sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10501.
çocuklara her şey yakışıyor da bir hasta olmak yakışmıyor. hastane koridorlarında oyun oynadığınız, küçücük elleriyle elinizi sımsıkı tutan, gözlerinizin içine ışıl ışıl bakan çocuğu, bir sabah bir anda aldığınız haberle bir daha göremeyecek olmanın acısını ben size nasıl anlatayım? küçücük ellerinin o soğukluğu...içinizi ısıtan sesi, onca işinizin arasında sırf o mutlu olsun diye biraz da huzur bulmak için gidip onunla oyun oynayamayacak olmayı, gözlerinin içindeki ışıltının kayboluşunu...ben nasıl anlatayım?

bir de ölüm... çocuklara ölüm hiç yakışmıyor.

elfida, hep aklımda kalacaksın...
devamını gör...
10502.
bugün ankara'ya karıştım. kendimi başka türlü daha güzel ve net bir şekilde insan sevmemenin zorunluluğuna ikna edemezdim. ankara'nın bir ucundan diğerine toplu taşımayla seyahat ederken içimdeki son hümanist kırıntıların da öldüğüne şahit oldum. Allah rahmet eylesin...
Allah o köprülü melih paşayı da bildiği gibi yapsın. bir şehirde 25 yıl hüküm sürüp de başkentin her yanını metroyla donatamadığı için...
hayır benim ki de iş yani. fanusumdan hiç çıkmayacaktım, evrimim solungaçsız solunuma izin vermiyormuş belli ki. sen belki bunu bilmiyordun ya da farkında değildin ; ama herkes ait olduğu yerde kalmalı. gerçekler sana göre değil, başa çıkamazsın.
şimdi get out, dön özüne, kendine..
devamını gör...
10503.
bir eşiğe vardı sanem. ellerini açtı. gözlerini kapattı. hiçbir söz eşlik etmesin istedi o an ona. yine de kurtulamadı dilinin boyunduruğundan. iki anlamda da. "hiçbir şey söylemiyorum. hiçbir şey istemiyorum. sen içimi biliyorsun."
devamını gör...
10504.
evvela inandık. sonra aramaya inandık ama önce inanmamız gerekiyordu biz de inandık. ya da yoksa inandığımızı sanarak inanmayı mı arandık? yoksa diyorum çünkü ben emin olup da isminin hakkını verebilenlerden değilim. evet, bundan da şüphe duyuyorum haliyle ancak bir akımın içine başıboş bırakılırsam onu ifsat etmekten kendimi nasıl alıkoyacağımı bilmiyorum. en çok bunu severim: bilmiyorum! bunun benim gibilere yani ömrüne ihanet edenlere sağladığı konfor hayatımı çok kolaylaştırır. bilmekten imtina eden, mücadelen kaçan kimselerin çok iyi bildiği bir konfor bu.
devamını gör...
10505.
karşındaki duvar. ama ne kendisi duvar olduğunu kabul ediyor, ki, seni anladığını, sana yardımcı olduğunu zannediyor, ne de sen onun gerçekte bir duvar olduğunu kabullenebiliyor, ondan yana beklentilerinden vazgeçebiliyorsun.
devamını gör...
10506.
arkadaşlarıma verdiğim gaz ve bu gazlar neticesinde elde ettiğimiz başarılar bilinse girişimcilik dalında ödül kazanırım. ancak hayattan makul şeyler istemeliyiz. mesela tahtırevanda gezdirilmek.
devamını gör...
10507.
akşamüzeri pazarın kıyısında beklerken bir adamın küçük kızına seslenişini duydum. kafamı sesin geldiği yöne doğru çevirince pazar alış verişini bitirmiş, elleri dolu birinin kızını merdivenlerden düşmeden inebilmesi için uyardığını fark ettim. yürümeyi henüz öğrendiği her halinden belli olan yavrucak bir yandan babasına kulak verirken bir yandan da merdivenden aşağı inebilmek için gerekli olan adımlardan ilkini atıp atmamanın tereddütünü yaşıyordu. basamakların boyu ve bebeğin halini düşününce aşağı yuvarlanıvermesi işten bile değildi. dayanamayıp ''hadi aşağı uçalım'' dedikten sonra babasının yamacına iliştirdim küçüğü. teşekküre mukabele edip beklemeye devam ettim. beklerken de hayli uzun zamandır bir bebeği şöyle ağız tadıyla sevemediğimi falan düşündüm. neyse... inşallah o hasreti mersin'de gidereceğim bu yaz. *
devamını gör...
10508.
hayat bugün bana çok güzel bir sürpriz yaptı. hiç ummadığım anda, ummadığım bir şekilde karşılaştığım tatlı bir sürpriz oldu. bunun heyecanı ve sevincini yaşıyorum saatlerdir.

hayat, seni seviyorum.
devamını gör...
10509.
kitabı okuyalı uzun zaman olduğu için çok net hatırlamıyorum ama, yalnızız'da selmin dayılarına, sohbet ettikleri mevzularla ilgili "bu dediklerinizden pek bir şey anlamıyorum, ikinizi de ayrı ayrı dinlediğimde her söylediğiniz bana kendi içinde mantıklı geliyor" gibi bir şeyler söylüyordu, kafasının basmadığını anlatmak için.. son zamanlarda o kadar çok buluyorum ki kendimi bu söylediklerinde.. ya da bu marazi bir idealistlik mi, mükemmeliyetçilik mi, hırslılık mı, her şeyi yapabiliyor olma beklentisine girmek mi bendeki bilmiyorum. kapasitesi kısa mesafe koşucusu olmaya yettiği hâlde, ısrarla maraton koşucusu olmak isteyen biri gibiyim sanki. böyle devam edersem, iyi bir kısa mesafe koşucusu olma imkanımı ve fırsatımı da yitirebilirim.
devamını gör...
10510.
o kadar güzelsin ki bakmaya doyamıyorum. bir yetişkinin bile zor atlatacağı şeyleri bir yaşında güler yüzünle atlatman ne kadar güçlü olduğunu hepimize kanıtladı. seni çok seviyor ve görmediğim her an özlüyorum.
devamını gör...
10511.
çok kötü olduğumuzu düşünüyordum bir süredir. ben de dahil herkesin kötü olduğunu, iyiliğin kıymetsizleştiğini hissediyordum, umutsuzluğa kapılmıştım.
dün bir yere yetişmeye çalışıyordum ve çok hızlı yürümüştüm. hava da sıcaktı malum, kahvaltılık ürünler satan bir dükkanın önünden geçerken durdum su satın almak için. içeride sadece 12-13 yaşlarında bir çocuk vardı. su satıyor musunuz, dedim. yok ama hemen çaycıdan isteyeyim, diyip telefonu eline aldı. gerek olmadığını hem benim acelem olduğunu söyledim. olur mu hiç hemen geliyorum, diyip kasadan bozuk para aldı, koşup çıktı. çocuğa ne kadar yok desem de gitti, bir iki dakika içinde geri geldi. su almış benim için büfeden. parasını ısrarla vermeye çalıştım, lafı mı olur diyip almadı. acelem vardı gerçekten ve teşekkür edip çıktım.

bugün tekrar uğradım, sohbet ettik biraz. ailesi de oradaydı, onlara da anlattım, gülümseyerek dinlediler. bence gurur duymuşlardır çocuklarıyla, duymalılar yani. bana umut bahşetti o çocuk. bundan daha büyük ne yapabilirdik ki başkası için? tanımadığı biriydim, hiçbir çıkarı yoktu; dükkanda beni bıraktı ve bana su almak için koştu geldi. dünden beri çok dua ettim hep böyle güzel kalsın diye. merhametli yanı örselenmesin diye. karşısına kendi gibiler çıksın diye.
tabi dükkan müşteri kazandı, o müşteri de başkalarını yönlendirecek oraya, o başka*.
az daha duygusal biri olsaydım oracıkta gözyaşım pıt oluverirdi sevgili sözlük. böyle işte.
devamını gör...
10512.
beklentiler ve beklentilerin yorması. hep bir koşuşturma içinde geziniyoruz hayatta. insanlar hep birbirlerinden birşeyler bekliyor. mutlaka şair haklıdır ve yağmur bulutları bir şey bekler. belki de verilecek bir şey kalmadığında, kimseden bir şey beklememek en iyisidir. bende sana verecek bir ben kalmamışken, şimdi seni senden nasıl beklerim, diyebilir mi insan ? insan kendini besler büyütür. bazen birisi için nadasa dahi çeker. bu durum bazen derin sessizlik bazen derin yalnızlıklar içerir. ancak yine şair haklıdır ki; hep telaşlarda buluruz aşkı ve hep tenha zamanlar ararız söylemek için. sonra yılların ve yolların nasıl da bu kadar çabuk geçtiği konusunda hayıflanırız. her neyse demem o ki insan, önce kendi yaptığını bilmeli. kendisi için istemediğini başkası için istememeli. kendisi için önemli olan bir başkası içinde önemli olabilir. bunu bilmeli ve aynaya böyle bakmalı.
devamını gör...
10514.
canım sözlüküm bugüne kadar hep kedilerden rahatsızlık duyan, kendilerini rahatsızlık verecek derecede yılışık bulan bir insan olarak önümüzdeki 1 ayı geçirmem gereken evde yaşayan bi kedi olduğunu öğrendim. nasıl bişi bu hayvanlar aceba ya, gelip tırmıh atarsa ben de tükürürüm. kavga edip dururuz. acaba onlarda kara insan görmek uğursuzluk getirir gibi batıl inançlar var mı?

değişik şeyler yaşayacağımı düşünüyom valla.
devamını gör...
10515.
tren durağından çıkmış, hızlı adımlarla eve doğru yürüyordu. tam kaldırıma adım atmıştı ki bir serçenin yerde hafif kıyık gözleriyle yan yatmış olduğunu gördü, elindeki su şişesini yere bırakıp serçeyi kibarca avuçlayıp, nefes alıp almadığını kontrol etti. sonra kediyi hayata döndüren itfaiye erleri aklına gelince, bir ümit diye hatırladığı ilk yardım eğitiminden güç alarak serçenin sol yanına işaret parmağıyla masaj yapmaya başladı, yüzüne eliyle su serpti; pıt pıt pıt...

olmadı, 5 dakikalık bir uğraş sonrasında minik serçeyle birlikte eve doğru yürüdü. geçen yaz bahçeye diktiği ardıç fidanının nemli toprağını eliyle eşeleyerek bir mezarcık açtı, onun naif bedenini toprağa kanatlarını okşayarak bıraktı. üzerine toprağı atarken uzun süredir ölümü düşünmediğini farkedip hayıflandı, kendisine kızdı.

her bakışta ona yaşamı ve baharı hatırlatarak hayata olan bakışını güzelleştiren ardıç; artık hem yaşamı, hem de ölümü hatırlatacak, tefekkürünü daha da anlamlandıracaktı. bahçeden eve geçerken toprağa bir kez daha bakıp içinden şunu geçirdi; "...ah beni vursalar bir kuş yerine..."*

güle güle minik serçe.
devamını gör...
10518.
karalama defteri denmiş ama uygun aletler yok burada. illa yazmak zorunda değilim. hani nerede kalem? bilinçsizce imzamı çiziktirmek istiyorum. yok. yazılımcı arkadaş lütfen buna bir çözüm bulsun.
devamını gör...
10520.
o açıdan sormadıysan ne açıdan sorduğunu söyleyebilirsen eğer ben ona göre çok rahat cevap verebilirim canım, biz sayısalcıyız siz üçgenin iç açılarını toplarken biz 3. dereceden denklemlerin türevini alıyorduk.
sonra gerizekalı diyince alınıyorlar.
sözüm meclisten dışarı kızdığım kişi bellidir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar