Geçen Ayın Favorilenenleri

nesir macunu

herkes kuruluş osman'ı izlerken meydanı da boş bulunca...

peşinen söyleyeyim; biraz uzun olacak, durumu olmayanlar hiç zahmet buyurmasınlar.

2011 yılından beri buradayım. acısıyla dertlendiğim, sevincine coşkuyla eşlik ettiğim dostlarım oldu. çok şükür. radyolarda sabahladığım, sözlüğü müzik kutum gibi kullandığım çok zamanlar oldu. yazıp yazıp sildiğim, kahkahalara boğulduğum zamanların sayısı kayıp. yazmasını merakla beklediğim, yazdıklarına güldüğüm çok insan oldu. selam bile vermek nasip olmamıştır bazısına, gizli gizli takip ettiğim bir sürü yazar oldu. kandırıldığım da çok oldu, ne olaylar dönmüş dediğim, şaşırdığım... üzüldüğüm de çok oldu, yöneticiyken çok yıpratıldığım oldu, her zaman yapıcı olmaya gayret ettim, sözlerimde hakaret kullanmamaya özen gösterdim. dostum dediğim insanların ricası üzerine sabredilmeyecek,tolerans gösterilmeyecek çok şeyi yuttum. sevgiyi öne koydum.
ama biliyor musunuz? insan sonlu bir canlı, sabrı da öyle. hayata bakış açısı yalnız nefret saçmak olan birilerinin -engellememe rağmen- saldırı odağı olmaktan sıkıldım.

ben bu kadar nefretle birlikte yürüyemiyorum. gerek yok. zihnimin ve kalbimin benim gibi kalabilmesi için uyku uyumadan nefret saçan kötülük odaklarından uzakta kendi kulübemde yaşamalıyım.

(oğlum eksi bile vermeyen bir yazarım ben ama siz hırs ve kötülük dolu entrylerinizi yazmadan önce eksi manyağı yapıyorsunuz, neden? hayatımda bir kere bile küfretmedim, ağzınız köpük köpük bu durmak bilmeyen öfkeniz neden?- merak etmiyorum artık)

dünyada kötülük çok, karar koyucu bize bunun için elçisini, kitabını gönderiyor. çünkü insanın kötülüğü sınırsız.
ben sevgisizlikle savaşırken, bizimki gibi bir ülkede çocuk dostu olmak için ruhumu diri ve temiz tutmaya çalışırken, hedef tahtasına konduğum bu yerde maalesef artık yaşamımı sürdüremiyorum.

kim olduğunu pekala bildiğim, kavgasına bugüne kadar hiç prim vermediğim, asla sataşmalarında gaza gelmediğim, ne kadar çabalarsa çabalasın nefret seanslarına eşlik etmediğim, dünyada nasıl bu kadar kötü olunur? ölüm var... diye diye düşünmeyeyim diye yazdıklarını engellediğim kimselerin soluk alanım içerisinde var olmasına, şahsıma alenen defalarca hakaret edecek cür'eti hep göstermesine, - çünkü tıyneti bu, uyarmak falan işe yaramıyor, kalbi bu, ruhu bu, ağzından çıkan da ruhunun içindekinden başka bir şey olamıyor, silsen gene yazıyor, o çünkü yalnız mayasında ne varsa onu saçabiliyor- kimselerle artık vakit kaybetmek istemiyorum. belirli düzeyde iletişime hep açık kaldım ama hayatta tek gayesi nefret saçmak, kavga çıkarmak, fitne tohumu ekmek olana 100 kere şans verilir, 101. de benim onurum üstün gelir.

bunu niye yazdım? basıp gidemez miydim? giderdim, belki gittim bile. ama bugüne dek fikrine çok önem verdiğim, sohbeti çok kıymetli bir sürü insan tanıdım burada, hakkı vardır hepsinin. hatta yukarıda anlattığım nefret suçlularından sayıca kat be kat fazladır bu iyi insanlar. işte o kıymetli yazar arkadaşlarıma veda etmek için yazdım.

yol arkadaşım, değerli eşlenik ışığım let my attitude dry bu güzel yolculuk için sana çok teşekkürler.
special thanks i kaptın gene. hadi iyisin, yarın oscar heykelciği ile gözü yaşlı fotoğraf da çekeriz.
devamını gör...

4a sınıfı öğrencilerinin teneffüste antik yunan felsefesi tartışması

düşün şimdi koridorda yürüyorsun. içeriden hararetli bir tartışmanın sesleri geliyor. kapıyı açıp bir giriyorsun bütün sınıf oturmuş. önlerinde platon, aristo, anaksimandros filan yığılı ve felsefi müzakereler yapıyorlar. oradan mevzuyu skolastik döneme, dekart'a filan bağlıyorlar. gerçekten hayal gibi.

peki mevcut durum ne? ne sen sor ne ben söyleyeyim. kızlar seksek oynuyor bahçede, bir grup pancar suratlı velet simiiiiiiiit diye bağırıyor. tam bir vandalizm.

evet, 10 yaş grubu ne zaman ki 4a gibi olur. sıpalar gibi tepinmek yerine 40 yaşında bir entelektüel gibi davranır, o zaman memleketin geleceği hakkında umutlanabiliriz.

şu durumda gerçekten ıstikbal karanlık. oğlum çekmesene kızın saçını!
devamını gör...

nesir macunu

kızdıran yazar. bazen bazı konularda fikir belirtecek oluyoruz, on yüz kat durusunu, detaylısını, güçlü anlatımlısını ve kapsamlısını her akıl ve vicdan sahibinin anlayabileceği şekilde seksen açıdan tariflemiş oluyor.

tekrar söylüyorum, yazdıklarından kazanılabilecek şeyler çok sözlükçü.
devamını gör...

çamlıca camii

baş tabularımızdan biri daha.
konu böyle cami, cübbe, takke falan olunca dinle doğrudan ilişkisi olunca tabu oluyor. aklı selim yok oluyor. adalet duygusu, merhamet falan buharlaşıyor. hüzünle izliyorum insanların bu caminin büyüklüğünden kendini beğenmeye araç çıkarmalarına.
sevgili müslümanlar bu caminin büyüklüğü, bu camiye harcanan para, bu caminin varlığı, içine kaç kişi sığdığı bizim imanımızla doğru orantılı değil. bu cami ne kadar gösteriş yaparsa o kadar cehennem ateşinden azade de olmayacağız.

dünyanın herhangi bir döneminde kendi nefsini asla eleştirmeyen bir kere yaptığı ettiğine hop ben napıyorum diye bir göz atmayan, kendinde kusur aramayan bir müslüman topluluğu oldu mu acaba?

dönüp dönüp atalarımızın başarılarını allayıp pullamamız, birilerin dünya lideri ilan edip ilahlaştırmamız, içinde namaz kılmadığımız camiyi hiç düşünmeden, hiç akletmeden tanrımız gibi hatasız farz edip savunmamız falan ne halde olduğumuzun acınası tablosu.

dolması gerektiği zaman dolacak olan mahşer yeridir sevgili müslümanlar. camilerin dolması gerektiği zamanları zaten namaz vakitleri olarak biliyoruz. bunun dışında şov için, gösteri için, aynı ideolojide olanların bir araya gelip gövde gösterisi yapması için değildir cami. (dolması gerektiği zamanla onu kastediyorsunuz sanırım)

bu camiye yatırılan parayla daha ehven işler yapılamaz mıydı? yoksullara, yetimlere, sağ elimizin uzandıklarına? kur'an'da israf diye defalarca uzak durmamız gereken şey bu camiye harcananlar değilse neydi? açlık sınırının altında ücretle çalışan, çadırda kalan, çocuğunu okula yollayamayan bir insan bile varsa bu cami israftır. inandığınızı söylediğiniz kitap söylüyor:

"yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik etmiyorsunuz." fecr, 18

"onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardı." zariyat, 19

"öyleyse yakınlara hakkını ver, yoksula da, yolcuya da. Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır." rûm, 38

edit: bir dostun ricası.
çünkü benim için milyon dolarlık gösteriş camilerinden daha kıymetlidir dostun gönlü.
inandığım hiçbir şeyden üstün olamaz betonarme bir ikon olan gösteriş yapısı.
devamını gör...

annenin ölümü

tuhaf bir duygu. anlamlandıramıyorum. yoğun bakımın önünde bekliyorum. telefon çaldı ve "annenizin kalbi durdu" dedi bir telaşlı ses. telefon kapandı. o an hissettiğim hüzün değildi. sadece bir duygu da değildi. yüzlerce duygu sağanak halinde yağdı üzerime. binlerce ses, binlerce duruş, binlerce anlam, binlerce anlamsızlık yağdı da yağdı. çok şükür, dedim. kurtuldu acıdan. yıllardır kalp yetmezliğiyle uğraştı durdu. ameliyat kar etmedi, ilaçlar kar etmedi, kalp pili kar etmedi. gecelerce bir monitörden bir kalbin atma hızını izledik. annem kadere karşı, hakka hakikate karşı teslimiyetli idi. ölüm korkusunu hiç görmedik yüzünde son anlarında bile. Allah imandan ayırmasın, gerisi gam değildi onun için. ama şu son günler, son saatler... saniye saniye kazınıyor insanın zihnine. bir kalbi beklemek kolay değil. annem belki de öleceğini anlamıştı. oğlum beni okuyun, oğlum beni eve götürün ben idare ederim, oğlum nefesim yetmiyor... kalp yetmezliği ileri boyutlara ulaşınca ayakları şişti, karnı şişti. karnında ağrısı çok oldu. bazı geceler sabaha kadar inledi ağrıdan ama isyan etmedi. hep dua etti. bir gece sabaha kadar uyuyamayınca ambulans çağırdık. götürdük hastaneye. serum bağlandı, ilaç verildi. rahatladı. uzun süredir yemek de yiyememişti. bir güzel çorba buldum içirdim, yüzünü yıkadım. rahatladı. oğlum iyiyim eve götür beni dedi. doktora sordum, yoğun bakıma yatması lazım, dedi. ben şimdi hangisini yapacaktım. orada yaşadığım kararsızlık hayatımın en büyük kararsızlığıdır. tahlillerine baktım, bütün değerler fırlamıştı. doktora tekrar sordum. etme doktor, benim yerime kendini koy. annem eve gitmek istiyor, ne yapayım dedim. acı çektirme, biz elimizden geleni burada yapalım, ben başında bekler bakarım ona, dedi. mecburen doktoru dinledim. evde acı çekmesine nasıl dayanacaktım. yoğun bakıma girdi. yoğun bakımdayken 10 dakikalık görüşme saatinde içeriye aldılar. annemi gördüğümde su, dedi. su vermemişler sandım, ölüm haliymiş. içi yanıyormuş. su içirdim. anne hakkını helal et, diyecektim, diyemedim dersem ağlardı. anne ben dışarıdayım, kendini yalnız hissetme. ha burada, pencerenin ötesindeyim. Allah yardımcın olsun annem, dedim. çıktım gittim. bir saat sonra, aradılar, durumu kötü, cihaza bağladık dediler. sonra tekrar aradılar. durumu daha da kötüleşti, başka yoğun bakıma sevk edelim dediler. ambülans sesleriyle başka hastanede bulduk kendimizi. orada da yarım gün kaldı. sonra morgdan teslim aldık. insanın bütün hayat hikayesi son günlerinde akıyor gibi sanki.
hissedilen duygu başka hiç bir duyguya benzemiyor. eş dost akraba sağolsun, o süreçten sonra yalnız değildik ve acıyı paylaştık da azaldı.
hikayesi kısa aslında. salı hastane, çarşamba yoğun bakım, perşembe morg, cuma mezarlık. bugün pazar. biz de bu arada taziyesini, mevlidini yaptık. hiç ölmemiş gibi. aslında hiç ölmüyor, kimse ölmüyor, annenin ölümü bunu öğretmek için yaratılmış olabilir.
annenin ölümü büyük bir acı ama o acıdan daha büyük bir şey var ki, o da annenin iyiliğine, merhametine, ahlakına, doğruluğuna, gözü gibi baktığı namazına olan düşkünlüğüne olan şahitliğimiz. bu şahitlik acıyı yok ediyor gerçekten. cennet yolcusu olarak düşününce üzülmüyorum ben.
Allah rahmetiyle muamele eylesin.
devamını gör...

yazılan mesaja cevap alamamak

şu başlığa bugün yazıp, cevap verilmeli demiş 6 yazardan biri kendi sorduğu soruya verdiğim uzunca cevaba, diğeri kıymet verip bir organizasyondan haberdar etmek için yazdığım mesaja cevap vermedi. altıda iki. üzücü bir oran. cevap alamamak neyse de şu başlıkta adlarını görünce bir afalladım.

arkadaşlar sataşana, bir merhaba demeyi bilmeyene, üsluptan haberi olmayana ölü taklidi yapmak güzel bir şeydir hatta gereklidir. fakat içeriğinden tatmin olmasanız bile bir şekilde aynı evreni paylaşıp iletişim yollarını kapatmadığınız insanların kibarca yazdığı bir mesaja, hele hele sizin yönelttiğiniz soruya zaman harcayıp verdiği yanıta en azından okuduğunuzu belirten bir teşekkür ederim demek adabı muaşerettendir, sadece bir kaç saniye alır ve inanın sizin mutlak değerinizi artıran bir harekettir bu. yani insan bir başkası için ince olmaz, kendisi için ince olur.
devamını gör...

zorunlu eğitim

sanıldığı gibi babasının okumasın diye mahzenlere kapadığı inanılmaz başarılı çocukların eğitim hayatının devamını sağlayan bir uygulama değildir bu. okumakta gönlü olmayan çocukların okumaya mecbur edilerek zanaat öğrenme zamanı, fırsatı ve teşviki elinden alınarak it kopuk olmayı öğrendiği eğitim ortamını, şanslı olanın açıköğretim fakültesine kapağı atıp hiçbir şey bilmeden aldığı diploma ile katıldığı üniversiteli işsizler ordusunu yaratanın ta kendisidir bu zorunluluk.

sırf yukarda bahsettiğim it kopuk ya da adayı öğrencilerin sistemin bir an önce dışına çıkarılması için devam zorunluluğu denen bir şey yok ilk öğretimde. sınıfta kalma diye bir şey yok. var ama yok. öğrencinin okula bir gün gelmesi geçmesi için yeterli. notları ne olursa olsun geçmesi için şökler yeterli.

eğitim hayatı boyunca hiçbir şeyin sorumluluğunu üstlenmemiş, hesabını vermemiş bu öğrenciler 8 seneyi bitirdiğinde 14 yaşında oluyor. zanaat öğrenmek için birinin yanına verdiğinde öğretmenden duymaya alışık olmadığı lan lafını duysa ergen duyguları incinip çalışmayı bırakıyor. evde bir kere ödevini yaptıramamışsın sanayide çekiç tutmasını nasıl bekleyeceksin? hem gel desen gelmeyen git desen sana mı soracağım diyen boyun kadar bir çocukla nasıl başedeceksin? sonra mecburen liseyide bitirsin belki aklı başına gelir diye diye okumaya zorluyorsun. okuma yazmayı bilmeden mezun edilen öğrenciler var bunu gerçekten aklım almıyor. bir de devletin bunlara ayırdığı bütçe, her yıl çöp olan binlerce ücretsiz kitap var.

dört işlem bilmeden mezun olanlar üniversite kapısında yığılır, okuyamıyoruz hayallerimiz çalındı der olay çıkar. sorunu çözmek isteyen mantar gibi üniversite kültürlemeye başlar. yüksek lise bile etmeyen üniversiteler mantar gibi lisans diploması üretir. e bu sefer de istihdam sorun.

tutsan her bir cümleye paragraflar gerek fakat uzatmaya gerek yok. çalıp oynuyoruz nitekim. tüm uyanışlar ve kurtuluşlar okul okumakla mümkün zannededuralım, zorunlu eğitim gibi uygulamalarla diplomalı vasıfsız, kültürsüz, değer tanımayan, ilimden haberi olmadığı gibi geleneğe de yabancı acayip bir nesil yetişirken en kötü tanım yazarız.
devamını gör...

dünya sözlük tanım yedekleme yazılımı

herhangi bir sebebi olmadan bir zamanlar yazdığım ve şimdi de nasıl kullanılacağını anlatmak için vakit bulup anlatmak istediğim yazılımdır.
https://drive.google.com/op...
öncelikle yukarıdaki linkteki rar dosyasını indiriyoruz.

ekrandaki gibi çıkarttıktan sonra aşağıdaki dosyaya tıklıyoruz. exe şeklinde olana.

sonrasında aşağıdaki gibi kullanıcı id'mizi ve kullanıcı adımızı bitişik yazıp entere tıklıyoruz.

kullanıcı id'niz kendi kokpitten kendi kullanıcı sayfanıza gittiğinizde adres çubuğunda aşağıdaki şekilde çıkmaktadır.

sonrasında ise size bir txt dosyası olarak çıktı verecektir. tamamlanınca program kendi kendisini kapatacaktır. sadece windowsta çalışmaktadır. eğer hata veriyorsa çalışmıyordur teknik destek veremiyoruz. hayırlı işler.*
devamını gör...

organik köy kahvaltısı

sadece teyzemin bahçesinde yapabildiğim kahvaltıdır. kendi yoğurur hamurunu, küçük ekmekler yapar, içerisine kendi ineğinin sütünden yaptığı yağı doldururuz, elbetteki peynirde, kaymakta ondan. kara kovanlardan kestane balları, bahçenin biberi, salatalığı, maydonozu. eee zaten memleket rize çayda uzaklardan değil, hatta manzarada çay bahçeleri. kapıdaki çardakta kurulan masa, hemen yan tarafta akan dere olabildiğine şehirden uzak, olabildiğine organik.

ahanda burasıdır mekan, hadi yine iyisiniz kahvaltı fotoğrafı koymadım. *

devamını gör...

resim tablosunun sanatsal değerinin belirlenme kriterleri

bir restorana gider dostlarıyla. şef "efendim bana bir anı verebilir misiniz? çocuklarıma, torunlarıma göstereyim, sevinsinler" der. picasso insanlık görsünler hissiyatıyla peçeteye bir şeyler çiziktirip imzalar. şef:

-bu benim için öylesine değerli ki, diye sözüne başlarken, picasso lafını keser ve
-evet öyle. o elindeki tam 100 bin dolar' der. şef, dehşete kapılmış bir halde;
-aman efendim, 2 saniye bile sürmedi yaptığınız. nasıl bu kadar pahalı olur? diye sorar.
picasso hemen unutulmaz cevabı verir.
-2 saniye artı 60 yıl.
devamını gör...

zeki insanların özellikleri

_son dönemlerde yapılan bilimsel araştırmalara göre zeki insanlar yalnızlığı seviyor. hatta fazlasıyla bireyselliğe eğilimliler. birçok insana kıyasla arkadaşları ile sosyalleşmekten daha az tatmin oluyorlar.

_tutkulu bir şekilde meraklı olurlar, analizci, ayrıntıcı olurlar.

_tasarrufludurlar.

_kendilerine asla yalan söylemezler, gerçekçilik ruhlarında vardır.

_komiktirler, yüksek derecede zeki insanların mizah anlayışları da oldukça yüksektir.

_güçlüdürler, kendilerine çok güvenirler. herkes gitse bile tek başına başarılı olabilen kişilerdir.

_sorumsuz değildirler. zeki insanları aptallardan ayıran en büyük fark sorumluluk bilincidir. mesela çoğu kredi kartı kullanmıyormuş.

_kelimeleri aşırı analiz ederler.

_empati sahibidirler. zeki insanlar sadece kendi problemleri ile değil, derinden sevdiği insanların problemleri ile de sürekli savaş halindedirler.
v.s
devamını gör...

uzun süre aç kalmak ömrü uzatıyor

şu ülkedeki siyasi manyaklık ve fanatiklik gerçekten mide bulandırıyor. işin kötüsü adalet ve kalkınma partisindeki yozlaşmadan şikayetçiyiz, muhalifleri daha berbat. o yüzden bu kadar uzun sürdü zaten bu iktidar.

neyse, olayın yandaşlıkla filan alakası yok, çok kişi söylüyor aynı şeyi.

mesela posta böyle bir haber yapmış: buradan

sözcü yapmış: buradan

milliyet yapmış: buradan

bu meseleyi inceleyen bilim adamı nobel almış, aman Allahım yandaşlığa bak: buradan

lan observer bile haber yapmış: buradan

lan nelerle uğraşıyoruz ya..
devamını gör...