sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

11082.
bugün çok ilginç bir olay yaşadım. kitapçıda çalışıyordum 1 ay önce işi bırakmıştım ama birkaç gündür yardıma gidiyorum 2. dönem açıldığı için. bugün dükkandaki bir abinin tanıdığı geldi. adam geçenlerde kadına şiddet olayında adamı engellemek isterken yanlışlıkla ölümüne sebep olan kadir şeker'in kuzeniymiş ve cezaevinde okuması için kitap almaya gelmiş. bana ne önerirsin diye sordu. birkaç okuduğum kitap vardı ama içinde ölüm,hapis gibi şeyler geçtiği için onlar olmazdı. bende;
(bkz: amin maalouf) 'un 'yüzüncü ad' kitabını,
(bkz: okay tiryakioğlu) 'un 'yavuz' kitabını,
(bkz: herbert george wells) 'in 'zaman makinesi' kitabını verdim.
hayatımdaki en ilginç kitap seçme sürecimdi.
devamını gör...
11084.
sol kolumun üzerinde bir melek uyutuyorum. uzun kulaklı, minik burunlu, uzun tüylü beyaz bir melek. bilmezdim eve gelmeden önce bunca şefkatli olabilmeyi. bir kedi insanı bunca şefkate büründürüyorsa, annelik nasıl bir duygudur merak ederim doğrusu.
devamını gör...
11086.
bazen vaktimi boşa harcamışım hissi gelir şurama oturur. kolay da kalkmaz. böyle zamanlarda içime serinlik veren tek şey, her şeyin bu şekilde tam da bu sırayla olması gerektiği. öyle inandık.
devamını gör...
11087.
bugün izin günüm. hafif çaplı mutluyum. yoruldum patron. yeşil yoldaki iri zenci duygusal abi gibi yoruldum. hafta içinde ğayvan gibi çalışmaktan bir ton mankafanın tribine ve saçmalığına maruz kalmaktan, bu kadar mankafa olma sinirime dokunuyorsun demekten, ama hala nato mermer görmekten yoruldum. kuzenim aynı zamanda patronum olduğu için kalbini kırmamak adına, we running a business over here! be cool mate! be fookin pırofosyonel! diye kendime teselli vermekten, içimdeki crocodile in başını okşamaktan, sakin ol oğlum demekten de yoruldum. o zaman, öğleden sonraya kadar uyurum, şu saatte hala ayakta olduğuma göre kaçışı yok, sonra kalkar bir alışverişe gider, izin günümü dışarıda harcadığım için canlı ve cansız her şeye söver, dönerken de durağa yaklaşan belediye otobüsünün insafsızca ırzına geçmeye çalışırcasına hücum eden sabırsız ankaralı medeniyet görmemiş barzoları samurai kılıcı ile toplu katliam yapma hayali kurararak, hayalden mutlu olmuş şekilde, suratımdaki histerik sırıtmayla birlikte sigaramdan bir fırt alıp otobüse binerim. sonra öteki gün yine işe giderim. güzel fikir. lakin, sövmekten de yoruldum patron. yogaya mı başlasam? çakralarım neyim de kapalı gibi.. çakralarımı da kapattı Allahsızlar. kim verecek lan bu çakranın hesabını??! anama sorayım çakra açıcı ot mot var mı.
devamını gör...
11088.
uyanır uyanmaz tarihe baktım. şubat bu yıl 29 çekecek. biliyorsunuz 4 yılda bir 29 çekiyor. ulan dedim şimdi 29 şubat'ta falan ölsem kalsam millet beni 4 yılda bir mi anacak yani şimdi? büyük bir sorunsal. hayat çok zor.
devamını gör...
11089.
memleketin halinden son dönemde ben de sikayetciyim. daha belediye otobüsüne nasıl bineceğini bilmeyen vahsilerle yaşıyoruz. atalarimizin dediği gibi kahrolası savageslar.
devamını gör...
11090.
birşey oldu, nasıl oldu anlamadık şiddetli bir tartışmanın ortasında bulduk kendimizi. ağzından dökülen sözcükleri, yükselen sesinden daha çok incitti. ben de sözcüklerle yakmıştım canını. kırdığım aynada bin parça olmuş gördüm kendimi.
araya günler, tatsız tuzsuz yemekler, bardaklarda soğuyan çaylar, kahveler ve koca bir sessizlik girdi.
tam -konuşmanın herşeyi çözdüğüne olan anlamsız inancımla- bu sessizlik hayra alamet değil derken içimden, günler sonra bir cümle duyabildim:
"seni sevmeme, sen bile engel olamazsın."
devamını gör...
11092.
güzel insanları, güzelce ve gülücükle analım.
sonra arkalarından ağlamak hiçbir halta yaramıyor.
güzel insanları da hayatta iken sevelim.
gerisi Allah kerim.
devamını gör...
11095.
şu son 2 gündür gece 1 gibi (herkes uyuduktan sonra) mutfağa gidiyorum. kendime çay koyuyorum. kahvaltı hazırlıyorum. harika müzikler açıyorum. belki de o an güzel olduğu için harika geliyor bilmiyorum. yavaş yavaş kahvaltımı yapıyorum. çayımı yudumluyorum hiçbir şey düşünmeden, sadece anı yaşayarak. mutluyum galiba.

neyse bir çay daha içmeli...
devamını gör...
11096.
şu erkekler ne şanslı varlıklar ya hu. imreniyorum valla. özel günler için hepsinin gardrobunda mutlaka 2 takım elbise oluyor. biri siyah, diğeri laci. hop çek birini giy. en fazla kravatın rengini değiştir. oh mis. oysa gadınlar öyle mi sözlükk?? Allah sizi inandırsın mezuniyetime daha 4 ay var. şimdiden başladım çul çapıt bakmaya. her şeyi giyesim var. assolist gibi kostüm mü değişsem napsam. yalnız güldüğünüzü görüyorum ben burdan.
devamını gör...
11097.
dün akşam mesnevi sokağında* kağıt toplayıcı bir gencin yerde yüzüstü yattığını gördüm. sanki kriz geçirmiş gibiydi. acaba dursam mı durmasam mı diye tereddüt ettim. durmadım ama 112'yi aradım. durumu bildirdim. olay yerine varınca aradılar. burda öyle bişey yok, insanları dolandırmak için yaptıkları oluyor dediler. dünyanın çivisi çıkmış durumda. yardım ederken bile dikkat etmek gerekiyor. *
devamını gör...
11098.
insanları gereksiz yere beklenti içinde bırakmak çok kötü bişey.

bir tanıdık vardı. dsi'de başmüfettiş. nüfuzlu biri, tanıdığı şirketler var sonuçta.
üni okuduğum dönemde (ben yardım talep etmediğim halde) sürekli bana "sen hiç merak etme, senin işin hazır" diyordu.
neyse mezun oldum. gittim kapısına el pençe divan durdum.
biraz sohbet ettik.
sonrasında okulu bitirdiğimi söyledim. acaba sizin bildiğiniz bir şirket var mı? diye sordum.
adam bu sefer "askerliğini yaptın mı? kpss'ye girdin mi?" gibi sorular sordu.* * nasihat vermeye başladı.
ben de hiçbiri yok tabi. elim boş döndüm.
hayal kırıklığına uğramıştım.

ama bu hayatta hayal kırıklığına uğradığım tek olay değil elbette. o yüzden kırıklıklarımla yaşamaya devam ediyorum*
devamını gör...
11099.
şu son bir haftadır kafam iyice dumanlandı. bir anda olmadı elbette. bir yıldır başsız tavuk gibi ortalarda dolaşıyorum. gerekenleri yapacağım yerde ertelemekte master yaptım. soranları geçiştirdim. sıkıştığım noktada da dikkatlerini başka tarafa çektim. bu arada kendimi kandırma masalından da uzak durmadım. rutine bindirebileceğim meşgaleler oluşturdum. gerekli miydi? bir anlamda evet. yanılgılara, mâzeretlere ihtiyacım vardı. cidden mi? hayır, yoktu. ne kadar uğraşsam da kendimi kandıramayacağımı biliyordum.

son zamanlardaysa geleni göndermeye hâlimizin kalmamasından olsa gerek çocukluğumun minik ve sevecen şekilde hatırlamak istediğim şahısları, kabus dizisi gibi bir bir hortlamaya başladılar. derinden gelen bir nostalji seven tarafım yok; ama geçmişe kayıtsız kalamadım ve 'acaba' dedim. bugün olsa o noktada yine durur muyum, bilmiyorum. bunu akıllanma ya da dersini almama klişesi gibi görmek istemiyorum. sadece savunmasız kaldım, gardımı indirdim. hülyalara daldım kısa sürse bile. evet, ben izin verdim.

yalnız öyle güzel çarptılar ki... sanki hiç hayal kurmamış, kurduklarımı da unutmuş gibi oldum. bunu da onlarla anladım. insan, hayallerini kuvvetlendirmeyip başıboş bırakırsa onlar da kaybolmaya meylediyormuş, bir anlamda terk-i diyar.
âidiyet kavramından hem bu kadar uzak durmayı isteyip hem de kendimi nasıl muhafaza edeceğim ben? ben yokum gerçi yalnızca bir bendeyim. görmeme müsâade edildiği kadar varım.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar