sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

942.
yarılan kaşından akan kan çıkık elmacık kemiğinden yanağına süzülüyor ve çenesinin altında birikip siyah üzerine mavi kareli pantolonuna damlıyordu. sandalyenin arkasından bağlanan ellerini çözmek için uğraşırken burada kaç saattir bağlı olduğunu kaçıncı kez düşündüğünün farkında bile değildi. odanın içinde arada sırada bir dalgalanan ışığın tek kaynağı olan kapının anahtar deliğinde dönen anahtarın sesi boş odada yankılanırken sol baş parmağını henüz kurtarabilmişti iplerden. ne var ki kazada çıkan omuzundan sıkıca tutan bir el onu kavrayıp arkası üstü yere düşürdü. kırılan parmağının acısıyla bildiği bütün bulgarca küfürleri ederken tiz bir erkek sesi anlatmalısın dedi. "bunların bitmesini istiyorsan, güneşi tekrar görmek istiyorsan anlatmalısın". anlatacaktı bildiği ve yaptığı her şeyi, hem de bir sonraki günü bile göremeyeceğinden eminken.

aha da böyle başlayan bir kitap okuyasım var bilen ya da duyanların pişt butonunu müracaat etmeleri rica olunur. he deli dürttü gece gece, tövbe tövbe... *

edit: her şeyi de bilmeyin!
devamını gör...
943.
tek lik kavramı.
belki 'birlik' .
ne kadar anlamlı
ya da bir o kadar anlamsız
maddeye yüklediğimiz anlam mıdır onu değerli kılan
yoksa sadece değerli olana mı anlam yüklüyoruz biz ?
elle tutulabilir olması mı değerli kılar var olanı
yoksa ulaşılmaz olmak mı değer katar varlığa
değerli olanı düşünmek midir ona gereken değeri vermek
yoksa düşünmek güzel olanı yok etmek midir ?
ardından
var olduğu halde bizim için aslında yok olan gözünüzün değmesinin imkansız olduğu mudur gercek anlamda yok olan gözümüzün bakıp yıprattıkları mıdır ?
kafam karışık değil belki sadece saçmalamayı seviyorumdur
aklımdan her geçeni bir şekilde yazıp
sayfayı koparıp atmayı mı yoksa ?
benim için anlamlı olan neden bir başkası için önemsiz
dikta edilmiş bir değer yoksa bu değer meselesi neye göre değişir
bu değişiklik meselesi hak yıkımına engel midir ?
benim için basit bir olay bir başkasının hayatının anlamı ise
bu hak meselesi midir ?
bakmak ve görmek ardından hissedip anlamak konuşmak ve anlaşmanın yerini tutmaz mı ?
yoksa yüklediğimiz anlamlar mı onları bu hale getirir ?
sevmek anlam yükleyip o derece değerli kılmak ise her şeyi var edenin aşkına sevmek
bi derece de olsa her varlığa mana yüklemenin gerekliliğini göster mez mi ?
benim zamanı boşa harcamam ona gerekli manayı yüklememem onu değersiz olduğunun göstergesi değilken bunu her yapan benimle aynı fikirde midir ?
herneyse.

devamını gör...
952.
soğuk, kış, kar, erken, sabah, alarm, nefret, tohum, çiçek, böcek, bal, arı, kraliçe, tac, altın, para, mal, mülk, çalışmak, zorunluluk... halbuki yerliler böyle mi? iki yaprak bir fırfır, bir de üfleyecek bir boru. amazonlara gitsem beni alırlar mı aralarına?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar