Geçen Ayın Favorilenenleri

insanı hayata bağlayan şeyler

insan, sabah uyandığında gözünü açmaya usandığı bir hale geliyor. güne 1-0 yenik başlamak denir buna. pek de cazibesi olmayan rüyalardan uyanıp gerçekliğe dönüş, ve hayal kırıklığı. bütün isteksizliklere rağmen yıkamayı ihmal etmediğim yüzüme bakıyorum her sabah aynadan. birkaç saniye donuk ifademi süzdükten sonra düşüncelerim karşılıyor kapının eşiğinde. giderek yoğunlaşan parazit düşüncelerimin beni anksiyete bozukluğuna sürüklediğini fark ettim dün. ve bir alıntıya rastladım yine dün, "kişinin başına gelebilecek en kötü şey yapayalnız kalmak değil; yapayalnız hissetmesine neden olacak insanlarla birlikte yaşamaktır". goethe.

belki de bu yüzden yalnız hissetmeme neden olan insanlarla birlikte yaşarken onlardan uzaklaşma, iyice kabuğuma çekilme eğilimi gösteriyorum. bari yapayalnız kalayım da, biraz olsun ehlileşsin ahvalim.

her uyandığım gün ilk işim ayaklarıma batan hayal kırıklıklarımın acısıyla etrafıma duvarlar örmek oluyor. kapkaranlık, yapayalnızlaşıyorum her geçen gün. her kapımı çalanı reddediyorum korkuyla. yuvasına yaklaşan herkesi korkuyla havlayarak kovalayan bir köpek misali dişlerimi gösteriyorum, düşlerimi gizliyorum. o kadar çok gizliyorum ki karanlık odalarımda kendim dahi göremiyorum. hayattan kopuyorum, umutlarım tükeniyor, dünyayı algılayış biçimim gün geçtikçe daha sağlıksız hale geliyor. yanılsamalar dolu düşüncelerimi idam ediyorum her saniye. pirinç dolu odamdan beyaz taş ayıklıyorum, taşlanıyorum her bir idamda, ifadesizleşiyor yüzüm.

kuşkulu benliğim böyle yaralara çok açık, böyle taarruzlara çok yatkın ne yazık ki. bazen bir söz, bazen bir tavır beni buhranlara sokabiliyor. bu sefer ne, hangisi, nereden geldi, geldi mi diye düşünürken kendimi çoktaan dipsiz kuyularda buluyorum. öz güvenim özgül ağırlığımdan da aşağılara düşüyor. ne bilmenin verdiği öz güvene ne de bilmemenin verdiği cesarete sahip çıkıyor cılız bedenim. bildiğim, yaptığım, algıladığım her şeye kuşku sıvıyorum. işte o zaman hayat çok acı veriyor. suçlama ilanları yapıştırıyorum ördüğüm duvarlara: günahkarsın. beceriksizsin. aptalsın. çekilmezsin. bencilsin. kibirlisin. aşağılık kompleksin var... harry potter'daki postacı baykuş gibi taarruzlar da alıyorum pencere bacadan. bu kadar evrakla baş edemiyorum, daha zihnimden geçen altyazıları takip edemiyorum ben.

bana bütün bunları ifade ettiren güzel bir hediye oldu. hiç tanımadığım bir yazar bana bir kutu çikolata gönderdi. hem de alpella harby çikolata. beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmiyordum ama kargo gelince yüzüme bir gülümseme geldi. heyecanla paketi söktüm ve içindeki çikolataları gördüm. ardından geçen birkaç saat içinde bedenimdeki ve ruhumdaki değişimleri tespit etti zihnim. ne oldu da umut etmeye meyletti bu uslanmaz ruhum diye düşünürken çikolataları anımsadım. evet, bir kutu çikolata ile iyileşme sürecini başlatabilirsiniz benim gibilerin. bir kutu çikolata yerine tek sıkımlık diş macunu olsaydı da aynı şeyleri hissederdim. birilerinin bana hala çıkarsız "iyi" davranışta bulunabilmesi dokundu. bugün bu çikolatalar ve o güzel düşünceli yazar hatrına uslanmayıp gayret edeceğim. hem belki her şey öyle sandığım gibi rezil durumda değildir, belki beni kandırıyordur suçlama ilanları, kaygılarım, kuşkularım. alt tarafı bir kutu çikolata. ya üst tarafı? orasını bir tek ben bilirim.
* *
devamını gör...

cübbe sarık takanların peygamber iskoçya'ya gelseydi etek giyecek olmaları

peygamber iskoçya'ya gelseydi etek giyecek olması ifadesine hep gülmüşümdür. çünkü bu ifade bana şunu söylüyor gibi geliyor. Allah peygamberini yanlışlıkla arabistana gönderdi. aslında iskoçya'ya gönderecekti ama cebrail a.s yolunu şaşırdı arabistan'a indi.

oysa Allah c.c. ayetinde bilerek ve isteyerek hatta özellikle peygamberi arap coğrafyasında kitabı da onun dili olan arapça'da indirdiğini söylüyor.

şimdi gel gelelim. bütün bu çıkarımların doğru olduğunu kabul edelim. şahsen eğer Allah c.c. iskoçlara son dini indirseydi ve onlara kılık ve kıyafetleri için bir uyarıda bulunmasaydı evet ben sırf Allah c.c sevdiği kulunun iskoç olarak gelmiş olmasından dolayı ona dosdoğru inanıp o eteği giyerdim. ben o eteğı giyerdim de bu başlığı açanlar o zaman şöyle bir başlık açarlardı.

(bkz: etekli giyinip gayda çalanların peygamber arabistan'a gelseydi entari giyecek olmaları)

yani işin aslın bu tipler öyle bir ihtimalde dahi aynı mantığı güdecekler di veya şöyle olsaydı peygamber fransızlara gelseydi, şunu söyleyeceklerdi.

(bkz: pantolon ve ceket giyenlerin peygamber afrikaya gelseydi bir şey giymeyecek olmaları)

neyse bunu uzatır da uzatırım, sanırım söylemek istediğim mantık hatasını hepiniz anlamışsınızdır.

not: mantıktan bir kural, varsayımla öncül üretilmez... o yüzden bu başlık en başından hatalıdır.
devamını gör...

insanın ruhunun sıkılması

--- alıntı ---

neyden sıkıldığını bilmezsin bazen ama sıkılırsın, ruhun daralır ya da biri canını sıkmıştır. bazen benim diyenin yapamayacağını yapıp engelleri bir bir aşarsın ama biri gelir püüf der yıkılırsın. çıkış bulamazsın ve çareler ararsın. merhametliyi merhametsize şikayet ederiz. aslında tam da bura kilit noktadır. burada gösterilen sabır kaderin yazıldığı noktadır ama başarabilene aşkolsundur. o sebeple dili hep peygamberimiz sav dualarına alıştırmak lazımdır. zihinde yazılı ise o an hemen diline dökülür. sıkılmış, üzgün kalp ile dile dökülen ise sihirlidir.

aşağıdaki dua kâinatın efendisi resûlullah aleyhissalatu vesselam efendimizin, taif dönüşü mübarek vücudundan kanları akarken ettiği bir dua. rabbine arz ettiği dilekçesi. yani bizler içinde bir örnektir. bizde dilekçeleri rabbimize arz edebilsek keşke.

taif dönüşü

sabır, teslimiyet, dua ve rıza

" allah'ım

güçsüz kaldığımı, çaremin tükendiğini, insanların beni hor görmesini sana şikâyet ediyorum.

ey merhamet edenlerin en merhametlisi,

sen gerçekten erhamu’r-râhimînsin.
beni kime bıraktın?
beni bir yabancının eline mi ittin? yoksa bana zulmedecek bir düşmanın eline mi saldın beni Allah’ım! ama ey rabbim, senden bana bir gazap gelmesin de ben bu başıma gelenlere razıyım. yine de sen bana afiyet verir, beni bu dertlerden kurtarırsan bunu da çok hoş karşılarım.

ey rabbim, görevimi yapamadım diye senden bana bir gazap inecek, başıma bir felaket gelecek olursa ben yine senin dünyayı ve ahireti aydınlatan yüzünün nuruna sığınırım.

beni himaye edeceksen sen edeceksin Allah’ım.

ey rabbim! sen bu görüntüden hoşnut isen benim hiçbir şikâyetim yok. zaten senden başka da hiçbir güç ve kuvvetim yok Allah’ım."


dikkat ediniz, şikâyet etmiyor. rabbiyle konuşuyor, serseri çocuklar tarafından taşlanmasını gündemine almıyor da şayet rabbi razıysa kendisinin de razı olduğunu söylüyor.

--- alıntı ---
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

düşünceli olmak, kibar olmak, merhamet sahibi olmak, dürüst olmak vs vs bunlar bütün insanların varsayılan özelliği olmalı.
insanları birbirinden ayıran şeyler farklı ilgi alanları olmalı.
bir insan kibar mı diye düşünmemeliyiz çünkü zaten öyle olmalı.
peki ama neden öyle değil?
devamını gör...

puslu masallar diyarı

nasil anlatsam bilemiyorum. arkadaslar, omrum boyunca puslu diyarlarin hayalini kurdum. omrumde gordugum en guzel puslu diyarlari ise ulkemde buldum. canim ya, nasil sahane bir ruh hali ile dolasiyorum kac gundur anlatamam ama fotograflar anlatir belki. paylasmaktan mutluluk duyarim.







devamını gör...

erkek dediğin güven kokmalı

acaba diyorum erkekli ve kadınlı başlıklarda maksimum nereye gelir ülke ahanda bu arştır diyorum ve daha klasına denk geliyorum.

bakın arkadaşlar bazen erkekler gres yağı kokarlar, her ne kadar kıdın ırkik işitliği diye bazı yerler yırtınsalar da sahadaki kadınlarda yemişim gresini deyip ofis mühendisliğe yengeç yengeç kayarlar. o yüzden erkek güven değil gres kokmalı.

sevgili romalılar bazen erkek leş gibi halı saha fosforlu forması gibi kokar yapacak birşey yok 3000 yıllık dünya tarihinde antik kökenli savaşlarda taktikler, stratejiler belirledik çünkü kelle koltukta yaşadık. genetik kodumuzun en ince ayrıntısına kadar bastırılmış bir vahşilik var çünkü yaşam böyleydi. mağaradaki çocuğa gelen geyik bacağının arkasında vahşet vardı ve kadınımıza çocuğumuza baktığımızda uzaktan buna değer dedik.

leonidas liderliğindeki sayıca çok az olan 7 bin yunanlı, heredot’un 1 milyon dediği orduyla savaştı istemesekte oradaydık kan koktuk, makedonya ve hint porus krallığı arasındaki yıkım olan hydespes savaşında ayaklarımız koptu, ilaç yoktu iltihaptan bitap düştük çürük bacak kokusu olduk.
kartaca savaşında marcus claudius ile marcellus kartaca lideri epicydes ile beraber topraktan derilerimizi yüzdüler onurumuzu, kalbimizi bıraktık çamur koktuk çamur..

313 adamla ebu cehil karşısına çıktık cenk ettik gözlerimiz ateşe döndü, kopan parmaklarımızı kurt böcek yedi sahra kumu gibi koktuk yalnız ve cılız. norveç kralı harald hardrada ile kuzey ormanları için savaştık bir hiç uğruna kaybolan yıllarım diye şiirler yazdık kozalak koktuk..

ve birgün çok bilen birisi gelip oturduğu kanepeden altında gri taytıyla erkek güven kokmalı dedi. ruhunuz covid 19 olmuş emek kokusunu alamıyorsunuz. bizlik bir durum yok..
devamını gör...

ayasofya camii

15 asrı aşan tarihinde şahit olmadığı bir coşku ve insan akınını yaşayacak mabedimiz.

sanırım cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir kalabalığın fatih ilçesi sınırlarından taşacağı bir gün olacak. rahmetli erbakan hoca'nın cenaze töreninde şahit olmuştuk benzerine.

dün geceden insanlar akın akın ayasofya'ya gelmeye başladı. civar camilerde sabahladı. fevzipaşa caddesi şu an kilit. gedikpaşa, çemberlitaş, gülhane'de sabah namazında başlayan mahşer kalabalığı.

müslümanın carpe diem'i ancak böyle olabilirdi.

bugünden sonrası tufan olabilir belki kısa bir zaman sonra tekrar müzeye dönüştürmek zorunda kalınabilinir ama insanların bir anlık bile olsa yaşayabileceği vuslata koşarken taşıdığı inancı, umudu ve mutluluğu diğer olguları, kavramları, yaşanmışlıkları dile getirerek görmezden gelmek en önemli realite olan samimiyeti de görmezden gelmek demek olur.

siyasî vicdan ve irade, hasretine kavuşmayı bekleyen müslümanın inancını hataları örtbas etmek gayesiyle suistimal etme niyetinde ise zaten kendi hikayesinin de sonuna gelmiş demektir.

müze halindeyken ayasofya meselesinin siyasi araçlardan birisine dönüştürüldüğünü, kendi tabanının motivasyonunu diri tutmak için gündemde tutulduğunu düşünüyordum.

ama şu an ayasofya'ya sökün eden müslümanların hesapsız mutluluğunu izlemek daha gerçek.

okumalar, büyük resimler, analizler hatta sosyal medya hesabında canlı yayında muhaliflere laf sokarak kalabalığı görüntüleyen müslüman kardeşim sen de biraz rafta bekle.

bugün oraya sessizce koşan, gönülden şükreden, manaya hasıl olanların günü.
devamını gör...

kız babası olmak

yukarıdaki durum benim kızımda da var gibi. anaokuluna giden 5 yaşındaki kızımı gözüne kestirmiş bi çocuk var, adı ezel.
şimdi gidip dövsem falan "küçücük çocuğun kafasını duvara sürtüp kıvılcım çıkarttı" falan diye twitter'da gündem olurum. onun yerine bu ezelin arkadaşları ile anlaşıp bir kumarhane soygunu ayarlıyorum, güvenlik görevlisini öldürüp suçu da ezelin üstüne atacağız. ömrünün geri kalanını hapiste geçirsin.
herkes yerini bilecek, adamın asabını bozmayın!

(bkz: kız babası olmak bunu gerektirir)
devamını gör...

bu sözlük bana tek kuruş kazandırmıyor bilakis yıllardır hep para kaybettiriyor

sözlükten para kazandığımın sanılmasından, sağ olsun şahsım adına rahatsız olan duyarlı bir yazarımızın temennisi üzerine alenen bildirme gereği duyduğum husustur.

sözlük hiçbir zaman benim için ticari bir amaç taşımadı, benim imajıma zerre katkısı olmasını hedeflemedim, benim hiçbir siyasiyle veya kompradorla tanışmamı sağlamadı, bana herhangi bir makam-mevki-unvan getirmedi.

sözlüğü kurmamdaki, geliştirmemdeki, yaşatmamdaki gaye asla böyle şeyler olmadı ve olamaz. maddi anlamda bir kazanç söz konusu olursa da akıllı-ahlaklı öğrencilere, muhtaç hastalara, yetimlere, mağdurlara, mazlumlara destek olmak için gerekeni yapacağım.

sözlüğün bir davası, derdi, temsiliyeti var. pratiğe yansıyan doğrular-yanlışlar burada bağlam dışıdır, esas mesele insandır. burayı yaşatacak olan da hakeza insanlardır.

sözlük hakkında bunları söylemekten hicap ederim, o yüzden ajitasyon yahut propaganda sanılmaması için dar dairedeki kimseler dışında pek bilen yoktur. lakin bunların bilinmemesinden, hakkımda zan oluşmasından daha çok hicap ederim.

alnım ak, başım dik, ruhum mutmain...
devamını gör...

mesele ayasofya'da namaz kılmak değil sen hala anlamadın mı

mehmet ali alabora'nın fatih camisinde abdest alırken kulağıma fısıldadığı bir değişik tarihsel cümle. işte karşısında sultanahmet var orada kılınsın falan da dediler: ya yok mesele mescit, namaz değil oraya vurulan pranga, cemiyetine verdiği söz uğruna kapatma imzasına atılan tarihi tokat. x ne der?

bana ne ortodoks kilisesinden, yunanından. mescidi aksa'yı havra yaparlarmış hiç sorun değil 80 sene kavgada ettik ona da ederiz. mesele siyasal islam değil, islam sancağı. sizin kafanızın yatmadığı yer orası, zerre haz etmem siyasalcılardan, faşistlerlerden ama dava islam davası ise kıyamete kadar bilek güreşi hadi buyurun.

mesele ağaç değil şimdi anladın.. mesele duruş yiğenim.
devamını gör...

kadının maaş almasını evlilikte bir sorun olarak görmek

az önce rastladığım bir tanımda okuduğum ve aslında gerçek yaşamda da sık sık karşılaştığım yanılgı. maaş alan bir kadının varlığı, evlilikte; ekonomik gücü olduğu için baskın karakter olması korkusu yaşatıyor aslında. şimdi yazacaklarımı ön yargısız ve ciddiyetle okumanızı rica ediyorum. parası pulu olan kadınlar neden korku yaşatır biliyor musunuz? çünkü erkek ev idaresinde kendisine baş vurulmasını, kendisinden bir şeyler istenmesini sever. bir kadının maaşı olduğu vakit erkekten talep edilenler aza iner ve bu durum erkek tarafından güç kaybı olarak algılanır. yaratılış olarak erkek bakın kelime kökeninde bile erk geçiyor, güçlü olmayı seviyorlar. en üzüldüğüm ise genelleme yapılırken birçok kişinin hiç öz eleştiride bulunmaması. şunu kabul edin, birçok erkek karşısında eğilip bükülen harçlık isteyip de açıklamasını yapan kadının o ruh halinden zevk alıyor. kadının parasının olmasının altında yatan en büyük bir diğer korku ise, olası anlaşmazlıklarda bunun parası da var, ya boşanırsa? korkusudur. be mübarek, demek ki bir şeyleri doğru yapmadığının farkındasın ama bunları telafi etmek, onarmak yerine seni bırakıp gitmesinden korkuyorsun. adam olsan böyle bir korkun olur mu?!

şimdi diğer türlü bakalım. kadınlar bunu başa kakıyor, kendi paramla aldım/alırım çemkirmesi yapıyorlar diyenler çıkacaktır. bana, hiçbir erkeğin kendi paramla aldım seni ilgilendirmez şeklinde cümle kullanmadığını ispat edin, ben de tüm bunlara ilişkin özür dileyeyim.
devamını gör...

hayırlı bayramlar

mübarek bayram mübarekun tadında geçsin inşallah, bol tasadduklu ve neşeli bayramlar dilerim sevgili dünya sözlük.
dünyalı yazarların tiklerinden, anonim yazarların fav'larından öperim. harçlık için acele etme derviche, sonra banka hesabımıza şeedersin. *

yolla gelsin yine barış abi...
devamını gör...

erkek çocuklarının aile içi eğitimi

maalesef türk aile sisteminde bir kız çocuğunun üzerine düşüldüğü kadar erkek çocuğunun üzerine düşülmüyor. her gün kadın cinayetlerine uyanan güzel ülkemde erkekler ne kendisini büyüten anaya varsa kız kardeşine köle gibi davranıyor.burada özellikle annelerin erkek çocuklarına önce kendilerinden başlayarak bir kadına saygı göstermesi gerektiğini öğretmesi gerek. gerekirse bizim tabirle kız gibi ev işi de yaptırmak gerek evde kız kardeşi varsa onun yaptıkları üzerinden herhangi bir hak iddia edemeyeceğini fakat bizim deyimle ona yakın durmasını sahip çıkmasını tabi ki öğretmemiz gerek. örneğin; lisedeyken büyük abim cep telefonumu benden habersiz karıştırdı hatta gelip bu kim o kim bağırıp çağırınca babam 'sen abisiysen ben babasıyım kimse gelip senin telefonunu karıştırıyor mu da sen ne hadle onunkini karıştırıyorsun' dedi ve abim bir daha telefonuma elini süremedi.islami bir ailede erkeğin sevgilisi olunca zina değil ama kızın olunca zina ya da erkek kız arkadaşıyla tatile gidince problem yok diye adledilince bunun ikinci safhası şu oluyor o erkek kardeş gelip sizin telefonunuzu karıştırıyor ve size babanızdan annenizden önce hesap sorma hatta şiddet uygulama hakkını kendinde buluyor. kimse kusura bakmasın ama bir kadın böyle koruyup kollanmıyor. dün kız kardeşine bunu reva gören yarın sevgilisi olur eşi olur nişanlısı olur onlara neyi reva görmez.*
devamını gör...

solcu ikiyüzlülüğü

son günlerde türkiye'nin aydınlık yüzlerinden can sıkacak haberler peşpeşe geliyor.

toplumun tamamına sirayet etmiş şiddet ve taciz edimlerinin kabahatini senelerce sadece dindarlara yükleyip küçümseyen, belli görüşten insanları çomarlık, köylülük yakıştırmalarıyla sınıflandıran elit beyaz türkler mahallelerinden yükselen kadına şiddet ve taciz haberleriyle abandone olmuş durumda.

tuma çelik, ozan güven, ismail kılıçkaya, mensur ışık, bülent emrah parlak... adı kadına şiddet ve tecavüze karışanların listesi uzayıp gidiyor.

bu isimlerden suça karışmamış, henüz iddia safhasında olan kişiler de var muhakkak. inşallah hak tecelli eder ve aklanırlar.

mesele aslında bu suçları işleyenlerin ideolojileri de değil düpedüz kendi mahallelerindekilerin ikiyüzlülüğü. çağdaşlığı bu millete öğreten medeniyet dubaları imtihan ediliyor ve sessizlikleri manidar.

geçenlerde eşcinseller hakkında "bu insanları da ayırmamak lazım, ötekileştirmemek lazım" diyerek sahiplenen beren saat ablamızın abileri ablaları, patronları, gazeteci dostları, cihangir eşrafı 28 şubat sürecinde bu ülkenin dindar evlatları itilip katılırken, okullardan atılırken, hayatları kararırken, ötekileştirilirken köşelerinizde bahtiyar vaziyette sinema filmi gibi izlediniz. bir taneniz bile yarıda bırakıp çıkacak insanlığı gösteremedi.

yavaş olacak ama ahlaksızlığın, alçaklığın, namertliğin ideolojisi, dini, inancı, partisi olmadığını öğreneceksiniz.

şimdi ektiklerinizle muhasebe zamanı. ama arada ses verin ki sizi riyakarlılıkla itham edip sessizliğinize de el oğuşturanlar iğrenç suçlarınız üzerinden menfaat devşirmesinler.

hadi yüce gönüllü medeniyet meşaleleri. gösterin bize gerçek yoldaşlığı. arkadaşlarınız mı insanlığımız mı ?
devamını gör...

insanı hayata bağlayan şeyler

basit bir gülüş. çok klişe olacak ama benim için öyle. eş, anne, baba ya da çocuk fark etmez. çok da memnum olmadığım ve her sabah uyanırken güne lanet okumama neden olan bir işim var. mesleki doyuma ulaşamamanın verdiği sıkıntılar. ama her sabah beşiğinde benimle beraber uyanan 4 aylık kızım abidik gubidik sesler eşliğinde etrafa gülücükler saçıyor ve ben karşında eriyip bitiyorum resmen. sanki yüzümü okuyormuş gibi gülüp duruyor. o bana yetiyor işte.
devamını gör...

uzun yazılar neden okunmaz

insanoğlunun ortalama ömrü son 1000 senede iki kat arttı. buna mukabil kısıtlı ömrüne binlerce konuyu, onlarca alanda meşgaleyi sığdıran rönesans adamları artık yok. çünkü mütehassıs olunan konudaki spesifik bilgiler çok arttı. örneğin eskiden tıp doktorluğu dahiliye, cildiye, psikiyatri, hemotoloji gibi alanlarda o çağın bilgilerine sahip olmayı gerektiren bir uzmanlık ekseninde dönerken, şimidi radyolojiyle uğraşan, rontgeni çeken, onu yorumlayan, ilacı hazırlayan hepsi ayrı ayrı kişiler. bu kadar malumata bir ömür yetmiyor. dolayısıyla insanlar artık sadece kendilerini ilgilendiren alanlarda at koştururken, hemen her konuda yüzeysel de olsa yorum yapabilecek eskinin entelektüel kalibresine sahip kişiler pek kalmadı.

öte yandan bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça, sarfedilen emeğe paralel olarak azim, sebat, tutku ve fikrin anası olan öğrenme arzusu da akamete uğradı. bu çağın insanı her şeyden çabuk sıkılan ve vazgeçen bir canlı türü. evlilik, aşk, hobiler hemen tüketiliyor. bir yerde karar kılamama bu çağın insanının mümeyyiz vasıflarından. sayfayı tıkla yenisi gelsin, sola kaydır eskisi gitsin insanı için uzun bir yazıyı okumak vakit kaybı. bu hal bedeviliğin, moğolluğun farklı bir versiyonu.
devamını gör...