Geçen Haftanın Favorilenenleri

tesettüre girmek isteyen kıza ailesinin izin vermemesi

annemi 3 yaşındayken kaybettiğim için benim beraber yetişip büyüdüğüm kişi ablamdı,aramızda 8 yaş vardı ama yaşından daha olgun bir kızdı kendisi.okuduğu kitaplar hep ilgimi çekerdi, kalın kalın kitaplar sonuçta. daha sonra o 16 yaşındayken karşısına bir fırsat çıktı,1 yıl boyunca amerika'da eğitimine devam etti.orada ateizme yönelip geri döndü.geldiğinde benim de aklım çoğu şeye eriyordu ve sohbet edebilecek kadar bilgim vardı bazı konularda. beni de ateizme 9-10 yaşlarında yönlendirmeye çalıştı.daha çocuk olduğum için akıl edememiştim.biri bana dinin ne dese ''ateistim'' derdim, neye inanıyorsun,seni kim yarattı deseler ''allah''. okulumdaki din öğretmenim benimle özel olarak ilgilendi daha sonrasında,konuştu,sohbet etti,kitaplar verdi okumam için ve neye inandığımı kavrayabildim.13 yaşlarındayken bir anda namaza başladım,bir gün akşam ezanı okundu ve ben namazın kılınışına bir kitaptan baka baka ilk namazımı kıldım,ablam bir şey der diye kapımı kitleyip kılıyordum.sonrasında babam bu durumdan şüphelendi ve ne yaptığımı sordu,namaz kıldığımı söyleyince saçmalama dedi gitti. gizli gizli bir şekilde namaza devam ediyordum . * 1-2 ay sonrasında da tesettüre girmek istedim . duyduklarım ''beynini birileri yıkamış,böyle bir şeyi tek başına akıl edebilmen mümkün değil,yobaz,araplara benzersin,bizim ailemize layık değilsin,annen şu halini görse yüzüne tükürürdü,ışidci'' böyle muamele gördükçe o an vazgeçtim. bu olaylardan bir sene sonra babamla ablam büyük bir kavga etti ve yıllardır da görüşmüyorlar,haliyle ben de babamın yanında ona bağlı olan 14 yaşında bir kız çocuğu olduğum için ablamla iletişimi kestim,ertesi gün ''ablam yoksa tesettür için bir engel de yok'' diye düşündüm ve alışverişe gittim.bu sefer babamdan hakaretler duydum,ablam kadar incitici olmasa da ''ışidci'' diyordu mesela.yine istediğim olmadı,liseye geçeceğim sırada öğretmenlerimden şehir dışı yazmam için babamı ikna etmelerini istedim,böylelikle ondan uzak bir şekilde tesettüre girebilecektim.fakat o da olmadı,şehirde kıyafet konusunda çok hassas,okul kıyafetinin üstüne siyah renk bir hırka bile giydirmeyen okula düştüm. 2 hafta sonra babama ağladım zırladım okulumu değiştirdim,imam hatibe gittim.sohbetler oluyordu,kalitesiz bir okul değildi.en rahat olduğum nokta erkeklerin olmamasıydı.bir süre sonra okulum için de''annen yaşasa senden nefret ederdi'' yorumlarını aldım teyzemden vs. ama umrumda değildi. zaten o yıllarda tesettüre girdim. ailemden başka şahıslar ''sen atatürk'ün kızısın,kur'an'da böyle bir şey yok'' gibi zırvalar da uydurdu ama umrumda değil açıkçası. hala daha cıkcıklayan oluyor mu evet oluyor,ablamla nadiren görüştüğümüzde ''hayret bir arap'ın 3. karısı değilsin'' diyor mu diyor. benim böyle kalbimi kıranlarla artık işim olmaz, en kötüsü de annem hakkında yorum yapanların bir kere bile ona fatiha okumamış olması. Allah çevrenin,akrabanın da hayırlısını versin.
devamını gör...

ikinci covid pandemisi ve olası senaryolar

ülkemizde yaşanması halinde çok ciddi ağır sonuçları olacağını düşündüğüm husus.

hekim olmasam da iş gereği diyelim pandeminin global yayılımını, hızını, etkilerini inceledim son 3-4 gündür. elimden geldiğince kısa kısa aldığım notları ve olası oluşacak durumları özetlemek isterim.

1) ispanyol virüsü ile benzerlik gösterecek ikinci dalgada ölüm sayısı bir öncekinin 4 katı olacaktır.

2) ilk virüsün etkilerini bilmeyen dünya halkları günde 500 kişinin ölmeye başlamasının ardından evlerine çekilmiş ve hayatı durma noktasına getirmişlerdir.

ikinci dalga başladığında oluşmuş korku, yakınların ölümleri ve ölmeye başlaması inanılmaz bir durgunluğa sebebiyet verecektir.

a) ekonomik durgunluk kıtlığa sebebiyet verecek kadar ileri gidebilecektir. bu açıdan sizlerin bizim hepimizin sebepsiz olarak gördüğü altındaki yükseliş mevcut riski değil olası riski fiyatlamaktadır.

b) bankalar, hizmet sektörü, turizm gibi alanlarda yaşanacak işten çıkarmalar neticesinde 18 aylık global resesyon ihtimali ciddi olarak yükselmiştir. hükümetlerin yardım senaryoları kısmi olarak destek verecek olsa da karşılıksız basılan paranın enflasyonist etkisi daha ağır riskleri de beraberinde getirecektir.

3) sağlık çalışanlarının iş yükü, riske maruz kalma olasılığı, düşük devinim, ilaçsızlık ve tıbbi yetersizlik sebebiyle doktor, hemşirelerin pandemi sebebiyle vefat etmesi sağlık sisteminin tamamen çökmesine vesile olacaktır. bu açıdan devletlerin bir numaralı önceliği hastalardan daha çok hekimini korumak üzerine olacağı için 2.dalga da kendinizi hastane koridorlarında inleyerek ölümü bekleyeceksiniz.

4) türkiye'de rakamların saklandığı açıktır. bahsettiğim husus ölüm sayıları değil, ölümlerin sebebiyetinin saklandığıdır. yaz ortasında zatüreeden ölen yaşlı sayısındaki 3 katlık artış size bir şey ifade etmiyorsa tekrardan bazı şeyleri düşünün derim.

5) türkiye ekonomisi ne yazık ki tarihinin en kötü ve en kırılgan dönemlerinden bir tanesinde covid riskine maruz kalmıştır. düşük turizm geliri, artan hammadde maliyetleri, düşük gelir kapasitesi sebebiyle diğer ülkelere nazaran daha sert bir daralma olası durmaktadır. bu açıdan özellikle 2020 yıl sonu ve 2021 2.çeyreğe kadar genç işsizlik rakamlarımızın tepe noktalarda gezinmesi olası durmaktadır.

6) günlük vaka sayısının 8000-10000 ölen kişi sayısının istatistiki olarak yaptığım hesaplarda 80 üstüne çıktığı an şehirlerde sokağa çıkma yasağı bir önceki döneme göre daha sert şekilde uygulamaya alınacaktır. sadece polisin değil askeriyenin bile sokağa çıkma yasağında uygulayıcı olacağını düşünüyorum.

allah cc devletimize ve milletimize zeval vermesin.
devamını gör...

zaman

kuantum fiziğine göre başlangıcı büyük patlamadır. evren boşluğa düşen ve yüksek ısıda olduğu düşünülen bir maddenin genişleyip soğuması ile meydana gelmiştir. zaman evren ile birlikte oluşur, uzay zaman ile şekle bürünür. uzay zaman maddeyi (ve enerjiyi) etkiler, bu nedenle izafiyet teorisini de baz alan bilim insanları zamanın bir şekli olduğunu düşünmektedir. zira ışık hızında hareket eden cisimler dahi uzay zamana çarparak eksen kayması yaşamaktadırlar.

elbette zaman insanın mefhumuna sonsuz gibi gelir. lakin bir başlangıcı olduğu için sonunun da olabileceği, bir gün bitebileceğini düşünürsek sanırım yanılmış olmayız. evrendeki dipsiz karanlığın özünü oluşturan bu madde-tıpkı atomlarımızda yıldız tozları bulunması gibi- insan tarafından da göreli olarak algılanır. zamanın algılanışı kültürden kültüre, coğrafyadan coğrafyaya farklılık gösterir. robert levine zamanın coğrafyası isimli eserinde zamanın sıcak iklimde yaşayan kimseler tarafından daha yavaş, soğuk iklimde yaşayanlarca ise nispeten hızlı olarak algılandığından bahseder. uzak doğu'da yaşayan insanların bir yere yetişme gibi bir dertlerinin olmadığını, bundan dolayı batılının aksine buluşmalara geç kalmanın onlar için bir gelenek halini aldığını aktarır kitabında. futbol yıldızları, yetenekli basketbolcular, zen üstatları, mühim kazalar geçiren kişiler, yaşadıkları bazı deneyimlerden söz ederken zamanın bir anda yavaşladığını, sanki sonsuzmuşçasına uzadığını da bildirmişlerdir.

hülasa zaman gerek algılanışı, gerek yapısı bakımından hayattaki en ilginç fenomenlerden biridir. bir diğeri ise elbette zaman üstü sayılan tanrıdır. tasavvufta tanrının evreni anda yarattığına inanılmaktadır. bu an insan için göz açıp kapayıncaya kadar geçen fakat tanrı için bir sonsuzlukmuşçasına uzayan bir an da olabilir tabii. bunu bile bizlere zaman gösterecek.
devamını gör...

dünya sözlük radyosu

herkese selamlar,

yılların kronik problemiyle bize bir varmış, bir yokmuş çeken radyomuzla alakalı bir süredir gizli delhizlerde, ezoterik toplantılarda illegal görünümlü legal bir çalışma yürütmekteydik *. gectigimiz hafta bir test yayınınin ardından bu hafta itibarı ile yeniden yollardayız. radyomuzu temizledik, tozunu aldık, sıkça temas edilen düğmelerine dezenfektan sıkmayı ihmal etmedik. devrelerini, dirençlerini, transistörlerini kontrol ettik. frekansını dünya'ya ayarladık, antenini satürne döndürdük. artık yepisyeni bir radyomuz var.

şimdilik mixlr platformu üzerinden başlangıç düzeyinde bir üyelik satın alındı. bu paket günlük 3 saatlik periyodlar ile yayın hakkı tanıyor. başlangıç için yeterli olduğunu düşünüyoruz ilerisi için yeniden değerlendirilebilir. ancak geçmiş dönemlerde yaşanan sıkıntıları yaşamamak, istikrarlı biçimde devam edebilmek adına bazı düzenlemelerimiz olacak.

öncelikle öyle bir hevesle hadi patlatayım bir yayın azıcık muhabbet olur gibi bir durumu hoş karşılamıyoruz. o yüzden yayın yapmak için bazı kriterlere uyulmasını bekliyoruz.

1) bir yayın programı 3 saati aşamaz, bizce her şey tadında bırakılmalı, sevmek hariç. bu zaten platform gereği de zorunlu, yayın süre sınırından bahsediyoruz tabi.

2) yayın yapacak arkadaşlarımızın anonslu yayınlar yapmasını istiyoruz ki, öbür türlü birbirinize spotify listelerinizi de göndermekle aynı şey olurdu. istisnai teknik aksaklıklar olabilir ama radyonun içinde bu durumun ısrarla tekrarında bunu anlayan bir yapay zeka çipi olduğunu bilmenizi isteriz.

3) yayıncılarımızın radyo programı mantığı ile sabit bir gün ve saatte yayın yapmasını istiyoruz. böylece kısıtlı- sınırlı yayın süreleri için kavga çıkmaz, yayıncı yayınına önceden hazırlık imkanı bulur. biz de istikrarlı ve düzenli bir radyo sistemi için, istikrarlı ve düzenli yayıncılara ulaşmış oluruz.

4) chatboard üzerinden siz de zeki müren'i görebilirsiniz. pardon yayıncı ile anlık iletişim kurabilirsiniz. dinleycilerin kendi aralarında konuşmaları, bizleri aksi bir ilkokul öğretmeni kadar rahatsız etse de(evladııım kendi aranda konuşmaaaa) yayıncının insiyatifindedir. ancak herhalükarda sözlükte geçerli olan argo, küfür, sataşma ile ilgili kurallar radyoda da geçerlidir. yayıncı bunu sağlamakla yükümlüdür.

5)dinleycilerin chatboard'a gelirken nicklerini de yanlarında getirmeleri önemle rica olunur

6) chatboard ve radyo bir dünya sözlük holding şirketi olmakla birlikte, sözlük, işleyişi , size yapılan haksızlık, filanca yazar evlenmiş mi, öteki filanca hakkında ne demiş v.s gibi konular için chatboard müsait olmayabilir, sizi şöyle ilgili başĺıklara alalım, lütfen efendim, istirham ederiz önden siz buyrun, biz bir ara gelip artınızı veririz.

son olarak;
her cumartesi akşamı bendeniz jübilesinde kadro dışı kalan agresif golcü, (bkz: eyersiz atlar) adlı radyo saçmalamacası ile her cumartesi 21:00-24:00 arası yayında olacağım.

kıymeylimisss (bkz: a.o) her cuma 21:00-24:00 arası "(bkz: kafası değişikler atlası)" ile yayında olacak.

çarşamba için ise bir sürpriz düşünüyoruz.

yayın günlerinde program adı ve bu başlıkta yayın linki sol frame de olacak. kendi başlığından programı değerlendirebilir, istek atabilir, selam yollayabilirsiniz.
ayrıca mizle üzerinden yayıncıyı takip ederseniz her yayina girdiğinde bildirim gelecektir.
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

eskilerden.

köyde fakir bir aile varmış. adam karısına bir çift lastik ayakkabı almış. kadın eskimesin diye ayakkabıyı köyün çıkışına kadar giyer, sonra çıkarır, elinde taşıyarak iş yaparmış.

görmüşler. kahvede gülüşmüşler. deli demişler kadına.

kocası da işitmiş. demiş böyle böyle. "siz ona deli deyin, o benim güleminem."

gülemine.

gerçek.
devamını gör...

kleopatra

kimse alınmasın darılmasın benim şimdiye kadar gördüğüm en iyi mod.
çok yıprandığı, üzüldüğü zamanlar oldu. her şeye rağmen ikili diyaloglarında nezaketinden vazgeçmedi. aynı anda 2-3 mod kadar çalıştı. başlık açmaktan, hata düzeltmekten, soru cevaplamaktan yorulmadı. işini hep iyi yaptı, yapıyor.
bu, sözlükteki mod-yazar tarafı. gerçekte, mahlasların olmadığı dünyada ise bütün bu saydıklarımdan çok daha öte güzel bi insan.
sözlükte iyi ki tanımışım dediğim kişilerden.
devamını gör...

gaslighting

bir psikolojik manipülasyon yöntemidir. fail ve kurban vardır. fail sistematik bir şekilde kurbanın algılarını manipüle eder. 3 aşamada gerçekleşir:

(gaslighting yapan kişi bunu bilinçsiz de yapabilir, ki genelde bu böyledir.)

1. idealleştirme:
fail ilişkilerinin çok iyi olduğu algısı yaratır. sürekli hayranlığını vs. dile getirir. kurban ise zavallım bunlara inanır. bunu yaşadım ben iki sene önce. sonra diğer aşamalara gerçekten de geçmişti.

2. değersizleştirme:
bu en zor evredir. kurban sorunlu, ideal olmayan, beceriksiz biriymiş gibi davranılır. yahut söylediklerinin yalan olduğu, yanlış olduğu, bilgisinin yetersiz olduğu söylenir. yahut geçmişte olan olayları olmamış gibi gösterme, söylenmiş sözleri çarpıtma gibi manipülasyonlar da mümkündür. bunu da yaşadım. bunu ben sürekli yaşıyorum. öyle yetiştim, kendimi hep sorgularım. biri şurada yanlışsın deyince hemen açar bakarım acaba nerede yanlış yaptım diye. bu beni kusurlarımdan temizliyor zaman zaman, yani kendimi geliştiriyorum bu şekilde ancak taarruzlara da çok açık hale geliyorum. bana kolaylıkla gaslighting uygulayıp kendimden şüphe etmeme sebep oluyorlar. bir de bunu yapan bir değil onlarca kişiyse, anlaşmışlar gibi sistematik bir şekilde yapıyorlarsa bir süre sonra kendimi adım gibi emin olduğum şeyleri sorgularken yakalıyorum. sonra anlıyorum ki hayır, bunlar hep oyun. çünkü benim sorguladığımın zerresini onlar yapmıyor, öfkeyle suçluyorlar. ben ise sakin ve şüpheli yaklaşıyorum. olaya dışarıdan bakınca kendimin bir gaslighting içerisinde olduğumu anlıyorum. işte değersizleştirme bu şekildedir.

3. gözden çıkarma:
bu evrede ise kurban artık gözden çıkarılır, yeni arayışlara geçilir. bu evre kurban için bazen bir kurtuluştur, çünkü ikinci evre ne kadar uzun sürerse kurban o kadar acı çeker. kurban bütün bunlar olurken armut toplamıyorsa müdahalesini gayet tabii yapabilir. ancak sürekli bu gaslighting olayına maruz kalan kurbanların kaçmaması gerekir. çünkü bir döngü içerisindedir ve o döngü tamamlanıncaya kadar bunu hep yaşayacaktır. bana olan gaslighting'lerde ben genelde kaçtım. tartışmayayım dedim, zaten anlamaz manipüle ederler dedim, boşa kürek çekmek dedim ama sürekli aynı durumu yaşadığımı fark edince bu döngüden kurtulmak için en son sonuna kadar kendimi ifade yolunu seçtim. üşenmedim iki buçuk sayfa yazı yazdığımı hatırlıyorum kendimi ifade edeceğim diye. mücadele ettim, tartışmaya açık oldum, anlamak ve anlaşılmak istedim. sonra gördüm ki olmuyor. yani olmuyor dediğim, fail zaten bunu kişilik haline getirmiş. benim orada yapacağım şey faili değiştirmek değil, yapabileceğim her şeyi yaptığımdan emin olmaktı. bu süreçte üslubumu her zaman korudum, fevri sözlerden kaçındım. bu failin beni anlaması için avantaj gibi gözükse de hayır, dezavantajdı. çünkü fail ben böyle yaptıkça tepeme çıktı, kendini haklı gördü, bu zaten bir tepki vermiyor ki dedi. yani ağır bir söz söyleseydim belki fail için etkili olacaktı ama bu bana yakışmazdı ve süreci olumsuz etkilerdi. bu yüzden bu son gaslighting döngümden bu şekilde çıkmıştım.


görüldüğü üzere gaslighting bir insanın imtihanı olabiliyor. gaslighting'e en çok uğrayanlar gözlemlerime göre toplumdaki hakim görüşlere aykırı düşünen insanlar, kuşkulu insanlar, içe dönük insanlar, kendini sorgulayan insanlar vs. bu sözlükte de çok defa bazı yazarların gaslighting'e maruz kaldıklarına şahit oldum. sözlükte özgür bir ortam olduğu için (küfür hakaret vs. dışında) o yazarların bu manipülasyonlara gelmemesi için moderatörlüğüm süresince mücadele ettim, adil olmaya çalıştım. umarım sözlük böyle fikirlerin özgürce çarpıştığı, herkesin sakince düşüncelerini ifade edebildiği, aykırı görüşlerin birer renk olarak görüldüğü şekliyle kalmaya devam eder. veda.
devamını gör...

kürtlük var mı

zaman zaman şahsıma sorulan sorudur.

sebebini soruyorum “... e malum kaşların...” diye savunma geliyor.*
ben ortadoğuluyum anam babam. benim gen haritam aşure gibi. sizin sade dna’larınıza benzemez benim bünyem. kürtlük de olabilir, araplık da.
hatta gözler de iri olduğu için ablamı iranlı sanıyorlar ama çok şükür henüz ajan ilan etmediler.
beni biliyorsunuz zaten ben yunan asıllı çakma bir mısırlıyım.
devamını gör...

kayıt dışı ekonomi

bu sözlükte bilmem 767.898 kez uyarsam da son yaşanan hususlar ışığında birkaç şeyi beyan etmek isterim.

türkiye'nin yapısal sorunları var diyen iktisatçı, düşünür, ekonomist kim varsa da terliğimi yesin. bir beyanatın varsa karnından konuşmayacaksın. önce sorunu ardından da çözümü beyan edeceksin. ülke neredeyse 35 senedir sorunlardan bahseden ama iktidara geldiğinde yahut iktidardayken çözümü ortaya koyup yaşatan insansızlıktan kaynıyor.

öncelikle, türkiye'nin iki adet en önemli yapısal sorunu vardır.

1) kayıt dışı ekonomi
2) vergi dağılımında yaşanan adaletsizlik

bu iki sorun birbirinden bağımsız gözükse de aslında iç içe girmiş sarmala dönüşmüş bir kronik hastalıktır.

sebep

iktidar halktan aldığı oy ile seçilir reel sektör temsilcilerinin desteğiyle ayakta kalır. bu coğrafyada halk 5 senede bir seçime gidip arkasından ensesinde boza pişirilen bir topluluktur.

reel sektör, ticaret erbabları ise iş veren olduğu için işsizlik olmaması yani homurdanma olmaması için avcuna bakılan sermayedardır. bundan dolayı vergi düzenlenmeleri, vergi afları ve faturasız işlemlere ya göz yumulur yahut yumuşatılır.

ikinci kesimde ise sermaye gücü zayıf olan lakin sokakta dönen parayı temsil eden esnaf ve kobiler devreye girer. sıcak para kaynağı olarak bilinen bu oluşum özellikle türkiye'de hükümetlerin en zayıf karnıdır. siz x alanda kurumlar vergisi, x alanda vergi düzenlemesi yaptığınız an karşınızda çok ciddi sendikalar yahut duvarlar çıkar. bundan dolayı abi siz çalışın da gerisine biz göz yumacağız denilerek aylık 50.000 tl ciro yapan adamların 3000 lira irsaliye fatura kesmesine izin verilir.

şimdi 3. ve 4 son paragrafı alt alta toplayalım.

büyük sermaye vergi geliri + kobi + küçük esnaf vergi gelirleri = hizmet gelirlerini yani ülkedeki yüzde 70'lik devlet vergi gelirini temsil eder.

buna otoyol + elektrik + gaz + çöp vergisi + noter +trafik cezaları vb vergilerde eklenince devletin tüm vergi geliri ortaya çıkar.

şimdi sen 1. ve 2. grubun gelir kısmını alamadığın an ortaya son kısımdaki vergisini ödeyen yahut bulduğuna çaktığın dediğimiz ötv payını yükseltiyorsun. yani bugün benzinden, araca oradan eve kadar inanılmaz enflasyona maruz kalmış ürünleri alma sebebin aslında vergisini kaçıran yahut af ile ötelenip halkın sırtına yüklenen kısım. beyaz yakalı ve mavi yakalıların bordrosu mesela en güzel vergi toplama kısmı daha dokunamadan alınır keza market alışverişleri keza kredi kartı keza benzin vs bundan dolayı adamlar scooter düşmanı. tersi olduğunda ise sermayeder ile kavga edecekleri için işte o zaman ne bakan kalır ne iktidar.

sonuç ve çözüm

türkiye popülist politikaların kurbanıdır ve mevcut kayıt dışı ekonomi, kara para vergi kaçırılması 40 yıllık belki daha uzun bir dönemin sorunudur. iktidara gelecek kişiler ilk sahaya halka inmek yerine ilk tüsiad ile abd ile, müsiad ile sendikalar ile görüşüyorlarsa bilin ki önce nasıl bir yol izleyeceklerini, nelere göz yummaya devam edeceklerinin sözlerini verirler ve olur alırlar. size de gelip masal okurlar.

eğer bundan sonraki dönemlerde;

yasa ile vergi affı yasaklanırsa,

çek yazma kuralına sert önlemler getirilirse,

bireysel vergilerden kısılıp üretim ve tarım harici gelir vergisi yüzde 35'lere çıkarılırsa,

ithalat vergisi yükseltilip yerli teşvik paketine verimlilik esası eklenirse,

şirket, kobilere alış faturası üzerinden gelir vergisi kesilip yıl sonunda kalan stok üzerinden düzeltme yapılırsa bu sorunlar 5-6 yıllık bir dönemde düzelir. tersi olursa 2 seneye düz bir passat 1 milyon tl'de olur.
devamını gör...

insanın kendine yapacağı en büyük iyilik

başta kendisi olmak üzere tüm insanlık için iyi sonuçlar doğuracaktır.

bence; kendini bilmek-tanımak. bunun için de kişinin eline bir balyoz alıp kendiyle yüzleşmesi gereklidir.

bununla alakalı bir şey anlatmak istiyorum. ben küçüklüğümden beri aile ortamında biraz suskun takılırdım. misafir gelirdi mesela, bana " nasılsın kleo" diye sorarlardı ağzımı açıp cevap bile veremezdim. aşırı tutuk bir çocuktum.
ailem senelerce benim için "kleo içine kapanık, soğuk, asosyal " vs nitelemelerde bulundular. onlara göre ben sadece kitabi teorik bilgileri çok iyi biliyor buna mukabil kendimi sosyal olarak ifade edemiyor ve insan içine karışmakta zorluk çekiyordum. halbuki benim tam tersim olan ablam gelen misafirlerle konuşur eder çocuklarını sevip şakalar yapardı. yine aynı ailemin gözünde ablam da çok sosyal bir insandı.
ufak bir bilgi vereyim bizim ailede abim ve ben akademik anlamda gayet güzel sonuçlar elde etmiş çocuklarız. ablam ise -yavrum benim- hep üretim hatası damgası yedi. babam onu öne çıkarmak için hep ben ve abime dönüp " sizin belki dersleriniz iyi olabilir ama k sizden daha başarılı olacak görürsünüz, çünkü o çok sosyal, sizin gibi tutuk değil" derdi. çok üzülürdüm böyle dediğinde.

neyse gel zaman git zaman hepimiz biraz kendimizi bulmaya başladık. hepimizin ayrı ayrı ortamları oldu vs vs.
son 3 yıldır ablamla birlikte yaşıyoruz, ara ara sohbet ediyoruz. bir yandan da birbirimizi gözlemliyoruz. ulan bakıyorum sosyal dedikleri kızın 2-3 arkadaşı var ara ara görüşüyor, asosyal dedikleri kendime bakıyorum, arkadaşlarımın programlarından organizasyonlarından illallah etmiş haldeyim, telefonum çalmasın diye dua eder olmuşum. beraber gırgır olsun diye kişilik testi çözüyoruz, benim sonuçlar hep diyor ki " siz mısır güneşinde iyi beklemişsiniz sıcacık bi insansınız" ulan diyorum benim soğuk nevale bir yapım var bu testler yanlış...

***
çok sonra fark ettim sözlük, biz senelerce ailemizin bize çizdiği rolleri üstlerimize kıyafet gibi geçirip rol yapmışız. ben aslında sıcakkanlı bir insanmışım*, ablam da aksine ciddi ciddi içine dönük biriymiş. kız ban diyor ki "ya aidatı vermek istemiyorum yöneticinin bakışları hoşuma gitmiyor sen versene parayı". hani nerede sosyal ablam? kız korkuyor resmen. nereye gitsem peşime takılmaya çalışıyor.

çok sonra sohbet ederken fark ettik, ben küçüklüğümden beri dış görünüşümden dolayı sürekli horlandığım için tekrar tekrar saldırıya maruz kalmamak için hep sessiz takılmışım misafir vs varken. aman yok gibi olayım da kimsenin radarına takılmayayım diye. ablam da hep konu karnelere okullara gelmesin diye kızcağız sürekli konuşup konunun oralara gelmemesi için çabalıyormuş meğer...
biz bunları çoook sonra fark ettik. insanın kendine yapacağı en büyük iyilik kendisine biçilen rolü reddetmesi ile başlar bence. kimse annesinin babasının vs kendisine yazdığı rolü oynamasın, herkes kendi hayat filminde baş rol çünkü.
size çizilen rol bazen kurban olur bazen kurtarıcı olur. ama çoğu zaman en sonunda kendinize yabancılaşmış hissederek yaşar gidersiniz. hani kişilik testlerinde uyarı olur ya, olmak istediğiniz kişi gibi değil de kendi davranış şeklinizle çözün diye. heh işte bu çok önemli, şu -meli-malı'ları bir bırakalım önce.
devamını gör...

recep tayyip erdoğan

son 25 yılın en büyük siyasi aktörü, cumhurbaşkanı kişi.

ancak ayan beyan ortadadır ki, son birkaç yıldır eksi yöne doğru bir gidişatı var.

öyle ya da böyle özellikle 28 şubat sonrası bu ülkede müslümanca yaşamanın önündeki zorlukları bertaraf etti/ettiler.

babam devlet memuru, zamanında dairede öğle arasında depoda seccade serip namaz kıldığı için savunma vermiş biri.
biz lisede yine öğle arası cuma namazına kaçarak gidiyorduk, bundan sebep disiplinlik olduk kaç kez.

şu devirde bakınca gülüp geçilecek şeyler, bu memlekette gerçekten oldu, olmuş. sırf bu saçmalıkları tarihe gömmek bile büyük bir şey.

her ne kadar küçümsense de, yol yapmak, sağlık sistemini ihya etmek, başörtüsü yasağını kaldırmak kendisini 10 yıl daha iktidarda tuttuğuna göre bizim geçmişimiz ciddi anlamda bir kabusmuş denebilir.

ancak geldiğimiz noktada öyle bir kötüye gidişat var ki, bu kazanımlar yanında önemsizleşmeye başladı. insanlar internette yazdığı 2 satır şeylerden tutuklanır hale geldi. hukuk sistemi hala gram güven arz etmiyor. emniyet şeritlerinde çakarlı araç trafiği oluyor.
hepsi bir yana, ekonominin hali ortadayken sanki altın çağımızı yaşıyormuşuz gibi masallar anlatılıyor.
müslüman kimliğiyle seçtiğimiz iktidar, televizyondan faiz güzellemesi yapıyor.

kendisinin artık oturup düşünmesi gerekiyor. gidiş böyle olursa iktidarının sonu da yakın olacak. bunun provası ibb seçimlerinde oldu.
devamını gör...

linkedin

geçen sene itibariyle linkedin pazarlama ekibi influencer pulse yaptıklarından beri dilediğim gibi kimseye görünmeden surf yaptığım uygulama.

yeni mezun ekonomi, iktisat, işletme fakültesi arkadaşların hocam nereden başlayalım sorularına genelde aynı cevabı veriyorum. 2300 tl brütten, bazıları dönmüyorlar tabi bozuluyor 7000 net alması lazım çünki..

yaklaşık 10 senedir düzenli olarak linkedin kullanan, uluslararası ekonomi makale/güncel ekonomik gidişat üzerine yazılar ve grafik paylaşan ve son 4 senedir de bazı gruplara sanal online eğitim veren birisi olarak birkaç hususta eklemek istediğim şeyler var.

* öncelikle kurumsal bir fotoğraf kullanmakta yarar var. alaçatı'dan sevgilerle pozlarıyla size ancak ece marka masa ajandası gelir.

* profiliniz net ve sade olsun. yapılan işin tüm detaylarını yazmaya lüzüm yok, akıcı şekilde ne yaptığınızı paylaşın kafi. birazcık ik' ya merak uyandırın telefon açılmadan link üzerinden görüşmeye çağrılan duymadım.

* insan kaynakları uzmanlarına direk mesaj atma gafletinde bulunmayın. hem okumuyorlar, hem engelliyorlar bunun yerine iş koluna bağlı kişileri ekleyerek nil timsahı gibi savanada bekleyin.

* orası facebook değil, instagram hiç değil 50 yaş amcası gibi koşan at, gülümseyen kız, bunu beğenen bunu da beğendi koymayın. işini ciddiye alan herkes bu hesapları anında siler. bende siliyorum zerre de haz etmiyorum.

* bilgi paylaşımı güzel şey. ırkçı mesaj içermeyen, bilgi ve know how içerikli kısa paylaşımlar size olan ilgiyi artırır. bu açıdan global yazıları takip edin, influencerların paylaşımlarından neler hissettiğinizi yazın. burası bir iş dünyası sosyal paylaşım sitesi, odun gibiler artık tercih sebebi değil.

* güncel konuları takip edin, herşeyi bir değeri ve ederi var. 21 yaşında merkez bankası hakkında ahkam kesersen boynunun ölçüsünü verirler lakin merkez bankaları genel olarak böyle yapıyor, gidişat sanki bu gibi paylaşımlar güzeldir, içtendir. eğer bir konu hakkında ciddi yorum yapıyorsan soru geldiğince dut gibi kalmayacaksın. emin olmadığın hususlar hakkında yorum yapma, en önemlisi sakın ama sakın siyasi tartışmaların tarafı olma. orada rengin gri kalacak.

selamlar
devamını gör...

fındıklı muska tatlısı

pestil ve kömesiyle ünlü gümüşhanenin en efsane tatlılarından biridir.
yenmelere doymaz, yemeyi seveni de kesmes 2 3ü gördürtür.
içindeki fındık ezmesi dut pestiliyle buluştuğunda efsane bir tat bırakıyor damaklarda.

can alınıp can verilecek tatlılarda bugün;
devamını gör...

ahşap oymacılığı

bir süredir merak saldığım bir zanaat.

en başta insanın doğayla münasebetini düzenliyor. şehirlerde, kaldırımda beton saksılara hapsedilenlerden çok ötede bir dünya olduğunu keşfediyorsunuz. yani önce tek tek ağaçları tanımakla başlıyorsunuz. üstelik öyle sadece isimlerini bilmekle de yetmez, bir arkadaş, bir yaren gibi tanımak gerek. hangi mevsimde su tutar, hangi mevsimde budaklanır, suya dayanıklı mıdır, kuruyunca yarılır mı, içi lif lif mi olur, büklüm büklüm mü uzar, boyuna mı damarlanır, ne zaman yumuşaktır, ne zaman serttir. kabuğu ne zaman dökülür, dalı ne zaman budanır... tabiri caizse huyunu suyunu, nazını, hüznünü, kızgınlığını ezberlemek gerek.

ayrıca benim gibi aşırı dikkat dağınıklığı olan birini hizaya sokmak için epey ideal bir uğraş. sabır ve dikkat gerektiriyor baya... aceleyle büyük parçalar yontayım derseniz ahşabı yararsınız bütün emek boşa gider, bir an dikkatinizi kaybederseniz, ya da ağacın yapısına zıt bir açıyla oymaya kalkarsanız parmaklarınızda bolca iskarpela yarası...

nasıl desem bana kadim, kutsal bir iş gibi geliyor. peygamberler arasında en ağır acılar yaşayanlardan biri olan hz.isa'nın marangoz olmasında büyük bir hikmet varmış gibi gelir bana. hatay'lı habib-i neccar'ın hikayesinde. ordusu savaştan mağlup dönen bir padişah'ın, mağlubiyetin acısını, işgal edilen topraklarda halkına zalimce zulmedilmesine karşılık öfkesini atölyesinde gazilere bastonlar yaparak bastırması ve dahi gepetto amcanın bile müşfik bir baba olması, majid majidi'nin rang-e khoda filminde ki marangoz sahnesi... bu meslekle ilgili karşılaştığım tüm şeyler de, ona bir derinlik yüklendiğini, özel bir "hâl" ile ilişkilendirildiğini gördüm.

tek tezat yönü bu işi yaparken, uğraştığın materyalin bir ağacın kesilerek, elde edildiğini bilmekten ileri gelen rahatsızlığın, atfedilen derinliğe ters düşmesi...

o yüzden sadece budama zamanı gelen ağaçların, budanan dallarından bir şeyler yapmak gibi sınırlar getirdim kendime. böyle prensipleri olmalı bence tüm marangozların, oymacıların, ahşap işleyenlerin.. özellikle de her yer hunharca betonlaşıp, ağaç ve yeşil giderek yok olurken... ancak sadece budanan dallarla da öyle büyük boyutlu çalışmalar yapamıyorsunuz maalesef. o da, daha bir hassasiyet gerektiriyor. avuç içi boyutta heykeller, figürler, oyuncaklar filan yapabiliyorum ancak. ama şimdilik sonuçta çıkan üründen ziyade uğraşın kendisi déğerli benim için. o "hal" üzere olmak, onla uğraşırken sakinleşmek, kafayı boşaltmak, etrafa yayılan ağaç kokusu filan...
devamını gör...