sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10021.
benim onu sevmemin nasıl bir mucize olduğunu bilmiyor. belki de sıradan ve vasıfsız bir şey olarak görüyor bunu. o da haklı... neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu. farklı boyutlarda elbet. ama bir şekilde sevmiş. zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil. fakat ben ne yapabilirim? anlatamıyorum. anlatamamanın sıkıntısı içimde ki telaşı kat be kat arttırıyor. seni en çok ben seviyorum desem. en... ne en? içimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır. oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor.
devamını gör...
10023.
yakışıklı insanların doktor olması yasaklanmalı. odaya bir giriyorsun tatlı tatlı bilgisayarın önünde oturuyor, imkan olsa karşısına oturur saatlerce izlersin adamı ama bunun yerine "kabızım çıkmıyor içim gaz doldu iğne dokunursanız patlarım" demek zorunda kalıyorsun.

sonrası hüsran.
sonrası göz yaşı.
sonrası kafayı duvara vurma seansları. ah ah.
devamını gör...
10025.
görgüsüz, görgü kurallarını bilmeyen, eğitilmemiş herkesten nefret ediyorum kuna.

özellikle belli bir yaşa gelmiş olmasına rağmen ağız şapırdatanlardan. bu neandertallerden ise tiskiniyorum.
devamını gör...
10027.
yaklaşık dört aydır diyetisyene gidiyorum aynı zamanda da dahiliye desteği ile insülin direncim kontrol ediliyor. yaklaşık 15 kilo verdim.
buna rağmen hala obezim ama artık yemek yerken çok çabuk doyuyorum. bu aslında güzel bir şey ama aynı zamanda da hiç eğlenceli değil *
devamını gör...
10028.
hayata karşı herhangi bir konuda herhangi bir stratejimin olmayışı ve yaşamayı toptan elime yüzüme bulaştırmış olmanın hüzüntüsü.

strateji kelimesini hayatımda ilk kez duyuyor ve kullanıyor gibi kelimeye karşı yaşadığım anlık yabancılaşma.
devamını gör...
10029.
dünyadaki bütün kitaplar, bütün hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laf sevginin yerini tutmaz. okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın..
devamını gör...
10033.
bir ömrü sözlükte geçirmek (başlık bu olsun)

muhtemelen ömür kavramı üzerine yazılacak çok şey vardır. hayat dediğimiz ve genel itibariyle aldığımız nefes bağlamında algılanan canlılık olayının, zaman dediğimiz başka bir kavramla ilintili olmasının da bunda etkisi var sanırım.

peki ömür dediğimiz ve hakkında binlerce, milyonlarca yazı yazdığımız, bir tüketim aracı olarak gördüğümüz kavramı nerede nasıl harcıyoruz.

sınırım şu satırların sonuna gelip gelmeyeceğim bile meçhul iken bile, an ve zaman üzerine düşünmeden edemiyorum. bir ömrü an'a sığdırmak mümkün mü? bir nefesin milyonda biri veya daha fazlasının veya bir göz kırpış süresi kadar ki vaktin an ve ömür olması mümkün mü? işte bir ömrü böyle geçiriyoruz. harfler, heceler, kelimeler, cümleler, satırlar, paragraflar... sonu gelmeyecekmişcesine amansız bir harcama... ömrümün/müzün bir kısmını belki büyük bir kısmı belki küçük bir kısmı, işte böyle böyle geçiyor...

harcayan biz miyiz, yoksa harcanan biz miyiz tartışma götürür. şimdi burada bu dünyada, şu an, şu mekanda var olan veya olmayan benliklerimizin kasveti veya neşesini harcarken ömrümüz nefesimiz, an'ımız nereye gidiyor...

bir ömrü nerede, nasıl ve ne için geçiriyoruz...
devamını gör...
10034.
kafamı karıştırmak için kendime durumlar yaratıyorum. çok saçma. hiç olmayacak bir şeye bana verilmiş yaşama amacı olarak bakıyorum, onunla ayağa kalkmayı düşlüyorum. çok saçma... hep böyle mi olacak? çok saçma!
devamını gör...
10035.
aklı başında bir insanın eline geçen fırsatları kendi yaşam alanının standartlarını yükseltmek maksatlı incelikle işlemesine, küçük çakıl tanelerinden devasa kaleler yapmasına gıpta ediyorum. öteki tarafta ben, hayatımı şimdikinden daha farklı ve görece iyi bir noktaya getirecek mücize niteliğinde yeniliklere gelişine tekme savurmaya da bayılıyorum. tanımlarıyla ilgili tartışmalara girmeden (neye göre? veya kime göre? gibi) diyebilirim ki iyi ile güzel ile bir alıp veremediğim var galiba.

içinde bulunduğum alıp verememe durumu hayatı genelin baktığı açıdan bir türlü göremiyor oluşumdan dolayı var galiba. bana göre hayat çoktan bitmiştir. çoktan öldük. o defter kapandı ve bizler bir yeniden oynatımın içindeyiz şeklinde bir bakışım var. bu bilmemneizmi çok haklı bulmamdan kaynaklanmıyor ya da mantıklı, tutarlı bir hesabın ardından karar verdiğim hayat felsefesi falan değil. öyle hissediyorum, hep öyle hissettim. hani her şeyin değeri o kadar birbiriyle aynı ki yılbaşında piyango bana vursa soğukkanlılıkla bileti yırtıp kaldığı yerden devam edecek bir davranış potansiyelim var. ölmekten de belki bu yüzden korkmuyorum yahut korkuyorum ama bilmiyorum. zaten bitmiş bir hayat niye arzulanır?

metrodan inip asansöre, yürüyen merdivene koşan kalabalığın o içinde olununca farkedilmeyen acelesinı, telaşını bazen çok kıskanıyorum. niye ben bir işe yetişme telaşı, bir yerde olma isteğini içimde taşıyamıyorum acaba? neden başkalarının gördüğü renkleri göremiyorum? siyahı ve beyazı severim ama griye dahi tahammülüm yok.
devamını gör...
10036.
ne desem ki? herkes benden uzak, ben herkesten. her şeyden ben uzaklaştıkça her şey benden uzak.
çok yalnız bir yürek bu dediğimde yıllardır tekrar ettiğim şeyleri tekrar etmiş olacağım.
çok yalnız ya da kimsesiz olsa bile vakarlı insanlar vardır, bunun lafını dahi etmeyenler, hatta bunu kafalarına takmadan bekleyenler, bekleyenler... gerçekten değere layık olduğuna inanan, kendiyle barışık insanlar. her sabah yollarda umutla yürüyen insanlar. çok kutsal bulurum böyle yaşayan insanı, değerli.
bazen böyle bir kuvveti buluyorum kendimde, bazen bulamıyorum. o anlar bile şükür sebebi geliyor bana. biraz olsun güç bulduğumda biraz olsun neşeli olduğumda öyle teşekkür ediyorum ki Allah'a. küçük bir şeye razı oluyorum belki, ama derinlerde duran ben'e bir söz hakkı verseler, gerçekten konuşmamı isteseler ve yine yüzüme ümitle baksalar ne çok şey anlatmak isterdim ve ne çok sitemden bahsetmeyi.
aylar geçtikçe uğrayıp uğramadığım yerler. bir yerleri kaybediyorsun. bir yerleri kaybetmesen de, sen hiç değişmiyorsun.
o güzel olmuyor. fazla değişmemiş olmak güzel olmuyor. belki de yavaş yavaş kabullenmeyi öğreniyorsun. rıza göstermeyi belki de bilemiyorum.
devamını gör...
10037.
anlam veremediğim bir hüznün gölgesinde hissediyorum kendimi. görmezden gelmeye çalıştığım hislerin etkisi mi, her şeye yetişmeye çalışmamın verdiği yorgunluk mu bilmiyorum. belki de sadece ardımda bana ait hiçbir şey bırakmadan gitmek istiyorum. nereye ve nasıl olduğunu sormayın çünkü onu da bilmiyorum.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar