sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10381.
bu yaz benim için fazlasıyla sıkıcı geçecek. bu sebeple evden dışarı dahi çıkmak istemiyorum. ekim ayına ışınlanamıyor muyuz?
devamını gör...
10383.
*mağaradan çıkıp insanlara dair gerçekleri görmenin şaşkınlığını hâlâ atabilmiş değilim üzerimden.. atamıyorum da. mağaradeyken görüp alıştığım silüetlerin gerçek olmadıklarını kabullenemiyorum. çünkü o silüetlere olmalarını istediğim gibi anlam yükleyen bendim, yüklediğim anlamlar silüetlerin kendisinden değildi. bunları kabullenmek ve onlarla başedebilmek için harcadığım çaba, beni istemediğim birine dönüştürüyor. onlara benziyorum yavaş yavaş. aralarında sağ kalmanın başka bir yolu yok. mağaraya dönüp o silütlerin gerçek olduğuna inanıp onlarla yetinmek istiyorum.

*seni gerçekten canından çok sevdiğini iddia eden insan nasıl oluyor da kalbinden çok çok uzak mesafelerde olabiliyor? en ufak bir düşünce farklılığında dahi -ki hiç bir şey söylemeden ona katılmadığını daha hissettirdiğin anda hemen öfkeleniveriyor- nasıl oluyor da anlamaya bile çalışmadan parlayıp köpürüyor, duygularına zerre kadar değer vermeden seni incitebiliyor? bir insan kendi düşüncelerini nasıl oluyor da ilahi nasslar gibi sorgulanmaz addedebiliyor?

*sevgi olduğu iddia edilen duygu aslında sevgiden çok uzak salt bir ego tatmini olabiliyormuş. bunun ayırdına varmak için ufak bir çatışma durumunun oluşması ve bu durumda tarafların takındıkları tavırları gözlemlemek yeterli. bir sevgiyi ego tatmininden ayıran şey merhametmiş. ego tatmini varsa, orada merhamet olmuyormuş. en küçük bir çatışma durumunda merhamet ortadan kalkıyorsa, o sevgi değil ego tatminiymiş.
devamını gör...
10384.
hepimiz problemliyiz. sadece bazılarımız bunları daha az problem ediyor.

"ben problemli değilim" diye düşünen arkadaş, geçmiş olsun. en büyük problem sende farkında değilsin.
devamını gör...
10385.
5 gündür müzik dinlemiyorum,sanırım kendi rekorum. internet bağlantımın olmaması da büyük etki tabi ki. mutlu muyum? değilim. dalga sesleri ve ev yapımı şarap eşlikçim.

devamını gör...
10387.
bayram ziyaretlerinde siyaset konuşulmasından tik-si-ni-yo-rum. pardon konuşulması demişim, "bağrışılması" olacaktı.
devamını gör...
10389.
geçenlerde bir manzara gördüm ve öyle etkilendim ki. hani resmen bütün hayatımı sorguladım. yahu o kadar şey biliyorum, insanların söylediği şeylerin daha etkileyici olanlarını çok daha önce duymuşum ama sanki artık işe yaramıyorlar ya. kızıyorum işte buna. hisler öyle şiddetli geliyor ki akıl onun yanında sığıntı olarak kalıyor. yapacağını yapıp, ortalığı karıştırıp, yerini akla bırakıp gidiyor. sonra uğraş dur. sinirlendim ve patlamak üzereyim. yakın bir tarihte de bir yıl dönümü var ve iyi şeyler beklemiyor gibi*
devamını gör...
10390.
bazen yuvasını kurup çocuk yapmış aileler görüp imreniyorum, sonra geçiyor yani çok sıkılırmışım gibi geliyor. sanırım burada hoşuma giden aile dinamiğinin fazla basit olması. çoğu önceliğin ve düşünce hedefin ailen oluyor falan hayatın manyakça basite indirgeniyor, evet hoşuma gidiyor bu fikir.
devamını gör...
10391.
heves edip bir dergiye mini minnacık bir yazı göndermiştim. dönüş olmayınca "herhalde çok basit buldular. ne de olsa yazan adamlar hayli mürekkep yalamış. editör dönmeye tenezzül etmedi." deyip aboneliği yenilemedim. aradan yaklaşık 9 ay geçti. bugün internet siteleriyle karşılaşınca bakayım bi' dedim. ne göreyim... yazım çıkmış. ben de boş yere kuruntu yapmışım o kadar. sevinmedim değil.
devamını gör...
10392.
birini kaybedince mi anlayacağız onun kıymetini. yahut kaybetme ihtimaliyle yüzleşince mi? peki o raddeye gelene kadar aklımız neredeydi? bu her şey için geçerli sadece ikili ilişkiler baabında düşünülmemeli. biz nankör, şımarık, ağlak, mızmız çocuklarız annemizin dahi kıymetini ya hasta olduğunda yahut onu kaybettiğimizde anlıyoruz. belki bize öğretilmediğinden bilmiyoruz bazı şeyleri ki bence anne babalar gerçekten sevmeyi, sahiplenebilmeyi öğretmeli çocuklarına. değer denilen şeyin bir meta olmadığını da. ki insana değerli olduğunu hissettirmek ayıp veya günah değil. tam aksi ona kendini değersiz hissettirmek, asıl sıkıntılı durum bu olsa gerek. zaman zaman annem bir söz söyler babama: "illa bir ot köküne sarılınca mı anlayacaksın birilerinin kıymetini" bunu duyunca şöyle bir silkelenir babam, susar.
ölüm ya da ayrılık olmasa anlaşılan o ki insanlar yürüyen robotlardan farksız olacak. diyeceğim şu lütfen yokluğuyla sınanmadan kıymetini bilelim bazı insanların özellikle aile efradımızın ve yakın bildiklerimizin.
devamını gör...
10393.
bugün babam, babaannemi göz doktoruna götürdü.

Allah ona sağlıklı ömürler versin babaannem ile doktor arasında şöyle bir dialog yaşanmış.

- ninem okuma yazma biliyor mu?
- bilmiyor.
-ha tamam. şimdi ninem karşıya bak bana ne gördüğünü söyle.
- kırık çatal var. (e harfi)
-hah tamam o ne tarafa bakıyor
-bana bakıyor*
-.... *
-yok sana bakmıyor şimdi o..
- bana bakıyor oğlum.
-çatalın ağzı ne tarafa bakıyor
- kapıya.
-hah tamam ninem.

doktor bey ninemi yormuş arkadaş. *
devamını gör...
10394.
yeni bir başlangıca.
yeni bir hayale ihtiyacım olduğunu bütün kalbimde hissediyorum.
yeni bir eve, yeni bir şehre iklime hatta.
kalbime nerden düştüğü ile ilgili bilgim olmasada; insanın içinin bu kadar bunaldığı zamanlardan sonra bilirim ki hep güzel şeyler olur. bu fikrin ve hissin geldiği yerden her türlü hayra muhtaç olduğumu bilerek hayır diliyorum.
devamını gör...
10395.
amerikalı ve avrupalı insanların “bu iş, bu hayat, bu ortam bana göre değil” dedikten sonra kendilerine sıfırdan bir hayat kurmalarına hayranım..

bir yerde okumuştum. bir dalgıç “ailemin en büyük hayali dünyayı gezmekti, ben çocukken evimizi satıp bir tekne aldılar ben denizi o zaman sevdim” diyordu.

bizim olayımız da 30’lu yaşlarımıza geldiğimizde bir iş, ev, araba, eş ve çocuk sahibi olmayı büyük başarı sayıyoruz. hadi oturduğun evi sat, dünya turuna çıkmayı dene..

insana deli gömleği giydirip selamı sabahı keserler.. ulan kendi hayatlarımızın figüranıyız.. sırf annesi, babası istedi diye tıp, mühendislik kazanma uğruna heba olan, 50 yaşına da gelse birey olmayı beceremeyen insanlar yarattık..
devamını gör...
10396.
komşularımız alevi. arka bahçede saz çalıp, semah dönüyorlar. bunu canlı yayında izlemek müthiş zevkli oluyormuş. bir ara muhakkak bir cemevine gidip izin verirlerse semahı izleyeceğim. halbuki alevilere karşı sempatim yoktur ama ibadetleri oldukça otantik geldi.
devamını gör...
10397.
bi’ şirketten iş teklifi aldım, görüşmeye gittim bakalım nasılmış diye. hepsi kurumsal kelimesiyle kafayı yemiş, birazcık gözlemle leş gibi bir sosyal ilişkileri olduğunu da anlamış oldum.

anladım ki böyle bir ortamda çalışmak, sadece sosyal stratejiler kurmakla alakalı. ne iş yaptığınızın falan hiç önemi yok. network önemli evet ama bu resmen insanın ruhunu satması.

kadınları kayıran yöneticiler mi dersin, emek çalıp başa geçmeye çalışan tipler mi dersin neler oluyor neler.

şirketlerin bir insanmış gibi insanlara saldırmasını anlarım, bu şirketlerin doğasıdır. lakin oradaki insanlar da şirketlere benzemeye başlamışlar.
devamını gör...
10398.
özlemek, hasret, burnunda tütmek; her ne deniyorsa adına, onunla doluyum. gözümdeki ışık, kalbimdeki neşe, yüzümdeki aydınlık, varlığının ruhuma kattığı katıksız sevinç; elbette her güzel şeyin bir bedeli olacak.
tamamlayanım,
ruhum,
vatanım,
varsın özlemek olsun en karanlık hikâyesi sevdamızın.
devamını gör...
10399.
devamlı bir kendini değiştirme isteği var içimde. bilmiyorum iletişimlerde olsun, başka konularda olsun hep hayal kırıklığına uğradığım için galiba. bazen insanların benden ümit kestiklerini düşünüyorum. ya da hep en başta çok renkli bir dünyam olduğunu ya da olumlu olduğum alanları düşünüp belki de kişiliğimdeki olumlu yönlerimi düşünüp geliyorlar ya yanıma herkes, sanki buldukları boş bir hüzün çuvalı oluyor. o zaman da uzaklaşıyorlar. iletişimler biraz tuhaf dengeler üzerine kurulu gibi geliyor bana. bazen internette fotoğraf paylaştığımda ya da neşeli olduğumu sandıklarında anlıyorum yine nasıl teker teker geldiklerini. biriyle görüştüm diyelim, onu tanıyan ortak arkadaş hemen aylardır yazmadığı halde mesaj atıyor falan. şunla görüşmüşsün, bunla görüşmüşsün ya biz modu veya. aslında kimsenin görüşme isteğini geri çevirmez gibiyim dostlarımdan arkadaşlarımdan. ama buna rağmen devamlı herkes "ya biz ne olduk?" modunda. gerçi bu durumu arkadaş skalasının genişlemiş olmasına da bağladım ama keşke iki üç has dostla devam edebilseydim bunun yerine. hal böyleyken benim isteklerimin ne kadar önemi var bilmiyorum ama sanki kimseye çok yetişemiyor ya da kimseyi mutlu edemiyorum. en çok şu iyi gün dostu kötü gün dostu mevzusuna takılıyor aklım. neşeliyken herkes civarda, ama mutsuzluğun dibinde hemen herkes kayboluyor. kaybolmayanlar da var elbet ama kafam kaybolanlara takılmak zorundaymış gibi. insanlar bana hep bende hayat gördüğünde yaklaşıyorlar. bu çok acı geliyor bana. bir şekilde iletişimimin hep kopmuş olduğu insanlara bakınca hep bu sonuca alışıyorum: insanların benimle devam edebilmesi için bende bir hayat olması lazım, yani sanırım.
bazen de dediğim gibi kendimi suçluyorum. mesela sözlükte iftara davet edip yok ben gelemeyeceğim dediğimde karşı tarafın ne yapmasını bekliyorum falan... hasılı şu umarsızlığımı bezginliklerimi korkularımı değiştirmek de zor. hayırlısı be. olduğu kadar artık ne diyeyim. belki de hatayı hep kendimi değiştirmeye çalışmakta mı yaptım acaba?
devamını gör...
10400.
bugün anneanneme gittik. üst komşu gelmiş bu sene öğretmenlik yapmayacak mısın dedi. yapmayacağım dedim. güldü etti sen de evlen o zaman dedi. neden arkadaşlarınla kafelere falan gitmiyorsun arkadaşlarınla buluş insanlarla konuş, birileriyle tanış gibi bir şeyler dedi. kafelerden de bıkıyor insan dedim. hep kitap okuyorsun depresyona girmişsin böyle dedi. bilmiyorum hiçbiri dokunmadı da kitaplardansa insanlarla konuş demesi biraz dokundu. çünkü bu ara aklımda dönüp duran bir şeydi. kitaplarla insanları birbirine zıt kılmanın alemi yok belki ama... anlatamadım aslında.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar