Bu Ayın Favorilenenleri

alıntı ve referans yönetimi programları

akademik çalışmalar için önemli yardımcılardandır. yukarıda da belirttiğim gibi "örneğin sizin hazırladığınız çalışmanın referans ve atıf sistemi american psychological association yani apa olsun. fakat çalışmayı gönderdiğiniz yayıncı chicago sistemini kullanıyor olsun. şimdi onlarca hatta yüzlerce atıf ve kaynakçanızı elle değiştirmek zorunda kalacaksınız. değil mi? hayır, işbu programlar bunu tek bir tuş ile yapıyor." ayrıca bazı programlarda dipnot verilecek eserlerin künyeleri (yazar, kitap, yayınevi adı ve basım tarihi ve yeri bilgiler), proquest, ebscohost yahut worldcat.org gibi akademik tarama sitelerinden kolaylıkla çekilebiliyor. yapmanız gereken tek bir tuşa basmak. teknolojinin nimetlerinden faydalanmak lazım tabii.
devamını gör...

günün hadis-i şerifi

ebû hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “allah teâlâ şöyle buyurmuştur” dedi: “her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harb ilân ederim. kulum kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nâfile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. kulumu sevince de âdetâ ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. benden her ne isterse, onu mutlaka veririm; bana sığınırsa, onu korurum.”

(buhârî, rikak 38)
devamını gör...

geleceğimizde islam var

fransız filozof roger garaudy'nin henüz hristiyan iken (müslüman olmadan bir sene önce) yazdığı harika eser. öyle ki kitap fransa'da ciddi bir teveccüh görünce bir kısım hazımsız kitabı toplu satın alarak daha geniş kitlelere ulaşmasına engel olmaya çalışmış.

hoşgeldin islam: üstad kitaba ve bölüme "bugün çağımızın en temel ve hayati davası, batı tipi ilerlemenin ve batı tarzı büyümenin intihara sürükleyen mitolojisinin kökten sorgulanıp tartışma konusu yapılması davasıdır. bilimler ve teknikler ile bilgelik arasındaki kopukluğun üzerine kurulmuş bu ideolojinin hesaba çekilmesi davasıdır." diye küçük bir özet ve samimi bir niyet ortaya koyarak başlıyor. islam nazil olmadan önceki şartları ele alarak tarihi süreçlere ve inançlara atıflarda bulunarak inançsızlık için şöyle bir tanım yapıyor; "inançsızlık, nesneleri sanki onlar kökenlerinden, gayelerinden ve anlamlarından bağımsızlarmış gibi görmekten ibarettir." islam toplumunun dünya görüşüne dikkat çekerek orta doğu'da başlayan bu akımın asya'nın doğusunda malaylara, avrupa'nın batısında ispanyollara nasıl ulaştığını ve gönülleri nasıl ve neden fethettiğini anlatıyor.

deruni hayat ve ruhaniyet: üstad bu bölümde hristiyan dünyasının ve dolayısıyla zorbaca dünyaya dayattığı kendi anlayışının ilah'tan, içsellikten ve samimiyetten ne denli uzak olduğundan yakınıyor. ve hatta islam'dan medet umarak; "islam... bizim bizzat hristiyanlığı canlandırmamıza ve sosyal dokunun parçalanması krizini alt etmemize yardım edebilir." diyor.

islam toplumu: üstad, batı'nın "daha hızlı üretmek ve tüketmek" gayesiyle temellendirdiği ve maddeye ve eşyaya taparcasına, onları araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirdiği (bkz: materyalizm) dünya düzeninden yakınarak islam ekonomisini ve adaletini savunuyor. hukuka girip kanun koyma yetkisinin Allah'a ait olduğunu açıkça ifade ederek batı tipi demokrasi anlayışının sahtekar doğasını kapitallerin yüzüne vuruyor şöyle diyor; "her türlü vekalet bir sahtekarlıktır. halka vekalet edilemez, halkın yerine geçilemez. demokrasi ya aracısız olur, ya da olmaz." isviçre medeni kanunlarının islam medeniyetinden esinlenerek hazırlandığının altını çizerken kadınlara yaklaşım meselesinde çok eşlilik eleştirilerine "çünkü bizim batılı geleneğimizde tek kadınla evlilik kanunlardadır, çok kadınla evlilik ise gündelik hayatta." diye samimi bir cevap veriyor ve kadın haklarının batı'dan önce islam toplumlarında hali hazırda yaygın olduğunu anlatıyor.

bilim ve iman: üstad, insanlık tarihinde rönesansa kadar ayrılmaz bir bütün olarak gelen bu iki kavramın son iki yüzyılda iğdiş edilişine isyan ediyor. batı'nın kendi başarısıymış gibi övündüğü ve bugün gelinen noktada taptığı bilim anlayışının islam medeniyetlerinden aldıkları bilgiler üzerine kurulduğunu anlatıyor. "avrupa'nın daha okuma yazma nedir bilmediği bir devirde..." diyerek başladığı cümleye islam medeniyetlerindeki kütüphanelere ve buralarda yapılan bilimsel çalışmalara değiniyor ve "kainat içinde bir'in çokluk içinde binlerce sembolle tezahür ettiği bir görüntüdür." diyerek tüm bu temelin imani bir gayesi olduğunu söylüyor. eğitimde, matematikte ve cebirde, astronomide ve coğrafyada, jeolojide ve tarihte, sosyoloji ve tıpta ve felsefede... her alanda batı'nın cahilliğinin ve barbarlığının islam medeniyetinden esinlenerek törpülendiğini söylüyor ve "islam medeniyeti, batı'nın süt annesidir." metaforuyla adeta kitabı özetliyor.

felsefeden tasavvufa: üstad bir filozof olduğu için islam ilimlerinden biri olan tasavvuftan ciddi anlamda etkilenmiş. Belki de tasavvuftaki derunilik ve aşkınlıktır onun şehadetine vesile olan. ibn sina, imam gazali, ibn rüşd, sühreverdi, ibn arabi, abdülkerim cili, celaleddin rumi gibi tasavvuf ehliyle yunan mistizminin etkisinde gördüğü batılı felsefecileri kıyaslıyor. tabiidir ki içindeki samimiyet ve ruhaniyet sebebiyle tasavvufu seçiyor. hatta islam'ın yükselişini kalbinde sakladığı tasavvufa, düşüşünü ise kazandığı bu anlayışı yitirişine bağlıyor; "islam, hz. peygamber'in tebliğ ettiği din olacak mıdır? yani, dini otoriteleri, dogmaları, tekfir etmeleri ve hakimiyet arzusu olan kesinlikle yeni bir din değil, aksine vahdaniyete, Allah'ın aşkınlığına ve bu aşkınlıktan doğup sadece iktidar ve büyüme ihtirasıyla sınırlı kalmayarak bütün beşer toplumunu kucaklayan bir şeriata yürekten bir iman olabilecek midir?

sanattan ibadete: üstad, bu bölümde camilerin insanın ruhuna işleyen manevi havasından, usta mimarisinden, ve ilahi mesajından nasıl etkilendiğini anlatıyor.

şiir ve peygamberlik: üstad, islam'daki şiir anlayışının temelinde fenafillah olduğunu ve batı'yı eğittini söylüyor; "sicilya ve ispanya müslümanları yoluyla ve de haçlıların karışması aracılığıyla islam'ın aşk ve tasavvuf şiirinin nüfuz ve tesiri, batı'da derebeylik kaba sabalığının geride bırakılarak erkekle kadın arasındaki ilişkilerin yeni bir şeklinin düşünülmesine ve ortaya çıkmasına imkan vermiştir."

islam ve geleceğimiz: üstad bu son bölümde tüm kitapta izahatini yapmaya çalıştığı bir dönüşüm gerekliliği üzerinde duruyor. batı'daki ve batı'nın dayattığı eğitim sistemiyle yetişmiş doğu'daki insanların islam'a önyargılı bakışının sebebinde yatan oryantalizmi açıklıyor. Batı'nın kendi sistemini ve dünya görüşünü zorbaca dayattığı İslam dünyasının içine düştüğü entegrizm sorununa değiniyor. modernizm tuzağının ağır sonuçlarına değinerek dünyayı Allah'tan ve vahdaniyetten uzaklaştıran batı anlayışından yakınıyor ve "geleceğimizde islam var!" diyor.

özetle: batılı bir filozofun islam'ı tüm önyargılarından arınmış bir şekilde incelemesiyle elde ettiği bilgilere dayanarak dünyanın ıslah oluşunun yine ancak islam ile mümkün olduğunu savunduğu bir kitap.

kur'an yaratılmış mıdır?
bilmiyorum.
onun kitapların kitabı olduğuna ise
tıpkı bir müslüman gibi inanıyorum.

goethe
devamını gör...

anın görüntüsü

yaklaşık on beş üstüne dışarı çıktım, evin eksiklerini almak için. fatih camiisinin avlusunda her zaman olan kuşlar bu sefer insanın üstüne üstüne geliyor, açlar her hallerinden belli. evde sürekli yem koyduğumuz bir köşe vardı oraya geçen gün karganın teki gelip burnu ile pencerenin camını tıklatıyordu. velhasıl ben hayvanlardan korkan bi insanım fobi işte. iki tur gidip yem aldım onlara üstüme üstüme geliyorlardı. insanlık için küçük benim için büyük adım. aklınızda bulunsun dışarı çıkışınızda mutlaka ufakta olsa yanınıza bişeler alın sokak hayvanları gerçekten çok aç.



devamını gör...

noktalı birgül

yazmaya ara verdiğim, bazen girip gizliden sözlüğe göz gezdirdiğim dönemde dikkatimi celbeden yazar.

malum; çok kalabalık bir sözlük değiliz. böyle olmanın güzel bir tarafı da binlerce yazarın arasında kaybolmamak oluyor. akılda kalabiliyorsunuz şahsınıza münhasır niteliklerinizle. mahlasını unutmamaya çalıştığımı hatırlıyorum.

bizim sözlükte önemli bir boşluğu doldurduğunu seziyorum.
ya da şöyle diyeyim; paylaşımlarıyla anladım ki bizim sözlükte belli alanlara yönelik önemli bir boşluk - yetersizlik varmış da oraya katkı sunuyormuş gibi geldi.

hem bir hanım kişi, hem bir anne, hem bir eş, hem bir ev hanımı, hem bir psikolojik öğretim - iş birikimine sahip olması;
hepsinden önemlisi tüm bu alanlara dair görüşlerini, tüm bu niteliklerini harmanlayıp kıymetlendirerek sunabilme potansiyeline sahip olması çok değerli geldi bana.
sözlükte ekseriyetimizin genç kuşak, bekâr - henüz aile kurmamış, çocuk yetiştirme deneyimine sahip olmamış, ev geçimi - ekonomisi vs. ile pek yüzleşmemiş olmamız hasebiyle paylaşımları burada nadir elementler gibi göze çarpabiliyor.

aile olmanın gerektirdiği asgari mahremiyete halel getirmeden, şahsileştirmeden aile yaşantımızdan kesitler, fikirler, deneyimler sunabiliyor.
yazmadan önce araştırıyor, peşine düşüyor.
kısa kısa yazıverip geçeyim tembelliğinde değil. gerektiği kadar detaylandırabiliyor.
üslubu saygılı, dili yerli. yer yer mizahı kullanıyor, renklendirebiliyor. e daha ne olsun diyesi geliyor insanın.

sözlük okuru olarak uğraşlarından fırsat buldukça yazmaya devam etmesini dilerim.
devamını gör...

erguvan

farsça, pehlevice veya partça'da argavān: kızılımsı mor çiçekler açan bir ağaç, kızılımsı mor renk.
aramca argwānā.
akadca argamannu: erguvan rengi, kızıl mor.

istanbul'dakiler ne yapıyor bilemem de bahçemdeki patlamak üzere.

devamını gör...

bilim ve teknik dergisi arşivi

geçtiğimiz günlerde erişime açılan bilim ve teknik dergisi arşivinde 1967 yılından bu yana basılmış olan bütün sayılar yer almakta. dergileri tek tek indirmeye kalktığınızda boyutu yaklaşık 6.5 gb. ancak google drive'a yüklendiğinde arşivin boyutu 2 gigabayta kadar düşüyor. bu sebeple hem zamandan hem de mekandan tasarruf etmek isteyen bilimseverler için sayıların topluca indirilebileceği bir link paylaşmak istedim: https://drive.google.com/op...
iyi okumalar dilerim.

not: tek tek kendi indirmek isteyen arkadaşların bilmesi gereken bir husus var. bazı senelerdeki bazı sayılar görünmüyor fakat yine de o sayılara ilgili sene içerisindeki herhangi bir aya ait sayının pdf linkini düzenleyerek erişmek mümkün. diyelim ki yalnızca mart ayına ait dergi sayısı görünüyor. bu sayının pdf linkinin sonunda yer alan 3 rakamı mart ayını temsil ediyor. bu sayının yerine 1 ila 12 arasında hangi sayıyı yazarsanız o sayının temsil ettiği aya ait dergiye ulaşmış oluyorsunuz.

mesela 1988 yılında şubat ve nisan ayının dergileri bulunmuyor. onlara erişmek için ocak ayına ait sayının linkini düzenleyelim:

bu durumda ilgili adresleri yukarıdaki gibi düzenlemelisiniz.
devamını gör...

insanı canından bezdiren komşu

Allah kimseye böyle komşu vermesin. Allah bizi bu hallere be bu kişiliklere düşürmesin. sürekli bir kavga gürültü sanki evlerinde değil de kulağının yanında kavga ediyorlar. ne geceleri ve ne gündüzleri. hele bir de akrabaları geldi mi yandın tüm mahalle onları dinlersiniz. keşke sesleri içlerine kaçsa da biraz kafamız dinlense. ya da Allah ım bize ya da onlara hayırlı başka bir ev versin de kurtulalım.
devamını gör...

bel ağrısı

yüzde 90 ı omurga etrafını saran sertleşmiş erector kaslarindan, gövdeyi leğen kemigine bağlayan kasların sertleşmesinden, gerilmiş, kisalmış kalça ve bacak arkasi hamstring kaslarindan dolayı meydana gelir, bunlar zamanla sinirleri sıkıştırır, yada kendisi sadece ağrılara sebep olur. insanlar hemen fıtık vs var zanneder. naçizane tavsiyem sırtınızın beline (bel gamzesi mi diyorlar o kısma) yakın bölgesine artı olarak erectorların altına tenis topu koyun ve topun üstünde ileri geri sağ sol yaparak sıkışmış kasları acin. (eğer sırt arkasında bir sıkışma varsa) bununla birlikte kalça ve hamstring kaslarınızı uygun egzersizlerle bolca esnetin. rahatlama gelecektir. düzenli hale getirirseniz ağrilar gider.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

az önce annemin öksürdüğünü duyup ateş ölçer ile koşa koşa yanına gidip ateşini ölçelim dedim. uyandı diyor ki artık kafayı yediniz!”. babam sağlık çalışanı, annem hipertansiyon hastası. babam anneme ve bize virüs bulaştırmaktan, biz de ikisine bulaşmasından korkuyoruz.
devamını gör...

bir delinin karalama defteri

elinde demin iki tanesini bitirdiği karanfilli sigaranın üçüncüsünü çıtırdatmakta efraim, haydarpaşa garı'nın ameliyatlı karnını soluna alıp yokuşa yollanmaktadır. türlü bahanelerle insanlar ve sağlık bilimi öğrencileri karşısından akarken, bu yolu böyle tersine çıkanların aslında varacakları yakın bir yer olmadığını ve gayet otobüse binebilecekken binmediklerini bilir. iki semti birbirine bağlayan cadde, geometrik düzlemde bir parabolden başkası değildir. uzun bir süre sadece tırmanırsınız ve zirve noktasına geldiğinizde küçük bir bombeden sonra hemen aşağı evrilir. bir başkası olsa burayla ilgili hayat çıkarımları da yapabilirdi lakin efraim, yolların kendiliğinden değil fakat onun yürümesinden anlam bulduğunun ziyadesiyle farkındadır. eğer böyle olmasaydı şehircilik bakımından orada hiç olmaması gereken kendi semtinin yamuk yumuk sokakları, şarkılar mırıldanarak asla yürünemezdi. mezarlık duvarı gibi sık aralı eski taşların paralelinde yürürken yanında feza'nın da olduğunu fark etti. fotoğraflanacak bir şey arar gibi etrafa bakan feza, bütün havâiliğiyle birden "zaten siyah değilmiş" deyiverdi. bunu derken hala bina boyu ağaçların dalları arasında bir kıpırtı arıyordu. bu lafın ne anlama geldiğini çok iyi bilen efraim, siyah kağıda sarılmış sigarasından bir dal daha çıkardı, elinde çevirip bıyık boşluğuna değdirerek bir süre karanfilini kokladı. geniş kaldırımlar uzamaya devam ederken dilencilerin bitişini hastaneyi geçmelerine bağladıktan sonra "bu rotada çekilecek bir şey kaldığını sanmıyorum" dedi. sigarayı nihayet ağzına götürüp yaktı ve cümleyi içinden "taşıdığımız dertten başka" diye tamamladı. yol, tırmandığı tepeyi inmeye başlarken uzakta bir sokak arasından deniz gözüküyordu. doğal pusula gibi orada duran mavilik, yolunu bulma zahmeti çektirmediğinden, yoldan başka şeyleri daha çok düşünme fırsatı veriyordu. zaten insan yürürken bir sonraki adımını düşünerek atmak durumunda olsa, başka bir şey yapmaya vakti kalmazdı. belki de tüm tarih bu zorunluluk yüzünden yavaşlar ve biz bunca yıl sonra ancak, suyun üzerinde gitmek için bir gemi inşa edebilirdik. feza, yol boyunca avutuculukla doğruluk aradında gidip gelen bir sürü şey söyledi. efraim ise söylediklerinin yukarılarda bir yerlerde doğru olduğunu, fakat kendisinin deniz seviyesinde yaşadığını ve bu yüzden pratik anlamda hiçbir doğruluklarının kalmadığını düşünüyordu. feza'ya cevap vermek yerine arada bir durup "bak bu açı iyi işte" diye tavsiyeler verdi. elindeki fotoğraf makinesiyle feza, efraim'in içinde taşıdığından bahsederken o, bilinçli bir kaçışla feza'nın elinde taşıdığı makineden ve fotoğraftan bahsediyordu. kıvrıla kıvrıla inen caddeyi terk edip tenha bir ara sokaktan dümdüz sahile indiler. kalabalığın içine girdikten sonra iskeleye kadar ikisi de tek kelime etmedi. sonunda vedalaşıp "görüşürüz" diyerek ayrıldılar. feza, farklı bir şeyler bulma umuduyla köprüye doğru bir o kadar daha yürümeye koyuldu. efraim, ayrılmak üzere olan motora binip dar koridordan doğruca teknenin kıçına gitti. deniz kokusuyla karışık egzoz dumanını içine çekerken az önceki vedalaşmalarını kafasında bir kere daha oynattı. kendisini teknenin ikinci katına çıkarıp, feza'yı ona el sallamayı bekler gibi tasavvur etti ve kadim dostuna, kendisine iskeleden bağırarak söylemesi için bir cümle ekledi:

"bıraktığını sandığın şey zaten hiç peşinde olmadığındı. hep peşinde olduğun şeyi zaten hiç bırakmadın !"
devamını gör...