Bu Ayın Beğenilmeyenleri

toplamda 50 yazarın aktif olduğu sözlükte sürekli övme övülme ihtiyacı duyulması

ortadoğu insanı olduğumuzu hatırlatan bir gerçek. tanımlar artmıyor ya da gündem olmuyor zirve başlıkları coşuyor özel mesajda halledilebilecek cancişlikler övgü seansları bitmiyor efendim. eğleniyoruz kendi aramızda siz de gelsenize . *

edit : milletin bacak arasından başka bir fikri bulunmayan şahısların zoruna gidebilir gitsin zaten.
devamını gör...

3 ağustos 2019 ankara kadınlar zirvesi

dürüst olayım ben zirve denildiğinde ya adam gibi bir mekana oturursun (ki piknik tarzında da olur.. bir sürü kendin pişir kendin ye var.. sonra papazın bağı var, var oğlu var), ya da bara falan gidersin diye düşünmüştüm. alt yanı ya 50 lira harcanır, ya 100.. "bilmem kimin kısırı kötü olmuş" ortamı olacağını bilsem, hiç gelelim falan da demezdim. bu bildiğin kadınlar günü. ama inşallah eğlenirler, o ayrı.

edit: dürüst olayım linç girişimini dahi, kendini avutma çabası olarak görürüm çünkü beğenen kişi de bir yazar hanım.. açıkça söyleyin; şimdi bir göl kıyısında, yine açık havada olunsa, garsonlar işlerini yapsa, siz de sohbet etseniz daha şık ve eziyetsiz olmaz mıydı? bu resmen mesire yerinde gün yapmak değil mi?
devamını gör...

ak parti'nin en kötü icraati

refah seviyesini muhafazakar şehirliler ve fakir, kırsaldaki halk kesiminde de artırmak. tüketime alıştırmak. refah seviyesi arttıkça dindarlık düşer. çünkü. ali babacan bu misyonu yerine getirmiş kişilerdendir, bu nedenle olmaz.

karnı iyi doyan eğlenceye, farklı düşünce arayışlarına girer. bireysel değil toplumsal bazda bu kural makine gibi işler. batıda suni farklılıklar üzerinden tatmin sunulduğu için bu süreç yavaş işliyor. bizim toplumda da mezhep tartışmaları körüklenerek entelektüel yeni alanlar açılması şeklinde sürdürülmesi tesadüf olmasa gerek. abdullah gül de olmaz yani.
devamını gör...

savaştan kaçtınız iyi de sizleri niçin hep eğlence mekanlarında görüyoruz

ülkede Allah korusun savaş çıksa, topuklarını vura vura kaçacak olanların sorduğu hadsiz soru. üç kuruşa çalıştıracaksın, fahiş kiralar isteyeceksin ama insanlar biraz eğlenmek istedi mi auvvv... istiyorlar ki savaş yüzünden yurtlarından olmuş insanlar el pençe divan dursun karşılarında, önlerine attıkları bir parça ekmeği kemirmeye razı olsunlar... sürekli ağlayarak dolaşsınlar, yolda gördükleri türklerin ayaklarına kapansınlar, kadınları memleketin erkeklerine ikinci eş olsun... sen içimizdeki merhametsizler yüzünden bizleri cezalandırma Allah'ım... ha bir de:

(bkz: suriyelilerle ilgili doğru bilinen yanlışlar)
devamını gör...

sözlükte gün geçtikçe yükselen tarikat ve mezhep karşıtlığı

ne tarikatlar hakkında ne de mezhepler hakkında zerre kadar bilgisi olmayanların çeşitli isimler takarak, tekfir ederek, islamcı diyerek, pespaye diyerek, emevi dini diyerek veya doğrudan islam düşmanı olduğu için doğal düşmanlıkla nefret kusması olayıdır. kendilerinin ise ne olduğu belli değil ahkam kesmeyi biliyorlar. madem ahlak sizde din iman sizde bunu paylaşsanıza öğretmek, paylaşmak bir seçenek iken sürekli eleştirme, kötüleme, kaba etten uydurmayı ahlaken nasıl doğru buluyorlar gerçekten anlaşılır bir durum değil. oturup cevap verelim desek vaktin de bir kıymeti var ki "ancak niyeti karşısındakini dinlemek" olanlara ayrılabilir.

not: bu başlığın altında bile görülebilecek düşmanca tavra iyi dikkat edin. sağlıklı değil bu kafa.
devamını gör...

arap kültürünü islamiyet zannetmek

ülkemizdeki ve bir çok orta doğu ülkesinde yaşayan cehalet kokan hurafelere inanan bid'âtlerle yaşayan sözde müslümanların araplaşması ve araptan çok arapçı olması durumudur.

şeriatı savunan, benimseyen biri olarak belirtiyorum. çünkü bunlar direkt türklüğe, diğer ırk ve uluslara ve doğrudan ülkemizde yaşayanlar bu tür insanlar islam ile çelişmeyen, ters düşmeyen türk örf adet geleneklerine düşman oluyorlar.

bu vesileyle insanları da islam'dan uzaklaştırıyorlar. bunların yaptığını şeytan yapmamıştır emin olalım. arapça küfür duysa amin diyecek nitelikte cahil olanlarla başımız dertte. yahu okuma yok, araştırma yok, sorgulama yok. nereye kadar?

arapların örf adet geleneklerini islam dini zannediyorlar. selamünaleyküm de denilebilir fakat Allah'ın selamı üzerine olsun demenin kime ne zararı var? ya da bunu sürekli söylemenin sevap kazandıracağını zannetmek? araptan çok arapçı olmak.

not: eksi oy yağmuru başlamış. anlatmak istediğime değil anlamak istediğine odaklanırsan anlaşamayız.
devamını gör...

mustafa islamoğlu'nun hz. hatice validemize artık demesi

(bkz: yiyin birbirinizi ete para vermeyin)

adam özetle "bilmediğiniz tanımadığınız kadınların yatak odalarında lağım faresi gibi geziniyor onlara yalan yanlış etiketler vuruyorsunuz gün gelir sizi vurur" demiş.

burada da benzer başlıklardan birinde gene kadınlara yüksek postadan ahkam keserlerken aynı örneği vermiştim.moderatörlerden biri üç nokta koyarak uçurdu giriyi.o hakaret diyememişti ama bunlar gemi azıya almışlar.

cahiliye döneminde zina yaygın mıydı?iki evlilikte defalarca zifaf etmiş bir kadın mıydı?böyle kadınlar hz.hatice olmayınca "artık" "sapık" vs. diye üzerlerine saldırmak doğal.hz.hatice gibi deviremeyeceğin büyüklükte bir figür olduğu zaman "ek kök".sizin başınıza ne geliyorsa bu çifte standardınızdan,bu münasebetsizliğinizden geliyor demek istemiş adam.ama temel hatayı bunu anlarlar zannıyla genele konuşmakla yapmış.

adam "sevgi ve şefkat evliliği" diye nitelediği örnek evlilik olarak insanlara sunduğu modelin iki figürüne küfür edemez.basit mantığı olan kimse bunu kavrar.lakin insan mantığı bırakıp dini fanatizmle kendi yarattığı dine saldırıldığı zannına kapıldı mı aklı fikri uçuyor.

neyse ki bu sefer sağa sola bulaşmamışlar.islamcılar islaamcıları yiyor.yiyin birbirinizi.hatta silaha filan davranıp kırabildiğiniz kadar birbirinizden de kırın e mi.bir tartışmanızdan da insanlık nasiplensin.
devamını gör...

thy'nin yeni ekip üniforması

resmin alt tarafı da ilgililer tarafından merak konusu! kapalı basık uçak ortamında her zaman üniformasızlıktan yanaydım. hem hostesler sıkılıyor hem sıkılan yolcular sıkılıyor. dantelli siyah yada kırmızı iç çamaşırı hem maliyeti azaltır hem çalışanlara daha rahat bir çalışma ortamı sunar hem de yolculara bir değişiklik olurdu. özellikle evliler için. ama dediğim gibi resmin altı da önemli, umarım kısadır.
devamını gör...

suriyeli hırsızlar

az önce iki adet büyük boy bal süzme tenekemi çaldılar, evet.

eski ortuduğumuz evi depo olarak kullanıyoruz. bal süzmek için tenekelerin içini dışını yıkayıp kapıya koydum, kuruması için. içeride uğraşırken aklıma "tenekeler kurumuştur "düşüncesi geldi ve kapıya çıktığımda tenekeler yoktu.
komşuya " tenekerimi gördün mü? " diye sorduğumda " suriyeliler kapıda- bacada bir şey bırakmıyorlar gardaş" cevabını verdi. biz bu mahallede 21 sene oturduk ve böyle bir şeye ilk defa şahit oldum.

(bkz: hırsız muhacir kardeşlerimiz)

ek: az önce bisiklet süren iki çocuk tenekelerin suriyeli 2 genç tarafından çalındığını söyledi.

besle yetimi ... !
devamını gör...

risale-i nur okullarda ders kitabı olsun

irfan mektebi dergisinden güzel bir yazı buyrun efendim:
--- alıntı ---


imam hatip liseleri yıllardan beri büyük bir boşluğu dolduruyor ülkemizde. bu okullar olmasaydı, ülke gençliğinin büyük bir çoğunluğu dinini, inancını öğrenemeyecekti belki de.
dinin öcü olarak gösterildiği, irtica yaygaralarının kopartıldığı o dehşetli günlerde bile imam hatip liselerinin görece özgür ortamlarında, hem dinleriyle hem de toplumlarıyla uyumlu gençler yetişiyordu. türkiye şartlarında olabilecek en mükemmel durumdu imam hatip liselerindeki dini eğitim özgürlüğü.

 

cumhuriyetin ilk yıllarında açılmış olan imam hatip mektepleri bilindiği üzere 1930 yılında tamamen kapatılmıştı. 1949 yılında açılan imam hatip kurslarında ise özellikle ölü yıkayıcı ve cenaze namazı kıldırıcı elemanlar yetiştirme amacı güdülüyordu. çünkü din üzerindeki ağır baskılar neticesinde vefat edenleri yıkayacak ve cenaze namazı kıldıracak insan bile bulunamaz olmuştu ülkede.

 

bu dönemdeki 10 aylık kurslara katılan yüzlerce genç, amaçlandığı şekilde ölü yıkayıcısı ve cenaze namazı kıldırıcı eleman olmaktan öte, ileride ülkenin kaderine yön verecek profesörler ve din otoriteleri oldular. hayreddin karaman, saim yeprem, ismail karaçam, tayyar altıkulaç bu değerli isimlerden sadece bir kaçı…
bugünkü manada imam hatip liseleri ise ilk olarak 1972-1973 yıllarında kuruldu. 28 şubat sürecinin ardından 16 ağustos 1997 tarihinde dönemin başbakanı mesut yılmaz’ın da desteğiyle imam hatiplerin orta bölümleri kapatıldı.
imam hatip liseleri sadece 4 yıllık lise eğitimi veren okullar haline getirildi. Allah’a şükür ki “4+4+4” olarak adlandırılan eğitim sisteminin kabulüyle elde edilen en büyük başarı, kapatılan ortaokul bölümlerinin yeniden açılmış olmasıdır.

 

bugün geldiğimiz noktada imam hatip liseleri yeniden işlerliğini, etkinliğini kazanmış görünüyor. geçmişte olduğu gibi önümüzdeki dönemde de imam hatipler, türkiye ve dünya geleceğini şekillendirecek nesillerin yetiştirilmesinde oldukça önem arz edecekler.
bizi bekleyen o aydınlık geleceği düşündüğümüzde, imam hatip liselerindeki ders müfredatlarının köklü bir yenilenmeye tabi tutulması gerektiği de oldukça âşikardır. imam hatip liselerindeki dersler, özellikle dünya müslümanlarının birlikteliğini sağlama ve dini ihtiyaçlarına cevaplar sunmak adına yetkin elemanlar yetiştirme hedefine uygun programlarla şekillenmelidir.

 

bilhassa ülkemizdeki cemaatleri, tarikatleri, mezhepleri dışlamayan, aksine iç-dış platformlarda onları da temsil edecek, güzel ahlak kurallarını benimsemiş nesiller yetiştirilmelidir bu okullarda.
osmanlı türkçesine vâkıf, arapçayı iyi bilen, hadisler konusunda bilgili, kur’ân-ı kerim’i sünnet-i seniyye örnekliğinde; sadece sözle değil hayatıyla da tefsir edebilecek nesiller yetiştirilmelidir.

 

bendeniz de, gençliğinin en güzel yıllarını -6. sınıftan 12. sınıfa kadar- imam hatip lisesinde geçirmiş birisi olarak, bu liselerdeki derslerin içeriklerine yeterince aşina olduğumu ifade etmek isterim.
bu okullarda verilen kurân-ı kerim, tefsir, kelam, siyer, akaid, fıkıh, hadis, mezhepler tarihi, dinler tarihi, hitâbet, dini mûsiki, hüsn-i hat derslerinin tamamını görmüş birisi olarak, bu derslerdeki eksiklikleri de çok yakından bilmekteyim.

 

mesela tefsir derslerinde pek çok tefsir kitabının isimleri sıralanmaktayken, risâle-i nur gibi etkili bir tefsir kitabının ve bilhassa da gelenekten beslenerek yeni tefsir tarzları öneren işâret’ul icaz adlı o müthiş eserin adı bile geçmemektedir.
tefsir derslerinin daha verimli hale gelmesi ve imam hatip liselerinde yetişen gençlerin risâle-i nur gibi bir hazineyle tanışarak ufuklarını zenginleştirmeleri açısından, bilhassa tefsir derslerinde işâret’ül icaz tefsir metodu şeklinde yeni bir müfredat başlığı açılmalıdır.

 

ders kitabında 3-4 sayfalık cüzi bir yer işgal edecek bu bölüm, işâret’ül icaz tefsirinden örneklerle bediüzzaman’ın tefsir anlayışını ortaya koymalıdır. tefsir dersi kitaplarında adlarından ve çalışmalarından bahsedilen pek çok müfessir var elbette, bu da oldukça doğal.
işâret’ül icaz tefsiri, kurân’ın mûcizevi yönlerini ispat etmenin yanında, felsefe, coğrafya, sosyoloji, psikoloji, biyoloji vb. bilim dallarının bakış açılarından yararlanan bir tefsirin nasıl yapılabileceğini gösteren anlamlı bir örnektir de.
zaten bediüzzaman, farklı bilim dallarında uzmanlaşmış ilim adamlarının yardımıyla gelecekte yapılacak kapsamlı bir tefsire örneklik teşkil etmesi için böyle bir çalışmayı yaptığını da eserinin başında anlatır.

 

imam hatip liselerinin müfredatında tefsir ilmi açısından böylesine önemli bir eserin bugüne kadar yer almamış olması oldukça üzücüdür. yine risâle-i nurlar, kelam, mezhepler tarihi, siyer, hadis gibi derslere de kaynaklık edecek zengin bir muhteva derinliğine sahiptir.
ehl-i sünnet kelamının geleneksel dokusunu bozmadan, bu ilim dalını günümüzün sorunlarına cevap verecek derecede etkili hale getiren ve yeni terimlerle zenginleştiren bediüzzaman’ın yöntemlerinden elbette bahsedilmelidir kelam dersinde.
üstelik günümüzün kelami ve itikadi sorunları, geçmişin sorunlarından daha ağır, daha yaygın durumdadır. kelam ilmi bu nedenle gençlerimize geçmişin karanlıklarında kalmış bir tarihi ilim gibi okutulup öğretilemez.

 

bediüzzaman’ın risâle-i nur üslubundan istifade edilerek kelam dersini bugünün itikadi sorunlarına da cevap veren, dinamik, canlı bir ders haline getirmek mecburiyeti vardır. bu çerçevede kelam dersleri, ateizm, deizm, naturalizm, septisizm, agnostisizm, darwinizm, sebepçilik vb. günümüz felsefi akımlarının saldırılarına cevaplar verecek delilleri de dile getirmelidir.
bu sebeple kelam dersinin müfredatı hazırlanırken risâle-i nur’un ele aldığı kelâmi konular ve bu konuların ele alış yöntemleri de mutlaka örnek alınmalıdır.

 

kelam ders kitabında 10. söz, 29. söz gibi eserler yanında tabiat risâlesinden bahsedilmiyor oluşu, bediüzzaman’ın kelam alanında gerçekleştirdiği metodik ve esasa dayalı inkılapların farkında olmayışla açıklanabilir ancak.

 
hatta bediüzzaman, muhekemat ve lemeat gibi eserlerinde, “poetika” ya da “edebi beyanname” hükmünde okunabilecek, onu diğerlerinden farklı kılan edebi görüşler dile getirmiştir ki, okullarımızda okutulan türk dili ve edebiyatı kitaplarımızda bu görüşlerin zerresine bile rastlanmıyor oluşu türüne az rastlanır ilmi bir soykırım örneğidir.
geçmişte varlığını pek çok hayırlı olayla ortaya koymuş, bugün de milletimizin büyük bir çoğunluğunun gönlünde taht kurmuş olan bediüzzaman’ı ve onun fikirlerini okullarda okutulan tarih, tefsir, edebiyat vb. derslerin kitaplarında maalesef ki bulamıyoruz.
sanki bediüzzaman said nursi diye birisi dünya üzerinde asla yaşamamıştır bu geleneksel ambargocu anlayışa göre. böylesine acı bir hakikat katliamı ve tarih körlüğü bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir herhalde.

 

şimdi ise bu elim ve ölümcül hatayı telafi edecek oldukça önemli bir fırsatı yakalamış bulunuyoruz. insanlar görüşlerine katılır ya da katılmaz, ama herkes bediüzzaman’ın görüşlerini öğrenme hakkına sahiptir. onu ve eserlerini yok sayarak insanları bilgisiz bırakmanın, hele şu bilgi çağında hiçbir geçerli gerekçesi olamaz.
mantık dersi kitaplarında da bediüzzaman’dan bahsedilmesi ilmi bir zorunluluktur aslında. çünkü risâle-i nurlardaki mantıki önerme zenginliği bile başlı başına mantık ilminin ilgi alanına girmektedir.
üstelik bediüzzaman kızıl icaz adını verdiği bir mantık kitabı bile yazmıştır. okullarda okutulan mantık dersi kitaplarında en azından bu kitabın içeriğinden mutlaka bahsedilmesi gerekmektedir. zaten bahsedilmemesinin hiçbir haklı gerekçesi de olamaz.

 

elbette risâle-i nur’un pek çok kritik mevzuda siyer, hadis, mezhepler tarihi dersi gibi pek çok mesleki derse konu olacak özgün çözümlemeleri mevcuttur. imam hatip liselerinin yeni müfredatları hazırlanırken risâle-i nurlarda geçen ilmi açıklamalar da muhakkak dikkate alınmalıdır.

 

yine imam hatip liselerinde okutulan bilimsel içerikli dersler de evrimci, tabiatçı bir dille değil de, yaradılış gerçeğinin süzgeciyle öğrenciye sunulmalıdır. osmanlıca dersi ise imam hatip liselerinde seçmeli olarak değil, temel ders olarak okutulmalıdır.

 

risâle-i nur’un bakış açısıyla zenginleştirilmiş bir imam hatip lisesi müfredatı, insanlığın problemlerine çözümler üretecek ama bir o kadar da insanlık alemiyle uyumlu iman doktorlarını, düşünce adamlarını ve kanaat önderlerini yetiştirmeye de vesile olacaktır.
bu ülkedeki ve dünyadaki pek çok güzel gelişmenin öncüsü olan bediüzzaman’ın, kur’an-ı kerim ve ehl-i sünnet inancıyla uyumlu özgün fikirlerinden istifade etmek, öncelikle imam hatip lisesi öğrencisinin hakkıdır ve gecikmiş de olsa yeni nesil bu hakka kavuşmalıdır.

 

bu arada bütün okullarımızda okutulan biyoloji, fizik, kimya gibi derslerin müfredatları, yaratılış gerçeğini ortaya koyar şekilde yeniden hazırlanmalıdır. bunun için de risale-i nur’dan istifade edilmesi çok güzel olur. böylelikle, ders kitaplarında geçen diğer felsefi yorumların yanında, imani bakış açıları da gözler önüne serilmelidir. eğitimde eşitlik ancak böyle mümkün olabilir.



--- alıntı ---
devamını gör...

halka açık alanda sevişen insanlar

hayatlarında gerçek sevgiyi tatmamış, aşık olmamış, sevdiğinin gözlerine doyasıya bakıp kendini kaybetmemiş, kokusu burnuma vurduğunda sarhoş olmamış tiplerin eleştirip rahatsız olduğu, ahlaksızlık yaftasını yapıştırdığı insanlar. yılmaz özdil yıllar önce "genç bakış" adlı programda malum şahıs hayatında bir bira içseydi, bugün türkiye çok daha iyi durumdaydı ve bir bira içen adamın dinsiz olmadığını görürdü" demişti. aynen onun gibi işte, bu tipler eğer gerçekten sevip aşık olsa ve sevdiklerinin ellerini doyasıya tutup, doya doya öpse, kendinden geçse hem kendi hayatları bambaşka bir hale bürünecek (olumlu manada tabi ki), hem de memleket bu tür zehirli kişiliklerden kurtulup nefes alacak.

demek ki işi gücü bırakıp milleti dikizliyorsunuz arkadaşım. demek ki kendi işinize bakmıyor, milletin ne yapı ettiğiyle ilgileniyorsunuz. madem rahatsız oldun, çözümü basit: bak-ma-ya-cak-sın olup bitecek! ama senin derdin çözüm değil ki, senin derdin bambaşka.

bu insanların birbirini öpüp koklamasından rahatsız olanlar, sokaklarda gitar çalan insanlardan da rahatsız olan tipler aynı zamanda. evet evet, hepsi yanacak onların cehennemde haklısın. sen ve senin gibiler gidecek cennete!
devamını gör...

ilahiyat fakültesine yerleşen yks üçüncüsü genç

muhammed akif aydın isimli vatandaş.

hafız olduğunu dile getiren aydın, okulunu bitirdiğinde iyi derecede arapça ve ingilizce öğrenmiş bir biçimde, üniversitede akademisyen olarak kalıp islam'a hizmet etmeyi hedeflediğine dikkat çekerek, "klasik profesörler gibi, odasında oturup çay içen değil, sahada olan, kudüs'e giden bir akademisyen olmak istiyorum." demiş.

sen gel akademiye görürsün. heyecanlı seni şeker şey.

İlahatci
devamını gör...