sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10881.
her gün zabanan kalkıp akşam sularında eve gelip 2 veya 3 saat evde yaşadıktan sonra uyunan hayat düzenini avcı toplayıcı kabileler görse olmaz olsun böyle gelişme diyebilirdi. ama bu düzen olmayınca da beyni gelişen insan direkt varoluş sorgusuna yöneliyor. çünkü arada bi yoklayan depremler dışında doğal tehlike kalmadı. evde oturunca günlerce, haftalarca oturunulabiliyor. boşlukta asılı bir topun üstünde olduğumuzu unutup oyuna dahil olmamız için bu yaşam şart artık. st. petersburg'un entelijansiyasından ziyade bitmek bilmeyen beyaz geceleri ve 1 göz odada sıtma ile sürdürülebilen hayatı o romanları neşrettirmiş. başarılı olmak da o hayatın ne kadar aksine bir hayat yaşamak ile ölçülüyor. bu yüzden başarılı bir romancı başarısız bir adam demek bi yandan da. en azından hayatının ilk ve büyük döneminde.*
devamını gör...
10882.
varlığını dahi unuttuğum yazılarıma, öykülerime göz attım bu akşam. nasıl yazmışım onları bilmiyorum. bu sıralar yalnız silmeyi becerebiliyorum. tümünün içinden, onca zırvanın arasından tek bir söz seçip alıyorum. kalanların tümü boş söz oyunları, çöp. ki bu söz de alıntı esasında da metinlerarasılık falan diyelim.

"bakanlar bana beni göremezler artık."
devamını gör...
10884.
keşke bunları görmeseydim, keşke duymasaydım dediğim günlerdeyim. bugün bir video'da denk geldim. sokak ortasında bir kadın uluorta eşine bağırıp onu aşağılıyordu hem de bir sürü insanın içinde. kalabalıktan güç alıp eşine kendince ders veriyordu. kadının bu hâlini görünce adama üzüldüm gayri ihtiyari çünkü bakışları ve mimikleri gerçekten derin bir mahcubiyet barındırıyordu. içimden ona şunları sormak istedim: dönüp dolaşıp aynı eve gireceksiniz peki bu denli rencide ettiğin insanın yüzüne nasıl bakacaksın? uluorta yaygara koparınca başın göğe mi erdi? etraftan yürü be arkandayız nidaları seni güçlü mü yaptı? onu izleyince aklıma staj hocam geldi. kendisi biraz çok bilmiş ve dediğim dedik biriydi. sınıfta öyle bir hava estiriyordu ki çocuklar önce bakışlarından korkuyor, sırtını dönünce de arkasından gülüyorlardı. e haklılar çünkü onlara karşı tutumu yanlıştı. biri ders esnasında konuşsa, dersi kaynatsa şöyle başlardı: "yiğit, sen zaten hep böylesin sınıfın huzurunu bozuyorsun. ne ödev yaparsın ne derse katılırsın. sözlü notundan puan kırayım da gör". daha neler neler. herkesin içinde aşağılayıp üzerine bir de tehdit ederdi. çocukta başını eğer, mahzun mahzun dinlerdi onun bu iğneli sözlerini. diğerleri de kıkır kıkır gülerdi bu saçma duruma. çocuklar böyle, öğretmenin bu tavrına bakınca çocukların arkadaşına gülmesi tuhaf değil. onların hatalarını uluorta teşhir etmek hocama hiç yakışmıyordu ama o bundan bir meziyetmiş gibi haz alıyordu. oysa çocuklar bir süre sonra aynı hatayı yine yapıyordu yani herhangi bir caydırıcılığı yoktu bu yaptığının. olmaz da zaten çünkü insanlar genelde hata ile değil hatayı yapanla uğraşır. hatayı düzeltmek değil onu aleme ilân etmek maksatları. zaten bu yüzden ne bir adım ileri gidiyor ne de bir şeyleri düzeltiyoruz. şunu bir idrak etsek iyi olacak bir hatayı açığa vurmakla hatanın sebep olduğu sorunları gidermiş olmuyor aksine muhatabın nefretini bile celb edebiliyoruz. mesela resulullah aleyhisselam mescide bevleden bedeviyi herkesin içinde azarlamış, aşağılamış olsaydı bugün biz onu rahmet, merhamet peygamberi diye anar mıydık? elbette hayır.
devamını gör...
10885.
bir kitap çıkarmak istiyorum. hatta ödül falan alsın istiyorum ya.
çok şey istemiyorum aslında ama halim yok çalışmaya, gayrete. güzelleştirmeye.
devamını gör...
10887.
burasını makale yazma yeri olarak kullanacağım. yazılarıma başlık bulamıyorum bir türlü, başlığı burada verip yazacağım.

felsefe, kadın ve kendini kanıtlama

enteresan bir akşamdan merhabalar. yarın sabah dersim var ama bir türlü uyuyamıyorum, aldım biraz descartes ve spinoza üzerine okudum. bu benim modern felsefeye bir nevi girişim oldu, kendimi kutlayayım. kulağımda schubert'in serenad'ının çok güzel bir kaydı çalıyor, hafif tatlı bir yorgunluk var üzerimde.

müziğe ve bilgiye olan ilgim hep çoktu. itiraf edersem müziğe olan ilgim belki toplumdan soyutlanma ihtiyacımdan kaynaklanıyordu. çağımızın trendidir kendini bir da vinci, bir mozart, bir bach hissetmek. ben de bu hisse kapılık değil değilim, bazen insanın içinde öyle bir his oluyor ki müzikle doğayı, metafiziği anlatabileceği hissine kapılıyor insan. ama elhamdülillah şunu diyebilirim ki artık müziği bir soyutlanma aracı olarak görmüyorum, toplumda benim kendimi kanıtlayabilecek bir şeyim yoktu, öyle bir şeye ihtiyaç bile duymuyorum. benim sanatımı bilmelerini bile istemiyorum bazen insanların. ki bestelerimi yazılarımı en yakın kişilerimle bile paylaşmam, kimbilir sözlüklerde ne uzun yazılar yazıp silmişimdir, kaç defter yakmışımdır.

felsefeye olan ilgim mantıkla başladı, bunu herkes bilir. kesinliğe, basitliğe, sadeliğe, apaçıklığa olan hayranlığım beni hep sarhoş etmiştir. mantık böyle olmasa da iddia ettiği şey beni hep büyülü bırakırdı; aklımdan geçen tabirleri küfür işleme korkusundan yazmıyorum. böyle enteresandı hasılı kelam, bir şeye dokunma arzusu, ona böyle ağzını aça aça hayran bakabilme arzusu beni benden alıp götürüyordu. felsefe okumaya çalışıyordum, işte hakikat muhabbetleri...

sonra bir sada gördüm. şaşılacak bir şey yoktu aslında, çok basit bir kızdı. basit, sade, kesin, apaçık. beni durdurup bir şey istediğinde hayran kalmıştım o sadeliğe. dağa çıkınca doğaya ağzımı açıp hayran hayran baktığım gibi ona bakmak istiyordum sadece, sonra aklımı toplayıp ona bir çiçek misali dokunmak istiyordum. bembeyaz bir çiçek, o kadar sade ki insan bütün varlığını o sadelikte harcamak istiyor.

o beni felsefeyle karşı karşıya getirdi. şairlere hor gözle bakardım hep, şiirden korkardım da ta ki onun şiirlerini görene dek. çarpılmıştım. ömür boyu şiirden kaçınan ben durduramıyordum kendimi şiir yazmamak için. bir ara aklım sanki sadece şiir yazmak için çalışıyor zannediyorum. aristoteles'e hakaret bile ettim şiirimde. beni kendine hayran bırakan aristoteles'e bile.

bazen dua ederdim namazdan sonra "ya rabbi bana bir parça hakikat nasib eyle, seni anlatayım bu insanlara gönlüm rahat iken," hep hayalimde çok iyi bir müzisyenle çok iyi bir filozof olmak vardı. varlığı yeniden tanımlama, sistem çökertme, nefse çok tatlı gelen konular ama burada bir nevi kendime demediğim şeyleri söylemeye çalışıyorum.

bu beyaz çiçek felsefeyle tartışmaya başladı. önceden "ya rabbi bana o kızı ver. kendim için bir parça hakikat, o kız da aç kalmasın diye bir parça ekmek ver, kendim için istiyor değilim" diye dua ettim. artık aklımın bir tarafında o beyaz çiçek, bir yanda bilgelik sevgisi vardı. iki sevgi birbiriyle çatışıyordu. aklım bana sanki ikisinden birini seçmeyi zorluyordu, sanki ilahi bir mesajdı, belki benim vehmimdi, galiba benim vehmimdi.

ve hayatımın belki de en büyük hatalarından birini yaptım. "istemem bilgeliği ya rabbi, ben kendimle geçinirim, dininde sabit kıl, sadece o kızı isterim" dedim. bazen böyle durup elimi uzatmak istiyordum. şaşkınlıktan kapayamadığım ağzımla, heyecandan titreyen dizlerimle. açıldığımda hiçbir anlam ifade etmedim onun için belki bilmiyorum, ama bilgiye yaptığım bu ihaneti geç farkettim.

işin kötüsü müziğimi de feda etmiştim sanki. engelleyemiyordum kendimi onun şiirlerini bestelemeye, ne olduysa olmuyordu. bir sözünü, bir nağmesini paylaşmayan sinek valesi, gidip birine beste hediye etmiştim. ve o hediyenin belki de hiçbir anlamı yoktu, sadece pısırık birinin kendini satmak için yaptığı bir jestti belki onun için. hiç satmadım kendimi, bazen bildiğim şeyleri bile söylemedim bunun için.

şakayla karışık olacak ama bir arkadaşım bana zamanında "sen çok az istiyorsun sinek valesi, bol bol iste" diyordu. isteklerim neden azdır bilmem, belki gizli bir güvensizlik, belki zorlamama isteği, bilmem. gecenin üçüne schubert'in serenad'ıyla yaklaşınca yazımın sonuna doğru da onun "allah hepimizi hayrı üzerine sabit kılsın" duasıyla sonlandırmaya çalışayım.

"bir fırtına yaklaşıyor" diye serpiştirirdim arkadaşlarla konuşurken bir yerlerde. o fırtına artık geldi, ama şuna kesinkes inanıyorum bu Allah'ın fırtınası. o, kimseyi yüleneceğinden fazla yüklemez. bu fırtınanın sonunda da inanıyorum ki güzel bir kış sabahı bizi bekleyecek. öyle bir sabah ki öğlesi olmayacak, hep kahvaltıya oturmadan önceki o durumun rahatlığı ve ferahlığı içerisinde olacağız dışarıda bembeyaz karlar bembeyaz çiçeklere süzülürken...
devamını gör...
10889.
#6743696

öneriyi geçtim. geçersem çok mutlu olurum, tüm sıkıntılar biter diye düşünüyordum ama öyle olmadı. geçtim ama bu sefer de başka başka sorunlar çıktı. rahat bir nefes almayı bu kadar arzuyla bekleyip her defasında hayal kırıklığına uğramak çok yoruyor. tercihlerinin sonuçlarına katlanması gereken biri olmak zorunda olmayı kabul etmiyorum. öbür türlü herhangi bir tercih yapamıyorum, şaşkın şaşkın dolanıyorum ortalarda. canımı sıkıyor bu durum.
devamını gör...
10890.
bazen içimden gizli bir kaybolma isteği geliyor. avrupa’nın bir şehrine gidip bir camiden yardım isteyip bir yerde çalışmak. gideyim müzik dersi alayım, param yetmediği halde klasik müzik konserlerine katılayım.

önceden hiç sevmezdim avrupa’yı. yanlış anlamayın bu bir avrupa hayranlığı değil, sadece gitsem oraya gitmek isterim. şöyle bir orada çevrem olsun, ne bileyim bakayım hayat onlarla nasıl, merak sadece.

şu an mozart’ın bir konçertosunu dinliyorum itü radyo’dan. öyle hoş çalıyorlar ki, insan uçmak istiyor, kanatlanmak istiyor.

klasik müzik güzel bir şey, gerçekten güzel. mozart ise apayrı bir güzel. sanki koşuyorsun birine, öyle sevinçli, sarsıla sarsıla açmışsın kollarını koşuyorsun.
devamını gör...
10891.
saat 4 oldu hâlâ uyku gelmedi. gözler fingir fingir, elinde çiğdem bina önünde dedikodu arayan itici komşu figürü gibi gözler yuvasında fır dönüyor. anaaa! içim de kıyıldı...bir açlık, bir bir şeyler yeme isteği. nabacığık? niye böyle oldu la bu gece. uyuyamayınca afakanlar basar beni şef!
devamını gör...
10894.
2019un benim yılım olacağını gerçekten hissetmiştim. bir yıl öncesine kadar iş hayatım (bilhassa yönetici konumundaki şahıslar) enerjimi sömürürken, bir yıldır kendi işimi yapmanın ve gün itibariyle yurt dışı siparişler almış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. emek veriyorum meyvesini veriyor, enerjimi versem de beni yormuyor. en güzeli de özgürüm, kimseye verecek hesabım, kimsenin en ufak söz hakkı yok.
ve... nimetlerin, mülklerin, rızıkların yegâne sahibi Allah'ın sonsuz hazinesinden bahşettiği bir zerre dahi beni ihya etmeye yetti. ne kadar şükretsem az. bir hakikat var ki; beklediğini o'ndan bekleyen hüsrana uğramıyor. çok güzeldin be 2019...
devamını gör...
10895.
kendimi buraya attığım zamanlarda tanınmıyor olmanin verdiği derin huzuru yaşıyorum. bundan büyük nimet yok şuan benim icin.

anonim olmak müthiş bir özgürlük biçimi.

insanlar yoruyor. sürekli izlenmek yorumlanmak zor is!
devamını gör...
10898.
istanbul’a geldiğimden beri, bazı konularda kendimce çıkarımlarım oldu. mesela; sosyal mecrada tanıdığım insanlar burada kendilerini nasıl göstermek istiyorsa öyle gördüğümden seviyormuşum. gerçekte tanıyınca durumun ne kadar içler acısı olduğunu gördüm. yalanlar dolanlarla sözlük çok iyi ama fakat lakin gel gör ki gerçek hayatla sözlük bağdaşmıyor. o sebeptendir ki, buralar artık eskisi kadar mutlu etmiyor beni...

edit: bir de bazı kendini nimet sayan fasulyeler var ki beni güldürdü akşam akşam. başkalarının ne yaptığıyla ilgilenmekten kendi kıçlarındaki pisliği temizlemekten acizler.
devamını gör...
10899.
sittin senedir güncelleme yapmadığım telefonumda uygulamaları güncelledim. o gün bugündür telefonum donuyor, abuk subuk kapanıyor. hayat beni neden yoruyorsun.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar