sözlük yazarlarının şu an söylemek istedikleri

kendi hayatının sıkıcılığında boğulan (bazı) insan; penceresini açar, manzarasındaki kendine benzeyen hayatları filtreleyip geride kalan ve hiç de kendininki gibi olmayan hayatlara irice bir şaşkınlık büyütür.
analizden ziyade, seyrettikleri hayatların acınası detaylarını yahut toplum kuramları dışı emarelerini incikleyip bundan sapıkca haz alırlar. artık kendi hayatının sıkıcılığında uzayıp incelecek, sancılı yalnızlıkları yoktur, artık kendi sevgisizliklerini-hiç sevil(ş)memiş olmalarıni hatırlatacak vakitler için yeterli adak istiflemişlerdir. kendinden başkalarının mahvoluşunu seyretmek müthiş haz vermektedir.
uyuşturucu gibi, yüklendikce kendi hayatından kopmaların idrakinin tadı çalınır damağa.
ağzı ne zaman kendi hayatiyla ekşise, arar bulur ağzının içinde bir parmak başka hayat.
hic tanımadığın birinin ne yaptığı ile ilgilenmek, onun açıgını koklamak; mantığın saf dışı kaldığı eylemler. sağlıksız duygulara yataklık yapan bedenin içindesiniz.
dedikodular, kendi hayatınızı maskelemek için devreye koyduğunuz ufak piyonlar.
elbet eliniz tükenecek, kendinizle yüzleşmekten kaçamayacaksınız. başkalarının hayatları ile kalabalıklaştirdiginiz "yalnızlığınız" gizlerle yaldızlanamayacak kadar saydam.

devamını gör...
durmuyor zaman, çağlıyor hayatımın üzerinde. elimde sıkı sıkı tuttuğum, avuç kanatan bir iki dişlek hayal. aksak yılların önüne kattıgi toydan bozma yeni bir yılın huzurundayım, aç bitap.
önümüzdeki günlerde doğum günüm var. seneler önce bu zamanlar annemin karnını yırtarak gelmeye çalıştığım dünyanın bugün beni umursamaması... ve aynı güç ile bu dünyayı da yırtmaya çalişma çabalarim...

sorsanız "iyi biriyim" derim kendime, beriki adam benim için "kötü biri" der iken hem de. ne siz sorun, ne de ben bizi kandırayım.
sorsanız "iyi biri" derler bana, ben kendime kötülükler yapmışken hem de! ne siz sorun ne de biz ezbere şık karalayalım, hiç taşırmadan.
yüzümde eskiyen bir gülumseme en son ki güçlü görünmeye çalıştığım o günden kalma. yıkamadım, duruyo, tekrar kullanma hakki bitmiş gözükse de yenisini yapmaya mecalim yok ve ara vermeye...

köşeleri çok severim ben . arkam ve sağ/sol herhangi bi tarafımin, yabancı etten ve akışkan damarlardan ziyade betonlarca örtünmesi daha huzurlu geliyor bana. köşesini doldurduğun betonun seni kandırma payı ne olabilir ki? yada seni yargilama gücü var mı? küçükkende böyleydim, devamli adamlar kovalıyor beni sanardım, bir köşe bulana kadar yavaşlamazdı adımlarım. hakeza kalabalik bir yere girdigimde de en huzurlu ķöşeyi bulana kadar durmuyor bozuk nefes ritmim. belki de abartıyorum? insanlar bu kadar güvenilmez degildir. hadi yokla yakın geçmişi? hayır abartmıyorum, insanlar bundan fazla güvenilmez.

hem köşe dedigin; dört duvara iki duvar kaladır(!). belki biraz daha güvenilmez insana yumarsam mantığımı, o iki duvar büyüyerek gelir?
bir kutunun içinde rahat hissedene kadar, dışında iken kadar rahatsiz olma yolundayım. mutlu olanlar bir adım öne çıksın, arkada tek takılmak istiyorum.
devamını gör...
robotlara duygu yüklemeye çalışıyorlar ya bilim adamları, işte bu beni kızdırıyor. yok birbirlerine aşik olacaklarmış falan. lan insanın aşkından ne hayır gördünüz ki masum robot dinamolarını aşka buluyonuz?
duygu dediğin hede; insana kendi kendine küfür etmesini sağlayan bir denklemin ilk verileni(duygu)+ bilinmezlik = küfür.

bende hiç şaşmadi, bilmiyorum sizin bünyedeki tepkisi ne yönde? mantığın gittiği yolda, ayak kesmek istesek de varılan sonuç; mutlu biten türk filmi izlemek kadar eşsiz bir tecrübe. adam kanserden kurtulur, erol taş imana gelir, kizın gözleri açılır, emrah ın annesi ilk günkü gibi masum kalır.

robot aşık olursa al kemal sunal abim fatma girik! japonyadan gelen robot! ne oldu güzelim tenekeye? aşık oldu, bir binanin çatisına çıkip vidalara bölündü!! neymiş aşk robotu bile salak ediyormuş.

bence aşk yasaklansın ya.
devamını gör...
günaydın canlar.
ben yine hiç uyumadım.
iyice vampirlere döndüm bu yeni uyku düzenimle. öğlen 11 gibi uyuyorum akşam 6-7 arası uyanıyorum.
sağlıklı değil, asla tavsiye etmiyorum o yüzden.
azıcık daha nette gezineyim de, bir bölüm dizi açarım. sopranos’a başladım, güzel diziymiş. o arada uyuyakalırım umarım.
söyleyeceklerim bu kadar.
hepinize hayırlı günler sözlükçüm.
devamını gör...
başkalarının kırdığı kalbimi, tamir edip yeniden kamuya kazandırma işi hep bana düşüyor. sıkıldım bu gayri safi uğraştan!

kim kırdıysa o toplasın!
ayrıca nerde kırdıysan ordadır.
devamını gör...
yeni konular, yeni başlıklar görmek için bugün hesabımı açmış bulundum. daha birçok sözlükte yazdım. bir hesabım kapattım, diğeri hala aktif. burayı aslında daha önceden keşfettim ama bir türlü fırsat bulamadım. nedense diğer sözlüğümden daha cok zaman gecirecekmişim gibi hissediyorum. bakalım. merhaba dünya! merhaba sözlük!
devamını gör...
dünyada kendimi en iyi hissettiğim iki yerden birincisi evdeki odam, diğeri kitapçılar. odama gelirsek, sonuçta bana ait olan ve beni yansıtan bir ortam. aslan yattığı yerden belli olur misali. duvarlarındaki posterler, çalışma masalarımda bulunan renkli post itlere yazılı sözler, kitaplarım vs olmak üzere her şeyiyle beni yansıtıyor. zevklerimi, nasıl biri olduğumu az çok anlayabilir beni tanımayan birisi buraya girdiğinde. hani ramtha diyor ya ;

"bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz?
ne okuduğuna bakın,
ne seyrettiğine bakın,
duvarlarına ne astığına,
raflarına ne koyduğuna,
nasıl konuştuğuna,
nasıl dinlediğine bakın.
yapmanız gereken tek şey bakmaktır.
bunlar size onun ruhunun nerede olduğu,
ve neyle beslendiği konusunda
her şeyi bildirir..."

diye, o hesap.

ve kitapçılar... bir çocuğu alıp oyuncak mağazasına soksanız kendisini nasıl hissederse, ben de kendimi öyle hissediyorum kitapçılarda. çıkmak gelmiyor içimden. onlarca kitap alsam da (ki genelde birkaç poşetle çıkarım içinden) çıkarken yine de gözüm ve aklım arkada kalır, içim burkulur. çünkü kolay kolay insan seven ve anlaşabilen biri değilim. ha, manyak ve uyumsuz, sorun çıkaran bir tip değilim elbette ama benimki bilinçli bir seçim. bugün çoğu insanın ekrana bakıp hayatı sosyal medyada ego tatmini yaparak yaşaması, kendilerini geliştirmek yerine boş işler peşinde koşup telafisi olmayan zamanı ve ömrünü heba etmesi ve ne bileyim dizilerden, reklamlardan vs özenip zenginliğe, lükse, tüketime bağlı kalıp insani değerleri kaybetmesi, onlardan soğumama ve uzak dur ama sebep oluyor. hal böyle olunca da kitaplar benim için daha cazip bir liman oluyor. bu gibi insanlarla vakit öldürmektense, kitaplarla haşır neşir olup o kitabın yazarıyla ve içindeki karakterlerle beraber olmak daha doyurucu. evet, kitaplardaki karakterler gerçek insanlardan daha etkili benim için. hal böyle olunca da her kitap bir başka kitaba yönlendiriyor ve böyle böyle network genişliyor. ortaya da tedavi olmak istemediğim bir kitap bağımlılığı çıkıyor.

ve thomas carlyle ile bitirmek istiyorum. der ki;

" asrımızda iyi seçilmiş bir kitap koleksiyonu hakiki bir üniversite tahsili değerindedir."
devamını gör...
her türlü törenden nefret ediyorum. milli olanlar hariç. düğünmüş, nişanmış, kınaymış, mezuniyetmiş, veda gecesiymiş vs... bu gibi ortamlarda zaten kolay kolay insan sevmeyen ben (kitaplar sağolsun), insanlardan daha da tiksiniyorum. çünkü hangi tören olursa olsun, giden hiç kimse, o törenin anlam ve önemini gerçekten yaşayıp hissetmek ve tören sahibinin o anki mutluluğunu paylaşmak için gitmiyor. herkes kendini sergilemenin, fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşmanın ve kısaca egosunu tatmin etmenin peşinde. dolayısıyla gitmekten nefret ederim ve gitmem de. ha, ben evleneceğim zaman veya genelde tören yapılan başka alanlarda bir işe kalkışacağım zamanda da başkaları gelmesin. gelmemeleri, gelmelerinden daha fazla mutlu eder zira. zevk duyarım...
devamını gör...
içinde bulunmaktan nefret ettiğim anlarda, zaman benim için de her insanda olduğu gibi sanki geçmek bilmez ve o an sanki bitmeyecek gibi gelir. tabi bunun sebebi o an saate odaklanıyor olmak. zamanın hızına herhangi bir etkimiz de olamayacağına göre, geriye tek bir çözüm kalıyor. o da zamana odaklanmayıp onu unutmak. bunun için de çözümü "tutunamayanlar"ı okurken eserdeki kenan adlı karakterin benzer anlarda kendisiyle oynadığı oyunları hatırlayıp kendime uygulayarak buldum.

şöyle ki, oğuz atay 'ın "tutunamayanlar" adlı eserini okuyanlar bilir. eserdeki baş karakter turgut özben' in üniversite arkadaşı, hatta üniversitede ilk tanıştığı insan olan kenan'ın sıkıldığı anlarda icat ettiği vakit geçirme oyunları vardır. hatta turgut özben ile de bu oyunlar sayesinde tanışırlar.

kenan, sıkıcı derslerde dersin bitmesine kaç dakika varsa o rakamdan başlayıp geriye doğru ve sıfıra kadar tüm rakamları alt alta yazar. mesela dersin bitmesine 34 dakika varsa (ki bu oyunu anlatan sayfada da dersin bitmesine 34 dakika vardı) rakamları 34'ten başlayarak 33, 32, 31...... 0 diye alt alta yazar ve sonra da sıfırın altına zil sesini işaret eden "zırrrrr" nidasını yazar. geçen her dakika sonrası da o dakikayı siler ve böyle böyle zile, yani "zırrrr" nidasına dek yaklaşır. zil çalınca da bu nidayı siler ve o sıkıcı an sona ermiş olur.

bu yukarıdaki oyunu en başta işte olmak üzere, ne zaman içinde bulunmaktan hiç hoşlanmadığım bir yer varsa orada oynuyorum.

turgut ve kenan okulda bu oyun sayesinde tanışırlar. selim'i diğer bir oyunu da otobüste yolculuk yaptığı sırada o süreci yaşanmamış zaman haline getirmemek için icat ettiği oyundur. o da şöyle ki:

kenan'ın evi ile okul arasında 14 durak vardır. kenan yolculuk sürecinde kendini bir maçta hayal eder ve bu durumda kenan maça 14-0 geriden başlar. geçilen her durakta rakibin bir golünü eksiktir ve kendi hanesine yazar. mesela maç 14-0 başlar ve geçilen ilk durakta 13-1, sonraki durakta 12-2 olur ve yolculuk bitirip son durağa varıldığında kenan maçı 14-0 kazanır.

bu oyunu da elbette dolmuşta bulunduğum anlarda oynuyorum. peki bu oyunlar işe yarıyor mu derseniz, fazlasıyla diyebilirim
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar