sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

11201.
bazı kadınları, hayatlarına adeta bir parazit gibi dahil olmuş adamları sonsuz sabır ve iyimserlikle kabullenişleri için kutluyorum. bu kendine hayrı olmayan; sabah akşam işe gidip gelmek dışında (o da zoraki zaten) bir meziyet kazanamamış, memnuniyetsiz, iyilikten anlamaz kötülükle terbiye olmaz, her adımı külfet ve zahmet olan varlıklara tahammül eden yüce gönüllü kadınları tek tek öpüyorum. bir imtihanı böylesi teslimiyetle karşılamanın mükâfatı da çok büyük olur inşallah.
devamını gör...
11202.
bazı erkekleri, hayatlarına adeta bir parazit gibi dahil olmuş kadınları sonsuz sabır ve iyimserlikle kabullenişleri için kutluyorum. bu kendine hayrı olmayan; sabah akşam üç kuruşluk ev işi dışında (o da zoraki zaten) bir meziyet kazanamamış, memnuniyetsiz, iyilikten anlamaz kötülükle terbiye olmaz, her adımı külfet ve zahmet olan varlıklara tahammül eden yüce gönüllü erkekleri tek tek öpüyorum. bir imtihanı böylesi teslimiyetle karşılamanın mükâfatı da çok büyük olur inşallah.
devamını gör...
11204.
05:47

...

"... beni hayatta tutan şeylerin veyahut şeyin amacını bulmuş bulunmaktayım. gerçek fakat bir o kadar acı bir sonuca ulaşmanın birbirine tezat duyguları ile olduğum yerde yer ile yeksan olarak sadece camdaki aksime odaklanmış olmak ise hepsinden çok daha acı.

bir zamanlar ışıldayan fakat şimdilerde ise feri yavaş yavaş kaybolan gözlerimi görmek ise hepsinden daha da acı. acı öyle bir acı ki... onulmaz bir kahroluş, bulunmaz bir yitiriliş ateşinde yanmak olarak tarif edebilirim belki.

sonun ikimiz için bir sonsuz olduğunu biliyorum artık."

...
devamını gör...
11206.
yeni bir başlangıç

hayatta aldığım bilgiler hep darmadağınıktı. ben ise sistem hayranıyım ve düşüncelerimin bir ağ gibi birbirine sımsıkı bağlı olmasını isterdim. hep bir darlıktan sonra bir inşirah, bir açıklık gelir. bu akşam o kapının aralığını görür oldum ve “yeniden başlangıç” dedim.

“basit” diye addedilen yerlerden başlayacağım ve kafamdaki sisteme göre okumalarımı şekillendireceğim inşallah. insan beyaz bir sayfa açınca gönlü de açılıyormuş. unutmadan söyleyeyim okuduklarım hakkında aklımda kalanları burada entry olarak gireceğim.

artık kendime bir de söz veriyorum; dağınık kitap okumayacağım. her şeyimi sonuna kadar sistemleştireceğim inşallah; nasıl sanatta sistemli isem okumalarımda da sistemli olacağım.

bu yolda yine düşe kalka gideceğim ama en azından bir çizelgem var. umarım bu çizelgeden kopmam ve gidebildiğim kadar giderim. hadi Allah’a emanet olun.
devamını gör...
11208.
sevgili dostum ...

seni öylesine özledim ki... sanırım bunu tarif etmeye sözcük yetiremeyeceğim ama elimden geldiği kadar yazmak istiyorum.
seninle en son konuşmamızın ardından epey zaman geçti ve bu süre içerisinde seni çok merak ettim.

sana yazıyorum ama ulaştıramıyorum, hayatımıza o günleri dahil edemiyeceğimi ve ikimizin de daha fazla üzülmesine izin vermeyeceğim.
bu mektubum sana yazılmış olan son mektuptur, ulaşmayacak olan son mektuptur.

her ne kadar yüzüne karşı diyememiş olsam da, kendine iyi bak sevgili dostum. hayatın sana getireceği olumsuzluklara her zaman olduğu gibi güçlü durman dileğiyle, elveda...
devamını gör...
11210.
bundan üç dört sene kadar önce ilkokul birinci sınıftan beri beraber olduğumuz yakın arkadaşımla buluştuğumuzda bir çanta almıştım başka bir arkadaşımın düğününde kullanmak için. bir sene sonra o çantayı kuzenimin düğününde de kullandım. düğün bitti teyzemlere geçiyoruz arabadan inerken çantanın sapı koptu. o günlerde de bahsi geçen arkadaşımla aramız limoni. ertesi gün eskişehirden istanbula dönerken o arkadaşla epey güzel tartıştık. şu an görüşmüyoruz. o kuzenim de eşinden boşandı. böyle denk gelişler beni ürkütüyor.
devamını gör...
11212.
son yazım

“yeni bir başlangıç”ın altında “son yazım” diye başlık atmak benim dengesizliğim olsa gerek.

iftardan önce şöyle bir dinleneyim dedim. hemen hemen iki gündür müzik çalışmalarım istediğim gibi gitmiyor, bakalım ileride hayırlısı.

bir derste iken hoca jung magazini anlatırdı. jung’un yazmaya başlaması kendini rahatlatmak içinmiş ve gün geçtikçe yazmış da yazmış.

benim o zaman kafama dank etmişti, içeride bulunan sorularımı yazacaktım ve bu şekille ben de cevap arayabilirdim sorularıma.

eskiden beri yazıyordum aslında. internette hatırladığım kadarıyla değişik mecralarda 4 yıldır yazarım, hep böyle anonim.

yazılarımı insanlara paylaşmam birçok şeyi değiştirdi hayatımda. pozitif etkilerden söz etmek gerekirse içimde yaşadığım o patlamaları bir nevi buralara döktüm. normalde çok suskun biriyimdir, pek fazla soru sormam sadece dinlerim; aslında bakarsanız komplekslerimden soramam da hadi neyse.

buraya yazdığımda meseleyi bayağı ele alıyor ve açıyordum ve ezberliyordum hatta. bir mecliste oturunca bir türlü kağıda döktüğüm konuyu sansürleyerek anlatırdım, zehir gibi durmadan.

ama bir diğer kötü yanım da biraz yahudi meşrepliyim diyebilirim eğer tabiri caizse. yahudiler bilirsiniz sürekli bilgiyi saklamakla bilinirler, hatta kur’an-ı kerim’de bile eleştirilmelerden biri bu sebepledir. enteresandır eskiden bana takılan lakaplardan biri de “yahudi” idi. hiçbir zaman yahudi olmadım * ama bir dönem böyle bir lakabım vardı küçükken. neden yahudi meşrep diyorum çünkü benim de bilgiyi saklama eğilimim var. okuduklarımı öğrendiklerimi çok anlatmama eğilimindeydim çoğu zaman. belki çözülürüm diye, belki entelektüel hazzımı tatmin etmek için bilmiyorum ama hatırlarım lise dönemlerinde hararetli tartışmalar açılınca ben bir yerde durur ve konuşmazdım. arkadaşlar bana sorduklarında “ben buraya kadar konuşurum, diğerini okuyun bu bilgiler bu kadar ucuz değil hemen anlayasınız” derdim; gerçi bildiğim pek bir şey yoktu ki.

başladım yine geçmişimi anlatmaya, arkadaş ben kendime neden bu kadar çok şaşıyorum?

bir kişiden duymuştum dertlerinin anlatılmaması gerektiğini. ve aslında bakarsanız jung’a muhalif idi. bu söz beni düşündürüyor son zamanlar.

bir başka etki ise kendimi çok iyi ifade etmeyi öğrendim. başka açılardan bakmayı, “acaba” demeyi öğrendim. sanatsal bir algım oldu belki diyebilirim.

bu kendimi ifade ölçüsüz olunca sınırlarımı zorlamaya başladım. yine geçmişimden örnek vereceğim umarım canınızı sıkmam; teyzemdeyken küçükken onların bisikleti vardı. ben de teyzeme gidince hep o bisikleti kullanmayı isterdim. kuzenim bana şunu demişti ama “sinek valesi bisikleti şuradan şuraya süreceksin, burayı geçme ki kaybolmayasın.” çizdiği hat kısa bir hattı ama ona rağmen ben saatlerce o hat arasında gider gelirdim. inanır mısınız bir kere bile o sınırın dışına çıkmamayı denemedim, sadece bisikleti ve sürmenin lezzetini düşünüyordum.

aslında bakarsanız hep bu hayat telakkisiyle yaşamaya çalışmışımdır. belli çizilen sınırlarım vardı, o sınırlar kıpkırmızı ve kalın çizgilerle çizilmişti ve ben hayat sahnesinde o çizilen çizgilerin içinde yapabileceğim kadarını yapmaya çalışıyordum. öyle kabul etmiştim hayatı aslına bakarsanız. yazmak bu birkaç senelik süreçte bunu değiştirdi.

artık o kırmızı çizgilerin ötesini merak ediyordum. sürekli her o sınıra geldiğimde başımı kaldırıyor sınırın ötesini gözlemliyordum. sonra bazı insanlar gördüm dağların tepelerinde. ben bir ovadanın dar bir kısmında, sınırlarımda oynuyordum.

sonra o yüksek dağlardaki insanlara özenerek ben de sanki yüksek bir dağdaymışım gibi davrandım, sanki bütün ovayı görüyormuşum gibi; ama hakikatte çok az şey görebiliyordum.

sonra sınırlarımı bir geçeyim dedim ve geçtiğimde ve o dağın dibine vardığımda dağdan ovayı seyreden insanların aslında çok tırmandıklarını gördüm, çok zorluklar çektiklerini ama ben sadece o dağın dibinde el atıp düşüyor, el atıp düşüyordum.

yazı yazmayı bırakmamın nedeni bu aslında, o dağa çıkamayacağımı anladım. ve çıkamayacağımı bile bile o dağın dibinde durmamda bir mana yok galiba. yapabileceğim en mantıklı şey o ovadaki çizgiler kurumadan oraya dönüp yine o sınırlar içerisinde oynamaya çalışmak.

elbette bu dağın dibine bile gelmek insanı kibirlendiriyor, göğsü kabarıyor insanın.

ben eskiden ne derler halim selim bir insandım. sürekli kırmamaya incitmemeye çalışırdım. yazı yazmak, sınırlarımı aşmak beni saygısız biri olmaya itti, çünkü kibirlendim.

halimliğim selimliğim sadece görünürde kaldı; gücüm yettiği kişilere eskisi gibi halim değildim.

ahlaksız bilgi neye yarar? ben sadece güç yetiremediklerime iyi davranırsam allame olayım ne yararı var?

bunun için sayın dünyasözlük ahalisi artık bu yazılarıma bir son veriyorum. ileride yazar mıyım bilmiyorum. Allah’a emanet olunuz.
devamını gör...
11213.
öncelikle Allah kimseye ne maddi ne de manevi olarak muhtaç etmesin, hep böyle dua ederim. Allaha şükür de manevi olarak birine yük olmadım. maddi olarak aileme oldum tabii. olsun o kadar da. *

ama iletişim kurduğum hemen hemen herkesle sonu bir süre sonra dert babası olmaya döndü.

binlerce şükür ki ya dertlerimi kabullenmiş ulu bir ermişim ya da derdim yok, bilmiyorum. kendi içimde hallediyorum işte ne bileyim. ama dert babası olup her sorunun çözümünün benden beklenmesinden ve neticede herkesin derdini yüklenmekten ciddi anlamda bıktım. çünkü ben cevap anahtarı değilim. yani bu hayatı bin kere yaşayıp şifresini çözmüş de değilim.

bak, yorulmak değil. yorulmak aşırı sevimli bir eylem. ben bıktım. tamamen kabaca bıktım.

herhangi biri dert yanmaya başladığında musluğu açıp "aha buna anlat" dememek için kendimi zor tutuyorum.

bi tutam tebessüm.
devamını gör...
11214.
bugün daha doğrusu dün* babamın doğum günüydü. annem ve babamın arasında şöyle bir diyalog yaşandı:

babam: hiç söylemiyorsunuz bugün benim doğum günümmüş banka hatırlattı
ben: bugün 20 mayıs mı yaw
annem: e biliyorum fark ettiysen alış verişte hiç söylenmedim doğum günün diye
babam: vaay niye demiyosun tadını çıkarırdım
annem: ehehehe

işte aşk, sevgi, dostluk.*
devamını gör...
11215.
uzunca bir müddettir hiç bu kadar üzüntüyü hissettiğim bir gün olmamıştı.
yaklaşık sekiz aydır hayatımın en verimli zamanlarını yaşıyordum. tabii bu daha yaşanmayacak anlamına gelmiyor ancak salgın dolayısıyla herkes gibi bende çoğu şeye ara vermek zorunda kaldım.
kariyer planlarım, yurt dışı seyahatlerim, eğitimlerim...
her şeye bir 'es' molası verdim. artık yaşımdan yorgunum.
eh bir de gönül işleri var. boyumdan büyük sevdaya vurgunum. bundan dolayı huzurluyum ancak hani olur ya bir iki çekirdek yedikten sonra üçüncüsü acı gelir ve ağzının tadı bozulur. şu an o evredeyim.
ayrılık yok, kopmak yok, bitirmek yok. benim lûgatimde o'ndan ayrı düşmek yok!
sadece...
kalp kırgınlığı.
devamını gör...
11216.
onla birlikte yürüyüşe çıkmayı sevmezdim. ikimizin de susup düşüncelere daldığımız anlarda, farklı şeyler düşünüyor olma ihtimalinin verdiği rahatsız edici bir huzursuzluk kaplardı havayı. ama tek başına yürüyüşe çıktığımda, o an onunla aynı şeyleri düşünüyor olma ihtimalinin getirdiği umut geleceğime yön veriyordu. bazen durup gülümsüyordum da, belki aynı anda gülümseriz ümidiyle.
devamını gör...
11217.
zaten 3 kuruşluk keyfimiz var onu da 3 cümleyle kaçırıyorlar.
insan neden arkadaşının keyfini kaçırmaya çabalar ki zaten.
devamını gör...
11218.
tam günümdeyim aslında. birbirini ardına sıralacak onlarca kelimem var bugün sayın yazar dostlar. ama gelin görün ki bu kelimeleri soyut düşünce dünyasından somut yazı dünyasına çevirebilecek mukavemete sahip değilim bugün.

keşke bazı şeyleri size daha kolay anlatabilmenin yolu olsaydı, ben anlatsam, siz anlasaydınız.

payıma yazamamanın düştüğü saatler bu saatler...
devamını gör...
11219.
dedemden geçmiş zaman ekiyle bahsediyorlar... bu fikir, fark ettiğimden bu yana zihnimde yankılanıp duruyor. sırtımı dayayıp güç alacağım kimsem kalmadı.
devamını gör...
11220.
sabaha karşı bir yokluk hissi... kuşlar cıvıldıyor, havaya bir sekinet çökmüş... bazen tam olmadığımı hissediyorum, bir şey var eksik olan, yeri dolmayan. bir şey var bu hayatta, herşeyin tam olduğunu, olması gerekenin bu olduğunu bildiğim halde bilmediğim, yokluğunu hissettiğim. arayacak mıyım bilmem, bulacak mıyım bilmem, ama yokluğunu bildiğimi bilirim.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar