Geçen Ayın Favorilenenleri

dünyevi 11. sayı

merhaba sayın sözlük sakinleri ve buraları dışarıdan takip eden sevgili okurlar...

belki gözünüz yollarda kaldı. başlıklara girmesini, gündeme düşmesini bekleyip durdunuz. çıkması için heyecanlandınız, okumak için sabırsızlandınız. tasarımcı arkadaşı memleketinden getiremediğimiz için sizleri biraz beklettik ama beklenen gün geldi.

-dünyevi 11, sonbahar sayısı ile sizlerle keyifli okumalar.
*

slogan için müşki hoten'e teşekkürler. #6669775

11.sayı için link; buradan


önceki sayıları incelemek isteyenlere;
1.sayı
2.sayı
3.sayı
4.sayı
5.sayı
6.sayı
7.sayı
8.sayı
9.sayı
10.sayı
devamını gör...

öğretmenlik

parasını, tatilini, yorgunluğunu falan onu bunu geçin en güzel yanı mezun ettiğiniz bir öğrencinin yıllar sonra gelip bir iş güç sahibi olduğunu söyleyip sizin elinizi öpmeye çalışmasıdır.
mesela hiç unutmam. geçen kış etraf kar falan. o gün de biraz kafam dağınık.
baktım okulun merdivenlerine bir kız bana doğru geliyor. kendini tanıttı. hukuk okumuş bitirmiş. hakimlik sınavını kazanmış hakim adayı imiş. ya bir sevindim bir sevindim sormayın. kızı daha sonra hatırlayınca o çocukluğunu 10 kat daha sevindim.
mesela yine bir gün. öğrencilerimden biri bahçede düştü kolunu kırdı. aldım hastaneye götürdüm. az biraz ilgilendiler ama sonra yanıma biri geldi " beni tanıdınız mı hocam" dedi. tam çıkartamadım. neden burada olduğumu sordu. durumu anlattım. benim ve kendi okulunun okulun öğrencisi diye bir ilgilendi bir ilgilendi sormayın. bu gibi şeyler insanı çok mutlu ediyor. bu olaylardan sonra ışık gördüğüm öğrencilere " sen ileride doktor ol. kalp doktoru olurda hasta olursam beni sen ameliyat edeceksin" diyorum. şu anda hastanemi, emekliliğimde oturacağım yazlık evin projesini, göz doktorumu, yurt dışına çıkarsam uçağın pilotu öğrencim olduğundan pilot kabininde seyahati garantilemiş durumdayım.
devamını gör...

60 cm genişliğindeki bina

bizim müteahhitlerden iyi olmasın beyrut'ta da epey iş varmış hani. türkçede kin anlamına gelen "al ba’sa" isminde bir bina bulunuyor imiş. görünüşü daha çok bir duvar gibi olsa da hikayesi ilginç;

1950 yılında iki kardeşin miras kavgası üzerine yapılmış. babadan kalan toprağın bir kısmı istimlak edilince elinde abidik gubudik şekil kalan kardeş araziye uygun bir bina yaptırmış. en geniş yeri 4 metre olan bina 3 katlı, her katında 2 daire bulunuyor. bir süre otel olarak kullanılmış olsa da günümüzde metruk bir halde. kardeş kavgasının bu bina ile alevlenmesi ise arazi denize sıfır olması meselesi. yani hin kardeş arka tarafta bina diken kardeşinin manzarasını bir duvarımsı bina dikerek kesmiş ve kendisi denize sıfır olmuş. hey gidi dünya malı.



devamını gör...

vitiligo

çoğu insanın korkup canice "bulaşıcı" diye gösterdikleri tepkilerin aksine bulaşıcı olmayan bir deri rahatsızlığı. her rahatsızlıkta olduğu gibi kişiyi rencide edebilecek bakışlar, sorular yöneltilebiliyor maalesef. işte bunlara tepki olarak brezilyalı bir adam emekli olduktan sonra kendisi gibi vitiligodan muzdarip çocuklar için tıpkı onlar gibi görünen bebekler örmeye başlamış. sanırım şu sözü her şeyi özetlemeye yeter;

ciltteki lekeler güzeldir. benim asıl canımı yakan insanların karakterlerindeki lekelerdir.

güzel hikâyesi için
devamını gör...

tekvir suresi

sabah namazından sonra tekvir suresini okuyunuz.

zira bu surenin her ayeti metafizik olarak talih demektir.

ayrıca 1 hafta okunursa cin musallatını giderir. en güzeli 7 gün boyunca her gün 7 kez okumaktır.

1 sayfadan az olan bu surenin beni en çok etkileyen kısmı, ültimatom şeklindeki "fe eyne tezhebun" ayetidir.

"nereye gidiyorsunuz!"
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

neden bilmiyorum, hayatımdaki her şey alt üst olmuş gibi. düzen değil ama. kavramlar. kim öz kim üvey karıştı mesela. kim seviyor kim nefret ediyor bilmiyorum. kim yakın kim uzak, yeni yeni anlıyorum.
beni ilk bakışta gören-tanıyan-sarılan arkadaşımın babası; beni görebilecek bir konumda olup tanımayan yengem.
görünce sarılıp sarılmamada tereddüt ettiğim dayım. ki kendisi benim hayatımdaki en önemli üç erkekten biri. ve doğru adamı bulduğumda icazetini aradığım en önemli kişi. aynı zamanda adımı koyan kişi.
uzak. tek kelimeyle uzak.
bilmiyorum benim kaderim mi bu. sevdiğim herkesi uzaktan sevmek. hep sevdiklerime, asıl yanımda olmasını istediklerime hasret yaşamak. ulaştığımı, hasretin bittiğini sandığım zamanda ise onları kaybetmek. hayatım hep birgün kavuşacağım umudu ve bir daha asla kavuşamayacağım hüsranı arasında gidip geliyor.
terk edilmekten korkmak ve korkuyu yenmek adına terk etmekle geçiyor hayatım.
üç dostum vardı üçünü da kaybettim. tek kelime etmeden. hazinemi yitirdim sanki.
bu kayıplar kimi kazanmak için?
devamını gör...

bir anda her şeyin boş ve anlamsız gelmeye başlaması

bir çeşit mevt. birden her türlü hareket, düşünüş, duruş, alışveriş anlamsız gelmeye başlıyor. ve bu manasızlığı birden idrak ediş de ölümün bir formu olsa gerek. yaşamayı sürdürebilmemiz için gaflet gerekiyor çünkü bize. bütün bu sirkülasyon, bütün dünyevi tantana da gafletle dönüp duruyor. aslında bir uyanış, aydınlanış da değil, dibe vuruş, çöküş bu idrak.
tam yine toplantı sonrası o rapor bu rapor gömülmüşken, telefon görüşmelerinin birinden diğerine hararetle koşarken, bir takım kağıtları kaldırıp öteki bir takım kağıtları okurken ve üzerlerinde kesin hüküm bildiren büyük cümleler kurarken, bir takım adam ve kadınlara yorumlar yaparken geldi bu his: ben ne yapıyorum? bu elitist, entelektüel bir duruş da değil. salt bir gerçeklik. aydın kesimin uzak felsefi kaygılarından biri değil, aleni bir hakikat. bir beşer olma hali bu ve sıkıcı, boğucu, tutkusuz, heyecansız çok renksiz bir durum. ve işte yaşamın bütün kurgusu bütün hikayesi de bunu saklamakta galiba. bu yavanlığı bu tek düzeliği gizlemekte bütün olay. bütün o dolu dolu yaşama derdi, aşık olmalar, evlenmeler, çocuk yapmalar, iyi okullarda bir şeyler yapmalar, para pul hikayeleri, yatırımlar hepsi hepsi bu tatsızlığı perdelemek için.
devamını gör...

daldız

oyma işleminde kullanılan bir marangozluk aleti olmanın yanı sıra ağaçtan oyulmuş arı kovanı ya da yayığına ve petekten bal almak için kullanılan demir kepçeye de verilen isimdir.

esası "daldız baldan tatlıdır" olan sözün yanlış kullanılan hali "baldız baldan tatlıdır"dır.
devamını gör...

suriyelilerden rahatsız olmak

hayatının hiçbir döneminde yabancı birini ırkıyla cinsiyle statüsüyle değerlendirmekten kaçınamamış insan dürtüsü. belli bir yaşa gelmiş mülteciler için duyulan öfkeye de hak verememem. ama bu çocuk ya. çocuk. belki beş belki on belki on beş yaşında düzeni bozuk dünyada misafir daha. anlayamamış çözememiş. bilinci oturmamış. yaşıtları arabalarını barbielerini sayarken o evine düşen bombaları saymış. elinle yardım etmiyosan dilinle köstek olma. kimse senden merhamet dilenmiyor sadece sus ya da çok istiyosan kendi pisliğini kendi içinde yaşa.
devamını gör...

etni-ka

sinan ayyıldız bağlama ve kavalda, gitar ailesinde özgür şahin, bas gitarda ferruh bonabian (bir dönem ersan ergun) ve vurmalı çalgılarda ümit kartal'dır.

etni-ka etnik öğelerden beslenen ama kaotik ve birbirini tekrarlamayan doğaçlamalar ile süslenmiş yorumları ile sahnede izleyiciye farklı bir deneyim sunmaktadır.

ikiparmak zeybeği

devamını gör...

gerçek sevginin kıymeti

yahya b. muaz(r.a) ‘a göre hakîki sevgi; “iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de eksilmeyendir.” bu çerçeveden bakınca, gerçek sevgi tanımlarımızı değiştirebilirsek ancak o zaman gerçek sevginin kıymetini anlayabiliriz.
devamını gör...

kader

babamın çocukluk arkadaşı, istanbul'da yaşayan bir köylümüzün kızı yaklaşık bir aydır yoğun bakımdaydı.
eşi olan abiyle dernek yönetiminden samimiyetimiz var. arada yönetim işleriyle ilgili bir araya geldiğimizde kenara çekilip hayat, iş güç koşturmacası üzerine laflıyoruz. hastaneye kaldırıldığı mesajını alır almaz arayıp geçmiş olsun demiştim lakin çok ayrıntı da soramamıştım.

aradan yirmi beş gün geçti. geçtiğimiz cumartesi öğrendik ilk ameliyat olduğu hastanede operasyonda cerrahi bir hatadan dolayı birkaç gün sonra başka bir hastanenin yoğun bakımına sevk edilmiş. hadisenin detaylarını öğrenince babamı arayıp hastaneye ziyarete gideceğimi söyledim.

görüş saatini öğrenip en azından eşini, yakınlarını görmek niyetiyle yola çıktık. vardığımızda kızın babası ve eşi hastane önünde bankta oturuyorlardı. ikisi de çok bitkin görünüyordu. babası zaten kendisi de kızın ameliyatının yapıldığı hastanede solunum güçlüğü nedeniyle yatılı hastaymış. bir önceki akşam taburcu olduğunu öğrendik. eşiyle konuşmaya başladığımızda ben nasıl soracağım diye düşünürken dökülmeye başladı.

kırk beş dakikalık bir ameliyatla tıkalı olan damarlardan birisi yakılacak. güle oynaya, kırk beş dakika sonra görüşürüz şakalarıyla uğurluyorlar. bir saat geçiyor iki saat geçiyor. eşi ameliyathane önünde bilgi almak istiyor doktorlar ve diğer çalışanlar her şeyin yolunda gittiğini söylüyorlar. üç buçuk saat sonra ameliyattan çıkarıyorlar.

ameliyat sonrası odaya alınıyor. zahirde bir olumsuzluk yok. problem yemek yedikçe ortaya çıkıyor. ne yese kusuyor. su dahi içemiyor. üç gün kalıyor müşahedede. üç gün süresince yemek yiyemediğini gören doktorlar "hala mı yemek yemiyorsun ?" diye şakayla çıkışıyorlar.
gırtlak bölgesi her geçen gün şişiyor. eşi doktorlara durumun normal olmadığını söylediğinde her şeyin kontrol altında olduğu ameliyatın sorunsuz geçtiği söyleniyor.

dördüncü gün durumu kötüleşince yoğun bakıma alınıyor. cerrahlar gerçeği açıklamak zorunda kalıyorlar:
operasyon sırasında ağızdan yemek borusu yoluyla yakılacak damara indirdikleri aletle yemek borusuna zarar veriyorlar. aleti geri çıkaramayınca panik oluyor ve yemek borusunu da yakıyorlar. durumu gizliyorlar. üç gün süresince yediği her şey akciğerlere doluyor. yoğun bakıma alındığında akciğerlerden birisi iltihaptan tamamen iflas ediyor.

sonradan sevk edildiği gittiğimiz hastaneye getirdiklerinde doktorlar yüzde doksan dokuz kaybetme riski taşıdığını, ilk gün getirilmiş olsaydı yüzde elli riskle iyileşme ihtimalinin olduğunu iletiyorlar. eşi, babası, yakınları perişan, bir umut günlerdir hastane önünde bekliyorlar. günde sadece yarım saat kameradaki görüntüsünü izleyebiliyorlar. eşi, on dört yaşında bir kızı, on yaşında oğlu bir yandan onları teskin edip okullarına taşıyor.

içimiz ezile ezile hastaneden ayrıldık. pazar günü öğlene yakın hastayı kaybettiğimizi telefonla öğrendik. aynı gün bir başka akrabanın düğünü vardı cenaze evine gidemedik. evin durumunun gidilecek gibi de olmadığını öğrendik sonradan. dün cenazesine katıldık. eşi abi ayakta duramıyordu. hayatımda ilk kez bir cenaze namazı kalabalığını bu kadar hüzünlü gördüm. herkesin üzerine iki gündür çökmüş hiçbir şey yapamamanın çaresizliği.

bugün hanımla, biraderin hanımını cenaze evine taziyeye götürdüm. memleketten gelen orta yaş üstü akrabalar köyde arazi çevirirken sınır ihlali yapanların dedikodusunu çeviriyordu. kızın babası kederli vaziyette oturuyordu. konuşulanlardan utanıp sessizce izlerken namaz saati imdada yetişti. hep birlikte kalkıp camiye gittiler.

odada babasıyla beraber kaldık. ben de hava almak için dışarı çıkacaktım yanına çağırdı. oturduktan sonra konuşmaya başladı: "bir haftadır hastaneden çıkmak istiyordum. doktorlar izin vermiyordu. hepsine kızdım bağırdım. damatla kavga edecek duruma geldik. kızım orada yatarken duvarlar üzerime üzerime geliyordu. gidip hastanenin önünde durayım kokusu burnuma gelir o bana yeter dedim. dayanamadılar kendi isteğimle taburcu ettiler. cumartesi işte geldiğiniz gün kameradan gösterdiler. belki de ayan oldu bana. son kez göreceğimi bilmiyordum ama o hastanede daha fazla duramayışım...
pazar sabahı tekrar çağırdılar bugün de görebilirsiniz diye hazırlanıp hastaneye gidecektik öldüğünün haberi geldi." dedi.

ne söylesem kifayet etmeyeceği için bir duayla karşılık verebildim. sonra kızının eşimle aynı yaşta olduğunu, doğduğunda kayın pederle dönüşümlü doğum izni kullandıklarını, aynı iş yerinde birbirlerini izin kullandıkça idare ettiklerini anlattı.

biraz sonra babasıyla annesinin mezarından dönen oğlu içeri girdi. dedesine sarıldı. dedesi diğer torunlarının yanına gidip oyun oynamasını söyledi.

ihmal, hata, kader, yazı ne denirse; bir gün yaşıyorsun, ömrünün kalanı artık eskisi gibi olmuyor.

üzerinden zaman da geçse, elde kalan sadece anılar da olsa, acılara da alışsan hayat sana gerçek yüzünü o gün gösteriyor.
o günün izleri hayatından silinmiyor. ve hepimiz o günün ne zaman geleceğini bilmemenin verdiği güvenle hayata bağlanıyoruz.

haberdar olsak aklımızı yitireceğimiz o gün kaderin bize hazırladıklarını, neleri kaybettiğimizi gündüzün sesleri, nefesleri, kalabalığı uğultusu yerini gecenin karanlığına bıraktığında, gerçeğin ruhumuza haykırdığı korkunç seslerle yüzleşirken anlayabiliyoruz.

bir çin atasözü "kurbağa gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanır" der. hepimiz kendi kuyumuzdaki ufkumuzda acılarımızla karşılaşacağımız anları bekliyoruz.

her şeyden habersiziz ve belki de bundan dolayı ne kadar habis ruhlu düşse de gölgelerimiz, özümüzde masumuz.
devamını gör...

makarnayla yüz göz olmak

yiğit ozanımız karacaoğlan'ın da dediği gibi

spagetti, balık, kelle
bunlar yenir elle


makarnaya hunharca saldıran insan kişisi kaşını, gözünü sosa bular. en zevkli yeme biçimidir. özellikle napoliten soslu kalın şekilli şüküllü spagettilerde insanlıktan çıkmak normal karşılanır. makarnayla yüz göz ol, ona sahip çık, yi.
devamını gör...

rumpelstiltskin

#6726285

--- alıntı ---

sözlükte kendini bilmez, hadsiz ve trol çok fazla kişiler gördüm. ve artık cidden bu sözlüğün işlevsiz olduğunu düşünüyorum. illaki burda faydalı arkadaşlar da var, onlara teşekkür ediyorum. kitap, bilim, düşünce ve mutluluk ile kalın. sevgilerle.

--- alıntı ---

lan oğlum ne yaptınız ya Allah kahretmesin sizi. sözlüğe kırk yılda bir aydın bir adam geliyor onu da kaçırttırıyorsunuz.

güle güle rumpel, her zaman kalbimizde yaşayacaksın.
devamını gör...