Bu Ayın Favorilenenleri

cübbe sarık takanların peygamber iskoçya'ya gelseydi etek giyecek olmaları

peygamber iskoçya'ya gelseydi etek giyecek olması ifadesine hep gülmüşümdür. çünkü bu ifade bana şunu söylüyor gibi geliyor. Allah peygamberini yanlışlıkla arabistana gönderdi. aslında iskoçya'ya gönderecekti ama cebrail a.s yolunu şaşırdı arabistan'a indi.

oysa Allah c.c. ayetinde bilerek ve isteyerek hatta özellikle peygamberi arap coğrafyasında kitabı da onun dili olan arapça'da indirdiğini söylüyor.

şimdi gel gelelim. bütün bu çıkarımların doğru olduğunu kabul edelim. şahsen eğer Allah c.c. iskoçlara son dini indirseydi ve onlara kılık ve kıyafetleri için bir uyarıda bulunmasaydı evet ben sırf Allah c.c sevdiği kulunun iskoç olarak gelmiş olmasından dolayı ona dosdoğru inanıp o eteği giyerdim. ben o eteğı giyerdim de bu başlığı açanlar o zaman şöyle bir başlık açarlardı.

(bkz: etekli giyinip gayda çalanların peygamber arabistan'a gelseydi entari giyecek olmaları)

yani işin aslın bu tipler öyle bir ihtimalde dahi aynı mantığı güdecekler di veya şöyle olsaydı peygamber fransızlara gelseydi, şunu söyleyeceklerdi.

(bkz: pantolon ve ceket giyenlerin peygamber afrikaya gelseydi bir şey giymeyecek olmaları)

neyse bunu uzatır da uzatırım, sanırım söylemek istediğim mantık hatasını hepiniz anlamışsınızdır.

not: mantıktan bir kural, varsayımla öncül üretilmez... o yüzden bu başlık en başından hatalıdır.
devamını gör...

erkek dediğin güven kokmalı

acaba diyorum erkekli ve kadınlı başlıklarda maksimum nereye gelir ülke ahanda bu arştır diyorum ve daha klasına denk geliyorum.

bakın arkadaşlar bazen erkekler gres yağı kokarlar, her ne kadar kıdın ırkik işitliği diye bazı yerler yırtınsalar da sahadaki kadınlarda yemişim gresini deyip ofis mühendisliğe yengeç yengeç kayarlar. o yüzden erkek güven değil gres kokmalı.

sevgili romalılar bazen erkek leş gibi halı saha fosforlu forması gibi kokar yapacak birşey yok 3000 yıllık dünya tarihinde antik kökenli savaşlarda taktikler, stratejiler belirledik çünkü kelle koltukta yaşadık. genetik kodumuzun en ince ayrıntısına kadar bastırılmış bir vahşilik var çünkü yaşam böyleydi. mağaradaki çocuğa gelen geyik bacağının arkasında vahşet vardı ve kadınımıza çocuğumuza baktığımızda uzaktan buna değer dedik.

leonidas liderliğindeki sayıca çok az olan 7 bin yunanlı, heredot’un 1 milyon dediği orduyla savaştı istemesekte oradaydık kan koktuk, makedonya ve hint porus krallığı arasındaki yıkım olan hydespes savaşında ayaklarımız koptu, ilaç yoktu iltihaptan bitap düştük çürük bacak kokusu olduk.
kartaca savaşında marcus claudius ile marcellus kartaca lideri epicydes ile beraber topraktan derilerimizi yüzdüler onurumuzu, kalbimizi bıraktık çamur koktuk çamur..

313 adamla ebu cehil karşısına çıktık cenk ettik gözlerimiz ateşe döndü, kopan parmaklarımızı kurt böcek yedi sahra kumu gibi koktuk yalnız ve cılız. norveç kralı harald hardrada ile kuzey ormanları için savaştık bir hiç uğruna kaybolan yıllarım diye şiirler yazdık kozalak koktuk..

ve birgün çok bilen birisi gelip oturduğu kanepeden altında gri taytıyla erkek güven kokmalı dedi. ruhunuz covid 19 olmuş emek kokusunu alamıyorsunuz. bizlik bir durum yok..
devamını gör...

bu sözlük bana tek kuruş kazandırmıyor bilakis yıllardır hep para kaybettiriyor

sözlükten para kazandığımın sanılmasından, sağ olsun şahsım adına rahatsız olan duyarlı bir yazarımızın temennisi üzerine alenen bildirme gereği duyduğum husustur.

sözlük hiçbir zaman benim için ticari bir amaç taşımadı, benim imajıma zerre katkısı olmasını hedeflemedim, benim hiçbir siyasiyle veya kompradorla tanışmamı sağlamadı, bana herhangi bir makam-mevki-unvan getirmedi.

sözlüğü kurmamdaki, geliştirmemdeki, yaşatmamdaki gaye asla böyle şeyler olmadı ve olamaz. maddi anlamda bir kazanç söz konusu olursa da akıllı-ahlaklı öğrencilere, muhtaç hastalara, yetimlere, mağdurlara, mazlumlara destek olmak için gerekeni yapacağım.

sözlüğün bir davası, derdi, temsiliyeti var. pratiğe yansıyan doğrular-yanlışlar burada bağlam dışıdır, esas mesele insandır. burayı yaşatacak olan da hakeza insanlardır.

sözlük hakkında bunları söylemekten hicap ederim, o yüzden ajitasyon yahut propaganda sanılmaması için dar dairedeki kimseler dışında pek bilen yoktur. lakin bunların bilinmemesinden, hakkımda zan oluşmasından daha çok hicap ederim.

alnım ak, başım dik, ruhum mutmain...
devamını gör...

mesele ayasofya'da namaz kılmak değil sen hala anlamadın mı

mehmet ali alabora'nın fatih camisinde abdest alırken kulağıma fısıldadığı bir değişik tarihsel cümle. işte karşısında sultanahmet var orada kılınsın falan da dediler: ya yok mesele mescit, namaz değil oraya vurulan pranga, cemiyetine verdiği söz uğruna kapatma imzasına atılan tarihi tokat. x ne der?

bana ne ortodoks kilisesinden, yunanından. mescidi aksa'yı havra yaparlarmış hiç sorun değil 80 sene kavgada ettik ona da ederiz. mesele siyasal islam değil, islam sancağı. sizin kafanızın yatmadığı yer orası, zerre haz etmem siyasalcılardan, faşistlerlerden ama dava islam davası ise kıyamete kadar bilek güreşi hadi buyurun.

mesele ağaç değil şimdi anladın.. mesele duruş yiğenim.
devamını gör...

kadının maaş almasını evlilikte bir sorun olarak görmek

az önce rastladığım bir tanımda okuduğum ve aslında gerçek yaşamda da sık sık karşılaştığım yanılgı. maaş alan bir kadının varlığı, evlilikte; ekonomik gücü olduğu için baskın karakter olması korkusu yaşatıyor aslında. şimdi yazacaklarımı ön yargısız ve ciddiyetle okumanızı rica ediyorum. parası pulu olan kadınlar neden korku yaşatır biliyor musunuz? çünkü erkek ev idaresinde kendisine baş vurulmasını, kendisinden bir şeyler istenmesini sever. bir kadının maaşı olduğu vakit erkekten talep edilenler aza iner ve bu durum erkek tarafından güç kaybı olarak algılanır. yaratılış olarak erkek bakın kelime kökeninde bile erk geçiyor, güçlü olmayı seviyorlar. en üzüldüğüm ise genelleme yapılırken birçok kişinin hiç öz eleştiride bulunmaması. şunu kabul edin, birçok erkek karşısında eğilip bükülen harçlık isteyip de açıklamasını yapan kadının o ruh halinden zevk alıyor. kadının parasının olmasının altında yatan en büyük bir diğer korku ise, olası anlaşmazlıklarda bunun parası da var, ya boşanırsa? korkusudur. be mübarek, demek ki bir şeyleri doğru yapmadığının farkındasın ama bunları telafi etmek, onarmak yerine seni bırakıp gitmesinden korkuyorsun. adam olsan böyle bir korkun olur mu?!

şimdi diğer türlü bakalım. kadınlar bunu başa kakıyor, kendi paramla aldım/alırım çemkirmesi yapıyorlar diyenler çıkacaktır. bana, hiçbir erkeğin kendi paramla aldım seni ilgilendirmez şeklinde cümle kullanmadığını ispat edin, ben de tüm bunlara ilişkin özür dileyeyim.
devamını gör...

pedofili hastalıksa pedofile ceza verilebilir mi sorusu

pedofili bir hastalık değil sapıklığın masumlaştırılmaya çalıştırılmasıdır.
doğada hayvanlar bile yavruları koruma içgüdüsü ile hareket ediyor. belli bir olgunluğa erişmeden çiftleşmiyorken; hastalık bahanesinin arkasına sığınıp körpecik yavruların hayatının karartılması kabul edilemez. böyle bir durum hastalık ile masumlaştırılamaz.
bir arkadaşımın 10 yaşındaki kızı böyle bir saldırıya maruz kaldı. o, dünyalar tatlısı, hayat dolu kızcağız gitti, yerine herşeyden korkan, ürkek, sürekli tetikte, tedirgin ve panik hareketler yapan, psikolojisi alt üst olmuş bir çocuk geldi.
gittiğimizde bize bile "amcaa" diye sarılıp boynumuza atlayan kız, şimdi bizi gördüğü zaman odadan kaçıyor.
kansız bir şerefsizin, cinsel eğilimlerini kontrol edememesinin bedelini en ağır bir şekilde küçücük bir yavru ödüyor, anası babası ödüyor, sülalesi ödüyor, biz ödüyoruz.

pedofili hastalık ise(ki ben hastalık olduğunu kesinlikle düşünmüyorum.) o zaman bu kişilere düşen, çocuklara zarar vermeden önce gidip tedavi olmalarıdır.
zarar verdikten sonra "ben hastayım, ben pedofiliyim" demek o suçtan yırtmaya çalışmak için bir kılıftır. çocukları istismar eden herkes en ağır şekilde ceza almalıdır.
devamını gör...

özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi açmak

bir abbâra çıkmazı ukdesi...

hem maddi hem de manevi anlamda zorlu sürece girmeyi göze alarak bu işe kalkışmak gerekiyor. zira çok fazla prosedürü var. açılacak olan kurumun bulunduğu mevki alkollü yerden uzak olmalı, trafiği güvenli ve bina sağlam olmalı. kurumu tamamladıktan sonra bir sürü analizden geçirmeniz lazım üstelik bu işin yalnızca dış cephesi. içine girildiğinde özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi yönetmeliğinin maddeleri arasında; (minimum bazda) müdür odası 10 m², müdür yardımcısı odası 8 m², öğretmenler odası en fazla 8 öğretmen olarak 15 m², bireysel eğitim odaları 6 m², grup eğitim odaları 15 m², fizik tedavi odası 20 m²... nereden yazdım bunu şimdi? 3 yıl önce oğlumun okulunun düzenlediği urfa gezisine gittiğimde orada hayran kaldığım bir eğitim merkezi gördüm. bireysel eğitimden ziyade sanatsal atölyeler de vardı. dedim ki neden marmara'da böyle bir şey olmasın? yalova'ya döner dönmez araştırmalara başladım. yalnızca yönetmelik prosedürlerini yutmak 1 ay sürdü. oğlumun öğretmeniyle görüştüm, sonra başka öğretmenlerle derken 3 tane zihinsel engelli öğretmeni kadrosu hazırdı. burada bir hastanedeki doktorla görüştüm, kendisi fizik tedavi uzmanı doktoruydu o da projede yer alacağını söyledi. bir tane sağlıkçı yeğenim vardı, o da tamamdı. arsaya geldi sıra, hastaneye yakın 2 dönümlük yer buldum kirası da uygundu üstelik konumu da çocuklar için elverişliydi. görüştüm arsa sahibiyle, kimse sormuyor zaten duruyor arsa dedi. şimdi sözleşme yapıp kapora da veremiyorum ama sürekli takipteydim. bu eğitim merkezinde neler olacaktı?

engelli çocuklar için;
-bireysel ve grup eğitim odaları dışında ahşap boyama, seramik sınıfı,
-bol enstrümanlı müzik atölyesi,
-görme engelli çocuklar için kabartmalı kuranı kerim ve diğer öğrenciler için normal kuranı kerim sınıfı,
-iki bölmeli yüzme havuzu; biri fiziksel engelli çocuklar için terapi diğer yüzme dersi için,
-avluda güvenli zeminli park,
-(toprağın verdiği enerji ve ince motor gelişimi için) avluda sera tünelinde botanik dersi,
-mini bir spor salonu.

engelli çocuğuyla gelen ebeveynler için;
-beraberinde gelen diğer çocuklar için kreş odası (böylelikle ebeveynler kendileri için kurslara geçebilecekti)
-kuranı kerim dersi,
-ahşap boyama, ebru, dikiş nakış sınıfı.

proje bu şekilde geniş kapsamlıydı ve bir ilk olacaktı. her görüştüğüm eğitimciye söylediğim şuydu; maaşınız olacak fakat kesinlikle kâr amaçlı bir kuruluş değil... tüm buraya kadar yazdıklarım tam 1 yılımı aldı yani düşünme ve görüşme kısmı. binayı da birkaç prefabrikle kompleks şeklinde düşünmüştüm, keza prefabrik şirketiyle de görüşmüştüm. prefabrik olmasının sebebi hem olası bir durumda taşınabilmesi hem de deprem bölgesi olduğu için daha emniyetli olması içindi. üstelik bina işine girince asansör gerekecek bu da her yıl kabin bakımı ve değişen yönetmelikle pahalı bir kabin yenilemesi demekti. oysa engelli çocuklar için tek katlı kurumlar daha kullanışlı ve güvenlidir. her şey ayarlandı yalnızca maddi kısma geldik, sakıp sabancı'nın bir kızı da yardımda bulunacağını söyledi ama ona en zor kısımda baş vururuz dedim. neyse, kosgeb'e başvurdum bilin bakalım ne oldu? "özel" kelimesinden dolayı kredi verilmeye uygun görülmedi. özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi, özel oluşu içindeki meleklerden kaynaklanıyordu oysa. bir yıllık tüm koşturmacalar çöp oldu gitti. az buz da para değil, en az 150 bin lira lazım ben ise züğürdün tekiyim. uğraştım bunun için ama nasip olmadı, olsaydı eğer; birçok çocuğun ruhuna dokunacak ve çokça dua alacaktı. diyorum ki bana nasip olmasa da başkasına nasip olsa keşke ama rabbim benim de niyetimi biliyordur, tek kuruş cebime girmesin ama olsun diye ettiğim duaları duymuştur muhakkak.

buraya kadar okuyan varsa rabbim gönlüne göre versin, zor olan bu eğitim kurumunu kim açacaksa da sevgiyle yürütmek nasip etsin. ha açılsaydı ismi ne olacaktı? meleğimin ismini verecektim;

"melikşah özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi..."
devamını gör...

dünyaitiraf.com

5 yaşındaki kizim bu minecraft denen oyunu çok oynuyor. bugün gelmiş, anne nolur nolmaz minecraftta mezarını yaptım dedi. nolur nolmaz dedi bak. ay anam benim bir zoruma gitti. dedim sen beni gomcen heralde. demesin mi ben niye uğraşayim. salak ya, dovecegim ben bunu.
devamını gör...

15 temmuz 2016 türkiye darbe kalkışması

ülkemizin çok ama çok büyük badire atlattığı, fetöcü hainlere karşı erkek kadın, çoluk çocuk sokaklara indiğimiz, 250'den fazla şehit vererek ülke bekasını koruduğumuz o elim akşam. rabbim tekrar ettirmesin.

dünyevi mecmua 5. darbe özel sayısı için yazdığım o yazıyı da ekliyorum izninizle.







uykudaki zehirli yılana Allah güneş yüzü göstermesin..
devamını gör...

düşünce platformunda eksi yeyince kuduran insan türü

beni ciddi olarak düşündüren tiplemeler. arkadaş net sözlük ruhuna aykırısınız, genetik uyuşmazlığı var olmuyor işte.

herkes sizi sevsin, okşasın, ara sıra gelsin övülün istiyorsunuz. isterse tipini eksiler, isterse kelamını, isterse sadece adını görmüş diye uyuz olmuştur seri eksiklemediği sürece sıkıntı yok, hem bak ne güzel hissediyorsun yaşadığını yahut ignore et, karikatür ile laf sok caps ile ez kafasını, anladın kim olduğunu sana gıcık mı gidiyor varlığınla delirt, kaleminle döv. bir de böyle ağır yazar polit büro kafasında olup, her 2 eksi yediğinde dipnot düşenler memnun değilseniz facebook dayıları ile gidin oralet için. taze gol yemiş casillias suratına düşüyorlar ardından.

inanın yazar memnun etmek için yazanlar kadar tehlikelisi olamaz sözlük deviniminde..
devamını gör...

eğitim danışmanlık şirketleri ve meslekten ayrılma eğitmenler

bankacılık, sigortacılık, ilaç mümessilliği, gayrimenkul yatırımı ve komisyonculuğu (özellikle otofinansman sağlayan) gibi sektörlerde hizmet veren eğitim ve danışmanlık şirketleri ülkemizdeki öğretim sisteminin çarpıklıklarından dolayı insan kaynağı problemi yaşamayan bu sektörlerde kariyer yapmaya çalışan çalışanlara dönem dönem kurum içi eğitim verirler.

türkiye'de sektöründe markalaşmış kurumsal firmalar personellerinin kurum içi mesleki eğitimlerini, her sektörde olduğu gibi gm, gmy, cfo ya da genel direktör gibi üst düzey bir yöneticinin doğrudan eşi, dostu, arkadaşının arkadaşı v.s. tarafından kurulmuş ya da bu kişilerin referanslarıyla ulaşılan kişiler tarafından yönetilen eğitim danışmanlık şirketleriyle yapar.

eğitimi saglayan eğitim danışmanlık şirketleri ise eğitmen kadrosunu hizmet verdikleri sektörde deneyim edinmiş, mesleğin eskisi eğitmenlerden oluştururlar.

kendi mesleğimde onlarca kurum içi eğitim almış birisi olarak diyebilirim ki bu eğitmen abi/ablalarımızın geneli, çalışmayı bıraktıkları sektörün acımasızlığı ve öğütücülüğünden usanıp emeklilik yolunun yarısına varmadan meslekten ayrılarak bir eğitim danışmanlık şirketi kuran ya da arkadaşının şirketine katılarak kaderlerini değiştiren kişilerdir.

kurumsallık ve profesyonellik adı altında mobbingin, liyakatsizliğin, adam kayırmanın normalleştiği bu sektörlerden genç denilebilecek yaşta ayrılarak akıllıca hareket etmiş ve eğitim verdikleri hedefteki havuca koşmaya çalışan beyaz yakalılara mesleğin zorluklarını, adiliklerini makyajlayıp başarı yolu denilen zırvalıkları, kendi hikayelerinden, tecrübelerinden örneklerle anlatırlar.

kimisi sektör standartlarının üzerine çıkarak anlatı üslubunu fıkralarla, göndermelerle besleyerek tiyatral bir terkib oluşturup ayrışma intibahı bırakabilir. fakat en halden anlıyor görünenine bile sahadaki ve kurum içindeki yaşadıklarınız üzerinden itiraz ettiğinizde, kurumunuzdaki yönetimsel, teknolojik v.b. zaafiyetleri, handikapları anlattığınızda bardağın dolu (?) tarafından dem vurup pozitivist yaklaşır, fazla sıkıştırdığınızda da işyerindeki amirleriniz gibi "patron bunu istiyor. ya bu deveyi güdeceksin ya da..." mesajı verirler.

türkiye'de kurumsal şirketlerde çalışan beyaz yakalıların vaziyetini ve geleceğini en iyi anlatan durumlardan birisi kurum içi eğitimlerdeki bu samimiyetsizliktir.

bazı kurumlar kaan sekban gibi sektördeki çarpıklıklardan beslenip ofansif mizah yapan sivri dilli meslek eskilerini kurumlarının performans değerlendirme toplantılarının yapıldığı otellerde, konferanslarda çıkarıp moral verme yoluna giderek kurum içi eğitimlerin samimiyetsiz, renksiz doğasını değiştirme yoluna gidiyor, bazıları da personellere ekip ruhunu aşılamak için halat çektirmek, karakter tahlilleriyle belirledikleri özelliklerinizde önünüzdeki engellerinizi aşabilmek için sınıfta seslice bu engellere karşı duygularınızı bağırtmak, sınıfça şarkı söylemek gibi manyaklıklara başvurarak etki/yetki piramidinde en aşağıda olan sizi şekillendirerek güdülenmiş primat kıvamına getirmeye çalışırlar.

özetle türkiye'de beyaz yakalılara kurum içi eğitimlerde sahte bir empati dekorlu sahnelerde personellere laf kalabalığıyla patronun istediklerinden fazlası söyletilmez. personele prim/performans eğrisi havucu koklatılıp donatılırken konfor alanını korumak uğruna personelini ezen, yatay ve dikey ilişkilerle dokunulmazlık alanını genişleten orta/üst düzey yöneticilerin dünyası kaim olmaya devam eder.

birkaç sene önce sizinle aynı meslekte bölge müdürüne söverken şimdi karşınızda size bardağın dolu tarafını göstermeye çalışan eğitmenlerle birkaç gün geçirip, ders aralarında diğer şubelerden birimlerden personellerle kendi dünyanızı konuşursunuz.

sektörlerdeki yapısal sorunları gidermek zaten danışmanlık şirketinin işi de değildir. dolayısıyla devasa bankalarda, kurumlarda dostlar alışverişte görsün misali bir personel eğitimi standardı oluşmuştur.

henüz terli bir hayvan değilseniz eğitimden aldığınız gaz işinizin başına döndüğünde en fazla iki hafta sürer. iki hafta sonra kendi biriminde, genel merkezde gizli işsiz olarak takılan, dürtüldüğünde çalışmaya alışmış sığırlarla iş yapmaya çalışır, amirinizden mobbing görmeye devam edersiniz.

belki yazının maksadını aşacağım ama beyaz yakalı olup mesleğinde başarı (?) hedefleyen arkadaşlarıma meslek seçmeden önce kendilerini iyi tanımalarını, öğretim süreçlerinde seçtikleri bölümleri iyi araştırmalarını ve makam, mevki, terfi gibi saçmalıkları umursamadan sahtelikten, samimiyetten uzak, etki ve yetki alanlarını kendilerinin belirleme fırsatı oluşturabilecekleri ve en önemlisi mutlu olabileceklerine inandıkları meslek sevmelerini tavsiye edebilirim.

şimdi hep birlikte bağıralım. ben güçlüyüm, ben zekiyim ve hicbir engel tanımıyoruuuum !!
devamını gör...

ıı. abdülhamid han’ın yıldız albümleri

saray dışına çıkmayan 2. abdülhamid han'ın dünyanın dört bir yanından gelen fotoğrafları biriktirmesi, albümletmesi meşhurdur. bu albümler sene başında dijital ortamda erişime açıldı. her haftaya bir albüm ile zamanda yolculuğa çıkma fikri kulağa hoş geliyor.

istanbul üniversitesi nadir eserler kütüphanesi bünyesinde muhafaza edilen koleksiyonlardan birisi olan sultan ıı. abdülhamid han’ın yıldız fotoğraf koleksiyonu, 19. yüzyılın en büyük görsel arşivi olarak tanımlanıyor.

dijital erişime açılan 918 albüm içinde yer alan 36 bin 585 kare fotoğraf, kültürel mirasın korunmasına ve gelecek nesillere aktarılmasına olanak sağlıyor.


daha fazla bilgi için

koleksiyona gider
devamını gör...

ennio morricone

epey zamandır beklenen bir haberdi. ennio morricone ne john williams, ne hans zimmer ne de diğerleriydi. o hepsi ve daha fazlasıydı. bu çağda mozart yahut beeethoven nasıl müzik yapardı diye düşünmüşümdür. herhalde morricone o klasik çağlardaki bestecilerin ruhunun günümüze yansımasıydı. tabi bir bach değildi. kimse bach olamaz.

sobanın karşısında babamla western izlediğim pazar sabahlarının namelerini yazan sendin.

)

belmondo arkasını dönük vaziyette habersizce ölüme giderken ağıdını yakan sendin.

)

başka bir çağın insanları, ıslak ve pis sokaklarda mermi yağmurları altında hayatta kalmaya çalışırken, senin müziğin çalıyordu.

)

hatta o alev yağmuru esnasında aşık olmayı bile becerebiliyorlardı.

)

devletin dini, hakiki müminleri katlederken melekler senin notalarınla isimsiz kahramanları haykırdılar.

)

bazense kahramanlar soytarı kılığına girerlerdi.

)

bedenin 80 yaşında olsa ruhunun bir yerinde 15'lik bir zıpır vardı.

)

iki notayla korkutmasını da bir tek sen becerebilirdin.

)

başkasının elinde yavan kaçacak sıradan tınılar seninle deha pırıltısına dönüşürdü.

)

dünyanın her yerinde kapılar ardına kadar açık olsa da bavulun hep anavatanındaydı. uzaklara gidenlere aslında hangi ananın rahmine ait olduklarını da müzikle hatırlattın.
)

bir değil, elli değil, yüz değil, sayısını hatırlamadığın kadar çok eserle hayatımıza dokundun. yapabileceğimiz tek şey sana şükranlarımızı sunmak. grazie mille maestro.
devamını gör...

anasını bacısını hizmetçi köle olarak kullanan erkek

eskiden sevdiğim kadının evine ailesiyle tanışmaya gitmiştim. baba yoktu tabi işteydi. kahvaltı yaptık güzelce. sonra toplamaya başladık derken ben de el alışkanlığı toplamaya yardım ettim, edecekken hemen çok yanlış bir şey yapıyormuşum gibi tepki aldım. "bizde böyle, erkek yapmaz aaa yok sen otur biz toplarız" dediler. ulan dedim. hay. ulan. kendileri öyle kabullenmiş ki artık kendilerini savunmaya yeltenen birine karşı bile bu davada kendilerine karşı argüman üretip kendi topuklarına sıkıyorlar. ufak bir ısrardan sonra tamam dedim oturdum yerime. onlar benim yediğim zeytin çekirdeklerini temizleyip reçelleri mutfağa taşırken kendimi öküz gibi hissettim. önüne yem konan ve pisliği temizlenen bir öküz. bu benim normal hayatta bir öküz olmadığımı göstermez tabi.

kendi evimde yani aile evinde her ne kadar ev işlerine yardımcı olsam da yine büyük bir kısmını annem ve ablalarım görüyor ev işlerinin. her geçen gün gerek onların bana olan baskısıyla, gerek benim farkındalık kazanıp vicdan yapmamla ev işlerine olan katkım artsa da üzülüyorum böyle yetiştirildiğime. evet erkek bir işte çalışır para kazanır, kadın eğer bir işte çalışmıyorsa ev işleri yapar ancak belli bir yaşa kadar ne kadın ev hanımı, ne erkek çalışan bir iş adamı. yani o yaş tabi yıllar geçtikçe ilerliyor, eskiden 16-17 ise şu anda 25-26. yani evlenene kadar olan süreçte erkek de kız da evde analarının babalarının kuzuları. işleri güçleri aynı, okul dersleri aynı. baba erkeğin elinden tutup sanayide çıraklığa vermiyorsa, neden o evde bütün işleri yine kız kardeşler ve anne yapıyor ki? ben yan gelip yatıyorum, dersim varsa dersime çalışıyorum, ablam neden hem dersine çalışıp hem ev işleri yapsın? çünkü böyle yetiştirildik, alıştırıldık. suçu ebeveynlere atmak istemiyorum, bu toplumsal bir süreç, değişim süreci ve insan içinde bulunduğu değişim sürecinin farkında olmayabilir, kendini yenileyemeyebilir ama artık ben de ergenlikten sonra özellikle kendi düşüncelerimi, bilincimi elime aldım ve düşünüyorum. bu iş böyle olmamalı. erkek çocuğu ile kız çocuğu ev işlerinde eşit düzeyle alıştırılmalı. kadının da çalıştığı bir toplum yapısına geçeli çok oldu, buna çocukları hazırlamak gerekir. yoksa büyüdüklerinde erkek çocukları öküz, kız çocukları ise köle olur.
devamını gör...

doğuma kadar bebeğinin cinsiyetini öğrenmeyen çift

bu durumu daha ileri taşıyıp ikizleri olduklarını dahi doğumda öğrenen anne-babaya sahibim.şimdi vesikalık fotoğraf gibi çekilen ultrason önceden lüks ve annem hiç doktora gitmemiş hatta doğumdan sonra baş hekim gelmiş anneme bi de kızmış 'sen ikiz olduğunu bizden sakladın mı?' diye.birimiz bir süre çıplak kalmış tabi malum bi taneye göre hazırlık yapılmış ve garibim babam annemin yanında iki bebek görünce anın şokuyla 'bu da mı bizim?' diye sormuş.kısacası pazardan aldım bir tane eve geldim 2 tane.
devamını gör...

bu sözlük bana tek kuruş kazandırmıyor bilakis yıllardır hep para kaybettiriyor

bulunduğumuz mecranın geleceğe dair hizmet niyetlerini okumaktan ve buna şahitlik etmekten mutluluk duydum. bunları okuyunca aklımda inanılmaz şeyler tasavvur etti, inşallah tez vakit bu niyetler gerçeğe dönüşür.

niye acaba burada başka şeyler kimsenin dikkatini çekmemiş veyahut heyecanlandırmamış?'da hala daha kime ne, size ne'yi tartışıyoruz. benim burada okuduğum ve anladığım birilerine dert anlatıp, inandırma çabasından ziyade, samimi niyetlerin gün yüzüne çıkmasını sağlamaktı. art niyetlerden sebep 'pek bilen yoktur' diye bir açıklama yapılmış ve boşluklar doldurulmuş. nedir o boşluklar? yani dikkatimizi çekip, odaklanmamız gerekenler;

".. sözlüğü kurmamdaki, geliştirmemdeki, yaşatmamdaki gaye asla böyle şeyler olmadı ve olamaz. maddi anlamda bir kazanç söz konusu olursa da akıllı-ahlaklı öğrencilere, muhtaç hastalara, yetimlere, mağdurlara, mazlumlara destek olmak için gerekeni yapacağım.

sözlüğün bir davası, derdi, temsiliyeti var. pratiğe yansıyan doğrular-yanlışlar burada bağlam dışıdır, esas mesele insandır. burayı yaşatacak olan da hakeza insanlardır."


burada haklı olarak kızgınlıklarını dile getiren yazar arkadaşlarım dışında acaba şu mecraya gelenlere burası sadece küfürsüz sözlük değil, "sözlüğün bir davası, derdi, temsiliyeti var" dendiğinde kaç kişi yukarıdaki çabayı biliyor? kulaktan kulağa duyanlar dışında bu çabayı bilen insanlar haklı olarak kızıyor fakat bu çabanın ve niyetlerin bilinmesi lazım bazen.
devamını gör...