Bu Haftanın Favorilenenleri

teşekkür ederim

kendisi küçük , etkisi ise büyük nezaket cümlesi. söyleseler dilinden et kopacakmış gibi yaşayanlar var. bakın efenim kopmaz. valla kopmaz. deneyelim aha buyrun :

vefanın kitabını yazmış, aklımda çizimleriyle yer etmiş infinitum a , hoş bir aykırılık sahibi yitik insan a, iyi adam derdifenâ abiye, iç anadolulu saygıdeğer abi dhadkannfak a, erasmus güncelerinden yola çıkan bağla güccük kardeş incirçekirdeği ne, kafamda ağır nickten sebeple 50 li yaşlarda esnaf abi gibi yer etmiş ama sonra gülümseten diyaloglarıyla gün güzelleştiren muhalefetül lügateyn e, her mesajlaşmamızda epey güldüğüm , öz kardeşim olsa beni bu denli iyi anlayamaz ,nicki yıkıcı kendi yapıcı tsunami ye, selam vermeksizin geçmeyen zeze gibi ye, birlikte beraberce güzel şeyler yapma çabasındaki portakal yokuşu na, müşfik baba serkeş bird abi ye, seri artıcıların şahı dertler büyükantonyadis e, hem merhametli hem de matrak olmayı aynı potada eriten mızrabımda ızdırap a, yüce gönüllü türk kantolu madonna ya, hem nazik hem muzip kleopatra ya , yazılarını nev i şahsına münhasır bulduğum iki tane tatlış cağnım yazar gözlüklü limonata ve sabırsızneyzen e, tam anlaşmazlık yaşayacakken tatlıya bağladığım hürmetli zat measselame e , ukteler dışında da konuşacak çok konusu olan imera fera ya , yokluğumuzu fark eden kıymetli ve dengeli kalem ; ayrıca müzik zevki sağlam yazar müşki hoten e , balık burcu kadınlarının en bi güzel örneği ** * dopdolu üstade pictorem e, pek çok yazara ve bana türkçe klavye kullanımı aşılayan abavnto ya , mahlasının sonunda as olan yazarların kaliteli olduğu iddiası nı düşündürten üçlü mahilas , mahlas_ ve atlas a, çölde vaha gibi tanımların yazarı vaha ya, yazdığını okutan ve bence daha çok yazması gereken bilinç eşiği ne, az öz yazan daha çok okuyan teferruc abiye, dilerse beraber z kuşağını pataklamaya hazır olduğum _halledicem e , artısı bol , kendi sohbetgen, müzikten anlayan sucuk ağacı na , üç beş zirvede karşılaşıp birkaç ay beraber çalışmamıza rağmen benim hakkımda en isabetli nick altını yazan derviche moderne ye, o bir müh o bir dost, o bir eyersiz atlar sahibi jübilesinde kadro dışı kalan agresif golcü ye, muhalifliği dozunda yapan kallione ye, tatlı eşine, hoşsohbet kızıl gezegeni bulan adamın kayınçosu na bana hep başka pencereler açan fahrettin fahrenheit a ve tabi ki sözlüğün benim gözümde en kallavi kalemi olan endoplasmik bir kuluma

gelenlere gidenlere, bir uğrayıp kaçanlara, bir arkadaşa bakıp çıkanlara, bir hoş sada bırakanlara, objektifinden yayılan güzellikleri bizle buluşturanlara, hülasa bi şekilde tanıştığımız kaynaştığımız veya selamlaştığımız , oh be dünya varmış dedirtenlere teşekkür ederim.
devamını gör...

tv 8

izlemeyenler tarafından insan seçme kanalı. sazan avı. izlemeyen kişi çıkar illa ki izleyenleri genelleyerek aşağılar ve bundan memnun olur. acayip bir durum anlam vermekte zorlanıyorum. insanları aşağılamak için izledikleri kanalları, eğlendikleri şeyleri diline dolayan kişi neyi amaçlar bunu da bilmiyorum. hangi şeyi izler veya eğlenirsek sizler gibi aristokrat oluruz? bu mağaradan çıkarız? bein gurme izlesek? veya ingiliz masterchef? yahut brezilya survivor'ı izlesek? nat geo? hangisi sizi tatmin eder? bu kerih görme durumunu bu sözlükte o kadar sık görüyoruz ki, artık gına geldi. izlemiyorsan, izleyene saygı duyman bu kadar mı zor? her kimsen artık. izliyorsan da keyfini çıkar güzel kardeşim. alt tarafı işten gelmişsin, yahut akşama kadar çocuk bakmışsın, günlük rutinlerinin hepsini yapmışsın. kafanı dağıtmak için yapılacak bir şey arıyorsun, açtın survivor izledin, masterchef'e baktın, o ses'te iki tane iyi ses dinledin, türkü dinledin. nedir buradaki alay edilecek mevzu anlamak mümkün değil gerçekten.
devamını gör...

corona haritasının mahmutbey gişeleri gibi olup ölü sayısının 15'te kalması

sayıların gerçeği yansıtmadığı mart nisan aylarında bu kadar dillendirilemiyordu. zaman geçtikçe insanlar kendi çevrelerindeki vaka sayılarından, ölümlerden yola çıkıp sorgulamaya başladılar. şu an kahir ekseriyet sayıların gerçeği yansıtmadığı konusunda hem fikir.

ben kabaca şöyle bir hesap yaptım. geçen yıl trafik kazası kayıtlı ölü sayısı 3.090 fakat çevremden kimse trafik kazasında ölmedi. corona ölümleri martta başladı. açıklanan ölüm sayısı 6000 (?) olmadı, benim yakın ve dolaylı çevreden coronadan 5 kişi öldü. bu ölümlerin çoğu istanbul'da, trafik kazalarının da çoğu istanbul'da. benim çevre sosyo-ekonomik şartlar ve yaşam kalitesi yönüyle bir esenyurt mozaiği olamasa da pek de türkiye ortalamasının altında sayılmaz ve çoğunun arabası da var güzel mi güzel.
o halde ?

tabi en cahilimizin bile yaptığı yorum şu: beklenen ikinci dalganın ekonomideki (özellikle turizm ve perakende tüketim sektörü) etkisini azaltmak ve birinci dalganın olumsuzluklarını bertaraf etmek için böyle bir yola başvurulduğu. be yavrum o zaman da sormazlar mı adama pandemiye gelene kadar ne ektin ki şimdi fiktif sayılarla yayacağın algının ekonomiye etkisi çarkı çevirebilsin ?

taşımasu değirmenko wuhan'dan bildirdi.
devamını gör...

komünist parti manifestosu

karl marx ve friedrich engels'in komünistler birliği için yazdığı ve komünizmin ilkelerini barındıran bir eser, bir başyapıt ve başucu kitabı.

kaleme alındığı dönemde (1848) feodal yapının kaçışsız yıkılışına müteakiben ortaya konulan sayısız fikrin/ideolojinin/akımın içinden sıyrılarak tüm cihanı bir şekilde etkileyen bu eser, amiyane bir doktrinden öte, insanlık tarihinin tamamında sergilenen sınıf savaşımına bir başkaldırı, bir çözüm* ve bir dava niteliğindedir. komünizm'in doğuşundan bugüne dek marx'ın gölgesinde kalan/anılan engels, farklı çeviri ve basımlara yazdığı önsözlerde eserle ilgili aslan payını marx'a vermekten çekinmese de, komünizmin tarihsel süreci incelendiğinde engels'in de en az sezar kadar alacağının olduğunu belirtmekte fayda var. özellikle marx'ın ölümünün ardından sosyalizme yaktığı yeşil ışık, komün tarihinin geleceğini belirlemede oldukça etkili olmuştur.

kitabın birçok türkçe çevirisi mevcuttur lakin can yayınları'nın celal üster-nur deriş çevirisini, eserin ve dolayısıyla fikrin avrupa ve türkiye'deki gelişimine ve tarihine dair sunuda verdiği bilgilerin oldukça kıymetli olması hasebiyle, kefalet düsturundan münezzeh, acizane bir öneri olarak tavsiye edebilirim.

marx'ı proudhon'un anarşizminden ya da saint simon'un sosyalizminden ayıran en önemli nokta ısrarla üstünde durduğu ve asla taviz vermediği proletarya diktatörlüğü hülyasıdır. enternasyonal'de ve daha sonraları siyasi örgütlenmelerde simon'a, döneminin proletaryasının tarihsel sürecini tamamlamadığı gerekçesiyle bir nebze daha anlayışlı yaklaşsa da, proudhon'a karşı özellikle iktisadi kuramlar üzerinden yaşadıkları anlaşmazlıklar sebebiyle çok daha mesafeli durmuş ve hatta proudhon'un sefaletin felsefesi'ne, felsefenin sefaleti diye bir reddiye kaleme almıştır.

marx sosyalizm ile yollarının kesiştiğini kabul etse de ilkesel farkları manifestoda belirtmekten geri kalmamıştır. sosyalizmi kendi dönemi için; gerici sosyalizm, burjuva sosyalizmi ve ütopyacı sosyalizm diyerek fraksiyonlara ayırır ve her biriyle ayrıştığı ilkesel veya metodik noktaların altını çizmiştir. gelgelelim kapitalizme karşı verilen mücadelede, fransa dışında kara avrupası'ndaki proletaryanın tarihsel sürecinin ağır işleyişi, komünizmi merkezileşmeye mecbur kılmış ve marx sosyalistlerle ortak müşterekte buluşmuştur. bu görece tavizin başarısı, yıllar sonra* bir başka almanca basıma yazacağı önsözde engels tarafından izah edilmiştir ve "keşke marx yanımda olsaydı da, bunu kendi gözleriyle görebilseydi!" notunu tarihe düşürtmüştür.

ömrünü burjuvaziyle mücadeleye adayan bu iki ismin dönemlerinde gördükleri tehlikenin acılarını bugün bizler, evet, kapana kısılmış bir fare gibi inleyerek çekiyoruz. çok uluslu şirketlerin devletleri sevk ve idare ettiği bu karanlık dönem ancak ezilenlerin başkaldırısıyla son bulacaktır. bu ister marx'ın zorunlu kabul ettiği gibi bir işçi sınıfı ayaklanmasıyla olsun, ister tüm sınıflarda yalnızca adaleti gözeten insanların birliğiyle olsun. toplumların zihinlerini kurumsal eğitimle, ideolojik siyasetle, dini bir argümanla veya teknolojik cihazlarla körelten sermayeye karşı kurulan her safta, insanlığın geleceği için bulunmak bizim vazifemizdir vesselam.

--- alıntı ---

burjuvazi, tüm üretim araçlarının hızla gelişmesi, ulaşım ve iletişimin büyük ölçüde kolaylaşması sonucunda, tüm ulusları, dahası en barbarlarını bile uygarlığın bağrına çekmektedir. malların ucuz fiyatları, burjuvazinin tekmil çin seddi'ni yerle bir ettiği barbarların yabancılara karşı inatla besledikleri nefreti dize getirdiği ağır toplardır. burjuvazi, tüm ulusları yok olup gitmemek için burjuva üretim biçimini benimsemeye zorlamakta; onları kendisinin uygarlık adını verdiği şeyi kabullenmek, yani burjuvalaşmak zorunda bırakmaktadır. sözün kısası, burjuvazi kendi suretinde bir dünya yaratmaktadır.

--- alıntı ---
devamını gör...

istanbul sözleşmesi

kocasından dayak yedikten sonra hayatını kurtarmak için sığındığı babasının evinde, o senin kocan döver de sever de diyerek geri gönderilip katledilen kadınların varolduğu bir coğrafyada kadının beyanı esas alınmalı tabi ki. yalancı ve bu maddeyi kullanarak kendine menfaat sağlayacak kadınlar olmayacak mı? olacak tabi ki. sırf böyle art niyetli kadınlar menfaat elde etmesin diye sesini çıkaramayıp katledilen kadınların ahı ve hakkı bu sözleşmeye karşı çıkanların boynunadır. bir kadın maddi menfaat elde etmesin diye başka bir kadının öldürülmesini savunuyorsanız eğer kusura bakmayın. adalet dediğimiz kavram dolandırıcıları cezalandıramıyorsa, bu eksiği kadınların öldürülmesiyle kapatamazsınız. bu sözleşme yüzünden bin tane kadın para kazanacaksa, benim umrumda olmaz. o para suçsuz bir kadının katledilmesini haklı çıkaramaz. önce kadının da insan olduğunu kabul edin. sonra yeniden düşünün bu sözleşmeyi. ama kadın ve erkeğin eşit olduğunu ikisinin de insan olduğunu kabul etmiyorsanız zaten tartışacak bir şey yoktur.
devamını gör...

istanbul sözleşmesi

kadın beyanı esas alınmalı mıdır? ne kadar saçma bir soru bu. daha saçması kadının beyanına bakılmalı mı? afedersiniz de kadın insan değil mi? bazı kadınlar bu maddeyi kullanıp meyvelerini yiyecekmiş... o zaman hırsızlığı da suç olmaktan çıkaralım. birileri kalkıp suçsuz yere başka birini hırsızlıkla suçlayıp bundan menfaat elde edebilir. bu yüzden hırsızlık da suç olmaktan çıkarılsın. cidden bu mantıkla hareket edip kadın ve çocukları koruma altına alan bu sözleşmeye karşı çıkıyorsanız azıcık el insaf...
devamını gör...

şehir hayatına adapte olmayıp köy kafasını yaşatan köylü

benim babamda köylü diyerek acıtasyonun dibini yapanların olduğu ortamda ne desen boş kalacak insan grubu. anlama kıtlığı böyle, etrafında köylü olmayan mı var, evinde olmayan mı var? meselenin kafa yapısı olduğunu bildiği halde sırf boş konuşma, fırsat bulma, ilgi çekme olan sözlük kalemlerinin yeni durağı.

bana kiyli dediler , o zaman şöyle diyelim barzo, insanı yetisi gelişmemiş, elinde imkan varken interneti araba bakma, instagram da millet ne halt yemiş diye bakıp iki kitaba devirmeyen insanımsı ne anlarsan güzele düşman, bunu yapana kuduran. sanırsın 1960 türkiye cumhuriyeti herkes bir fakir, bir cahiliye dönemi. ülke gerçeklerinden bu kadar uzak olunmaz sonra bakana kızıyorlar sizin dolarla ne işiniz olur dedi diye bende hangi kitle buna eyvallah çeker diyorum adam biliyor kitlesini, ülkesinin orada kalmayı maharet gören köy kafasını.

tüm dünya'da böyle sanırsın kendisi ülke devinimlerini yaladı yuttu gelir bir de ahkam kesiyor, önceden solcular yapardı şimdi sağcılar diyor karı kıza bakmaktan kafanı kaldırmaya vakit mi buldun sosyolojik tespit yapmaya karar kıldın? cehaliyenin sağı, solu, dincisi, deisti, krem peynire tapanı olmaz; ya gelişsin şu yapılar ya da bana da bu ülkede yer verilecek deyip küçük emrah modunuzla yer edinme gayretine girmeyin. sana ne diyenler var evet bana ne bu benim fikrim, babanın toprağı gibi hala çöpü sokağa dökene, yere tüküren barzoya, bebeğin bezini kumsala gömen köylü kafasına hayatımın sonuna kadar mücadele edeceğim. köylü milletin efendisi falan değildir, medeni insan ülkenin efendisidir. tespite gelince eğitimsizlik hep fırsat bulamadı, iki dakika insan olmayı, medeni olmayı etmiyorsan kabullenmek bunu yapana eyvallahsa anca başka yerinden anlarsın kelamı mesele değiş biçimi diye bir konu çıktı başımıza. kelamı diyorsun mesele kisvesi, içeriği diyorsun sıpanın cilvesi! almanya'da kore'de git bak köylerin durumuna, adam güzelleştirme derdinde bağını bahçesini sen kardeşini bıçakla 2 cm yer almış senden diye.
düzene duyulan gereksinim bilimlerin, toplumların, tarihsel devirlerin hatta insanların sınıflandırılışını belirlemiş 1000 yıldır hala gelmiş ayrıştırcısın diyor.

kravat takana, ütülü giyinene, düzgün olanı seçene, emniyet şeridi kullanmayana aptal diyecek, çamur atacak, aristokrat diyecek, kibirli diyecek, aşağı çekme, kıskanma haliyle dırımımız yık yapımıyırız diye kıvranacak lafı yediğinde ironi yaptım diye sıvışacak, bunu normal gören genetiği olan topluma sabaha kadar zygmunt bauman okut o yine işine gelen yeri didikleyecek, seçecek ve oradan nemalanacak.
şimdi benim köylü anama babama laf ettiler diye zırlamaya devam. anladığın o çünkü..
devamını gör...

yazlık kumaş

küresel ısınma ile birlikte cehennem sıcaklarının hayatımıza girmesiyle her ferdin bilinçli olması gereken bir konudur. yazlık kumaşlar: terletmeyen, teri kolay emen ve hava alan doğal kumaşlardır. vücuda nefes aldırdığı için yapay veya fabrikasyon kumaşlar gibi terlemeye başladığınızda etrafa kötü kokular yaymazlar. pamuk, keten ve tensel kumaş en iyi örnekleridir. bu kumaşların diğer bir özelliği çok kolay ve çabucak kırışmasıdır. fakat yazın için ferah ve temizlik, kırışık görünümün önünde yer almalıdır.
%100 keten kumaşlar, kumaşın yapısı gereği biraz sert olduğundan bir miktar pamukla karıştırıldığında daha ideal bir yazlık kumaş elde edilir. tensel kumaşın diğer bir özelliği dökümlü olmasıdır, pantolon, elbise, gömlek ve kimono kumaşı olarak tercih edilebilir. liyosel de denilir.
yaz aylarında bu üç kumaştan başkasının tercih edilmediği ütopik bir dünyada olsaydık daha az deodorant kullanımı ile ter problemine çözüm getirmiş ve güzel mavi dünyamızı da korumuş olurduk.
devamını gör...

insanların yüzünden önce sesi unutulmaya başlar

şu unutmak, insanın acizliğini anlaması için ne müthiş.

ses ile kişiliğin ilişkili olduğunu biliyor muydunuz? aynı kelimeden türemiş; latince persona kelimesi per yani 'için-ile' ve sona yani ses ile birleşimi. ses-ile/için. yani ses, bireyin takındığı maskedir, tavırdır diyorlar. bu işte akılda kalan ses. kişinin tüm edinimleri sesine yansır, kültürel kimlik gibi. sesinden anlarız kişinin ruh halini. ses eğitimiyle psikolojik iyileştirme bile yapılır ki misal taklit. insanın kendine mutlu ses tonlarını işittirmesi bir adımdır. kendi mutlu ses tonlarını.

insanın anlaması şeklederek başlar. yoksa kavrayamıyor. hiç sesini duymadığımız biriyle olan iletişimimiz kendi anlayışımıza göredir ama sesini duyunca yıkılıp gitme ihtimali vardır. gözünüzde canlandırdıgınız o etki, püüff olur. ne etkili yahu. işte biz duyduğumuz sesi bir şeyle şekillendiriyoruz. imam gazali derki, dilin söylediği her sözden kalp içinde ona uygun bir sıfat zuhur eder. etkiye bakın hele. her duyu organı kendiyle ilgilidir. dil ise hepsiyle ilgilidir. işittiğini, gördüğünü, hissettiğini yansıtandır dil. dil, kalbin karşılığı diye geçer ihya'da. çünkü bütün o söylediğimiz şeyleri kalpten alıp anlatır, suretler kalbe ulaşır ve söylediği her sözden kalpte bir sıfat meydana getirir. böyle açıklıyor imam gazali hazretleri. unutamadığımız işte o sıfatlardır. bazen diyorlar ya, kişi yaşamadığı şeyi anlatamaz diye. bundan işte. yani unuttuğumuz şey kalpte olanın senin kalbinde zuhur ettirdiği şey, bağdaştırdığımız bir misal, hal, durum. unutulan ses değil, kişi ve an. ben mesela düşünüyorum da birinin gülerkenki sesini hiç unutmuyorum ama hatırladığım onun gülmesindeki beni mutlu eden ifadeyle karışık bir şey. bu arada zamanda devreye giriyor ve o şekillendirdiğimiz şey unutmamaya çalışırsak hayal ettiğimiz şey haline geliyor ve beyindeki unutulmaz efsaneler arasına giriyor. yanılsama, beynin oyunu. boşver unut unuuut.
devamını gör...

ekibimizle ekonomiyi 3 ayda düzeltiriz

neyin karşılığında diye sormak isterim.

doğu akdeniz'den vazgeçip,
rusya ile tüm ilişkileri dondurup,
ab'ye girmeyeceğini bildiğin halde her haltı imzalayıp,
tüm askeri yerlileştirme projelerinden vazgeçip,
hdp ile özerklik konusunda taviz verip,
suriye'de operasyonları durdurup yeniden orta doğu'yu israil'in arka bahçesi yapacaksan dolar iki günde 3 liraya iner merak etmesin.

(bkz: manda lirası)
devamını gör...