Geçen Ayın Favorilenenleri

hiç işe gitmeden 6 ay maaş alan vekil kızı

siyasal islam nedir? siyasal islam sana azla gecinmeyi, hep en aza kanaat etmeyi ogutleyip; senin cebinden cikan paralari paris'te yiyen sumeyra ordu'dur. siyasal islam nedir biliyor musun guzel kardesim? senin duzgun bir hayat yasamani isteyen, senin onurlu bir hayat yasamani isteyen ben ve benim gibi insanlari sana dusman, kafir, terorist, vatan haini diye gostererek seni uyutup; cebindekileri son kurusuna kadar somuren zihniyettir. sana oteki dunya vaatleri yedirip; kendisi yurt icinde sarayda, yurt disinda paris'te haram yiyen insanlardir. sen guzel kardesim; ben ve benim gibi insanlari sana dusman gosterenler yuzunden bize bilendigin surece, bilenmen gereken gercek dusmanlarini goremedigin surece daha cok sumeyra ordu doyururuz. siyasal islam nedir biliyor musun dostum, siyasal islam; her ayrintisi ile bu fotograftir:

devamını gör...

ayran shot

sözlükte konuştuğum muhabbetim olan az insandan birisi. kendisiyle geçen günkü haftalık sohbetimiz esnasında "bu hafta gün sırası bende gel bir şeyler yiyip iki lafın belini kırarız pandacığım diğer kızlara çaktımazsın zaten tüysüzün tekisin 11 yaşında gösteriyorsun." dedi. ben de biraz alınsam dahi öğrenci olduğum için belki karnım doyar belki güzel bir hanım kızla tanıştırır beni ayran bacım diyerek davetine icabet ettim yola mihman oldum. bir adres vermiş tövbeler olsun yarabbi adrese yaklaştıkça etrafta elinde pompalıyla gezen dayılar geçmeye başlıyor yalan olmasın uzaklarda bir tank slüeti gördüm. tam bu nerede oturuyor böyle derken pompalı dayılardan birisi pompasını bana doğrulttu. nörehidyolagyn diye bir şey söyledi ben hem dayının pompasına bakmaktan hem de ağzından çıkan anlamsız sesleri anlamlandırmaya çalışmaktan cevap veremedim kaldım öyle. bu sırada yanımda tamabeyovisden diye bir ses daha duydum. kafamı kaldırdım bizim ayran... dayı pompasını indirdi ama benim gözüm arada hala pompasına kayıyordu yalan olmasın daha önce öyle büyük bir pompa görmemiştim. pompalı yani.

içimden bu ayran hep böyle mi konuşuyor diye geçirirken bizim burada böyle konuşuluyor dedi oranın raconu oymuş. neyse sonra eve doğru ilerledik. fakir bir öğrenci olduğum için hemen yemeklere yumuldum. yani arkadaşlar nimete ne kadar laf söylenir bilemiyorum da bir sigara böreği yapmış yağ içinde yüzüyor. iki tane yesen kalp krizi garantili. bir insan kısırı lapa yapabilir mi sorusunun cevabının evet olduğunu öğrendim. sarma yapmış ama sarılı bir şey yok ortada utanmasa içini ve yaprağı ayrı ayrı getirip ikram edecek. aramızda kalsın evi de nasıl pisti anlatamam. ya misafirin gelecek. kalk bir ortalığı topla bak köşe bucak temizlik yap demiyorum topla ya topla eline mi yapışır... neyse ben bu sırada evde bizden başka kimse olmadığını farkettim ayağa kalktım ya ben erken mi geldim kimseler yok daha der demez ense kökümde bir şey hissettim gözüm karardı. gözümü açtığımda buz dolu bir küvette uyandım.

artık böbreklerim yok ama bu olay canımı o sigara börekleri kadar acıtmıyor. Allahından bul ayran...
devamını gör...

çakıl taşı dergi sayı 1

deneme sayısından sonra ilk sayısını çıkardığımız dergidir. yazıları ile şiirleri ile tanıtım ve söyleşileri ve hatta fotoğrafları ile destek olan herkese canı gönülden teşekkürler. bu sayıyı çıkarırken amacımız yazılar ile birlikte görsel yönden de keyif almaktı. film çekimlerindeki gibi biz hazırlarken çok eğlendik. Hatta eğlenmekle kalmadık bir amatör olarak öğrendik de. dünyevi mecmua ile birlikte sözlüğümüze ayrıca zenginlik katar diye umduk. umarım sizler de keyifle okursunuz.

https://yadi.sk/i/62GbbrlId... linkinden indirebilirsiniz.



her türlü görüş ve önerileriniz için sahintutus@yandex.com adresini kullanabilirsiniz.
devamını gör...

sözlük yazarlarının şu an söylemek istedikleri

biraz uzun bir yazı olacak. bir nevi dertleşeceğim.

sade bir hayat yaşamaktan yanayım. dışarının o kaos, keşmekeş ve kakafonisinden, kafasını telefonun o ekranından kaldırmayan, beyinlerinde işe yarar gram bilgi olmayan insanlarından uzak tutuyorum kendimi. sosyal medya falan kullanmam. kimin kimle, nerede ve ne yaptığı beni ilgilendirmez. ben de bir şey yaparken dur millet de görsün diye kendimi kasıp fotoğraf çekme derdine falan düşmüyorum. nasıl ki başkasının yaptıkları beni ilgilendirmiyorsa, benim yaptıklarım da başkasını ilgilendirmez.

genelde iş ve ev arasında gidip geliyorum. kendime kalan zamanlarınsa genelini odamda kitap okuyarak, bir şeyler izleyerek geçiriyorum. kendimi en fazla mutlu hissettiğim yer odam çünkü. duvarlardaki hayranı olduğum güzel insanların posterleri ve kitaplığımdaki kaliteli kitapların (dolayısıyla yazarların) gölgesi altında olmak çok huzur verici.

bugünkü dünyayı pek sevdiğimi söyleyemem. teknolojinin insan hayatının içine dek girmesi, daha doğrusu insanın teknolojiyi hayatının tam merkezine sokmak gibi yaptığı bu hata, insani değerlerin geri plana atılmasına sebep oldu. herkes sosyal medyada yaşayıp, kendini ünlü biri gibi hissetme ve bu sayede de egosunu tatmin etmenin peşine düştü. bu da onların tıpkı uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi sahte bir haz almasına sebep oldu. bunun için de insani değerleri geri plana atıp, alacağı like ve samimiyetten uzak, yapmacıklık kokan yorumların uşağı oldu insanlar. dışarı çıkınca neredeyse her iki kişiden birinin bu halde olduğunu görüyoruz. okuyan, kendini geliştirmeye çalışan, değer sahibi ve kendini bilen ağırbaşlı insan sayısı çok çok az ve bulmak çok zor. ben de haliyle çoğunluğu o sahte haz peşinde koşan insanlarla beraber olup, onlarla zamanı çöpe atmak yerine, kendime kalan anları evde odamda az önce dediğim gibi posterlerin ve kitaplarım arasında okumakla değerlendiriyorum. çok da huzurluyum.

dolayısıyla bugünkü dünyayı pek sevdiğimi söyleyemem. nostaljiyi çok seviyorum bu nedenle. ne bileyim eski diziler, eski filmler, eski müzikler çok ilgimi çeker. bugünküler gibi zenginliği, lüksü, aşkı meşki işlemiyor onlar. ha, aşkı işliyorlar ama gerçek aşkı, samimi olan aşkı işliyorlar. birbirlerini hemen yatağa atmak yerine, birbirlerinin gözlerine bakınca kendini kaybeden insanları anlatıyorlar, insani değerleri anlatıyorlar. bugünküler ise adı sözde aşk olan, aşk denince aşka hakaret olan cıvık ilişkileri anlatıp, zenginliği, lüksü, şatafatı işleyip insanları, özellikle de gençleri zehirlenip beyinlerini yıkıyor, yozlaşmasına sebep oluyorlar.

hal böyle olunca hayatımda fazla insan yok. bunu da bilerek böyle yapıyorum. nasıl ki yediğim içtiğim şeylere dikkat etmem gerekiyorsa, hayatıma alacağım insanlara da dikkat etmek zorundayım. nasıl ki çürük çarık şeyler sağlığımı bozarsa, bu boş beleş insanlar da zihnime zarar verip bozar. o nedenle çok seçici davranıyorum hayatıma alacağım insan konusunda. haliyle çevremde fazla insan yok. kafamın uyacağı, okuma meraklısı, değer sahibi, hayatını belli başlı değerlerin üstüne inşa eden, kendini kitaplara gömen insan bulmak zor. onlar da benim gibi boş anlarda kendini eve ve odalarına kapatıp kitap dünyasına girdikleri için, dışarıda karşılaşmak zor oluyor. kafamın anlaştığı insanları da genelde internette ki bu gibi platformlarda buldum.

canımın sıkıldığı anlarda bir telefon açıp hadi bir kahve içelim deme şansım olmuyor ama onlara da. ne bileyim, hadi bir kitap kafeye gidip saatlerce oturup bir kitap veya bir film üstüne tartışalım deme şansım olmuyor. haliyle bu da oldukça üzüyor.

şu an yine bu can sıkıntılarından birini hissettiğim anda yazdım bu yazıyı. bu şansı verdiği için de dünya sözlük platformuna teşekkür ediyorum.

ne demiş sezen;

"gelsin hayat bildiği gibi gelsin...
işimiz bu; yaşamak..."
devamını gör...

yazarların rezil olduğu anlar

stajdayım. güneşi kızıl-turuncu alaca renge boyayan birinci sınıfa giden çocuğa yaklaşıp;

-ama güneş sarı değil mi? neden böyle boyadın?

istifini bozmak bi kenara, kafasını bile kaldırmadan;

-güneş bir alev topudur.
devamını gör...

misafirlikte içilen çaya bardak sınırı getirilmesi önerisi

meclise sunmak istediğim öneridir. kendi evinde bu kadar çok çay içmediğini düşündüğüm misafiri sınırlamak istiyorum. hiç içmesin demiyorum lakin altı bardak da biraz çok gibi. çay bitince de yüzüme bakılıyor sanki demliği dayadım ağzıma ben içtim hepsini. mutfak salon arasını kaç kere gidip geldim hatırlamıyorum. Allah rızası için doktorlar iki bardaktan fazlası zararlı desinler ilahiyatçılar mekruh desinler birileri kalksın bir şeyler yapsın bu yolda ölmek istemiyorum.
devamını gör...

ormanlık arazide kafası parçalanmış çocuk cesedi bulunması

buraya bakın buraya!!!

cuma 15 yaşında lan sadece!!! 15 lan, 15!!!

eski öğrencimin abisi kendisi. okula gitmekten duyduğu hazzı gelin bana sorun lan!!! o çocuğun yüz ifadelerini, gülerken kahkaha sesini gelin bana sorun lan!!!

suriyelilere laf atarken bizim 17 yaşındaki çocuklarımız neler yapıyor bi bakın, görün!!!

bütün dünyayı o ormana taşıyın ve haykırın korkmadan; bu çocuk savaştan kaçtı, burada katlettiler, mutlu musunuz deyin!!!

çocuklar ölmesin lan ölmesin!!!

utansın bütün dünya!!!
devamını gör...

sözlük yazarlarının aslında söylemek istedikleri

gece her fırsatta uyuduğum bir hastane nöbeti geçirdim. ağır bir astım bronşit evresi geçiriyorum. ve hastanede ki hemşire arkadaşların hepsi ''mican beter haldesin gel sana bir serum iğne falan saplayak'' der gibi bakıyordu. saplatmadım tabii ki.
eve geleli 5-6 saat oldu. iyi bir kahvaltı edip kendimi mutlu zannedersem biraz iyileşirim sandım. şimdi ben burada sanrılarımın hikayelerini bir anlatmaya kalksam akşam olur. hayır bunu yapmayacağım.

yatağa girdim, ağzımın burnumun tıkaçlığı yüzünden uyuyamadım. anamı aradım ben çok hastayım diye. vah yawrum kıyamam kabilinden anne cümleleri etti.
yeğenlerimi aradım lan ben hastayım diye. onlar daha realist bir yaklaşımla ''dayı gelelim seni hastaneye götürelim'' dediler. ama hastanede her yerde kılıçları iğne, kalkanları serum olan hemşire arkadaşlar var. ''bakarız yeeaa olmazssa'' diyerek telefonu kapattım.

iki yıldır çok mutsuzum. iki yıldır bir insanı ölürcesine çok özlüyorum. onun bundan ve çektiğim acılardan hiç haberi olmadı ve olmayacak. çok mutlu bir beş senelik beraberlik her yerime sinmiş, çıkmıyor hiç bir yerimden. aşkı hep kalple bağdaştırırlar da, bence aşk daha çok burunla bağdaştırılmalıdır. kalp durur ölürsün, özlemden her gün burnunun direği kırılıyor ve yaşıyorsun.
asla intihar falan gibi saçma sapan düşüncelerim yok. ama yani o da olacak elbette bir gün. bana yıllar boyu hiç hak etmediğim bir aşkın kralığını veren o güzel kadın, arkasından çektiğim acıları hiç bir zaman öğrenmeyecek öğrenmemeli. tek bir dileğim var, bugün, yarın yahut yüz yıl sonra öldüğümde aklımda bu şarkıyla 4 dakika falan daha onu düşünüp öyle gözlerimi yumacağım.

devamını gör...

yazarların paranoyaları

otobüste, metroda, vapurda fotografımın çekilip herhangi bir whatsapp grubuna "kızlar/beyler tipe bakın eheueheh" şeklinde dalga konusu olmak. tuhaf korkular demediniz mi kardeşim?

edit: bu başlık ben tanım girmeden evvel "sözlük yazarlarının tuhaf korkuları" idi. bu sözlükte tuhaf şeyler oluyor.
devamını gör...

sözlük yazarlarının şu an söylemek istedikleri

unuttum sanıp hayatın akışı içinde devam etsem de yaşamaya; bir müzik, bir dizi veya filmden bir sahne, bir şiir, olmadı bir koku seni hatırlatıyor bana... özellikle de o koku olayı yok mu? koku hafızası o kadar etkili ki, yolda giderken sağımdan solumdan gelen bir parfüm kokusu, yani senin parfümünün, yani seninle özdeşleştirdiğim o parfümün kokusu bir anda bütün gardımı düşürüyor. gözümün önüne direkt sen geliyorsun, o eski günler geliyor. sonrası malum... yutkunma güçlüğü, gözlerimin dolması ve dibe vuran moral...

tıpkı şu an gibi. bir parfüm değildi, bir müzik veya şiir ya da bir sahne de değildi bu defa seni bana hatırlatan... ama yine nefes alamaz, yutkunamaz ve karın boşluğuma yumruk yemiş gibi bir haldeyim. sözde yine unutmuştum...

sabahattin ali diyor ya hani "içimde yarı kalmış bir konuşmanın üzüntüsü vardı" diye, aynı o hesap. o kadar çok şey var ki sana anlatmak, söylemek istediğim... ama yuttum hepsini. yoksun çünkü. kağıda döktüm içimi defalarca, tükenmez denen kaç kalem tükettim bu uğurda. ama yazıp yazıp attım hepsini. ve bir gün hepsini bir şekilde söyleyeceğim sana buna eminim. ne zaman biliyor musun? eğer benden önce ölürsen, düzenli olarak mezarına gelip orada anlatacağım sana hepsini. şu an aynı şehirde olduğumuz halde yapmak isteyip yapamadığım şeyi, o zaman yapıp her zaman geleceğim yanına. ve gelirken sanki seninle normal bir şekilde bululacakmışız gibi heyecanla geleceğim hatta mezarına. dakikalarca ağlayacağım önce, şimdi bunu yazarken hayal etmesi bile canımı acıtıyor inan. o zaman dökeceğim içimi. ve o an tamamlanacak o yarım kalan konuşma.

ve senden önce veya sonra farkı yok, ben bir gün öldüğümde, inan bana o an neden ölürsem öleyim, acılar içinde de kıvranacak olsam o son anımda seni düşüneceğim...

ve son olarak...

ben seni çok sevmiştim...
devamını gör...

sevilen insanın intihar etmesi

korkunçtur. bizzat tecrübe ettiğim için ölüm acısına benzemediğini söyleyebilirim bir kere içinizde acıdan çok öfke oluyor ölen kişiye karşı onun bu durumunu fark edemediğiniz için kendinize, arkadaşlarına ailesine karşı... sonra içiniz buz kesiyor normal yollarla vefat edenleri rahmet ve sevgi ile anarken intihar eden yakınınızı andığınızda gözünüzden yaş geliyor kaç yıl geçerse geçsin kabullenilemeyen tek ölüm şekli intihar.
devamını gör...

yazarların rezil olduğu anlar

birinci sınıfta falanım. arkadaşın evindeyiz kendimize sofra kurduk. bunlar zenginlerdi değişik değişik şeyler var evlerinde.

-pipet getireyim mi?
+yok sağ ol ya ben bi kere yemiştim beğenmedim.
-pipet çubuk kolayı içmek için.
+hee ben de şey sandım.

pipeti orada öğrenmiştim. ve utanma kısmı akabinde yemek.
devamını gör...

amerikalı öğretmenin ırkçılık deneyi

ırkçılığın yanında kişi inandırılırsa, motivasyonu artırılırsa nasıl da daha başarılı oabileceğinin, aşağılanırsa nasıl da geriye gidebileceğinin deneyidir denilebilir. aynı zamanda empatinin. başarı dedik de şöyle bir deney daha vardır çok bilinir. vasat bir sınıfa giren tüm öğretmenlere sene başında o sınıfın çok başarılı öğrencilerden müteşekkil olduğu yalanı atılır ama öğretmenlerin motivasyonu ve buna mukabil öğrencileri motive edenilmesiyle o sınıf sene sonuna vasat bir sınıf olmaktan çıkıp deneyin başında uydurulan sınıfa dönüşmüştür.

toplumlar da biraz insanlar gibidir. toplumlar canlı organizmalardır filan hatta.

iki husus:

aşağılamak ile eleştirmek başkadır. eleştiriden uzak düşünmek ve sorunları örtmek de handikaptır. arada durmalı.

ıkinci husus; yahudi milletinin başarısında bu inandırılmışlık ile potansiyellerini iyi kullanışın arasında derin ilişki var.

sonra bu deney sunumu öncesinde "türklük" ile motive edişin yerinde boşluk kaldığını taa eskiden bi dile getirmiştim. aynı şekilde inanıyorsanız üstün olan sizsiniz ayetine kalpten inanmayan ve yahut da bunu ırkçılığa vardıranların varlığı da vardır. varlığı vardır evet. totolojiktr bakın.

yani bir sonuca bağlamıyorum bağzı şeyleri.

deneye geçelim ki çoğu kimde bu deneyi bilir zaten ama olsun. müstakil başlık ve deney öncesi bu sunumu yapmalıydım.

olay amerikalı bir öğretmenin 60'lı yıllarda amerika'da ırkçı faaliyetlerin zirve yaptığı dönemlerde, öğrencilerine yaptığı bir deneyi içeriyor. jane elliott, beyaz, ırkçı ve muhafazakar amerikalıların yoğunlukta olduğu iowa eyaletinde bir kasabada öğretmenlik yapıyor, o dönem sınıfta yaptıkları bir etkinlik dolayısıyla her ay bir kahraman seçiyorlar, o ayın kahramanı ise martin luther king oluyor. bu kahramanlık seçiminden kısa bir süre sonra ise martin luther king öldürülüyor, dolayısıyla ertesi gün sınıfta bu konu açılıyor ve öğrencilerin nabzını ölçmek isteyen öğretmen onlara siyahiler hakkında sorular soruyor. genel olarak onların pis, aptal, tembel insanlar olduğu fikirleriyle karşılaşıyor jane elliott. bu durum karşısında öğrencilerine ırkçılık ve ayrımcılığın ne kadar kötü olduğunu anlatmak üzerine fikirler düşünüyor, zira biliyor ki bu öğrenciler televizyon dışında belki de hiç siyahi insan görmediler ve bu kötü düşüncülerinin tek sebebi de yaşadıkları çevre ile ailelerinin tutumları. bu tutumu değiştirmek için bulduğu yol ise bir deney yapmak oluyor.

jane elliott ertesi gün öğrencileri kahverengi ve mavi gözlü olanlar olmak üzere ikiye ayırıyor, kahverengi gözlü olanların kollarını bir bant yapıştırarak, gözü kahverengi renkte olanların daha zeki olduğunu söylüyor. mavi gözlü öğrencilerin aptal, tembel ve kahverengi gözlü insanlara göre daha geride olduklarından dem vuruyor. hatta daha da ileri gidip, kahverengi gözlü öğrencilere, mavi gözlülerle arkadaşlık yapmamalarını tavsiye ediyor. tüm bu savını öğrencilere inandırmak için de birkaç bilimsel veriden bahsediyor, tabii ki uydurma olarak. bunun üzerine fark ediyor ki sınıftaki başarısız kahverengi gözlü öğrencilerin dahi derse katılımı ve özgüveni artarken, en başarılı mavi gözlü öğrenciler bile geride kalmaya başlıyor, ders aralarında kahverengi gözlü öğrenciler mavi gözlü arkadaşlarını aralarına almayıp, onların başarısız ve aptal insanlar olduklarını söylüyorlar. hatta birkaç kız öğrenci, aralarına aldıkları mavi gözlü bir kızı darp ediyorlar. tabii bu kadar reaksiyonu jane elliott bile beklemiyor ve hemen ertesi gün bu kez dünkü savının yanlış olduğunu, tam tersine mavi gözlü insanların daha zeki, daha başarılı ve diğer her konuda daha iyi olduklarını, kahverengi gözlülerin ise daha geride insanlar olduklarını söylüyor.

bu kez hepimizin beklediğinin aksine, mavi gözlü öğrenciler kahverengi gözlülere kendilerine davranıldığı kadar sert davranmıyor, dün tecrübe ettikleri bu duygudan dolayı daha yumuşak, daha anlayışlı bir tavır sergileyip arkadaşlarının kötü hissetmesine mahal vermiyorlar.

öğretmen bu deneyden sonra onları karşı karşıya getirip, "şimdi siyahi çocuklar nasıl hissediyor anladınız mı?" diye soruyor.

tablo inanılmaz!

herkes birbirine sarılıyor, kimisi ağlıyor, birbirlerinden aslında hiçbir farklarının olmadığını anlıyorlar, kimisi jane elliott'a martin luther king'in çocukları olup olmadığını soruyor, ve o gün king'in karısına bu küçük çocuklar mektuplar yazıyorlar, hepsi ulaşıyor.

bu olayla birlikte ülke gündemine de giren jane elliott'a belli bir fon verilmiş, ayrımcılık dışında başka konularda da çocukları daha iyi bireyler haline getirmesi adına!
devamını gör...

evde ingilizce öğrenmek

okuma noktasında ingilizcesi iyi, konuşma noktasında bildiğini unutmuş biri olarak izlediğim yöntem belki yardımcı olur.

havalimanında çalışyordum ve bilirsiniz atatürk havalimanının anadili ingilizcedir. her an bir yolcu çıkar karşınıza ve atıyorum pasaport kontrol nerde, nerde yemek yiyebilirim diyebilir veya uçağına baya bi süre varsa sizinle geyik yapmak istyebilir. ben de fırsat bu fırsat ingilizce öğrenim dedim.

çok iyi düzeyde ingilizce bilen arkadaşlar vardı ve onlara başvurdum. hemen hepsi güldü bizi boşuna uğraştıracaksın en fazla 1 ay uğraşırsın bırakırsın dediler. ilk kural inatçı olmak, bırakmamak. yeni bir dil öğreniyorsun kalıpları kafaya yerleştirene kadar seni zorlayacak.

bir arkadaş tamam ben yardımcı olacağım dedi. ilk verdiği reçete şöyleydi;

- temel dilbilgisi kurallarını öğren. yani şimdiki zaman, gelecek zaman vs. bunları mutlaka öğreneceksin (bu işin sıkıcı kısmıdır). ben bunun için daylight ingilizce eğitim setini kullanmıştım ve çok hoşuma gitmişti. google'dan bulabilirsiniz.

- bir tane ingilizce dizi bul ve onu altyazısız izle. çok mantıksız gelmişti ama faydasını sonra gördüm. lan ben sıfır ingilizce ile yabancı diziyi nasıl altyazısız izleyeceğim demiştim. tamam en fazla ingilizce altyazı ile izle ama türkçe yok demişti. dexter ile o zaman tanıştım.

- her gün en az 10 dakika bbc veya cnn gibi ingilizce bir kanal izleyeceksin.

- oxford bookworms veya penguin readers gibi basit hikayeler anlatan (cin ali tarzı ingilizce hikayeler) kitapları okuyacaksın. hem öğrendiğin dilbilgisi kurallarını uygulamalı göreceksin hem de ordaki kelimeleri ezberleyeceksin. her bir kitap üzerinde 3-5 defa geçeceksin. seri okuyana kadar.

- bu süreç sen temel dilbilgisi kurallarını öğrenene kadar devam edecek.

bu süreçten sonra da bana kısa kısa hikayeler yaz getir demişti. ben de o gün izlediğim dexter bölümünü kısaca yazardım götürürdüm arkadaşta okur ve düzeltilecek yerleri düzeltirdi. bu cümlede bu kelime değil şunu kullan, bu cümle kalıbı şu şekilde olmalı filan.

bunun yanında tavsiye edebileceğim izleme kanalı nhk world isminde bir ingilizce yayın yapan japon haber kanalı var. japonlara anlatır gibi tek tek, tane tane ingilizce haber sunarlar orda. ben çok faydasını görmüştüm bu kanalın. kelimeleri seçmek çok zevkliydi. bir diğer kaynak da yukarda bahsettiğim süreci geçip altyapıyı kurduktan sonra voice of america sitesinin level one haberleri de çok eğiticidir.

ama burda şart olan şey ingilizce birinden en azından takıldığınız yerde almak.
devamını gör...