sözlük yazarlarının karalama defteri

#özgürler 

senin hiç annen öldü mü..benim öldü..öyle dedi yani doktor..12 nisan 2016 salı..saat 15:45..dünya durdu bi an. sonra sensiz dönmeye başladı seher yeli..bilmem kac yıl önce istanbul a getiren kader, şimdi ana yurdunda yıllar önce kaybettiğin evlatlarının yanına götürüyor seni..

geçici bi ayrılık bu...doktorlar ne bilir..insanın annesi ölür mü hiç be..
devamını gör...
onbeş yıl aradan sonra yeniden inşaatta çalışmaya başladım. o zamanlar harçlığım içindi şimdi çoluk çocuğun rızkı için.

sırtımdan tonlarca yük geçtikçe kuş gibi hafifliyorum. vicdanın ne kadar rahatsa o kadar güçlü, o kadar huzurlusun.

öyle bir amacım ve derdim yok ama şunu da seziyorum bir yandan: sırtımdan geçen tonlarla birlikte ben "onlar"ın ruhuna çöküyorum.
devamını gör...
dedem, cemal’im, yan odada -allahualem- bu hayattaki son saatlerini geçiriyor. dedenin an be an, dönmemek üzere, gidişine tanık olmak gerçekten çok zormuş. bu hayatı hep gariban yaşadı, “sıra bende” demedi hiçbir zaman, hep el verdi. garibanca da ruhunu teslim etmeye hazırlanıyor. başında bir torunu bir oğlu bir de gelini var, gözü tavanda.

- dede ne var orada, cennet mi, yıllar evvel öte dünyaya uğurladığın hayat arkadaşın zeynep mi. dede ne var orada. canını sevdiğim.
devamını gör...
evin duvarlarıni karalamasın diye cocuklarına kalem tutmayı ögretmeyen kardeslerimden gizli gizli yegenlerime defter kalem tedarik ediyorum.
evlerine gittiklerinde yeri göğü karalamayı nereden ögrendigini sorgulayan ana baba henuz kimligimi tespit edemedi..

allah 'tan konusamiyorsunuz. hepsi sizin ince motor kaslariniz icin bebeklerim..
devamını gör...
annem kur'an okuyor bilemeyince babama soruyor. babam da yakın gözlüklerini takıp koşturuyor. babam sayfaya bakarken annem babama bakıyor.
Allahım o kadar güzel görünüyor ki.. içim eriyo onları öyle görünce. *
devamını gör...
şimdi bu kardeşiniz ile bahtsızlıkta yarışabilen var mı onu aktaracağım size. bugün dumur aşamasına ulaşmış olan bahtsızlıktan bahsedeceğim.
askerlik sonrasından bir kaç kesit vereceğim.

olay 1

askerde beni gemiye verdiler. gemi dediğim fırkateyn beklemeyin. 31 metrelik sahil güvenlik botu. gemiye fazla asker olarak gittim. gitmemem gereken bir dönemde gönderildim.
gemilerde doktor, revir, terzi, berber, kantin gibi şeyler yok. limanda iken hastanelere ya da esnafa uğruyorsunuz her şey için. ben hayatımda gemide yaşamadım. 30 metrekare alan.
en son ve zamansız gelen asker benim. pencere yok. güverte çıkamıyorum. fazla asker olarak gittiğim için 3 ay yemek kamarasında yerde uyudum. yastıksız battaniyesiz.

gemilerde ki askerleri kontrole 3 ayda bir psikolog gönderip denetleme yaptırılıyormuş. bu olayı 14. ayımda öğrendim. firar ettikten, kavga ettikten, hapse girdikten sonra.
askerliğimin bitmesine bir ay kala psikolog bir abla geldi. ikiye beş. psikanaliz yaramış heralde. neyse. p= psikolog, b= ben.

p - sen ne zaman geldin gemiye yeni asker misin?
b - yeni mi? 1 ay sonra tezkere alıyorum?
p - nasıl ben kaçıncıya geliyorum hiç görmedim seni?
b - valla ben de seni görmedim. ilk ne zaman geldin?
p - 5 şubat.
b - 5 şubat benim gemiye geldiğim gün ama gece geldim ben.
p - ikinciye geldiğimide yolda kaza geçirdim gelemedim.
b - üçüncüye ne zaman geldin?
p - 12 ağustos.
b - 12 ağustos benim izinden döndüğüm gün gece geldim gemiye.
p - yani en sonunda karşılaşabildik.
b - evet.
p - ilk geldiğimde karşılaşsaydık seni karaya transfer ederdik.
b - ....

olay 2

bursa'da çeşitli yemek mekanları. b= ben, g= garson.

tostçu vol. 1

b - ben de ayvalık alacağım ama içerisinde sadece kaşar ve domates olsun başka bir şey istemiyorum.
g - anlaşıldı efendim yanında da fincan çay.
b - bakar mısınız ben normal ayvalık istememiştim.
g - özür dileriz verin çıkaralım içindekileri.

aynı tostçu vol. 2

b - ben sadece kaşar ve domates istiyorum yalnız geçen yanlış geldi. bu sefer dikkat edelim.
g - peki efendim yanında da fincan çay.
b - bakar mısınız dalgamı geçiyorsunuz? yine yanlış geldi!?
g - çok özür dileriz hep size denk geliyor verin çıkaralım fazlalıkları.

makarnacı vol. 1

b - ben penne bolognese istiyorum. ama içinde süt mısır olmasın.
g - peki yanında da vişne suyu.
b - ben mısırsız istemiştim?
g - bu seferlik idare edin arkadaş unutmuş.

aynı makarnacı vol. 2

b - ben yine penne bolognese alayım. yalnız geçen yanlış geldi bu sefer tekrarlanmasın. içerisinde mısır istemiyorum.
g - peki yanında da vişne suyu.
b - arkadaşım bilerek mi yapıyorsunuz yine mısır var bunun içerisinde?
g - arkadaşa söyledim ama unutmuş efendim özür dileriz.

çay bahçesi vol 1.

b - ben sucuk ekmek istiyorum yalnız içerisinde mayonez ve turşu olmasın. yanına da vişne suyu alayım.
g - peki efendim.
b - dostum ben turşusuz istedim ve yanında ayran söylemedim. bunları çıkaralım bi zahmet.
g - kusura bakmayın efendim.

çay bahçesi vol. 2

b - fincan çay var mı?
g - var arkadaşım.
b - ben bi fincan çay alayım.
g - peki efendim.
b - pardon ben fincan çay istedim siz seramik kupa getirdiniz?
g - biz de fincan yok.
b - ....

olay 3

pc masam küçüktü ve maaşı bekliyordum yenisi için. kurban arefesi geldi. maaş alamadım. belli bir miktar avans verdiler. neyse deyip gregor samsa'ya telefon açtım.

- abi senin arabaya mazot atayım da bi ikeaya gidelim. bana masa lazım masa alalım.
- tamam kardeşim 6 gibi müsaitim çıkarız.

ben ikeanın en ucuz dört ayak huş renkli masasına göz dikmiştim. gittik bulamadık.
teşhir ürünü alsak orada da yok. ne zaman gelir 1 haftadan önce gelmez. e arabayı getirdik mazot attık.
o zaman teşhir ürünlerinden bi tane kullanılmış alayım. üzeri çizik bir beyaz tabla dört adette ayak aldık.
neyse geldim eve kurayım rahat edeyim uzun süredir bekliyorum.
masanın tablası, ayaklar ve ayaklar ile masa arasında ki profilden oluşan parçalar. her bir ayağın masaya baglanan prfilinde 5 cıvata var.
ben o 20 civatayı önce tablasına monte ettim tornavida ile. sonra ayakları takmak istedim iki tanesi direndi. zorladım yalama oldu saplamaları.
ikeaya geri götüremem araç, mazot falan. e önümüzdeki 5 gün bayram. kaynakçılar kapalı. off.

eniştem;

- bizim evin altında kaynakçı var 3. günü açar ben onları kaynattırırım.
- valla enişte çok makbule geçer. sağolasın.

3. gün eniştemin babası vefat etti. kaynakçıya küçük kardeşim götürmüş. kaynatmış o da. ama gözünde bilumum astigmat, hipermetrop, katarakt vb hastalıklar var olmalı ki çünkü öyle kaynağı çocuk bile yapmaz. ayaklar geldiğinde leyla gibi sallanıyordu. o gün başka bir kaynakçı bulamadığım için ve evde iş yaptıgım için tekrar o cıvataları sıktım. 3 gün daha bekleyip tekrar söktüm hepsini. kendim işten izin alarak kaynakçıya götürdüm. başında tarif ettim. tekrar oraya para ödedim. ve tekrar geri sıktım 20 cıvatayı.

hepsinin bir seferde hazemedemezsiniz diyerekten sadeleştirerek yazdım.
çölde ki kutup ayısıyla romantizm yaşayan arkadaş benim.
welcome to my world.
devamını gör...
dün babannem hakkın rahmetine kavuştu, acilen memlekete gelmek durumu oldu 10 saat araba sür ve 1 saatlik uyku ile sabah 7 den beri ayaktayım. bütün gün cenaze işleri, akrabaların saçmalıklarına ayak uydurmak için girilen saçma sapan haller, ilgili görünüyormus imajı vermek adına herkese aynı salak soruları sormak ve cevaplamak, iğrenç muhabbetler, bütün gün gelene gidene hizmet çöplükten hallice evde insan görmekten midesi bulanmış ve geçmemiş hastalığının verdiği öksürük le kafayı yemeye yakın bir ruh hali içindeyim. vefat eden için üzülmek bir yana devamında gelen sıkıntılı durumlarla birlikte sabır çok acayip zorlanıyor. ölüm gerçekten çok tahrip ediyor.
devamını gör...
kendi kişisel tarihime tanıklık etmek maksadıyla yazıyorum. her tanım, geçtiğim yollara attığım bir ekmek kırıntısı.. belki yönümü kaybedeceğim ama yolumuz da ormanlıktan geçiyor maalesef.
devamını gör...
12.
bir başlık altına tanım olarak yazamayacağın, ne tam olarak tespit ne de ayrıntı olan yazıların yazılabileceği defterdir;

* eskiden şöyleydi diye başlayan muhabbetleri pek sevmesem de eskiden ne çok güzel şey vardı. sokak sokak gezen çingene bohçacı kadınlar mesela. korku unsuruydular. arkadaşlar arasında dönüp duran bir hikayeye göre bazıları bohçalarında çaldıkları çocukları kesip saklar evlerine taşırlardı. ne zaman evimizin önünde kadınların ortasına kurulup bohçasını açmaya başlasa içinden çocuk kafası, bacağı falan çıkacak sanırdım. o kadınların birçoğu da sütyen giymezdi ve ağızlarında muhakkak sakız olurdu. alex ferguson dan daha güzel çiğnerlerdi o sakızı hakkını vere vere.


* big babol isimli sakız vardı bi de. ağzına attığında diğer sakızlardan üç tanesini birden çiğniyormuş hissi verirdi.


* ya sırf arkadaş ortamında tutunabilmek için şans oyunlarına sarmak. sen ne güzel favori atımızdın yavuzhan.


* müzik grupları ya da şarkıcıların kliplerinde ve şarkılarındaki rutinlikleri bazen göze çok batıyor. grup 84 misal genç hevesli çocuklar ama gerek sert gerek slow parçalarında muhakkak bir " aaaah " geçiyor. ne dinmez acıları varmış . sibel can her klibinde terlemiş koltuk altını muhakkak gösterir. kenan doğulu şımarık misafir çocuğu gibi yandan yandan sırıtır odaya çekip dövesin etini çimdiresin gelir. ama yalın ahh yalın ! mahallenin zengin, terbiyeli etliye sütlüye karışmayan örnek çocuğu.


* ortaokul ya da lise döneminde "oğlum şu kız seni kesiyo lan" on gazına gelip o kıza teklif edenler bir dernek kursa fahri başkanı olmak için elimden geleni yaparım.


* eğer bir aksiyon filminde iş bitirici grup varsa muhakkak olay yerini bir minibüs içinden izler ya da dinleme hadisesine girerler. sırayla ve birbirlerinin diyaloglarını tamamlayarak konuşmalarına girmiyorum farkındaysan.


* dünyayı ticaret pazarı olarak gören zihniyet sana diyecek bir şey bulamıyorum. bir-iki ay önce bir gazetenin hafta sonu ekinde alışveriş merkezi mimarlarının kapalıçarşı'ya dair görüşlerini yazmışlar. hiçbirinden akla mantığa sığan bir proje çıkmamış. bir tanesi "dünyaca ünlü mağazaların yanyana sıralandığı eşsiz bir avm haline getirilmeli" demiş. ahmet hamdi nin beş şehirini 3x5 mt. boyutlarına getirip bu adamların üstüne atmak istiyorum. her boş arsaya tünediğiniz yetmezmiş gibi tarihin soylu güzelliklerinden çekin elinizi.


