sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

10902.
haftanın işlerinin yetişmesinin verdiği gönül rahatlığı, tamamlanmış alacak tahsilleri, bedenen yorgunluk, ruhen hafiflik, sıcak çayım, battaniyem.. yarın da altın gününe gidip kısır yiyeceğim. e daha ne olsun, çok şükür.
devamını gör...
10905.
her şeye rağmen güçlü olmaya çalışmak

yine enteresan bir geceden, sınav haftası arifesinden merhabalar. bu aralar çok batı klasik müziği dinler oldum. erik satie'nin gymnopedi'lerini dinleyerek yazıyorum.

aşık olmak enteresan bir şey, açılmak çok daha enteresan bir şey, redd yemek müthiş enteresan bir şey. reddedilme üzerine biraz konuşursak insanı garip bir ruh hali kaplıyor. duygudurumu düzenli olarak değişen biriyim ama bu redd olayından sonra çok hızlı değişmeye başladı, artık kendime yetişemiyorum diyebilirim *.

itiraf etmek gerekirse onu çok yakınımda hissediyorum ve neden böyle bilmiyorum, yani elimi uzatsam ulaşacakmışım, dokunacakmışım gibi. diyorum ki "keşke hatırlasan, birbirimize yazılmışız. sen bana ben sana, birbirimize zorunluyuz" içimden ona. sonra içime bir söz düşüyor "belki bir kere bile düşünmemiştir seni, belki hiçbir değerin yoktur katında", ister istemez insana bir burukluk geliyor. ama şundan eminim ilk cümleyi içim, ikinci cümleyi yabancı biri söylüyor.

üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti. günden güne güçlenmeye çalışıyorum. ve her ne kadar redd yemişsem de bana bir gün "sana geldim sinek valesi" diyeceğine müthiş bir şekilde inanıyorum. bilmiyorum hiçbir sebebim yok sadece içimde müthiş emniyetli bir inanç var, bir gün gelecek. içimden bir ses diyor "yolundan sapma sinek valesi, metin ol, her şey olacak".

bütün bu duygu değişimleri içinde sürekli güçlü kalmaya çalışıyor, sabitliği oturtmaya çalışıyorum. diyorum ki "ya rabbi bir işaret ver emin bir şekilde bekleyeyim" ama bakalım, ya o işaret geliyor ben anlamıyorum ya da sadece boş beleş bir şekilde tikelden tikele batıl kıyaslar yapıp tehayyülat içinde debelenip duruyorum.

bu gelen fırtına Allah'ın fırtınası. bu fırtınada sinek valesine düşen sabretmektir, her şeye rağmen güçlü kalmaktır. inanıyorum ki bu fırtınadan sonra doğacak o güneşin güzelliği, esecek sabah yellerinin ferahlığı şu an ki fırtına için Allah'a şükredeceğim. gereken sadece sabır, sadece sabır.
devamını gör...
10907.
s.a. arkadaşlar.

birkaç saat önce whatsapp adlı uygulamadan gelen mesajlarda kankileytamın kırkı çıkmamış, minicik yavrusunun değişik sepetler içinde şaşkın bakışlar atarkenki yenidoğan konseptli fotoğraflarını gördükten sonra instagram adlı uygulamada ise bilmemkimin, gelin bohçası konseptli pembiş fotoğraflarını gördüm.

bizim de anca soğuk devlet koridorlarında arkamızdan "vicdanın var mı be kadın!" diye bağırsınlar.

tercihler tabii. tercihler.

konseptler tabii. "konsept"ler.
devamını gör...
10908.
gece gece aklıma düştü. türk dizilerinde
oyuncular, özellikle esas rol sahipleri neden hiç tuvalet kullanmaz? 2 saat yayındasın. git bi işe lan!
devamını gör...
10909.
normalde düğünlerden kaçarken birkaç saat önce whatsapp durum vasıtasıyla evlendiği haberini aldığım arkadaşımın düğününe kendimi zorla davet ettirdim. sonra daha öncesinden fark ettiğim şu düşüncem aklıma geldi hayatlarına karşı bir ilgi ve bilgim olmayan insanlara ilişkinmiş bu kaçış düğünle pek de ilgisi yok aslında. değer verdiğin insanların bir araya gelmesi, iyi insanların birbirini bulması şahitlik edilmesi gereken anlardan imkanı olan kaçırmasın bence.

her neyse nasipse bolu'dayız yaza.
devamını gör...
10910.
alone is what i had until i saw you

"alone is what i have" sherlock holmes'in dizide söylediği bir replikti. kitap okumaya neyle başladım bilmiyorum ama uzun zaman polisiye okudum. diğer öğelerini geçin, polisiye'deki o modern yalnızlığa ben küçüklüğümden beri hayrandım.

mesela sherlock holmes, günün geneli mantıksal çıkarım yaparak, davalarını düşünerek, arada bir keman çalarak geçirirdi. ne derler "bohem hayat". sherlock holmes'i ve hercule poirot'u okurken hep onların bu yalnızlıklarına hayran kalırdım. ki hayatımda ben de bunu uyguladım, uyguluyorum. hayatımdan insanları çıkarmaya ve sadece kendimle uğraşmaya başladım. zaman buldukça müzik dinleyerek dağlara çıkardım. orada okur, bir iki şarkı iki üç ilahi mırıldanırdım, düşünürdüm. nehrin aktığı yerde kimsenin girmediği mekanlar bulur orada oturur bakardım sağıma soluma, öyle yalnız.

çok memnundum yalnızlığımdan ve çoğu zaman memnun kalmışımdır. insanlarla iletişim kurarken hep az iletişim kurar, sürekli kendime dönmeyi yeğlerdim. bir yakın dostum vardır, onunla da çıkar işte konuşur, düşünürdük. okur, düşünür, müzik çalışır, müzik dinlerdim. kendime yetebilmek müthiş bir duyguydu, kimseye muhtaç değildim. kendime aşıktım galiba şakayla dersek.

biraz spinoza okudum. malumunuz spinoza deterministtir. içimde hep determinist, kaderci bir yapı vardır, sanki öyle olmasını isterim. her şey indetermine olunca bir korku sarar beni, çıkmak istemem kırmızı çizgilerimden dışarı. tabi nebati hayat yaşamadım. çok sorunlarım, üzüntülerim, hayal kırıklıklarım oldu ama yine de bir türlü atlatmaya çalışıyoruz, çalıştık.

spinoza der ki kaderden kaçamayız, en büyük özgürlüğümüz olan şeyin sebebini bilmektir. benim sahip olduğum sadece kendimdi. böyle evlilik muhabbetleri falan olunca hep merak ederdim nasıl bir kişiyle hayatımı paylaşırım diye. bir şeyler oldu, sen çıktın karşıma, bütün ortalığı darmaduman ettin.

o kadar benziyorsun ki bana, artık kendimin sahibi olmak yetmiyor. kendim değersizleşti sanki, sanki eksiğim. sana da sahip olmak istiyorum sanki.

yine hayatımı o yüce yalnızlıkla devam etmek istiyorum ama bir türlü olmuyor. süreçte bir sıkıntı var ben de anlamış değilim.

bu akşam senenin en uzun gecesi, normalde yazımı bitirirdim ama bu sefer devam edeceğim, şu an dinlediğim chopin'in noktürnleri ve en uzun gecenin hatırına.

spinoza'ya dönersek, ve kader hakkındaki görüşünü kabul edersek. diyelim sen bana zorunlusun, sebebi nedir? sana bu denli ilgi duymamın sebebi nedir? ne yaptım ki ben? aslında bir içgörü yapmak isterdim ama içgörülerime artık inanmıyorum. sanki bir sistem oturtumuşum her şeyi oraya bağlıyorum. içgörülerimden sıkıldım, onun için hiç zikretmeyeceğim.

normalde benim bunu yapmamam gerekli değil miydi? kendi halimdeydim hep, çok çevrem de olmadı. anlatabiliyor muyum o toplarda bile değildim. bu sebeple hissediyorum o zorunluluğu, yolunu kesip "yazık etme be bize" demek istiyorum ama sana o cümle manasız gelir, çünkü ne bağlamını ne hiçbir unsurunu bilmiyorsun. bütün akıl yürütmeler bende ve yazılarımda, onun için anlaman çok zor. bazen düşünüyorum okuyor olabilir misin bu yazıları, ama sadece benim boş vehmiyatlarımdan başka bir şey değil bu biliyorum.

sanki beni seçmezse kaybedecek gibi geliyor. nefretle söylemiyorum yanlış anlaşılmasın, nefret en son hissetmeye çalıştığım duygulardan biridir. acı ile, yarım kalmışlık hissiyle söylüyorum. eğer beni seçmezse hata yapacak galiba, belki ileride pişman olacak. ben atlatırım belki ama kendin hata yaptığını anlayınca insan çok kötü hissediyor, kurtulamıyor o histen. gerçi bu düşüncelere girmem bile mantıksal hata; zaten reddetti beni.

bazen kimliğimin açığa çıktığına korkuyorum burada. çünkü eserlerimi kimseyle paylaşmam. yine de umuyoruz ki bilinmiyoruz, onun rahatlığıyla yazıyoruz. ha kötü bir şey yapar değilim ama özel bir isteğim bu benim, hiçbir zaman hiçbir eserimin bilinmesini istemiyorum, ne alanda olursa. defter yakmışlığım çoktur (swh).

her neyse sizi de yormak istemem sayın okurlar, burada bu konu hakkında yazmak beni rahatlatıyor. yazmaya başlamadan önce bir argınlık vardı üzerimde, şimdi sanki çiçek bahçelerinde çiçeklere dokuna dokuna yürümekteyim. sanırım bu akşam güzel bir uyku uyuyacağız, en azından öyle umuyoruz.
devamını gör...
10911.
söylemek istediğim şeyleri içimden sayısız kez tekrar ederek söylenmiş sanmayı, yaşamak istediğim şeyleri sayısız kez hayal ederek yaşanmış bilmeyi deniyorum bu sıra. yani öyle yaptığımı fark ettim, isteyerek olmuyor. bir şekilde kafamı olmazlarla meşgul ederken buluyorum kendimi. o anlardan birinde buraya bir şeyler karalamış ve silmiştim. yeniden ekliyorum, kalsın buralarda ne fark eder?

"düşünmüyorsun uzun zaman. inkar edip unutmaya çalışıyorsun. 'vazgeç.' diyorsun 'kurtuluş, olmadığını ve olmayacağını kabullenmekte olurunun.' olmuyor. vakti gelince bırakıyorsun bu sahte güç gösterilerini, zamana tutunma çabanı. sen en güçsüz anında açığa çıkansın. kaçıyorsun kaçıyorsun nihayetinde aynı sunakta dökülüyor kanın. çok, çok..."
devamını gör...
10912.
kendime geldiğimde yan masalardaki insanların bana baktığını farkettim, ben konuştukça arkadaşın suratı bu yüzden kızarıyormuş. çocuk kalktı aga ben bi elimi yüzümü yıkayayım dedi. o gelene kadar da benim rengim attı. bazen böyle oluyor ama halledicem.
devamını gör...
10914.
bu kadar gerçekten, duygudan, merhametten, vicdandan uzak insanlarla karşılaşmak içimi kapkara yaptı sanırım artık. en ufak bir umut kırıntısı yok içimde hayata dair.

sözleri falan geçtim de gözüne gözyaşına bile güvenmeyeceksin kimsenin... Allahım sen dünya imtihanımı hayırlısıyla kısa tut, amin.
devamını gör...
10915.
bazen düşünüyorum da, aklıma düşmüyor da değil. burada selamlaştığım, mesajlaştığım, suretini görmediğim halde canciğer kuzu sarması olduğum sözlük yazarının acaba oturduğum binada gıcık olduğum komşu, aramın bozuk olduğu arkadaş ya da en yakın akraba çıkma olasılığı var mıdır ki ?
devamını gör...
10916.
sosyal çevremi tamamen değiştirmek istiyorum ama yeni insanlarla tanışmak, kendimi sıfırdan ifade etmeye çalışmak istemiyorum.

yerçekimsiz ortamda elma yiyeyim ama muz tadı gelsin istiyorum, çok mu şey istiyorum.
devamını gör...
10919.
karalama defterini sözlükten kopararak bir uygulama hâline getirseydik, yerli ve milli twitter'ımız olabilirdi.
ve paraya artık para demezdik derviche, sence de öyle değil mi?
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar