sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10441.
yazıp yazıp siliyorum. yazdıklarımdan utanıyorum ama yazdıklarımı yaşıyorum. zorlanıyorum ama yazamıyorum, yakıştıramıyorum yaşadıklarımı yazmayı ama gerçekten yaşıyorum. sıkıntılar var ama halledeceğiz.
devamını gör...
10442.
böyle bir yer olsa da tüm içimi boşaltsam tüm beynimdeki düşünceleri, kalbimdeki hisleri oraya akıtsam ve boşalmış rahatlamış bir şekilde hayatıma dönsem. fazla içime atıyorum ve fazla düşünüyorum. fazla takıntılıyım. mükemmelliyetçiyim. ne kadar beter huy varsa var maşallah bütün pis genleri almışım.
devamını gör...
10443.
hayatta hep ya yedekte bekledim ya da kadro dışı kaldım. asil olmayı beceremedim bir türlü. kadroya girecek gibi oldum bazen. kapıya vardığımda suratıma kapandı hep. burnumu kıran da oldu başımı kıran da. yanlış zamanda yanlış kapıda olunca böyle oluyor işte. hoş, kapının açılmasını sağlayacak bir şey de yok ama neyse. öyle...
devamını gör...
10446.
"karala karala nereye kadar" diyerek fırlatıp attığım kaç yıl oldu, hatırlamadığım defter.
ara sıra bu yaptığıma pişman olmuyorum dersem, yalan söylemiş olurum.
devamını gör...
10447.
benim yumuşak başlı, sabırlı ve hoşgörülü olmam kafasını koparıp eline vermeyeceğim anlamına gelmiyor. hiç mi müge anlı izlemiyorlar?
devamını gör...
10448.
geçecek elbet. geriye kül kalacak. o volkan günlerinden ve yıkıntı dünlerinden kalacak kül. ağır, acımsı, zehir, günlerinden kalacak olan küldür elbet. boynunu büken adamın, aklı elbette yerde olacak. olsundu. geçecekti.
devamını gör...
10449.
doğduğumda hastanede filan karışmış olabileceğimi düşündüğüm anlar oluyor. bazen sülalemin cennet mahallesinden farkı yok.
devamını gör...
10450.
2 saatlik uykuyla hazırlanıp çıktım bugün. durağa doğru yürüyordum. bir kedi miyavlaması duydum. belli ki bir şey istiyor deyip kediyi aramaya başladım. ama bakıyorum bakıyorum yok. sonra duvar kenarındaki delikten patisini farkettim. meğer aşırı zeki berber, dükkanı kapatırken yavru kedi dışarda kalmasın diye kepenkin arkasına kilitlemiş onu. sabaha kadar oradaymış yani. deliğe de sığmamış kalakalmış öyle.
bir iki derken sayımız arttı. sağa sola haber verdik. dedik havasız, susuz kalmış yavrucak söyleyin de gelsin.
sonra işte tükkan anahtarı, paravan açılır vee mutlu son. *
kaldığım yerden devam ettim. 7 dakikada durağın önünde olurdum. gayrı ihtiyari gülümsüyordum. bir canın kurtulmasına vesile olmuştum. aklıma ömer abinin sözü geldi.
balkondan düşen çocuk için yoldan geçen biri orada mı uyuyakalmış yavrucak dedi
bizim için başkalarının acıları bu kadar işte.
bu haseble sevgili kedi. acılarından onur devşirdiğim için beni affet.

durağa vardım. çantamdan telefonumu çıkarayım derken akbilim düştü. downlu bir çocuk gelip yere işaret etti. düştü. sen farketmedin. ben farkettim. al al onu dedi. ben de aldım. teşekkür ettim. o da teşekkür etti. adını sordum barış dedi. ben de dunya dedim.
sen benim annemsin. kuzum kınalı kuzum deyip elimi öptü. belli ki kafası karışmıştı.
yanındaki annesine dönüp ben bunu sevdim dedi.
minibüs geldi. veda ettim.
her şeyden bihaber çocuk mutluydu. anne , çocuğun beni sıktığını düşündüğü için tedirgindi sanırım. o yüzden Allah'tan ,bütün kayıtsız insanların hak etmedikleri sukunetten birer parça , dünyadaki annelerin ruhuna geçmesini istedim. öyle ya anne dediğin çokça evham , fazla kaygı , pek çok huzursuzluk..
devamını gör...
10451.
kendisini yıkıma götüren takıntılı bir arzu veya sabit bir fikir tarafından esir alınmış kişilerin sarsıcı hikayesinin anlatıldığı bir zweig oykusunde gibiyiz ve beni delirtiyor.
devamını gör...
10452.
bir ruh ki sevmek kavramının tam anlamını ta içinde duyar.

hem gözyaşının güzelliğini teninde hisseder hem de savaşır sonuna kadar.

insanların içinde olsan da bir insanın içine çöreklenmesi ruhun en büyük tecellisi belki de.. o ızdırap , eksiklik ve susuzluk , aklın olaylara anlam vermekte acze düştüğü en derin intizar.
devamını gör...
10453.
bu hangi zamanın çerçevesi şimdi? ben hangi merhaledeyim, alem bana nereden sesleniyor? sen duyuyor musun, bu uğultuların anlatmak istediğini? yahut benim derinlerinimin kendini uğultuyla ifade edişini... anlıyor musun?

kayboluyorum... bu ağırlık öldürüyor ciğerlerimi. huzursuz bir kaşıntı diyorum ben buna. yabancılık ya da, ait olamama.


bir kara mahlukati olduktan sonra, alemin en hoş, mercanların en rengarengini barındıran, berraklığı, en dibe ulaşan altın güneş ışınlarıyla idrak edilen bir deryada olman seni mutlu etmez, öldürür. nefes almak ve barındiğın yere uygun olmak tüm renklerden öncedir velhasıl.

şimdi bu deryadan erkenden çıkmak yerine, solungaçlarımın çıkmasını umut ediyorum. çünkü deryadan çıkmak, bu deryada boğulmaktan daha korkunç geliyor.

evet... solungaçlarımım çıkmasını bekliyorum,
eksilerek....
devamını gör...
10455.
yemin ederim anlamiyorum.
ınsanlar nasıl bu kadar bencil olmayi başarabiliyorlar.. anlamiyorum.

hayır, bir yerde dersi filan veriliyorsa gidicem. çünkü gerçekten , sıkıcı.
devamını gör...
10456.
bir daha gelme dedi. bir daha gitmedim. neden gelmiyorsun dedi. sen gelme dedin dedim. ben gelme dediysem de ben geldim dedi.
bir daha gelme dedim. gitti.
devamını gör...
10457.
bazen oluyor ki insanın çok, o kadar çok anlatacak şeyi var ki ama susmaktan başka çaresi olmuyor. bazısına izin yok, bazısını söylemekte fayda yok. izlediğim bir edebi programdan anladım ki eskiden insanlar anlatmak istediklerini sadece gerçekten hissedenler anlasın diye şiir yazarlarmış. fakat şifreli gibi olduğundan ancak o hallere vakıf olanlar anlarlarmış. bazen insana hararet basıyor. anlatmak istiyor öylesine. karşıdakinin anlamasını beklemeden.
devamını gör...
10458.
artık ikimiz de biliyoruz ki, ölüm öyle sanıldığı gibi bir şey değilmiş.

kaç ölüm gördüm anne, kaç ölüm gördük? hatta ikimiz bir ölüye sarılıp ağladık saatlerce, sonra sen bana dönüp "sen hiç ağlamazdın." dedin ama insan sevdiğine bir şey olunca nasıl duygularına engel olabilir ki.
şimdi tek korkum, seni kaybetmek. seni de kaybedersem... seninle birlikte ruhum da gider. ben seninle aynı kaderi yaşamak istemiyorum, ben annesini kaybeden bir çocuk olmak istemiyorum. sen haklıymışsın, ben hâlâ çocuğum. senin çocuğunum ama korkuyorum.

eskiden korkunca sana sığınırdım ama şimdi sana sığınamamaktan korkuyorum. eve girince sana ait bir eşya görememek, gece uyurken yatakta seni iteleyip "anne ya, aşağı düşücem. kay biraz." diyememek, yastığımda ya da odamda senin kokunu alamamak... bunlar beni korkutuyor ama sen her şeye rağmen "her şey Allah'tandır." diyorsun.
bu olamaz anne, bu Allah'tan olamaz. bir çocuğu annesinden ayırmak Allah'tan olamaz. bu kadar acımasız olamaz, değil mi?

bunu atlatması için elimden geleni yapıyorum, hatta en iyi doktorları arıyorum ama daha fazlasını yapamıyorum.
çaresizliği kaşıklıyorum, boğazıma takıla takıla yutuyorum. elimden hiçbir şey gelmiyor...
devamını gör...
10459.
birkaç haftadır kızılay'dan sıhhiye'ye yürüyerek geçmiyordum ordu evinin arkasındaki necatibey caddesi üzerinde yer alan üst geçidin dün kaldırıldığını fark ettim aynı şekilde mithatpaşa üzerindeki de kaldırılmış.

necatibey'deki üst geçidi sık kullanırdım ki o geçidi kullanan sayılı insanlardan biri olduğumu düşünüyordum. hatta bazen tam merdivene ayak basmak için niyetlenirken soldan bir kameranın çıkıp bu yalnızlık paylaşımımı yüceltmesini bekledim.

o üst geçitte dakikalarca durup yolu seyrettim. trafiği tıkayıp karşıya geçmeye çalışanları kimi zaman küçümsedim sosyolojik gerekçeler uydurarak bilmişliğime bilmişlik katıp kendimi aşağa çektim. bazen ise hiçbir şey hissetmedim daha ilginci onlara hak verdiğim bile oldu.

ilginç ki insanlar 10 metre ötedeki yaya yolunu kullanmama konusunda hala ısrarcı. evet köprünün kaldırılması maslahata daha uygundu söylenecek bir şey yok. belki romantik biri olsaydım üst geçitler de yalnızlıktan ölür derdim. ancak demedim, akıldan geçenlerden de sorumlu değilizdir herhalde.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar