yazarların çocukluk döneminde yaşamına kazınmış olan, etkileri yıllarca sürmüş olan veya etkisini bugün dahi bir şekilde ortaya çıkaran olaylar bütünüdür.

5-6 yaşlarında iken okula yetişme telaşıyla, eve doğru kardeşimle birlikte giderken, bizim evin yakınlarındaki bir bahçeden geçerdik. fakat bu sefer bir köpek sürüsü orada yatıp dinlemekte idi ve ben bunu fark etmedim. kardeşimin de köpeklerden ani ürkmesi ve ani bir reaksiyon göstermesi sonucunda içlerinden bir köpek, diğer köpekleri de galeyana getirerek üzerimize hücum ettiler ve güç belâ kurtulduk. fakat aşırı korkmuştuk ikimiz de. yakalasalardı parçalayabilirlerdi zira o dönemki köpeklerin pek çoğunda nedendir bilinmez ancak bir agresiflik, bir serkeşlik ve bir gerginlik bulunmakta idi (sene 2002 veya 2003 filan). bunu da ikimiz fiziksel ve psikolojik bütünlüğümüze bir tehdit olarak otomatikman algıladığımız için, henüz çocuk da olduğumuz için, etkisini en azından ben yıllarca atamadım ve köpeklerden kolayca ürkmeye başladım. ha sonra mahallede arkadaşlarla köpek de besledik fakat bu travmatik olay neticesinde istemsizce bir kendimi geri çekme isteği ve hissi geliyordu, önleyemiyordum ve bir çare de bulamıyordum. şu anda da yolda herhangi bir köpeğe rastladığımda, en başta bir tereddütte kalıyorum ama yine de köpeğin de huyuna gitmeye çalıştığım için bir sıkıntı çıkmıyor. zaten gözlemlediğim kadarıyla da şu anki köpeklerde bir uysallık, bir sakinlik, bir sevilme ve insana sokulma ihtiyacı var. o yüzden her köpeği de aynı kefeye koymak olmaz. yaradılışına göre, çevresine ve deneyimlerine göre köpekler de değişiyor işte. ama en sevdiğim hayvanlardan biri de yine köpektir. bunun cevabını da "en sevdiğin hayvan nedir?" vb. sorularda fazlasıyla veriyorum. bu da ayrı bir konu şimdi.*

velhasılıkelam, öyle işte sayın sözlük yazarları. köpek besleyen, köpeklerden çok iyi anlayan hayvansever sözlük yazarlarının da vereceği tavsiyelere açığım.
devamını gör...
şahsımda bolca bulunan öykülerdir.
işim başımdan aşkın ama Allah affetsin mesaimden çalıp yazacağım bir tanesini.
efendim sene 2000 öncesi, küçük kleopatra barbie bebekleriyle oynuyor. adeta sims simülasyonu yapıyor. Hatta barbie bebeklerinin yatağı taht esintisi versin diye mehmet doğan büyük Türkçe sözlüğü*.
yalnız ufak bir sorun var ki ayakkabıları bebeklerin ayağından düşüyor hep. küçük kleopatra bunu annesine söylüyor ve annesi “ben hallederim” diyor.
valide hayriye sultan o gün evin altındaki ayakkabıcı kadir’e giderken götürdüğü ayakkabılarla beraber kleopatra’nın bebeğini ve ayakkabısını da götürüyor.
eve geldiğinde kızına müjdeyi veriyor: “sorununu çözdüm!”
bebeğe bir baktım, ayakkabının içine 404 dökülmüş ve bebek de uhuya sabitlenmiş.
çığlığı bastım anında zira bizim evde eve ayakkabıyla girmek yasaktır.
barbie bebeğim bundan sonra nasıl eve girecek nasıl yatağına girecek hatta üstündeki kıyafetleri nasıl değiştirecek diye bir panik atak krizi geçirdim oracıkta.
ağlayarak ayakkabıları söktüm güzelimin ayağından. ayakları uhu olmuştu hep. o günden beri değişen koşullara mahkum olma korkusu yaşarım. dişimin arasına çekirdek kabuğu girse tribe girerim.
yalnız validenin çözümü de çok kökten oldu be. bu kadın osmanlı zamanında yaşasaydı kösem sultan yanında halt ederdi kesin.
devamını gör...
almanya'ya yeni gitmiş bir ilkokul öğrencisiydim o zamanlar. üçüncü sınıftayım... yeni bir ülke, yeni bir okul, hiç bilmediğim bir dil, yabancı bir kültür... yine de bulunduğum yere uyum sağlamak için elimden geleni yapıyordum. bir gün okuldan eve dönerken, yol üzerindeki o güzelim alman evlerinin sıralandığı tenha sokağa girdim. ne olduğunu anlayamadan benden en fazla bir yaş büyük bir alman kızı arkamdan çekip duvara ittirdi. üzerime abanmış bir şekilde ne olduğunu o zamanlar anlayamadığım hakaretler savurdu. yüzündeki o nefret, gözlerindeki o domuz gibi inatçı kini hiç unutamıyorum. hiçbir şey yapamadım. o, içindeki pisliği kusup gittikten sonra ben bir süre daha kalakaldım orada. "neden?" demiştim "neden?"... uzunca, küt sarı saçlı, kot pantolon ve kot ceketli zayıf bir kızdı... eastpak marka çanta vardı sırtında. arkasından dehşetle bakarken kazıdım aklıma o çantanın şeklini ve markasını... kimseye anlatmadım. gururum dehşet incinmişti ve daha da kötüsü korkmuştum... kimse bilmezse, yaşanmamış sayılacağını düşünüyordum bu çirkin olayın. ciğerini de bu şekilde çözdüm sanırım o alman (küffar) milletinin... ne zaman eastpak marka bir çanta görsem, o alman kızını ve neyin sebep olduğunu çözemediğim öfkesini hatırlarım hep.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar