sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10862.
biraz önce beklerken şöyle düşündüm: "lan bu benim hayatım olamaz, ben şu an bi hasan ali toptaş romanında filanım. şu soğuk devlet koridorlarından, bürokrasiden falan bahsettiği satırlardan geçiyorum şu an." korktum lan.

biz bu kafaları nasıl güzel yedik. ama nasıl güzel.
devamını gör...
10863.
duvarda belli bir noktayı izlemek garip karşılanacağından deli gibi film izliyorum bu sıra. çok yakında kafayı yiyeceğim.

"bir şey söyle bana, bir şey söyle ve bu zamanı anlamlı kıl."
devamını gör...
10865.
2. kat yoğun bakım kapısının önündeydim. gözlerim kapıdaydı ama aslında boşluğa dalmıştım. koca koridor, kimseye bir zararım bir engelim yok. duvar dibine çökmüş dua ediyordum...
-kız sana diyorum! ayol bu iyice meczup olmuş. dua mı ediyon napıyon? belki kabul olur belki olmaz neden mırıldanıyon?
+ ... (kardeşime döndüm) bunu alın başımdan.
- aaa kız senin anan yaşındayım ben deli mi ne?

aylardan eylül. havalar henüz sıcak. ne kadar kaldım bilmiyorum. boğazımın kurumasıyla tutulduğum öksürük nöbetiyle kendime geldim...

şimdi çocuğu yoğun bakımdaymış... umarım yaktığın yerden yanarsın.
devamını gör...
10866.
dünya'nın mevcut düzeni veya düzensizliğinin berbat olduğuna zenginlerin haricinde kimsenin itirazı yok fakat feci halde kanıksanmış.

ekolojik denge bozuluyor, doğal kaynaklar tükeniyor, su ve gıda tekelleşiyor, ahlak ve dürüstlük bitme noktasına gelmiş, zulüm ve açlık had safhada, modern insan denilenlerin ellerinde telefon, zihinlerinde lüks yaşam ve para arzusu, tefekkür yok empati yok.. arada birkaç güzel insan çıkıyor ve bir şeyler yapmaya çalışıyor fakat devede pire misali yok olup gidiyor.

şu gün kıyamet kopsa kimse itiraz etme.. yani istisnasız her yetişkin birey "vakti çoktan gelmişti zaten." der herhalde.*
devamını gör...
10868.
sayın sözlük ahalisi, sinek valesi arkadaşınız feci bir şekilde aşık. her ne kadar reddedildiysem de yine yazacağım, 21 sene beklemişim, o samimi duygular o olmasa da en azından okuyucu kitlesine ulaşmalı, takipte olunuz efendim.
devamını gör...
10869.
gün boyu uykuluydum sözlük, ne hikmetse napsam yine de uykulu hissediyorum kendimi. heralde gördüğüm hareketli rüyalardan ruhum çok mu koşturdu ne.
yine bu rüyalardan olsa gerek sanki çok konuşmuşum da yorulmuşum. ağzımı sıkı sıkı tutuyorum ki açıp da konuşmak yorgunluğuna girmeyeyim.
devamını gör...
10870.
sorumsuzluğuma kızıyorum ama sorumsuzluğumu pek değiştiremiyorum. ne ara bu kadar boşladım her şeyi, hayatı?
iş ümidim olan bir yer vardı, oraya gidip geliyordum zaman zaman mesela. bugün o kadar geç uyandım ki. iyice disiplinsiz biri oldum. gidemedim oraya falan. böyle bir aylaklık. bari gidemedim git başka işleri hallet. ama ona da enerji yok. böyle işte.
yine de zoraki en kötü günümüz böyle olsun deyip geçinip gidiyoruz doğrusu. ajandada yetiştirmem gereken bir yığın şey var. yaptıklarımın yanına gülücük koyuyordum. son zamanlarda gülücük koyamıyorum. çizik atıp duruyorum üstlerine günlerin. halbuki böyle mi olmalıydı? namazlarımı da ihmal eder oldum. biliyorum yarın öyle olmayacak beş vakte beş katar gibi davranacağım ama ertesi günü yine sabaha kalkamayacağım. geçenlerde bir genç hanımla tanıştım. genç hanım diyorum. o kadar idealist biri ki. pek ünlü yazar bana yönlendirmiş genç kızı. onurlandım falan. mutlu oldum. öte yandan böyle idealist biri bana mı yönlendirilmeli ben mi bu kızla tanışmalıyım yoksa diye düşündüm. herkesin bende gördüğü şeylere ben mi son derece körüm? kim bilir. o kızda 19 yaşımdaki halimi gördüm. inşallah o menzile ulaşır düşmeden diye düşündüm. ne güzel, hala böyle gözleri ufka bakan gençler var diye düşündüm. ben de böyle elimde baston varmış gibi davranmayabilsem.
devamını gör...
10873.
gecenin tam ortası. yanıma bakıyorum yoksun. o kadar zarifsin ki bilmiyorum, olmamayışında bile bir tat var. çok istedim seni rabbülalemin’den. bana o kadar yakın geliyorsun ki sanki bezm-i elestte anlaşmışız, “sinek valesi bul beni” demişsin. ben buldum ama sen beni hatırlamıyorsun.

seni o kadar sakındım ki; bir sene ya bir sene konuşamadım senle. o kadar derinime, kanıma kadar işlemişsin. ama çok çabuk gittim. sinek valesini hatırlamaya tenezzül bile etmedin sanki.

çok çabuk gittin, ben sana ne şiirler yazacaktım
çok çabuk gittin, ben kulağına ne şarkılar fısıldayacaktım
çok çabuk gittin, hayatımın her yerine seni serpiştirecektim. yazılarıma, şiirlerime, bestelerime, konuşmama, yürüyüşüme, oturuşuma, temsillerime, dilime. ama yok dedin, erken dedin.

bilmiyorum, seni nasıl başka biri alacak bilmiyorum. vücudumdan bir kemik, ağzımda bir nağme, aklımda bir akıl yürütmeydim. söylemedim o gün ama ben sana makam bile terkip edecektim, ve inan o kadar şaşırmışım ki senin arkandan onu bile yapardım. 500 tane makama bir makam adı senin adını eklerdim.

benim param olmadı pek fazla. zaten kazandıklarımı tutmam cebimde, sana verecek pek param yoktu ama ucu görünmeyen bir sadakat vardı.

ben sana vals öğretecektim. senin için bestelediğim bir valsi floransa’da bir binanın terasında dinletip vals yapacaktık. kimse bizi görmeyecekti, sadece ben ve sen olacaktık.

paris’te la boheme dinleyerek eyfel’e sarıla sarıla bakacaktık. venedik’te sultan abdülaziz’in la gondolla barcarolle’sini dinleyip gondolla gezecektik.

ama nasip olmadı, belki de olmayacak. her şey alemlerin rabbinin elinde. isterse seni bana lutfeder, doğru dürüst bir yatağım olur.

öyle çok isterim ki sabahleyin seni bulayım yanımda. bu kasvetli ranza kışı bitsin, pencereye çıkarak getir baharı ey anaların ak sütünden de ak olan gül, getir baharı ki bu bülbül şarkı söylemeye başlasın.
devamını gör...
10875.
yakın zamanda motosikletli biri sokakta beni ezmek üzereyken son anda kendimi geri çekmeyi başardım. akşam vakti arkamdan bağıra çağıra söylenmeye devam ederken, iki üç metre ötedeki sokak bitiminde hızla gelen başka bir arabanın altında kalma tehlikesini kendini son anda durdurarak atlattı. kendimi bedduası ışık hızında tutan teyze gibi hissediyorum, o değil Allah korusun başına bir şey gelse ilk müdahalesini yapacak kişi olarak bir ben koşacaktım.

motosiklet kullananlarda ki bu anlamsız aşırı doz özgüveni sevmedim, sevmeyeceğim. istisnalar alınmasın.
devamını gör...
10876.
hayatım kendi kendini karalarken bir köşede oturdum izliyorum. çoklu kişilik bozukluğu değilse bile hafiften bi disosiyasyon var bak o kesin.
devamını gör...
10879.
her gün zabanan kalkıp akşam sularında eve gelip 2 veya 3 saat evde yaşadıktan sonra uyunan hayat düzenini avcı toplayıcı kabileler görse olmaz olsun böyle gelişme diyebilirdi. ama bu düzen olmayınca da beyni gelişen insan direkt varoluş sorgusuna yöneliyor. çünkü arada bi yoklayan depremler dışında doğal tehlike kalmadı. evde oturunca günlerce, haftalarca oturunulabiliyor. boşlukta asılı bir topun üstünde olduğumuzu unutup oyuna dahil olmamız için bu yaşam şart artık. st. petersburg'un entelijansiyasından ziyade bitmek bilmeyen beyaz geceleri ve 1 göz odada sıtma ile sürdürülebilen hayatı o romanları neşrettirmiş. başarılı olmak da o hayatın ne kadar aksine bir hayat yaşamak ile ölçülüyor. bu yüzden başarılı bir romancı başarısız bir adam demek bi yandan da. en azından hayatının ilk ve büyük döneminde.*
devamını gör...
10880.
varlığını dahi unuttuğum yazılarıma, öykülerime göz attım bu akşam. nasıl yazmışım onları bilmiyorum. bu sıralar yalnız silmeyi becerebiliyorum. tümünün içinden, onca zırvanın arasından tek bir söz seçip alıyorum. kalanların tümü boş söz oyunları, çöp. ki bu söz de alıntı esasında da metinlerarasılık falan diyelim.

"bakanlar bana beni göremezler artık."
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar