sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10841.
ah be karalama defteri. naber?
ben üzgünüm işte. her zamanki gibi. sanki böyle kansersiniz denilmiş gibi bir psikolojiye büründüm.
ister istemez. dün arkadaşımla psikologa gittim, yeni bir psikologa. bir yandan kendime diyordum ki, çok ümit etme, beklentili olma. neticede o da bir insan. bir seansta neyi çözsün neyi versin gibi hisler. bir yandan da şöyle düşünüyordum: bu benim son şansım.
anlattım anlattım. kadın galiba beni ağır bir vak'a olarak gördü. aslında kendi de zor olduğunu düşündü. aslında anlaşılamadığımı düşündüğümden dem vururken, söylediği birçok cümlede anlaşılmış hissettim. ama bu bile üzüntümü geçirecek cinsten değildi. zaten hal böyle olsa bile beni en az üç beş sene terapiye devam etmesi gereken biri olarak görmesi, zor bir durumda bulması beni üzmeye yetti.
hani basit bir düz mantıkla işte yine paramızla rezil olduk demek istiyorum da diyemiyorum. çünkü galiba gerçekler acı.
mesela o arkadaşımla birlikte psikologa gidiyor olmam bile acıttı içimi. ne bileyim, herkes arkadaşıyla sinemaya tiyatroya gider. biz psikologa gidiyoruz. gerçi onun desteği arkadaşlığı hoşuma da gidiyor ama böyle işte. böyle mi olmalıydı falan. hayatta herkesin farklı bedeller ödediğini düşünürken şu yaşımda kendimi zaman zaman şanslı hissederken en büyük bedeli ve imtihanı yaşamış biri gibi hissediyorum kendimi. biraz da herkese inanan biri gibi. bu kadına inanmayıp diğer ümit verenlere inanma ihtimali de var mesela. ama ortada boşa geçen yıllarım da var. aslında kendimi her hafta psikologa emek zaman enerji ayıracak bir psikolojide de görmüyorum. o zaman neden gittim o kadına? zor bir durum demesini duymak için mi?
çok komik gelecek ama iki sene dese yine mutlu olurdum. ama üç sene beş sene lafı beni çok üzdü ki o bile garanti değildi sanki...
arkadaşımla eve dönerken şakayla karışık belki de durum gerçekten ağırdır dedi bana. üzüldüm ama kötü niyetli olmadığını çok iyi biliyorum. hatta ağır zaten durumun bile dedi. yine de şakalaşır gibi söylemesi ne güzeldi. kitabevlerinin önünden geçtik falan. ilk defa giresim bakasım gelmedi. birkaç fotoğraf çekinelim dedi, üzgün havayı dağıtmak istercesine. ama o kadar kardeşim biri ki, liseden beri dostum benim. bana katlanan insanlardan biri belki de? ayrılmaya yakın bakışlarından anladım benim için gerçekten üzüldüğünü. bu da beni üzdü ama ne denir ki? belki de dermansız dertlerimiz vardır bu hayatta. ne denir ki? kadının söylediği tek şey çok entellektüel ve zeki biri olduğumu söylemesiydi. bunları da en son söyledi zaten, yaşın genç falan dedi. yine de ümitli düşünmek zor. çünkü bir şeylere geç kaldığımızdan eminim sanırım. insan hayatı ne kadar değerli değil mi? herkes ne kadar biricik, ben de. ama sonuç bu işte.
devamını gör...
10844.
geçenlerde ankara'nın ismi önemsiz bir semtinde işlek bir caddede karşıdan karşıya geçmek için ışığın yanmasını bekliyordum. tahmin edeceğiniz gibi yayaların birçoğu ışığı beklemek yerine araçların önüne atlayarak karşıya geçmeyi tercih ediyordu.

65 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir beyamca yanımda dururken ilk önce biraz yazıklandı kendi kendine ardından bana yönelttiği cümlesiyle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

-yok biz adam olmayız evladım
+ne deseniz haklısınız
-canlarının kıymeti de yok
+trafik güvenliğini tehlikeye atmaları da cabası
-bu halk mı okuyacakmış dünyaya meydan
+ o kadar da ümitsiz olmayın bekleyenlere bakın
(adam ilkin soluna ardından sağına bakıp bizimle birlikte ışığı bekleyenleri gördü)
-haklısın

o an yeşil ışık yandı biz birbirimizi selamladık ve ayrıldık. içimden dönüp arada tekrarlayalım demek geçti ama bunu söyleyemezdim. kendi kendime o anı kafamda canlandırıp arada tekrarlayalımlar iliştirdim ardına ve aptal aptal gülümseyerek yürümeye devam ettim.

kendi kendine gülerek yürüyen biri gördüyseniz muhtemelen o ben değildim. cinayeti kör bir sokak lambası ve altına yağmur suyu dolmuş kırık kaldırım taşları gördü.
devamını gör...
10847.
bugün deli salih'i gördüm defter.

mahalleye gelirdi, elinde bi tane direksiyon; süslerle dolu bi direksiyon. çocuklar peşine takılırdı, araba sürerlerdi beraber. ben takılmazdım galiba. hatırlamıyorum. korkuyormuşumdur ben. neyse.

tuhaf hissettim. sanki o, geçmişten günümüze ışınlanmış gibi hissettim. anılar birbirine girdi, zaman birbirine girdi. ürktüm biraz da. ait hissetmediğim bi zaman diliminden ait hissedip hissetmediğimi hatırlamadığım bi zaman dilimine dönüp bakmak ürküttü. sonra kafamı çevirdim. görmemiş varsaydım. bugüne devam ettim.
devamını gör...
10849.
can sıkıntısından açıp eksi aldığım entrilere bakayım dedim. çoğuna güldüm görünce ama bu çok başka; #6225562 utanmıyor musunuz dostoyevski'yi eksilemeye.*
devamını gör...
10851.
bir ortama ait olamamak, o ortamda geçici olacağını bilmek insanı zihnen oldukça yoran bir şeymiş meğer. yaptığın işin bir ehemmiyetinin yok gibi gelmesi, yeni insanlarla tanışıp kendini ifade etmeye çalışmanın ekstra harcanması gereken bir efor gibi hissettirmesi, nasıl olsa gideceğim çok da şey yapmaya gerek yok hiçbir şeyi diye zihinde devamlı yankılanan sesi de cabası.

bir an önce gitsem de bu can çekişme safhası son bulsa keşke. zira yeni ortama girme kotamı fazlasıyla doldurdum.
devamını gör...
10853.
rüyamda brad pitt'e ev yapımı doğal el kremi hediye ediyordum. bilinçaltımın ne kadar saçma sapan bir halde olduğunu anlayabiliriz buradan. dur brad yakında yüz için olanını da yapacağım bu kremin, ondan da bir kavanoz veririm sana.

"aa ne güzel çalışma saatleri. sabahları uzun uzun kahvaltı ederdik birlikte."
devamını gör...
10856.
"güne elinde bozuklarla bakkala" bu paraya ne olur" diye soran çocuk gibi başladım. bir şeyler oluyor o paraya ama dondurma alamıyorum" günaydın.
devamını gör...
10860.
zamanın göreceliligine yine yeniden hayret ediyorum. günlerim saatler gibi, aylarımsa haftalar olmuş. öylesine koşturuyorum ki... sorulsa bòyle mutluyum çünkü boş kaldığımda düşüncelerimin ağırlığı altında eziliyorum. güzel şeyler oluyor hayatımda ama güzelliklere bile kafa patlatmadan uyum sağlayıp geçiyorum.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar