetin kahramanlıklar çiğneniyor, ne mücadele tarihe mal edilip manalandırılabilmiş, ne gelenek kalmış. en ufak zıtlaşmada da 2 cümle kurmaktan aciz, “keskinleşirken karikatürize olan” ve ali kıran baş kesen havalarında, ilkel mafya babalarına dahi illallah dedirtecek şekilde küfür kıyamet falan. iğrenç. böyle insanlar mikrop gibi sarmış her tarafı, o sefil kafalarını her yerden uzatıyor ve inanılmaz küstahlıkları her geçen gün daha da pişkinleşerek yapıyorlar. ahmaklık, pişkinlik, ilkellik son raddesinde.
herhangi bir olay, herhangi bir mesele, herhangi bir mücadele, herhangi bir etkinlik vs her ne olursa olsun, bu ahmakların ali kıran baş kesen edalarında kendilerini pazarlama tiyatrosuna dönüşüyor. olayın aslı yok, olayın matuf olduğu gaye yok, olayın manalandırılması, anlamlandırılması gibi bir kaygı da yok. tek kaygı “kameralara poz vermek”. koskoca mücadele geleneği nasıl öldü derseniz işte bu ilkel kaygılardan başka bir derdi olmayan ahmakların her yerden kafalarını uzatması ve meselenin “kahramanı” olması yüzünden derim.
böyle olunca da her olay karikatürize, her olayın “kahramanı” bu sefiller. böyle düşünmek istemiyorsun, ancak ilkel kabilelerle müşterek reflekslerden başka herhangi bir tavır, duruş, izzet ve asaletin sözcüsü olamamış bu bedevi sürüsü yüzünden tüm mücadele geleneği rafa kalkmak üzere. ödenen bedeller, verilen kavgalar doğrusuyla yanlışıyla bu zamana kadar alınmış bütün tavırlar bunların önünü açıp çamur deryası haline getirdiği ortam içinde yokolup gidiyor.
sonra tek temsilci bunlar, tek “muhalif” bunlar falan. iyi siz olun, ama iki kelimeyi yan yana getirmekten aciz insanların en azından "aristokrat" bir sosyolojiye hitap eden bir ideolojinin temsilcisi olamayacağını ben naçizane kendi adıma düşünüyorum. gerçeklikle bu denli ünsiyetini kesmiş olmanın verdiği o küstahlık en derin şekilde tezahür etmiş burada. sözün bittiği yerde ali kıran baş kesenlik başlıyor.
aileden, stk’lara, örgütlere bilmem nelere kadar her toplulukta olması asgari şart olan bir öz eleştiri geleneği bu ahmak, sefil, egoist ve bencil sürü yüzünden oluşamamış. hata üstüne hata, her an yeni her an daha da beter bir sefillik. bunları besleyen tek şey yukarıdaki ilkellikler. tek varoluş yolları ali kıran baş kesen olmak, tek sözleri yok bunların, tek bir ayakları yere basan reel tavırları, duruşları, kelime cambazlığından başka bildikleri hiçbir şey yok.
saman vereceğin adama gül verme. yaparsan pişmanlık, sadece pişmanlık...
devamını gör...
9229.
bir süredir dilimde hep aynı şarkı. içten içe kaynayan bir yer altı akıntısının bulduğu bir yarıktan dışarı taşması gibi. bilinçaltımın sürekli bu konuyla meşgul olduğunun farkındayım ancak görmezlikten gelmeyi tercih ediyorum.
gitmem gerek bu şehirden
bir rüya oldun sevdamın gergefinde
neden çocuklar beni gösteriyor
yağmur yağsa güneşin yerine

özgür bir deniz kuşunun karaya mahkumiyeti bu. bir karabasan oldu bu şehir bana. üzerime üzerime geliyor sanki. ruhumu bunalttıkça içime kapanıyorum. içime kapandıkça kendimden nefret ediyorum. ait olmadığım bir iklimde, bir coğrafyada çırpınıyorum. yalnız kendimden ziyade üzüntüm çocuklar için. ben yeterince kahkaha devşirdim bu dünyadan, onların da yaşamak hakları. kanatlarını açacakları engin ufuklar bulmalıyım onlara. annelik bunu gerektirir.
şarkı ümit de veriyor. ancak verdiği akıl bağları çözmemi sağlamıyor.
ha gayret güzelim gayret
biter elbet bu yağmur sabret

gayret ediyorum ben oysa. sabır konusu sıkıntılı biraz ama gayret tam. şehrin beni azat etmesini bekliyorum sadece. o vazgeçmeden gidemeyeceğimi anladım.
devamını gör...
9230.
“göz doktoru: bunu görebiliyor musun?
ben: evet
doktor: peki bunu
ben: evet
doktor: olum niye geldin o zaman ne göremiyorsun?
ben: değer”

evet bazı zamanlar böyle hissediyorum.
devamını gör...
9232.
sözlükle ilgili sık sorulan sorular başlığına yazdım ve başlık sola çıkmadı. yeniden sorayım. sözlüğe eklediğim kitap başlıkları, sizin belirlediğiniz edebiyat kategorisinde otomatik olarak yer alıyor mu? bunun için ekstra bi şey yapmam gerekiyor mu? cevaplarsanız sevinirim.
devamını gör...
9233.
bugün kadınlar günü münasebetiyle kızlarla cafede buluştuk. organizatör arkadaş yanında bir kız arkadaşını getirmiş. meraba falan derken kız döndü. yaa çok tatlısın benim nedense kanım ısındı sana dedi. hiç sebepsiz.
aha dedim birini daha kazanamadan kaybettik.

oğlum öğrenin lan artık şunu ; insan hızlı ve sebepsiz sevdiği kişiden çabuk soğur. ağır aksak ilerleyelim ne gerek var heyecana.
ilk niye beni eliyorsun lan?
devamını gör...
9236.
babama çekirdeğin hepsini bitirdiği için kızdım. sağlığını düşünmen için illa ki azarlamam mı gerekiyor? dedim. yüzüme baktı: beni azarlama ben öksüzüm! dedi.

yani sözlük insan 50 yaşında da olsa anası yoksa öksüz...
devamını gör...
9238.
daha bir gün geçmemiş çocuklar hocam yazılıları okudunuz mu diyor..
kardeşim boş adam değiliz. sözlük tanım bekliyor şurda ne ara okuyalım ?
devamını gör...
9240.
insan en çok istediğinin mağlubudur.

çok istediğinin gerçekleşmeme huyunu kazandığını görmeye başlayınca bu sefer istememe durumu hasıl oluyor insanda. bu hep korkudan. yıkımın korkusu kalbin ritmine bir anda işleyebiliyor. yavaşlatıyor. oturup uzun uzun düşünmeye başlıyorsun sonra. istemek ve mağlup olmak arasındaki doğru orantıda takılıp kalıyorsun. duvarlar örmeye başlıyorsun etrafına. işlem bitince bu sefer yükseltmeye başlıyorsun duvarı.

buna huzur demeye başlıyorsun. çünkü duvarı aşamayan sarsıntı yıkım meydana getirmiyor. emniyettesin sanıyorsun.

halbuki olay öyle değil. ördüğün duvar her şeyin oluveriyor bir anda. çıkmaya kalkışmak bu yüzden akıllıca gelmiyor.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar