sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10601.
sanki her şeyin kolay bir yolu var ama ben ona ulaşamıyorum. gözümün önünde ama göremiyorum. elimin altında ama bulamıyorum. oralarda, yaklaşıyorum. zor değil. ama bulamasığım için her şey çok zor. bir tuş gibi. ızdırap dinsin tuşu gibi. sıfırla tuşu gibi bir şey.
devamını gör...
10603.
░░░░░░░░████░░░░░░░░░░░░░░░░░░
░░░░░░░███░██░░░░░░░░░░░░░░░░░
░░░░░░░██░░░█░░░░░░░░░░░░░░░░░
░░░░░░░██░░░██░░░░░░░░░░░░░░░░
░░░░░░░░██░░░███░░░░░░░░░░░░░░
░░░░░░░░░██░░░░██░░░░░░░░░░░░░
░░░░░░░░░██░░░░░███░░░░░░░░░░░
░░░░░░░░░░██░░░░░░██░░░░░░░░░░
░░░░░███████░░░░░░░██░░░░░░░░░
░░█████░░░░░░░░░░░░░░███░██░░░
░██░░░░░████░░░░░░░░░░██████░░
░██░░████░░███░░░░░░░░░░░░░██░
░██░░░░░░░░███░░░░░░░░░░░░░██░
░░██████████░███░░░░░░░░░░░██░
░░██░░░░░░░░████░░░░░░░░░░░██░
░░███████████░░██░░░░░░░░░░██░
░░░░██░░░░░░░████░░░░░██████░░
░░░░██████████░██░░░░███░██░░░
░░░░░░░██░░░░░████░███░░░░░░░░
░░░░░░░█████████████░░░░
devamını gör...
10607.
"çok fazla gürültü var harun. çok fazla mesele, gereğinden fazla büyütülen sorun. durup düşünmeye zamanı kalmıyor insanın. sen hiçbirinin olmadığı bir dünyadasın. sait beye benziyorsun. sonu beni hayal kırıklığına uğratmış, okuduğum müddetçe mütemadiyen ağlatmış bir kitabın karakteri. sait beye benziyorsun, keşke ben de sait beyin öyküsünü kuran yazara benzesem.

'böyle yaşamaya dayanamıyorum' mu demiştim bir zaman, 'bu acı geçmek yerine derinleşiyor' mu demiştim? olmaması gerekiyor biliyorum. olmasını her şeyden çok istiyorum. seni çok seviyorum, seni çok özlüyorum."
devamını gör...
10612.
sıkışıktı. bu, en aşağı beş merhaleli bir sıkışıklıktı.

evvela, metroda iş çıkışlarına denk gelen vakitte olduğundan, etrafına dizilmiş diğer sardalyelerin tazyikinden mustaripti. sonra mesanesinin cidarları başka bir baskıya maruz kalmıştı içeriden. idrara sıkışmıştı. durup "idrara sıkışmak" tabirini ne kadar sevmediğini düşündü. sanki bir tek doktorla konuşurken sarf edilmesi caiz olması gereken bir ifadeydi. öyle ya da böyle çok çişi gelmişti.

eve, misafirlerine varmaden evvel en aşağı üç yere daha uğraması gerekiyordu. zamanı dardı. meyve, tatlı ve ekmek alacaktı. neden böyle olmak zorundaydı? neden bir misafire verilen değer ikramın çeşitliliğiyle ölçülürdü? hangi tatlıyı alsaydı? cevizli baklava sevmiyordu, fıstıklısı pahalıydı. sevmediği tatlıyı başkalarına almak biraz iki yüzlülük gibi geliyordu. sevdiği tatlıya vereceği para ise bütçesini sarsardı ki bu günlerde paraya sıkışmıştı...

böbreklerinin hafiften ağrıdığını hissetti. istasyondaki tuvaleti kullanmak zorunda kalacak ve hiç yoktan bir de tuvalet parası vermiş olacaktı. zaten sevmezdi umumi tuvaletleri. hem kim severdi ki umumi tuvaletleri? son günlerde kendisini hep umumi tuvalet gibi hissediyordu. kimse sevmiyordu kendisini. herkes acımasızca muamele ediyor, içlerinde birikenleri kendisine boşaltıyor, rahatlayıp yanından ayrılıyordu.

durakta inmekte biraz gecikince kapıya sıkıştı. yüzünde beliren acımsı tebessümdeki ironiyi kimse anlamadı. arkasını kırdığı ayakkabılarının elverdiği ölçüde bir hızla tuvaletlere seğirtti.

fermuarını yukarı çekerken azami gayret gösterdi yeni bir sıkışma yaşamamak için. ellerinden sonra yüzünü de yıkadı. sonra birkaç kez daha su çarptı yüzüne. biraz kendine gelir gibi oldu ve merdivenlere koşturdu.

koşar adımları hangi ara yürüyüşe dönmüştü, ne zamandan beridir ayak uçlarına bakarak düşük bir ritimde etrafının farkında olmaksızın yürümeye başlamıştı bilmiyordu. o an, fırını yüzlerce metre geçtiğini yeni farketmişti. kafasından bir hesap yapmaya başladı ama her durumda geri gitmesi gerektiğini anlayınca yüksek tempoda adımlarla yeniden fırına yürümeye başladı gerisin geri...

otuz beş dakika gibi bir süre sonunda elleri paketlerle dolu bir halde dairesinin kapısındaydı. kapının önü ayakkabılarla doluydu. galiba tüm misafirler kendisinden evvel gelmişti. zili çalmadan önce gözlerini sımsıkı yumup açtı.

içi sıkılıyordu...
devamını gör...
10614.
üstümde garip bir gerginlik var. tanrı bizi terketti gibi abuk subuk şeyler mi yazsam acaba?

amaç yeraltı edebiyatı yapmak olsun işte!
hiç gereği yok ballarım cidden hiç gereği yok.

zor günler geçer, acılar geçer geriye sadece insanlığın, merhametin, vicdanın, güzelliğin anısı kalır.

yollar geçer, mesafeler geçer, kimi insanlar gelir geçer ve yanınızda bir ömür boyu olmasını istediğiniz insanlar kalır.

kalır mı diye bana sormayın şimdi.

o da istiyorsa, kalır...
devamını gör...
10616.
çok geniş perspektifden bakan bir beynim olduğunu düşünürdüm sözlük ama farkettim ki yeterli genişlikte değilmiş ve anı yaşamaya odaklıymış. bu biraz beni üzdü.
devamını gör...
10617.
yol, doğrusal mı yoksa dairesel mi merak ediyorum. yürüyüp yürüyüp yolun sonuna gelince kendimi en başta bulur muyum acaba?
göz kusuru olan bi’ insan, miyobu ilerleyip sonra hipermetrop oluverir mi? ya da çok derişik seviye asit aniden baza dönüşür mü? duyguları zebil olmuş bir hayat kadınından, hayat dolu bir kadın çıkar mı? ya da kendisine bile dokunmayan biri bedenine yabancılaşıp kendini teşhir eder mi? bir mükemmelliyetçiyi ne kadar süre bekletirsek onun tembel yüzünü görürüz? bir ölü ne kadar bekler tekrar dirilmek için? ya da bir mazlum ne kadar gözyaşı döker zalim olana dek?
devamını gör...
10618.
ciğerimi deşiyorlar. öylece yatıyorum hissiz hissiyatsız. o kadar çok istiyorum ki. bir kere bütün kurallar yıkılsın ve herkes sussun istiyorum ama olmuyor. ben yine herkesin söylediğini yapıp kenara çekiliyorum. ciğerim deşiliyor ama sessizce izliyorum.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar