Bu Haftanın Favorilenenleri

dünyaitiraf.com

kardeşim yaklaşık bir yıldır dedemden aldığı iki kekliği besliyordu. memlekete gidip geldikçe hayvanların hali içime dert oluyordu. dikdörtgen prizma şeklinde bir kafesin bir yüzü parmaklık, bir yüzü tamamen açık, diğer kısımları tahtaydı. tamamen açık kısım neden açıktı bilmiyorum ama kardeşim bu açıklığı sürekli bir örtüyle kapatiyordu.

başlarda hayvanların bakımını hevesle yapan kardeşim hayvanları ihmal etmeye başlayınca günlerinin tamamını bu karanlık kafeste geçirir olmuşlardı. kısa zaman önce bir tanesi ölünce arkada kalanın hali daha beter oldu, hem yalnız hem mapustu.

kardeşimi ne hayvana yeni kafes almaya ikna edebildim ne kafesi açık kısmından bahçenin toprak zeminine koymaya ikna edebildim ne de doğaya salmaya. hepsi için bir bahane buluyordu.

bir gün kargalar kahvaltısını yapmadan uyanmayı adet edinen bebemle bir plan yaptık. horul horul uyuyan ev halkına kin ve hasetle bakıp öfkeyle yere tükürdükten sonra kafesin yanına gittik. bebem yaşadığı olayları gün içinde elli kere anlattığı için bu operasyonun sadece bir kaza olduğunu düşünmesini sağlamalıydım. yani onlar hepsi ben tektim.

örtüyü biraz açalım da bakalım kuşa dedim ve biraz aralayıp baktık. hiç yorum yapmadan açıklığı yavaş yavaş artırdım. saf bebe hiç çakmadı. hayvan ışığı görünce kafes içinde bir sağa bir sola koşmaya başladı. sürekli parmaklık kısımdan kafasını çıkarmayı deniyordu. gerçekten çok üzücü bir manzaraydı. bebeme dedim ki bak bizden korktuğu için saklanmak istiyor, biraz uzaklaşalım da korkmasın. bebeyi bir iki adım geri çektim. keklik sakinleşti ve etrafa bakmaya başladı dikkatle.

bebem minicik olduğu için keklik ondan korkmazdı ama beni tehdit algılıyordu muhtemelen. bir üç beş adım daha geri çekildim ki keklik bebenin üstünden pırrrrrr uçtu gitti. kanatları top gibi vücuduna küçük gelmiş gibi komik bir görüntüsü vardı uçarken. bebe biraz heyecanlı biraz ürkek bana baktı. kızıım örtüsünü azıcık açmıştık, keklik birden kaçtı eyvaah, hemen dayını uyandıralım da kekliği bulalım dedim. bebe de hemen yedi yemin ediyorum.

biraz da salak ve mahçup davraninca kardeşim kekliğin kazayla kaçtığından hiç şüphe duymadı. kaçtığı yeri tarif ettim, üçümüz aramaya çıktık. çok geçmedi, daha bulamayız onu ya, kurda kuşa yem olur dedi. olsun hacı abi o da onun kaderiymiş, karanlık hücresinde mapus yatacağına özgürlüğüne kavuşsun başka bir hayvanın yemi olsun dedim. belli olmaz hayatta kalmayı başarabilir de diye teselli ettik birbirimizi. haketen belki de gerçekten yaşıyordur hala.
devamını gör...

game of thrones

sevmeyenlerin gözü aydın öncelikle, artık daha fazla goygoyuna maruz kalmayacaklar. son bölüme gelirsek, bir dizi ancak bu kadar osuruktan bitirilebilirdi. çok da tetiklenmiş değilim, en nihayetinde dizidir, izledik geçti. ama şu aşağıdaki sahnede ciddi kahkaha attım.

--! spoiler !--
--! spoiler !--


sümsük jon, uyuz kraliçe khaleesi'yi şişledikten sonra ejderhanın gelip yerde yatan kraliçenin yaşayıp yaşamadığını kontrol etmesi, ardından türk filmi anası edasıyla yere batsın tahtınız da, töreniz de diyerek tahtı yakıp eritmesi. hahahahah.. ulan Allah müstehakınızı versin.*

--! spoiler !--
--! spoiler !--
devamını gör...

dünyaitiraf.com

selamünaleyküm güzeller. ruhsal durumumu açık etmeyi anlatmayı paylaşmayı üzerine yorum yapılmasını başka insanlara söz hakkı verilmesini sevmiyorum rahatsız oluyorum huzursuz oluyorum, buraya da sadece içimi dökücem kimseden akıl falan beklemiyorum sevmem de böyle şeyleri... lakin üniversiteden mezun olduktan beri hayatımın en rezil dönemlerini yaşıyorum. işsizlik hayatta insanın psikolojisini mahveden çok sağlam bir faktör. hele ki eğitim öğretim hayatını üniversiteye gitmeye endeksleyip sonrasında çıkmak için uğraşıp karşılığında üçün birini görmek insanı ekstra üzüyor. ben neden yıllarca okudum madem bu noktaya gelecektim diyorsun neden son 6 yılım üniversiteye gitti veya neden ben üniversiteden çıktıktan sonra da bir işe girmek için beyin hosaflamasi geçirecek kadar yine kendimi kitaplara gömmek zorundayım o zaman gittiğim üniversitenin dahası üniversite eğitimi neden var lan .bir sanayi işçisi kadar da ki değerimiz birikimimiz yok?! taşı sıkıp alttan suyunu akıtacak gücümüz kuvvetimiz, kültürel ve entelektüel birikimimiz var, 2 lehçe( ki bunlarda unutulmaya başlanıyor çünkü pratik nerede yapacaksın anasını satayım tavuklara mi konuşucam) ve bir yabancı dil üstüne bir de lisans eğitimimiz var, elimiz yüzümüz düzgün çok şükür, ama sonuç olarak aldığımız 🖕🖕. canım ülkemde adam gibi helalinden bir işe girmek neden deveye konuşmayı öğretmekten daha zor.. daha ne yapacak bu insanlar popo loblarını kullanarak origami mi??! hayatımın son bir senesi melanet bir şekilde geçti ve geçiyor hele ki memlekete dönüp kasabaya yerleştikten sonra. bağ bahçe işlerinden yıldım Allah var sinirime dokunmaya başladı karşılığında para alsam neyse insan kendi bahçesinde para da alamıyor!! kafayı yemiş gibi delirmişcesine ağırlık çalışıyorum düşünmemek için hiç bir şeyi, ama sonra yine kafa durmuyor ve evham çukuruna fırlatıyor en büyük sosyalleşme bahçedeki tavukların çiftleşmesini izlemek olan bir hayat. ruh halim rezalet, hiç bir şeye hic kimseye sabrım yok. psikiyatra gittim dedim böyleyken böyle, bana da diyor ki bu bir sorun. tabi bu lafa beynim attı. yapma ya! ben bilmiyordum ben de bir sorun olduğunu sağol lan. sana diplomayı verenin beynini... aşufte. sonuç olarak ilaca başladım sakinleştirici, şizolarda da kullanıyorlarmış çok afedersin bir halta yaramadı ve hala aynı öfke takıntı evham manyama kafayı yeme devam çok şükür. bahçeyi de ateşe vermek istiyorum.
sözün özü hiç düşünmezdim 27 yaşıma gelip böyle anormal bir dönem yaşayacağımı. birbirimize destek olalım diye arkadaşlar ile konuşuyoruz nerede onların durum daha de beter, kimsenin sabrı takati kalmamış vaziyette. umarım iyi şeyler olur be ya, tüm işsiz mezun kardeşlerim için özellikle yaşını başını almışlar için. gerçekten rezil zamanlar zor zamanlar.insanın çalıştığının karşılığını alamaması insana çok koyuyor üzüyor. neyse üç haftaya askere gidiyorum zaten inşallah, en azından o aradan çıkar harekette bereket vardır. işsizlikten askere gitmek, evet.
devamını gör...

ramazan'da mutfağına bereket dolan evler

girer kardeşim girer. bu dünya vahşi. güçlü olanın zayıf olanı ezdiği, arkandan binbir türlü işin çevrildiği bir dünya. fakat bizim Allah'ımız var.

az önce eşim aradı yoruldum dedi. evimize haftada 3 gün misafir geliyor. biz de davet etmiyoruz üstelik, arıyorlar sizde iftardayız diyorlar ki bazıları da sahuru yapıp çıkıyor. daha davet etmemiz gerekenler de var. 4 tane çocuk bakıyor bu kadın. en büyüğü 9,5 yaşında en küçüğü 2 aylık. hele bir tanesine de tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışıyor ki bunu yaşayan bilir sadece. afedersiniz sağdan soldan dışkı toplarsın ve sağa sola işer geçer. ki namaz kılınan bir evde bunun ne gibi bir sakat durum olduğunu anlatmaya gerek yok. işte bu kadın az önce aradı ve ben yatacağım, seni beklemeyeceğim sahurunu kendin yap yoksa yarın ki misafirlere iftar yemeğini hazırlayamayacağım dedi. şöyle bir bakıyorum ben onun yaptığını 3 gün yapsam herhalde 1 hafta aralıksız yatarım kendime gelmek için ama her gün bunu yaşıyor bu kadın. fakat yapıyor işte. Allah gücüne kuvvetine bereket veriyor, onu destekliyor. başka bir izahı da yok. yoksa tatil yapmaksızın sabahın 7 buçuğunda beslenmelerini hazırla ve çocukları okula gönderle güne başlayan, gece kocasına sahur hazırlayıp günü kapatan ve bu ikisinin arasında da biri 3 yaşında diğeri 2 aylık çocuğun peşinde koşarken ev işlerini yapan, evine/misafirine yemek hazırlayan birinin yorgunluktan mecazi filan değil gerçekten ölmesi gerek.

diğer yandan ben maddi olarak zorlandığım bir dönemdeyim ve sürekli misafir ağırlamak külfet. ama Allah misafiri sever, hele razamanda daha çok sever diyoruz ikimizde ve sabrediyoruz. iki gün önce babam köyde kesilen bir kurbandan et almış annem sağolsun bir kaç kiloluk eti elime tutuşturdu çocuğum şunu al gelin yapsın yersiniz diye ve buna benzer şeyler işte.

sonuçta vekil olarak Allah yeter. biz üç kuruşun hesabını yaparak hareket edersek bereket filan kalmaz. Allah'a dayanıp ve onun rızası ile motive olduktan sonra sana en fazla ne kadar zarar verebilirler ki.
devamını gör...

şalgam suyu

*

“şalgam suyu, bulgur unu, ekşi hamur, içme suyu ve yemeklik tuzun karıştırılıp laktik asit fermantasyonuna tabi tutulduktan sonra elde edilen özütün, şalgam, mor havuç ve istenirse acı toz biber ilave edilerek hazırlanan karışımın tekrar laktik asit fermantasyonuna tabi tutulması ile elde edilen ve istendiğinde ısıl işlem ile dayanıklı hale getirilen bir ürün” olarak tanımlanmaktadır.

devamını gör...

mağusa limanı

şems trio, iki kıymete eşlik etmiş: emel taşçıoğlu, hüseyin turan...
her zamanki şems trio tavrı, düşük ritim... kıyamıyorlar notaları hızlı hızlı geçmeye, hepsinin hakkı verilecek... çello mükemmel çalmış...

devamını gör...

fatih terim’i sevmek

ben de kendisinin kişiliğine bayılmıyorum evet ama az biraz takdir edin be arkadaş.

her başarısını lobiye bağlamak futbola âmâ olmak demektir, yukarıda yazan sevgili arkadaşlarım kusuruma bakmasın bu eleştirimden dolayı.

adam 9,5 senede 8 kere şampiyon olmuş, uefa kupası almış, türk milli takımının o zamana kadarki en büyük başarısını yaşatmış (ingiltere 96'ya gitmek), 2002 dünya kupası üçüncülüğünün temelini o atmış, 2008'de avrupa 3. sü olmuş, finali son dakikada kaçırmış.

adamın elindeki takım şampiyonlar ligi çeyrek finalinde hem de 45 dakikada real madrid'i az kalsın bu seneki come-backlerin biri gibi eleyecek duruma gelmişti ne çabuk unuttunuz daha 5-6 sene anca oldu.

hala bu adamın taktik blgisine, teknik direktörlük yeteneğine laf etmek nedir gözünüzü seveyim.

küçük takım yönetmemesi ise ciddi anlamda komik bir eleştiri, yapmayın arkadaşlar. adam öyle ya da böyle milan'ı fiorentina'yı çalıştırmış, ki fiorentina'da gayet de başarılı olmuş, bu adam gidip sırf size kendisini ispatlamak için kayseri'yi, karabük'ü vs mi çalıştırsın!

hele ki bu adamın yanında haşortman reise, loser avcıya başarılı diyorsanız taraftar değil de tarafgir olmuşsunuz haberiniz yok.

bir insana olan sevgisizliğiniz o insanı takdir etmenizin önüne geçiyorsa, taraftar değil tarafgir olursunuz. siz tarafgir olmayın, taraftar olun vesselam.
devamını gör...

aynı anda birden fazla diziyi takip etmek

dizilerin yalan aleminden kendisini kurtarmış biri olarak yapmadığım faaliyet. eskiden teknoloji ileri değilken belli başlı kültleşmiş yapımlar olurdu ve gerçekçi hissettirirdi kendisini. şimdi sayısını bilemediğimiz diziler final yapmadan yayından kaldırılıyor. dizinin birinde şık giyimli plaza kadını olarak seyrettiğimiz oyuncu sonraki dizide çeşme başında su dolduran çiçekli şalvar giymiş köy güzeli olarak karşımıza çıkabiliyor.
devamını gör...