Geçen Haftanın Favorilenenleri

tsk'da başörtülü personel serbestisinin iptali için açılan dava

en büyük derdimiz başörtüsü di mi şimdi sayın savcı? ondan önceki ay da andımızdı?
bir kere de elektrik faturasında, doğalgazda, suda olan zamların fahişliği hakkında karar çıkarın. deyin ki mesela bunlar kamu hizmetleri, kamu hizmeti esasen meccanidir(bedelsizdir) ancak suistimali engellemek ve dağıtıci adalet için ücret talep edilir. o da bu miktarda olamaz deyin.
bir kararda da asayişi sağlamak devletin görevidir. bu kolluk faaliyetidir, bu büyük büyük sitelerdeki elemanlar türk polisinin sağlayamayadığı neyi sağlıyor deyin. şanlı türk polisinin nesi yetmiyor deyin?
bir kararda da mahkemelerin bu kadar yavaş işlemesi devletin hizmet kusurudur deyin, 8 yıl boşanma davası mı olur, barışıp çocuk yapsalar çocuk okula başlar deyin.
ama yok, bu konular pek rağbet görmüyor. tsk'daki başörtülü hanımlar daha esansiyel, daha önemli bir mevzu.
başlık altına hiç girmiyorum, seviyesizleşmeyeyim istiyorum ama başörtünün iğnesi sana mı batıyor yurttaş kardeş? ne oluyor başörtülü olunca daha mı az vatansever oluyorsun, başörtülü olunca ne oldu yani? yeter ulan, çekin ellerinizi gözlerinizi su kadınların üstünden. birinin eteği dert olur size, öbürünün vajinası berikinin başörtüsü. yeter.
devamını gör...

yalnızlık

attila ilhan şiiridir mükemmelen tanımlayan... *

karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
bu gece dağ başları kadar yalnızım
çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
dudaklarımda eski bir mektep türküsü
karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
gözlerim gözlerini arıyor durmadan
nerdesin?
devamını gör...

dünyaitiraf.com

genç werther okurken de düşünüyordum bu konuyu, aslında hep düşünüyordum. şimdi kesinlikle emin oldum; başkalarının hayatında ne kadar yer kaplıyoruz? sorusunun cevabı için kısa hayatımda tecrübe ettiklerim yeterli olacak sanırım.
şöyle ilkokul, lise, üniversite - artık sonundayım- yıllarımda ne çok yanılgı içerisine düştüm. hayatımda, kalbimde, fikrimde önemli bir yer verdiğim insanlar için bir hiç olduğumu düşünüyorum.
sanki hiç olmamışçasına davranışları, arkadaşlığı yıkmaktaki korkusuzlukları açıkça gösteriyor ki ailem dışındaki kimseleri sadece birlikte vakit geçirilen kişiler olarak görmeliyim. hani herkesle samimi olan tipler vardır ya onlardan hiç değilim, şöyle ki; şimdiye kadar insanlarla öyle derinlemesine ilişkiler de kuramamıştım. kurduğum sanrısına düştüğüm zamanda çok sert çakılıyorum. bu benim ileride tanışacağım insanları tanıma enerjimden parça parça koparıyor. olayın anlamsız olduğunu düşünüyorum, tek başıma yapabileceğim şeylere doğru hızla kaçıyorum. kafenin tekine elimde kitapla girip bir kahve söylediğimde insanların bakışlarını fark edebiliyorum. yalnız olmayan insanlar gerçekten yalnız değiller mi? yoksa hep benim başıma gelen hazin bir durum mu?
bu kötümserleşen halimin bir güneşle dağılmasını çok isterdim ama vaziyet hep puslu.
zaman zaman şöyle derim "herkes yaralandığını, mağdur olduğunu söylüyor" ee o zaman yaralayanlar nerede diye, işte onlar hiç olmamışçasına devam edenler.
devamını gör...

alıntı yapılan tanımlarda kaynak gösterme zorunluluğu

dünya sözlük anayasasının 21 maddesi gereği zorunludur.

madde 21- tanım girilirken herhangi bir kaynaktan alıntı yapıldı ise muhakkak alıntının kaynağı gösterilmelidir. aksi halde doğabilecek yükümlülüklerden dünya sözlük sorumlu değildir.

bu zorunluluğun dışında tanımda kullanılan bir sözün , cümlenin kime ait olduğunun , hangi kitaptan alıntılandığının belirtilmemesi etik de değildir. biliniyorsa ismi , anonimse anonim olduğu veya en azından alıntı olduğu belirtilmelidir.

iş bu tanım yazarların kişisel sorumluğunu hatırlatmak için yazılmıştır.
devamını gör...

klasik türk musikisi

biz ise; batı oktavının 12 sesine karşılık 43 perdemiz, onarlın 5 temel dizi (4 minör, 1 majör) kalıbına karşılık 587 makamımız, yine onların 2 ve 3 zamanlı sadece iki temel ritmine karşılık 80 değişik usulümüzle, tek sesli olmak şöyle dursun, bin renkli sesler ve ritimler okyanusunda yaşamayı yeğ tutmuşuz. şu kısa açıklama dahi “türk müziği tekseslidir, onun için ilkeldir; batı müziği çokseslidir, onun için gelişmiştir” sözlerinin ne kadar zavallı, ne kadar cahilce olduğunu ispata yeter sanırım. (14 ocak 1995) -cinuçen tanrıkorur
devamını gör...

yalnızlık

en fazla ne zaman koyuyor biliyor musunuz?
etrafınızda insanlar varken.
hele bir de gülüyorlarsa, için için ağlarsınız.
o anlarda kimsenin size hal hatır sormasını istemezsiniz.
çünkü işte o vakit bardak taşar ve kuvvetle muhtemel hıçkırıkların duyulmayacağı, yaşların görülmeyeceği bir kuytu ararsınız.
devamını gör...

doğu ekspresi

hakkında bir iki şey söylemek istediğim, tecrübe ettiğim güzel yolculuk. dün gece dönmüş olmam ve gözümü kapattığımda hala trendeymiş gibi hissediyor olmam sebebiyle sıcağı sıcağına yazmak istedim. merak eden, gitmek isteyen arkadaşlara da fikir olur belki.

"gitmek istiyorsanız ertelemeyin, bilet bulduğunuz an koşa koşa gidin bence" diyerek başlayayım. arkadaşımla birlikte uzun zamandır gitmek istediğimiz bir yolculuktu. nihayetinde gerçekleştirdik. beklediğimizi bulduk mu, fazlasıyla! öyle ki ikinci gün yerli olmuş, evim gibi benimsemeye başlamıştım treni. doyamadım diyemem ama biraz daha olsa hayır demezdim. biz yataklı vagonları tercih ettik. dolayısıyla hiç yorulmadık diyebilirim. en son vagonda yer alıyorduk. bu, gece biraz fazla sarsılmamıza neden oldu sanırım. ortalarda olsaydık daha az sarsıntı duyabilirdik. sanırım gündüze oranla hızı artmıştı akşam. gece olana kadar dünyanın en huzurlu yeri ilan etmiştik o kompartımanı. lakin gece hem fazla gürültü oldu hem de sarsıntı duyduk. yine de led ışıklarımızla mumlarımızla falan enfes bir ortam halini almıştı. genel manasıyla muhteşem bir deneyimdi. pencereden dışarı her bakışımızda yeni bir güzellikle, hayran olunacak farklı bir manzarayla karşılaştık. ancak yalnızca kars'ta kar gördük, o kötüydü. ocak gibi gidilmesi gerekiyor galiba daha güzel manzaralar için. fakat yazmaya çalışırken fark ettim tam olarak "anlatılmaz yaşanır"denecek bir yolculuk. dinlemeyin, yaşayın!
devamını gör...

halime erdoğan

iq değerinin 40 civarı olduğunu düşündüğüm yazar-düşünmez. yani bir insanın bir şeyler yazabilmesi için bir şeyler aktarabilmesi için önce düşüncelerini aktarabileceği bir beyni olması gerekiyor. bu hanımefendi burada bir hataya düşmüş önce evrimini tamamlaması gerekirdi. çok erken davranmış.

çocuk kitabında çocuklara dünyanın gerçeklerini anlatmaya çalışmış. kendi tabiriyle yaptığı iş bu. bak güzel kardeşim. çocuklara bir şeyler anlatmaya çalışıyorsan onlara anlatman gereken ilk şey çocuk istismarının ne olduğu değildir. bu konuda bir şeyler yapmak istiyorsan bunu kendi sapık fantezi dünyanda kurguladığın ballandıra ballandıra anlattığın bir metinle yapmazsın onları eğer bu pislikten korumak istiyorsan diğer yüzlerce çalışma gibi çocuklara gayet net basit yollarla örneğin vücutta özel olan 3 noktanın kimse tarafından ihlal edilemeyeceğini veya tanımadığı birisi onu bir yere götürmeye çalışırken çığlık atması gerektiğini anlatarak yaparsın kurgusal bir metinle çoluğun çocuğun ve hatta benim gibi yetişkinlerin psikolojini zorlayarak yapamazsın. bu ruh hastalığıdır. ikisi arasında gayet belirgin kalıncana bir çizgi var. şimdi o çizgiyle ilgili de bir kaç temennim olacak ancak sözlük formatına aykırı...

yazıp yazıp siliyorum sinirden kendimi nasıl ifade edeceğimi untuttum.

(bkz: çocuk kitabındaki istismar satırları)

aynı zamanda bir ukdeymiş. böyle gereksiz bir mahlukla ilgili bir şeyler yazarak vaktimi ziyan etmek istemezdim ama kendimi küfürsüz ifade etme çelıncımda başarılı olmak için zorladım biraz.
devamını gör...

en stressiz meslekler

yeni bir liste açıklanmış.
listeyi paylaşmadan açıkça ifade edeyim.
hangi meslek olursa olsun. karnı geniş adamın yaptığı iştir.
benim aklıma gelen ilk iş: show tv haberciliği.
haber doğru mu, yanlış mı, bu içerikten biri mağdur olur mu, olayı doğru mu anlamışım...
bunların hiç önemi yok.
amniyotik bant sendromunu hastanın karnında bant unutuldu diye ver.
karısı yüksek sesle müzik dinliyor diye dosyada bir şey geçsin, yanında adama çatal batırması var. müzik dinledi diye yargıtay boşadı, hapse attı diye haber sun.
dünya bunlara güzel.
neyse habere gelelim.
işte o meslekler
en stressiz meslek radyologlukmuş. bilmeyenler için radyolog radyoloji uzmanı doktordur. stressizmiş. ben daha dün adamın venöz trombozu mu var, yoksa araknoid granülasyon mu diye iki saat kitap, internet karıştırdım. adamın tedavi planı, kaderi değişecek benim iki satırımla.
radyoloji teknisyeni çeker yollar. ama adam ışının içinde. kanser ensesinde.
üçüncü sırada odyolog var. odyolog yardımcı elemandır. bir nevi teknisyen. doktor değil. ama bak şu işe radyologdan fazla kazanıyor listeye göre.
radyolog ne, odyolog ne, stres ne, meslek ne...
bunlara takmadan haber yapıyor, yazıyor, okuyorsan, en stressiz sensin kardeşim.
mantıklı liste arayanlara: mantıklı liste
devamını gör...

evin

bir şiirle veda ediyorum adı evin, saçı ipekten arkadaşıma... *

yine gittin o karanlık odaya
karanlık uykularına.
sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin
bir bakardım eğilmiş su içiyor
gamzelerinden kuşlar.
bir bakardım gözlerinde
güneşli ve sıcak iki hurma.
bir bakardım hayata dikleniyor
diktiğin horoz ibikleri saksılarda.
biriciğim, kardeşim ne oldu sana?


didem madak
devamını gör...

dünyaitiraf.com

son günlerde her şey üst üste geldi. kederlenip köşeye çekilecektim. müzik, kitap, film, depresyon, yalnızlık felan. derken günler geçer, ben de zamanla kendimi iyi hissederim diye düşünüyordum ki birden böyle yapmamaya karar verdim ve dışarı çıktım sokağa karıştım. hayatımın hakkında iyi şeyler olmasını umdum. kötülük üzerime üzerime gelirken birde düşüncesi ile kendimi daha da yormak istemiyorum. karanlık çöktüğünde, karanlığa alışmak değil de ışık yakmak istiyorum. her yere uymaz bu söz ama acı ve mutluluk bir döngü halinde sürdürüyor varlığını...
devamını gör...