sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10703.
evde tek olduğumda ekmek almaya gitmeye üşeniyorum. o yüzden çorba sipariş ediyorum çünkü bana en yakın restoran çorbayla beraber yarım ekmek yolluyo.
devamını gör...
10705.
ama sen de biliyorsun canımın içi, burası büyük hikayelerin büyük aşkların sevmelerin sevilmelerin beklentisiz olmanın bir şeyleri başka mümkün yokmuş gibi görmenin, onlara sarılıp tutunmanın dünyası değil. "gerçekten fazla bir şey istemedim, gerçekten büyük bir istek değildi" diyorsun. "herkes gibi, herkes kadar" gibi şeyler zırvalıyorsun. sil gözyaşlarını, bu yalnız güldürüyor beni. sana herkes gibi olacağının sözü verilmedi. rolünün ne olduğunu unutmaya çalışıyorsun fakat yararı yok. çöz artık o çaputları bileklerinden ve kabullen;

"vaftizine geç kalmış bir bebek gibi
hiç beklenmedin
hiç özlenmeyeceksin
uç dilediğince gönlünce
ta ki ufukta silinene dek."
devamını gör...
10710.
buraya da karala karala defteri bitirdim.

bugün uzun zaman sonra dışarıya aktım. iki insan göreyim, asosyalliğim zedelensin dedim.(yalan alınacaklar vardı) evden çıktığımın ilk 15.dakikasında evimi özlüyorum sözlük. tam bir ev kuşuyum ben. madalyalık. 6 ay çıkmıcan deseler gıkım çıkmaz o derece. dışarıda huzur yok çünkü. kaos var, yüzü maskeli samimiyetsiz ve mutsuz insanlar var, gürültü, kalabalık... her gün gezip tozan insanları anlayamıyorum.darlandım yeminle kendimi eve zor attım. burası bile dışarıdan daha huzurlu.
devamını gör...
10712.
hani meşhur dize var ya "suyun sızladığını kimseler bilmez." işte o içteki sızı hiç dinmiyor. insan aramak bulmak istiyor, bulunca hevesi kaçmasın istiyor, aradığım bu değilmiş dememek istiyor, bulamayınca yeniden yola çıkma cesareti istiyor, yaşamda diri tutacak o heyecanı istiyor.

insan hep kendi hira'sında kalmak istiyor, oradan inmek istemiyor, inince büründüğü örtüsünden sıyrılmak istemiyor.

işin sırrı burada galiba ya da bana böyle düşünmem gerekiyormuş gibi geliyor artık: bizi bize bıraksa biz o örtüyü atmayacağız üzerimizden. örtümüze büründükçe kabuk tutmuyor, kimsenin dokunmasını istemediğimiz yaralarımız. yeni yaralara cesaretimiz, yeni şifalara güvenimiz yok. ama sızladıkça sızlıyor, şimdilik kendimce bulduğum tek çare "kalkmak." kalkmak evvela kendini uyanık tutmak, uyaranlarla birlikte olmak.

dönüp örtüme sarıldıkça, orada o örtü altında "kör baykuş" luk yaptıkça şifa da uzak, "o" da uzak kalıyor.
devamını gör...
10714.
eskiden beri sözlükleri günlük olarak kullanma eğilimim olduğunu farkediyorum.
neden böyle bilmiyorum. boş sayfalar ve alanlar uzun uzun yazma isteği doğuruyor.

buna rağmen sözlükteki -tabir yerindeyse- gereksiz, fazla içten ve çocukça entrylerimi silmeye üşeniyorum ama mahçup da kılıyor aslında o entryler.
bir de hala bir kitabım olmadığı için ve evvelki kadar çalışkan olmadığım için biraz üzgünüm ama başka şeyler için çok mutluyum.
inşallah Allah hepimizin yardımcısı olsun her daim.
devamını gör...
10715.
kadın, benim az evvel ayrılan birine yakıştırdığım kokuyu vagona yeni binen yaşlı adamcağıza münasip görmüş olacak ki ''oturduğu yerde'' elinden geldiğince uzaklaşmaya çalıştı. çok geçmeden ihtiyar indi ve kadın toparlandı. artık diken üstünde oturuyormuş gibi görünmüyordu ama koku hala yerli yerindeydi ve yolculuk boyunca hoyratça burunlarımıza hücum etmeye devam etti. şimdiki aklım olsaydı birkaç saat evvel bunlar olup biterken kokunun ahlakına dair düşünürdüm, düşünmedim.
devamını gör...
10717.
yıllarca düşünüpte toparayamadığım bir düşüncemi nasıl oluyorsa oluyor hep eskiden bir filozof söylemiş oluyor ve karşıma çıkıyor.. kıskançlıktan burnumu karıştırırken buluyorum kendimi.

örnek 1: “doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. işte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür.” (arthur schopenhauer)

örnek 2: "artık iyi olanların değil, iyi oynayanların dünyası burası!..." (shakespeare)*

anlamıyorum arkadaş. çok fazla örnek var ama uzatmanın alemi yok. bazen diyorum ki düşünme boşver.. hani bir adam 100-150 yıl önce demişti ya, "artık bütün icatlar yapıldı, bundan sonra bir şey icat edilemez." sonrasında zilyon çeşit daha icat çıktı ve çıkmaya devam ediyor.. heh işte bu, sanırım filozoflar denilecek her şeyi söylemiş, üzerine söz söylenemez gibi geliyor. ulan bağnaz mıyım yoksa neyim diyerek düşünmeye devam ediyorum. gel gör ki o kadar tefekkür ediyorum ama bir yerde bir filozofun konu hakkındaki harikulade sözünü okuduğumda bütün tefekkürüm balon gibi patlıyor.. tek iyi yanı şu ki, düşünen insanlar var, iyi insanlar var, ilim irfan sahibi insanlar var ve sözleri gayet diri.
devamını gör...
10718.
ufak ufak alışmaya başladım bu şehre. o ilk gün ki 'dokunsan ağlayacağım' modu yok. şimdi de çok acıktım, bim'e doğru yol alayım bari.
devamını gör...
10719.
sana bugün yavuz selim köprüsünden baktım istanbul. sen gerçekten bambaşkasın.
her ne kadar kimlikte yazan memleketime gitsem de asıl memleketim sensin. sende doğdum, büyüdüm. sende yaşadım.

Allah'a emanet ol güzel memleketim.
devamını gör...
10720.
bir buçuk sene önce ehliyet sınavına girdiğimde sınavdaki hocamla geçen konuşma;

+ okuyor musun
- evet hocam, lisedeyim
+ oo manitan da vardır senin
- yok hocam
+ o ne öyle, o kadar içten söyledin ki sanki çok kırılmış gibi
- ...

sonra üniversiteli oldum ama bu gece bu konuşmayı yine dert ettim, hiçbir şeyin değişmediği buradan anlaşılıyor zaten.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar