sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

#özgürler 

bugün çalıştığım hastanenin onkoloji bölümünde hasta bir mahkum gördüm. çevresinde eli silahlı üç jandarma ve kalan bir sene civarı ömrü vardı. eşi de oraya gelmiş. eşinin o mahkum arkadaşa bakan gözlerini gördüm. o gözleri uzak geçmişten tanıyorum. bir insanı gerçekten seven iki gözdü onlar. sahibinden bağımsız ve gizli iki kelime konuşma fırsatım bile oldu o gözlerle. eşine aşkla bakan o gözlerde, kirlenmiş acıma nehrine batmış hiç bir karışıklık yoktu. feodalitenin getirdiği öğrenilmiş çaresizlik yahut modernitenin kadına yüklediği çaresizlik de yoktu. ben bu kadar berrak sevgiyle yüklü gözleri iki insanda gördüm. ilk gördüğümde çok geçmiş yıllarda bana bakıyorlardı.

Allah aşkınıza çevrenizde eşini seven tek bir insan tanıyor musunuz? ben pek tanımıyorum. bugün bir tanesiyle tanışmanın sevinci ve umudunu anlatacak kelime bulamıyorum.
keşke bütün sosyloglarımız yıllarca bütün işi bıraksa da, eşlerin neden birbirinden bu kadar nefret ettiğini araştırsa.
sizlerden ricam, size bakan gözlere çok dikkatli bakın. umarım siz de, gözlerle konuşabilme sanatını edinebilirsiniz. ve sizi gerçekten seven gözleri idrak edebilirsiniz. yahut en azından neden sevmediğini sorgularsınız.
devamını gör...
sabah altıda telefonun alarmı çaldı. çok güzel bir rüya görüyordum. ve eminim tekrar uyumaya karar versem rüyaya kaldığım yerden devam edebilirdim. sabah altıda uyanmanın yaşamsal paradoksu üzerine düşünüp on dakika daha uyudum. tekrar alarm çaldı. ah bu kapitalizm. sadri baba bir filminde şöyle der "efkarlammak iyi bir nane olsaydı zenginler bu kadar efkârı sana bana bırakır mıydı hiç?"
bu alçak düzenin güzellikler görmemize düşlerimizde dahi tahamülü yok.

bir ara müdürümü arayıp "ben ruyama kaldığım yerden devam edeceğim, gecikebilirim" demeyi düşündüm. yapmadım.
devamını gör...
bütün canlılar yaşama kendi savunma silahlarıyla doğup bunları yaşam içinde kusursuz hale getirirler. lakin biz insanlar bundan bir miktar müstesnayızdır. bizim yaşam içinde karşımıza çıkacak psikolojik ve sosyal savaşlarda daha karmaşık silahlara ihtiyacımız vardır. yaşam içinde psikolojik savaşların önemli bir bölümünü kendimize karşı vereceğimizden mütevellit de işler daha karmaşık hal alır.
insan yaşamda en önemli savunma anlayışını güvende olmak şeklinde belirler. genelde bunun için aklına gelen ilk doğru yolu uygular. o da aslında çok uzak atalarımızın hayatta kalma şekli olan kalabalıklar arasında güvende olabileceği hissidir. bütün sosyal hayvanlar doğada bu şekilde varlığını sürdürür. yazık ki hangi sosyal sınıf içinde olursa olsun bir çok kadınımız da hayatta kalmanın sağlıksız bir güven biçimi olan celladına aşık olma yolunu seçer bu uğurda.

elbette ki insan da sosyal bir hayvan olduğu için yaşamda diğer insanlarla bir arada olmaya ihtiyacı vardır. ama insanın aynı zamanda kendini tanımak gibi bir çabası da olması gerekir. yazık ki çoğumuz farkında değilizdir ki, kendimizi tanımak yaşam içinde her olumsuzluğa karşı en doğru silahlanmanın baş harfidir.

türkiye toplumu neden diğer toplumlar kadar kitap okumaz? bunun en basit cevabı olan, ''çünkü matbaa osmanlı'ya geç geldi'' cevabı asla doğru bir yanıt değildir. zira kitap okumak insanın kendi kendine tahamül edebilmesini gerektirir. türkiye toplumu tarihsel ve sosyolojik olarak kendine tahamülsüz bir halktır. bu sebeple bireyselleşemez de. bireyselleşmeyi bilmeyen uluslar, sağlık bir biçimde toplumsallaşamazlar.
devamını gör...
kimseyi telaşlandırmak istemem, asla öyle bir niyetim yok ama hangimiz ara sıra intihar fikrini düşünmeyiz ki? geçen yıllarda ağır bir depresyon atlattım. o aralar herkesten biraz fazla geliyordu bu fikir aklıma. gündüz rutin bir şekilde işimi gücümü yaparken, akşam kendimi ne tür bir yöntemle öldüreceğimin yollarını düşünüyordum. işin en en heyecanlı ve güzel kısmı onlarca sayfa intihar mektubu yazmak fikri geliyordu. bazı günler yazıyordum da. sonra dinlemesi ölümden korkunç olan 3-4 şarkı açıyordum. akşamın sonu doyasıya ağlamak ve fikri ertelemek oluyordu. sonradan öğrendiğime göre göz yaşının doğal bir antidepresan etkisi mevcutmuş. bu bilgiden kurduğum mantık şu ki, o şarkıları dinlememiş olsam şimdi hayatta olmayacaktım. hayatın hiç umrunda olan bir konu olduğunu da sanmıyorum bunun.
o zamanlar bir ara intihar öncesi bunun sebeplerini anlatacağım ve herkesle son defa vedalaşa bileceğim videolar çekmeye karar verdim. hiç yapmadım bunu.

dün gece bu fikir kafamda tekrar durdu gezdi. ama bu sefer insanlara bir şeyler anlatmak için kalem oynatmak bile gelmedi içimden. zaten hemen içinden çıkmanın saçma sapan yollarını buldum bu fikrin.
goethe der ki, ''3000 yıllık tarihi bilmeyen insanlar günü birlik yaşayan insanlardır.''ben 3000 yılı bilirim. üç bin yıl içinde böyle flu'dan karanlığa, karanlıktan flu'ya sürüklenen başka bir zaman dilimi bilmiyorum. hiç olmadı çünkü. günde on binlerce insanın öldürüldüğü büyük dünya savaşları döneminde bile insanlık bu kadar zavallı bir hal almamıştı.
artık bu yer yüzünde her şey mi kisveye dayanıyor yahu? kimse kimsenin ruhunu merak etmeyecek mi? kimse kendi ruhunu geliştirmek için neden bir eylemde bulunmuyor. insan tanımlayan bir hayvandır yahu, neden kendimiz dahil hiç bir şeyi tanıma çabamız yok. bilgiyi geçtim, bir konuda hiç öznel tanım geliştirememiş insanın nasıl bu kadar çok fikri olabiliyor? neden dayatılan her kötü bu kadar çabuk kabul edilebiliyor. şu an odalarında çay içtiğim hemşire arkadaşların izledikleri berbat dizi de dahil bu dayatılan kötülüklere. her yerde çalan, insan zihninin tahamül edemeyeceği şarkılar dahil. boş ruhlu insanları, diğer insanların çok sevmesi dahil. insanların evlilik adına, huzur adası inşa etmeleri gerekirken, ikili bok çukurlarında kaos kümeleri yaşamları dahil.

artık bu çağda kalite doğmayacak, yaratıcılık büyümeyecek. nefes alamıyorum.
devamını gör...
''memo bir kitap önerir misin lutfen bana?'' çevremi baya baya daraltmadan önce daha sık duyduğum bir cümleydi bu. eskiden sevdiğim kitapları önerirdim de. hatta değer verdiğim bir insansa kütüphanemden o kitabı ödünç bile verirdim. bana geri vermiş, vermemiş de umrumda olmazdı. babil'in asma bahçelri çağında yaşamıyoruz sonuçta, her kitabın tek bir baskısı yok. o kitabı tekrar okumaya ihtiyaç duyarsam başka bir baskısını alabilirim.

son zamanlarda epey tahamülsüz bir insan oldum. hala çok sık duyduğum bir rica ''memo bana bir kitap önerir misin?'' her defasında aynı iyimser aptallıkla öneriyorum hala. takıntı yapıyorum sonrasında ''aldı mı, okudu mu?'' çoğu alıyor ama kimsenin bir şey okuduğu ettiği yok.

rica ederim kimse benden kitap önerisi falan istemesin. dünyam yeterince karanlık. bir de bu tür paradoksların kağıt yaralarına hiç tahamülüm yok. okursanız ekime, okumazsanız aziz nesin'e.
devamını gör...
galiba kör oluyorum sözlük. bunlar son sözlerim olabilir. gitmeden nasihatimi bırakayım. aylık lenslerinizi 3 5 ay, 4 5 gün çıkarmadan kullanmayın. en fazla 60 yıl yaşarım zaten diyordum, bilemedim kıymetini sağlığın. ben ettim siz etmeyin. iyi geceler.
devamını gör...
bazen acaba hz. peygamber'in muradı yazılı olarak yalnızca kur'an'ın tutulması mıydı diye düşünüyorum. çünkü malum böyle bir hadis rivayeti de var fakat "o dönem kur'an yazıya geçirildiği için ikisi karışmasın diye" şeklinde yorumlanıyor. belki bu yorum yanlış. kendi sözlerinin yazılmasını istememesinin bir hikmeti vardı belki de. sonuçta müslümanlardaki en temel parçalanmalar bu rivayetler üzerinden gerçekleşiyor. yine belki yalnızca kur'an bir anayasa olarak yazıyla aktarılacak, diğer her şey uygulamayla gelebildiği kadar gelecekti.* rum suresi 32. ayetteki fırka fırka ayrılan müşrikler gibi olmayınız ifadesi bize hiç anlatılmadı çocukken. sürekli olarak ayrılıkların da iyi olduğunu vesaire gördük. o ayrılık o ayrılık mı peki... gelinen nokta iyi bi nokta mı... bilemem derinlemesine ilim sahibi değilim bu konularda ama kendi bildiğim kadarıyla oluşan düşüncem sanki bir şeyler bayağı yanlış anlaşılagelmiş. dini münakaşa işinden sıkıldım ve söyledim gitti.
devamını gör...
hermenötik etkisiyle bu topraklara sirayet etmiş, son iki yüz yıllık parazitlerle yaşayışını inşa edenin dini ne kadar islam'dır ki zaten. geçelim. aklının farkına yeni varmış ergenler gibi yürümüş olduğunuz bu yolun çıkmaz sokağa vardığını fark edip de geldik biz bu günlere. sünnet'in yargılamasını günü-birlik referans noktalarınızla yapmaya başladınız, çocuklarınız aynısını kuran için yaptığında anlayacaksınız, niçin "selef'i korumazsak sünnet'i koruyamayız ve sünnet'i korumazsak kuran'ı koruyamayız".

çünkü hepsi aynı tarihî süreçlerden geçti sünnet'in kutsiyeti kırıldığında aynı oklar ayetlere yönelecektir, soru da basit: "nereden biliyoruz bu kitabın korunmuş olduğunu", cevapsa gerçekten komik: "e çünkü içinde böyle yazıyor", vay senin sistemi sistem-içi delille destekleyen çakma 'modernist' mantığına... az claude levi-strauss okuyaydın ya... hay ben senin hem modernliğin hem klasiğin cahili aklına...

ve günü geldiğinde bu oklar korkarım yarım olan imanınızı da paramparça edecek.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar