Geçen Ayın Favorilenenleri

sevgilinin ölmesi

hayat devam ederken yaşamın son bulmasıdır. - bir süreliğine-

bazı bağ vardır, insanların kalıplarına sığmaz, orada karşılığını bulmaz. şimdi yüzünü unutttuğum, önceleri bu unutmaktan büyük utanç duyduğum, şimdi ise unutmanın sıradanlığına, o sıradanlığın sağladığı konfora rehavetle sarıldığım unutuşa alıştığım biri vardı. bazı bağı ancak belgisiz bir zamir belki tanımlayabilir. bir sandalyede otururken tanımıştım onu, ellerini nereye koyacağını bilemeyen insanlara has bir tedirginlik vardı onda. bende de o zamanlar bunları ayırt edemeyen dalgın bir çift göz. bana hep yaşamaktan söz ederdi. uzun yaşamaktan, heyecanlı yaşamaktan, eğlenceli yaşamaktan, huzurlu yaşamaktan, konforlu yaşamaktan, tedirgin yaşamaktan, suçluluk duyarak yaşamaktan, kendinle barışarak yaşamaktan, sakin yaşamaktan, sessiz yaşamaktan, yaşamaktan... öyle ki uykusundan kısıp daha çok ve yoğun nasıl yaşanır planları yapardı. ben uyurken bile yaşamaktan bahseden bir şeyler yazardı. uzun gece sohbetleri, dünyanın kalbindeki kaygılar, hiç bulunmamış bir tür mutluluğu bulmak ümidiyle türlü türlü yaşamlar kurardı. öylesine hayat dolu olmak ki, yarım ölüm diye uykudan bile kaçmaktı onunki. beni durmak bilmeyen bir hayaller silsilesinin içinde bırakarak, sürekli yaşıyor, yaşarken de alternatif hayatları tasarlayıp duruyordu. bir rüzgarın içindeydim, yüzümü yaşama dönmüştüm. onunla çevriliydim, bakacak başka yönüm de yoktu. şikayetçi değildim, benim yerime her türlü yaşamsal kaygı güdülüyor, her türlü hayal kuruluyor her türlü gelecek sıkıntısı benim yerime çekiliyordu. dedim ya ben rehavete kapılmaların insanıyım, kapılmıştım. ne dünyayı kurtarmak, ne iş bulmak, ne toplumun gözünde kendime bir unvan bulmak derdim vardı. rahattım. rahatta bekliyordum. insan ne zaman bu denli gevşese bir şey oluyor. ne zaman o duvarları indirse, ne zaman rehavete bu denli teslim olsa, bir şey oluyor. benden bağımsız hayaller kurulur, müşterek hesaplar açılırken ben bir gaflet dalgasında akıntıda sürüklenirken, şikayetsizce akıp dururken, her türlü sorumluluğumu sırtımdan atmışken, o kadar yaşamı da beraberinde götürerek, öldü. bir başkası yaşasın diye, ölürken bile her yere yaşam bulaştırarak öldü.

o bir başkası yaşadı. çok şükür.

bense bir süreliğine muhatapsız kaldım. muhatapsız kalınca insan kendi varlığını teyit edemiyor. yani varım, o odadayım, birileri geliyor, sarılıyor ama ben anlamıyorum. başkasının rüyasını izlemekle yetiniyorum gibi. oradayım ama bunun farkında değilim. orada değilim ama oradakiler de bunun farkında değil. bir solucan deliği açılmış da başka bir boyuttan olan bitene tamamen kayıtsızca bakıyormuşum gibi.

bir süre herkes gözlerime bakıp beni anladığını söyledi, kimseye güvenmedim bir süre.

insan muhatapsız kalınca kendi varlığından emin olamıyor. bir süre hiçbir şeyden emin olamadım.

sonra? sonra acısı, sonra özlemi, sonra garipliği, sonra yetimliği yavaş yavaş aralanıyor. başka ve daha saçma kederleri oluyor insanın. olan ölene oluyor. onca yaşam arzusu ve sevinciyle hep 25 yaşında ama başka bir gezegende kalıyor. belki diyorum belki, küçücük bir gezegende bir gül yetiştiriyordur, belki diyorum o gülü koyun yer belki diye seyahat edemiyordur, belki o yüzden geri gelmiyordur. belki diyorum, çok canı sıkılıyordur ama gülünü çok seviyor diye uçağa binip gelemiyordur. çöle düşmekten korkuyordur belki. belki yetişkinlerin sayılarla dolu dünyasından ürküyordur. belki kaç yaşında diye sorarlar, belki kaç para kazanıyorsun derler diye bunalıyordur da ondan gelmiyordur. belki gülünü yalnız bırakmaktan korkuyordur, belki ondan gelemiyordur.
devamını gör...

ev hanımlarını küçük görmek

-kıyafetlerim hazır mı?
+ütülü, dolabına astım.
-istediğim yemeği yaptın mı?
+yaptım, yanında şeftali kompostosu da var.
-çocuklar ödevlerini yaptı mı?
+hı hı, büyük oğlanın sınavı varmış yarın ona da çalıştık.
-faturalar vardı yatırılacak.
+hepsini yatırdım bugün.
-kızın veli toplantısı varmış pazartesi.
+ben giderim.
-anamgil sana laf söylese bile ses etme.
+olur.
-kardeşim ve ailesi bayramda bizde kalacak, yatacakları yeri ayarladın mı?
+çocukların odasını onlara hazır ettim. sen oğlanla uyursun ben de bebelerle yerde yatarım.
-benim masanın üstünde bir kağıdım vardı nerde o?
+ben görmedim acaba çocuklar mı aldı ki?
-bir şeyi de becer be kadın, bi halta yaradığın yok!
+....................
devamını gör...

saidnaci

şu ahir ömründe baba olma şerefine erişen yazardır.

saidnaci jr. yakında sözlük semalarında.
devamını gör...

bir bilen ile sözlük röportajı

tek soru ile ölüm vuruşu yapan, tansiyonu oynatan, kalp çarpıntısı yaptıran aklımı başımdan alan yazar. imana geldik yoktunuz

--- alıntı ---

evlenelim mi?

takriben 15 yıl sonra meyve verecek olan, ellerimle filizlendirdiğim avokadolardan sana salatalar da yaparım. avokadolar çok meyve verirse sözlüğe de dağıtırız olmaz mı?




--- alıntı ---

ferdi tayfurun dediği gibi "karanlık gecemin ışığı sensin", funda arar'ın dediği gibi "seni düşünürüm, gecemi aydınlatan gözlerini birde."
ben sana böyle hissederken ne demek evlenelim mi?
öncelikle bu soru mu, böyle soru sorulur mu? elim ayağım titredi heyecandan!
cevap vereyim evet evlenelim ama 15 yıl çok uzun ki ben seni 1 saat bile beklemek istemiyorum artık. *
arkadaşlara avokado sözümüz olsun öncesinde nikah davetiyeleri ve şekerleri veririz 15 yıl sonra da yemeğe çağırırız. hem ben farkında olmadan yıllarca beklemişim seni zaten bi avokado salatası için beklemeye ne gerek var nasıl olsa elinin değdiği her şey güzel olacağından sen ne yapsan yerim ben.
devamını gör...

eşinden boşanan kızını eve alan baba

trolleri seviyorum. kim sokaktan geçen adam gibi düşünüp tepki çekiyorsa hayranımdır. ince bir mizah anlayışı ya da ince ince dokundurmalar beklemiyorum, ne kadar sert ve ne kadar acımasızca bana göre o kadar başarılıdır. çünkü sokaktan geçen adamın ince bir zekası yok, net biri o. şöyle diyor. eşinden boşanan kızını eve alan adam şöyle böyledir. bu şekilde düşünülen bir toplumda bunların dile getirilmesinden rahatsız olmak ikiyüzlü bir tavır. rahatsız oluyorsan bir şeyleri değiştirmek için doğrusunu anlat, düşünceyi ayıplama, düşünceni anlat ve nedenlerinden bahset. bugün bu şekilde düşünen biri bir şeyleri okurken kendini sorguluyorsa o zaman sen toplum için faydalı bir iş yapmış oluyorsun çünkü. birini eğitmek güzeldir.

haliyle ben başlığı bu hali ile sevdim. şahane bir cümle. çok kötü niyetli. tam anlamıyla anne tarafını yansıtıyor. ataerkil bir düzen içinde yaşıyorlar ve gelinlikle çıktığın eve kefenle dönebilirsin. şiddet görmen ya da eşin tarafından kumar masasında bir başkasına satılmış olman önemli değildir. çünkü düşünce şu. kadının evlenene kadar namusu babasından sorulur, evlenirse kocasından sorulur, biz karışmayız. bu toplumda kadın kendi namusundan sorumlu değildir. eşi ne derse o doğrudur, sorgulanamaz, üzerine laf söylenemez.

çocukken annem zorla babasının evine gönderirdi. bir gün başımı çevirdim ve dayımın eşini gördüm. dayakla cezalandırıldığı bir anın içindeydi ki bu evlerinin önünde oluyordu, bana döndü ve gülümsedi. kadının yüzündeki o gülümsemeyi 20 sene geçti hâlâ unutmadım. dayaktan harika keyif alıyorum gülümsemesi değildi o, burada bir şey olmuyor, korkma ve lütfen kimseye anlatma gülümsesiydi. içinde bulunduğu durumdan yaşadığı utancın bir yansımasıydı. güçsüzlüğünü saklama çabasındaydı ki bana göre güçsüz olan o değil. annemin boktan kardeşi güçsüz olan taraftı. erkek olmasını ancak ailesine ve mahalle insanlarına böyle gösterebilen bir adamdan hiçbir kadın daha güçsüz değil.

o kadın dayak yerken gülümsüyordu çünkü dayak yemesini ayıplamayan bir toplumda yaşıyordu. toplum baba evine dönüp boşanırsa ayıplar ama gözünün önünde onu döven erkeği ayıplamaz. haliyle insanlar şöyle düşününüyor. komşular ne der? bir mahalle dolusu insanın toplam iq seviyesi 70 ve bir kadının hayatı bu insanlar için sabit kalıyor. bizim yüzümüzden oluyor çünkü bu düşünceleri biz besliyoruz, o aileleri kızlarını çekip alma konusunda cesaretsizliğe sürükleyen bizleriz. çünkü ayıplanacaklarını biliyorlar, kızlarının o noktadan sonra boşanmış kadın damgası yiyeceğini biliyorlar. cesur olma şansı yok öyle bir toplumda.

benim gibi biri için toplumun bir önemi yok. toplumun deli olduğunu ve herkesin aynı şeylere inanmasının delilikten daha ötesi olmadığını düşünüyorum. mesela kıyafetin üstüne bornoz giyip bakkala gittiğim zaman beni ayıplayan bir toplum şu kadar umrumda değil. ben biliyorum ki aynı toplum 4 küçük çocuğun kışın terlikle sokakta gezmesini ayıplamadı. o çocukların çöpü karıştırıp ekmek aramasını umursamadı. beni fazladan giydiğim bir kıyafet için ayıplamış olmalarının doğruluğu üzerine gelsinler ve tartışalım. bornoz giyip sokakta gezen bir kadın kışın terlikle sokakta gezen çocuklardan daha mı acınası sahiden? bugün eşim onu aldattığımı düşündüğü için beni çıplak şekilde sokakta gezdirse toplum helal olsun adama der, kendi isteğimle bornoz giydiğim zaman yazıklar olsun diyor. sıcak tutuyor ve kimseye anlatamadım henüz.

haliyle benim komşular ne der düşüncem yok. olmadığı için eşinden boşanan kızını eve alan anne olurum, kaç çocuğu varsa alsın gelsin. çocuğum kimden daha önemli? komşulardan mı? bugün öldürülse komşular yalandan teselli için gelecek ve cenaze sırasında bile yemek dağıtılmasını bekleyecek. kime komşularından bir fayda geldi de kendi çocuklarından daha üstün tutuyor hâlâ anlamış değilim.
devamını gör...

ben senden önce ölmek isterim

down sendromlu bir çocuğun ebeveyni olarak gözü önünde sayısız ameliyatlar geçirip doktorların 'çocuğunuzu kaybedebilirsiniz' sözlerine rağmen asla istemediğimdir. kim bakabilecek mavi gözlü, sarı saçlı oğluma? ben mezarımda yatarken ona sesin yükselmesini bile hisseder, kuru kemiklerimle ahuzar ederim kabrimde...
devamını gör...

mahmut ustaosmanoğlu'nun allah'ı görmesi

mûsâ, belirlediğimiz yere gelip rabbi de ona konuşunca, “rabbim! bana kendini göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “beni dünyada katiyen göremezsin. fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. mûsâ da baygın düştü. ayılınca, “seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! sana tövbe ettim. ben inananların ilkiyim” dedi.

a'raf 143

ot içmeye devam...
devamını gör...

kedilerin hayat anlayışı

meraklısına kedi gibi düşünmek ve davranmak isimli kitap tavsiye olunur. şuraya bir de kedi dostlarımızdan tavsiyeler bırakalım.
--- alıntı ---

kedilerden öğrendiğimiz hayat dersleri

1- yaşadığın anın keyfini çıkaracaksın.
2- oyun fırsatlarını kaçırmayacaksın.
3- doyduğun kadar yiyeceksin.
4- birisi sana iyilik yaptı diye sahibin olmayacak.
5- yine de kıymet bileceksin.
6- tehlikeli bulduğun şeye yaklaşmayacaksın.
7- meraklı olacaksın ama tedbiri elden bırakmayacaksın.
8- temizliğine ve bakımına özen göstereceksin
9- sık sık gerineceksin.
10- istediğini elde edene kadar ısrar edeceksin.
11- özgürlüğünü kimseye kaptırmayacaksın.
12- kafana koyduğunu yapacaksın.
13- kendi isteklerini küçümsemeyeceksin.
14- güzel bir masaja hayır demeyeceksin.
15- numara yapmayacaksın.
16- yaşadığın yeri sahipleneceksin.
17- her zaman dingin ve huzurlu bir anı yakalamaya çalışacaksın ve en önemlisi kendini beğeneceksin.


--- alıntı ---
devamını gör...

çernobil faciası sonrası yapılan uyarılara rağmen taze ürün tüketen insanlar

26 nisan 1986’da gerçekleşen çernobil nükleer santrali kazası sonrasında bir haftanın ardından radyoaktif yüklü bulutlar türkiye'ye girmiş, bundan en çok karadeniz bölgesi etkilenmişti. tehlike üzerine özellikle fındık ve çay gibi yetiştirilen ürünler için tüketilme konusunda sınırlandırma getirilmişti. fakat bu durum piyasanın durgunlaşmasına ve ihracatın tepe taklak olmasına sebep olacak diye bu bilgiler saklı tutuldu. gündemin vehameti üzerine kurulan türkiye radyasyon güvenliği kurumu'nun başına açıklama konusunda tek yetkili olarak sanayi ve ticaret bakanı cahit aral idi. Üniversitelerin durum ile ilgili rapor sunması engellenmiş ve clarke raporu halktan gizlenmişti. üstelik “dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, türkiye’de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir” sözleriyle halk rahatlatmaya çalışılmış ve televizyon karşısına bakanlar çay içerek “radyasyonlu çay daha lezzetlidir”, “biraz radyasyon kemiklere iyi gelir” şeklindeki ifadelerle insanların hayatını hafife almışlardır. o yıl içerisinde ekilip biçilen mısır, salatalık, fasulye gibi bahçe ürünleri insanlar tarafından tüketilmiştir. en çok etkilenen artvin'de onkoloji servisi kurulmamıştır. karadeniz'de benim şahit olduğum onlarca kanser hastası var, dipnot; sağ değiller. en çok da akciğer, mide ve meme kanserine rastlıyorum. iki arkadaşımın babası yıllar önce akciğer kanserinden acılar içinde bağırarak hayatını kaybetti. üç akrabam kan kusarak öldü. bir karadenizli olarak çernobil faciasını bilmezden evvel, ufak yaşlarda neden bu kadar insanların kanser hastalığına yakalandığını merak eder üzülürdüm. hepsi de aman ihracat-ithalat'ın ayağı kaymasın diye yapılan örtbaslardan ötürü imiş. hadi o dönem herkes cep derdindeyi fakat recep akdağ'a ne demeli? 2006 yılında artan kanser hastalarının çernobil ile bağlantısı hakkında “asıl çernobil vatandaşın cebinde. sigara, alkol tüketimi ve yüksek kalorili yiyecekler kanserin asıl nedenleri” açıklamasını yaptı. peki öyleyse neden rapor verecek olan üniversiteler susturuldu ve clarke raporu gizlendi?
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

bir şeyi deli gibi, hayatta başka mümkün yokmuş gidilecek başka yol kalmamış gibi isteyip elde edememenin muhteşem bir yanı var. bir daha asla hiçbir şeyi o şekilde istemeyecek olmak. sonrasında olacağın olup olmamasının önemi kalmaması. "eğer olsaydı, başarabilseydim yetmezdi artık bu dünya bana" diyorsun. "hep daha daha fazlasının peşinde koşar yorulurdum." şimdi de yorgunsun ama olsun. günü gelinceye, günün bitinceye kadar dinlenirsin.
devamını gör...

şeyhim ve çay

kemal varol’un, kelimelerin hayli vakittir vahîmliğini, bize dize dize hatırlattığı şiiri.


“gül çarşısında herkes başka tükenir şeyhim; bak
hiçbir kelimeyi almıyor içimiz, kelimeler çoktandır vahîm

taşların bilmediğimiz yüzü hesap susuyor nicedir
olabilir sanıyoruz, bu kez tutabilir kopan lehim

biz göle bakınca ancak suyu incitir, suyla biliniriz
ama göle düşürdüğümüz gül çoktandır başkasına fehîm

eklendiğimiz divanda dibace eksik, ölüm solgun
artık o çürümüş seherde gülü gülle açıklayamayız şeyhim

çarşılar geziyor gözümüz, kepenkler kapalı, nilüferler eksik
hiçbir kelimeyi almıyor içimiz, kelimeler çoktandır vahîm”
devamını gör...