* önce o başlattı savunması her yaşta devam etsin.


* "ağabeyim karyolaya yaklaşıyordu. koyu kahverengi uzun röbdoşambır içinde, zayıf vücudiyle bir dağ manastırının dibi görünmeyen karanlık koridorunda, sessiz adımlarla sabah duasına giden rahibin hayaletine benziyordu"
peyami safa - yalnızız syf.88


* fotokopi makinasından yeni çıkmış kağıt kokusu


* bir anadolu kasabasına ya da şehrine gittiğimde hemen en kral köftelerin, menemenlerin yapıldığı baraka köfteciler sokağını bulmak isterim. dükkanlardan birisine girip oraya daha önceden gelip dükkanın içindeki karton duvara bir şeyler karalayan askerlerin, aşıkların sözlerini okumak. orada en çok tercih edilen az konuşan, olgun gülen köftecinin köftelerinden yemek.


* okulda sabahçı olmanın en kötü yanı öğlencilerin her vukuat sonrası " sabahçılar yapmıştır " savunmasıdır sanırım.


* inci küpeli kız çok hoş bir kitap. içini bilmiyorum ama kapağı falan çok hoş yani, göze güzel görünüyor. şaka bir yana okunası bir kitap.


* kardeş de sizinle oynasın denilen çocuk olmak kötüdür. daha da kötüsü hatır rica girdiğin bu enikler ortamında yaramaz tipin şakalarına maruz kalmaktır. yaramaz sana vurdukça, tükürdükçe coşar sen efendiliğini bozmazsın. annenin yanına gidip gammazlayamazsın dudağını büker sineye çekersin.


* bizde philip morris gibi bi adamın çıkmamasının nedeni sonu bitmez yancılıktır. philip yolda yürürken misal yancının " şişş filip bi kulak arkası yapsana lan " diye etrafında tünemesi. filip in evden çıkarken sigara paketini çorabına sokması..


* şu hayatta en çok calgon reklamlarındaki tamircilerin öz güvenine sahip olmak istedim ama olmuyor.



devamını gör...
13.
* uzun tanım.


* bir hurdacı kadar meramını kısa ve net anlatan yoktur. sadece bağırır. ne dediğini anlamazsınız bile. " demir aliyeeoooov " diye bağırır. o aliyeeeov kısmı uzadıkça daha da imrenirsin. hoyrat ama samimi.


* "sait faik abasıyanık istanbul erkek lisesi nde 10.sınıftayken arapça dersi hocasının sandalyesine iğne koyar 41 arkadaşıyla birlikte okuldan atılır". bu cümle size neyi çağrıştırdı. hayır hayır bir sınıfta işlenen suçu birbirine atan 42 ergenin hazin sonu değil olay. yazarların yahut tarihte adı geçen değerli şahsiyetlerin hayatlarındaki bu tip alıntılarla kendimizi karşılaştırıp avunuruz değil mi ? derslerin kötüdür ama eınsteın da okuldan atılmıştır zaten gibi. ama sonuç aynıdır. sen o insanların hayatlarına bakıp sadece karşılaştırma yapabilirsin. kıytırık bir mayış için hayatındaki bütün değerlerden vazgeçersin sait faik 19 unda ilk kitabını yazar. eınsteın suyun kaldırma kuvvetini bulur (hemen atlama sazan, galile ydi o biliyoruz)


*
- galile başka gailen yok mu senin ? asacaklar diyorum
+ dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de
- vaay nilüfer he
+ ihihihi


* ilkokulda sınıfın ortasında gaza getirilip şarkı söyleyen bir insandım ben. müzik derslerinde böyle ortaya çıkar küçük ibo gibi çağlardım kara tahtanın önünde. hatta bir keresinde o kadar acıklı söylemiştim ki kızın biri ağlamıştı. bundan sebep ilkokuldaki arkadaşlarımla karşılaşıp bu olaydan bahsedecekler diye ölesiye korkarım.


* televizyonda öpüşen bir çift gördüğünde kafasını çevirip ara ara tekrar bakan ihtiyar sempatikliğin vücut bulmuş halisin. belki de sahne bitti mi diye bakıyorsun ama yine de o halinle bile sempatiksin.


* insanı zor durumda bırakanlardan birisi de diyelim ki bir tanıdığınla karşılaştın adam senin ismini şap diye söyledi " vay tonguç naber " dedi. (bu arada tonguç diye isim mi olur ya. çekiç markası gibi. neyse ) sen de adamın adını hatırlayamadın ama önemli değil " iyi hacı sen nasılsın görüşmeyeli " dedin. buraya kadar her şey güzel ama bir de yanında bu adamın tanımadığı ve tanıştırmak zorunda kaldığın bir adam varsa işte o çok kötü oluyor. adamın adını hatırlayamıyorsun ki yanındakiyle tanıştırasın. karşındaki de bekliyor hatta merhaba deyip elini sıkıyor yanındakinin ama mal gibi kalıyorsun. gerçekten çok kötü.



* sinemada film izlemek güzeldir fakat şu da bir gerçek filmi hangi sinemada izlediğin de önemli. gönül yarası'nı ilk gaziosmanpaşa da ki bir sinema salonunda izledim meltem cumbul'un şener şen'le türkü bar da kürtçe türkü dinlerken şarkının sırf melodisinden hüzünlenip ağladığı sahnede sinema seyircisi kahkaha atmıştı aynı sahneyi taksim'deki bir sinema salonunda izlediğimde kikirdemeyi geçtim salonun yarısı ağlıyordu.



* telaffuzu harikulade kelimeler var. leğen çok güzel bir kelime mesela. hem söylemesi güzel hem işlevselliği. sadece çamaşır doldurmazsın. karda kayarsın leğenle, içine girip banyo yaparsın. kum doldurup harç kararsın. iyidir leğen.



* yazarlardan hangisinin arkadaşı olmamak isterdin deseler peyami safa derim. peyami sessiz, her olayın, her tavrın altındaki gerçek nedeni bilen bi tip olurdu kesin. ne zaman bi fırlamalık, çakallık yapsan bağırıp çağırmaz en olmadık anında ve yalnızken söyler hatanı. gergin olursun onun yanında. böyle gözlüklerinin altından "biliyorum aklından geçeni" diye bakar aklını alır adamın ama bak mesela bukowski öyle mi değil ? al bukowski'ye bi kutu bira, çön yanına anlatsın sana hayatın gailesini. çakallık mı yaptın, sattın mı gereksiz bir şey için " .... et " der bakar dalgasına. şaka bi yana umut sarıkaya bukowski'ye içki içmemesini tavsiye eden dindar tiplemesini ne zaman çizecek acaba.


* ev dekorasyonuyla alakalı gizli bir örgüt var gibiydi önceden. evlerdeki bütün eşyalar birbirine benzerdi. misal vitrin vazgeçilmez bir fenomendi. alt kapaklı bölümlerinde pijamalar, kazaklar, orlonlar... annenin seçimine göre tabak, çanak, ders kitaplarının, defterlerin konduğu ayrı bir bölüm. camekan kısmında annenin çeyizinden miras dudak değmemiş bardaklar, evdeki çocukların sünnet resimleri ve illa ki ana britanica ya da meydan larus serisi. ve bunlar arasındaki gizli korelasyon. meydan larus bulunan evde temel britanica serisinin bulunmaması. muhafazakarların evindeki türkiye gazetesi rehber ansiklopedisi serisi. duvarda asılı göl kenarında ağaçlar arasındaki tahta kulübeli yağlı boya tablo..


devamını gör...
sınavlardan hep nefret ettim. gün geldi sınav yapan oldum hala nefret ediyorum. çok sıkıcı ya birini denetleme hali. onlar sorularla uğraşıyor sen kitap okusan olmaz, telefon zaten saçmalık, resim çizeyim karalayım desen kopyaya yeltenen oluyor.

bi ara ne güzel performans ödevleri vardı. ben ümitliydim ya. portfolyo sürece ağırlık veren bi sisteme geçilecekti . razıydım eve halterci gibi dosya taşımaya.. ama velilerin birbiri ile yarışına dönüştü o da kaldı..

otur otur olmuyor. fazla gezersen çocukların dikkati dağılıyor o da olmuyor. bi çocuğun başında sabit durmak çocuğa işkence o da yaş.

ben de artık çaresizlikten kendime hareketler belirledim.. step gibi. üç ayak gibi.. iki ileri bi geri. bazen simetriden mustarib insanlar gibi çizgiye basmama falan yapıyorum.. bazense içimde bi heidi oluyor çaktırmadan dans ediyorum.. şarkı söylüyorum kısık sesle. *

hasılı bu sınavları icat edenin de can sıkıntısı denen lanet şeyin de ..
devamını gör...
mayıs-haziran gibi şu yaz da gelemedi gitti bir türlü, sıcaklar başlasın artık diyen elemanı bulup getirin bi zahmet, bi hareket deniycem.
devamını gör...
babamın ve annemin yaşlandığını kabul edemediğim halde neden onlara artık çocuk olmadığımı söyleyip duruyorum ki? saçma...ben hala çocuğum ve siz de yaşlanmadınız. tamam üstümü örterim.
devamını gör...
küçükken umut adında bir arkadaşım vardı. ne kadar küçükken, ortaokul yılları falan işte. daha hala sokakta top oynayabildiğimiz zamanlar. bizim apartmanın karşısında tek katlı bahçeli bir gecekonduda oturuyordu. babasını pek hatırlamıyorum ama annesi sanırım mahalledeki bi konfeksiyonda çalışıyordu. maddi durumları pek iyi değildi. yaz gelince annesi umut'un kışlık pantolonların kapri olacak şekilde paçalarından keserdi. tabii ki çocuklar arasında böyle bir ayrım önem arz etmediginden ne umut un yaninda ne diger arkadaslar arasında bunun lafı bile edilmezdi. çok iyi de top oynardı umut benden iyi olmasin.* bir gün yine top oynarken -sanırım dükkanın kepenklerini kale yaptigimizdan çok ses çıkarmıştık, sebebi tam hatırlamıyorum- alt katimizda oturan teyze* çıktı ve bağırmaya başladı. muhtemelen komşusu olduğumuzdan bizi bırakıp özellikle umut'un üstüne gitti ve "suna bak şortu yok pantolonunu kesmiş şort yapmış" gibi bir laf etti. ben bunu duyunca donakaldim. umut'un gözleri doldu, hiçbir şey diyemedi. kadın laflarıni bitirince bize dönüp "ona ne ki" diyebildi sadece ağlamakli bi sesle. teselli etmeye çalıştım ama o an içim müthiş bir nefretle dolmuştu. bir insanin nasıl böyle bir şeyi utanmadan söyleyebilecegini düşündum ve belki de benden 50 yaş büyük biri yerine utandım. hala da aklıma geldikçe içimde o anın duygusunu hissederim ve Allah'a sukrederim. umut'un yerinde olmadığım için değil, o kadının yerinde olmadığım için. zira selim bir akıl ve düzgün ahlak belki de degerini en çok hatirlamamiz gereken nimetler.
devamını gör...
eline diken batsa "ayy nazar değdi yaa" diye ayılıp bayılan kızlardan hiç olmadım. ama bana nazar değdiyse sanırım bugün değmiştir.
önce metroya inerken eteğim merdivenin insanlar kayıp düşmesin diye yapılmış olan pütürlü yerine takıldı. düştüğümü zannedip hafif bir çığlık attım, düşmemişim. neyse, sonra sahilde oturduk, kedi seviyordum, kedi fena şekilde tırmaladı. aldığım tatlılar bozuk çıktı. ardından elbisemin spesifik bir yerdeki spesifik bir düğmesinin kendi kendine açıldığını fark ettim ki yine spesifik bir hamleyle sorun olmadan kapattım. yetmedi, insan gibi oturduğum halde elbisemin görünmeyen bir noktasından cart diye bir ses geldi, hâlâ yerini bulamadım. ayrıca şu saat oldu, feci yorgun olduğum halde uyuyamıyorum. bu tanım da silinir ya da başına bir şey gelirse hiç şaşmam.
eklembik: gönder butonu iki defa kayboldu, yuh!
eklembik 2: ayrıca kormozo olmayı beklerken derviş beni modluktan da aldı. ay bana nazar değdi yaa!
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar