Bu Haftanın Favorilenenleri

engellilerin sürekli ayrıcalık beklemesi

hayatımla ilgili detaylara inmeyi sevmem fakat böyle düşünen insanlardan dolayı mecbur kalabiliyor insan. cidden engelli insanların nedir bu ayrıcalıklı muameleye maruz kalması? neden benim down sendromlu oğlum pis bakışların odağında? neden bazı şeyleri anlayamadığı için avm ortasında girdiği öfke nöbetlerinden dolayı gelip geçenlerin burun kıvırmalarına, yadırgayıcı bakışlarına maruz kalıyor? neden henüz daha 5 yaşında olduğu zamanlarda yanından geçerken ayağına değdiği huysuz bir insan tarafından "terbiyesiz velet!" diye aşağılanıyor? en önemlisi de neden oğlumla el ele gezerken mavi bakışlarında ben tebessümle kaybolurken bir yandan da etraftan gelecek olan iğrenç bakışları ona lanse etmeme zorluğunu yaşıyorum? hastaneler he? kalp ameliyatı için kucağında inim inim inleyen engelli bir çocukla siz de hastane köşelerinde sürünmüş olsaydınız, engellilere daha çok ayrıcalık tanınmalı! diye bas bas bağırırdınız! bu yüzden yaşamadığınız, bilmediğiniz hayatlar konusunda asla yorumda bulunmayın!
devamını gör...

neden kimse beni sevmiyor

bir akşam vakti otobüsle eve dönüyorum. epey de kalabalık araç. yol üzerinde yolcunun teki el kaldırmış şoför de durdu, arka kapıdan aldı içeri. yirmili yaşlarının başında birisi bindi böyle dövmeleri, kıyafeti vs. dikkat çekiyor. güç bela ağzını açarak ön taraftaki şoföre doğru "sağol abi" diye bağırdı. ayakta da duramıyordu bu durum zamanla yanındaki adamların gözüne de iyice batmaya başlamıştı. çevresindekilerden biri olan ben ise falsolarını sıyırdığım için kendimi şanslı hissediyordum. derken etrafındakilerden biri çuval itercesine itiverdi birden bu genci. aralarında ufak çaplı bir tartışma çıktı, zorla da olsa taraflar sakinleştirildi. peşisıra bizim eleman çantasını kurcalarken pat diye bir tabaka düşürdü yere, içi de esrar doluydu. gencin verdiği tepki ise sakince "aaa düştü" deyip yerden almak oldu. yine sendeleyip durunca kaçınılmaz son geldi ve 5. durakta otobüsten zorla atıldı. o ise inerken "neden kimse beni sevmiyor?" diye bağırdı, hızını alamadı, yerden aldığı koca bir taşı otobüse fırlattı. tabi şoför daha hızlı davranmıştı, teğet geçti. bu da böyle bir anım da, mesele bu değil.

şimdi ben ne zaman bu cümleyi duysam aklıma hep o genç gelir. bildiğin koca otobüs attık biz bunu. ne yaptı ne etti bilmiyorum ama o gün içim acımıştı ona. hala da acır gerçi hem ona, hem ona faydası dokunmayan bana, hem de topluma. yani bu söze gülüp geçeriz bazen ergen isyanı diye ama şöyle uğraşsak ne çıkacak altından kim bilir.
devamını gör...

annesinin kalp sesini tanıyan bebek

çin'de organ nakline dikkat çekme amacıyla hazırlanan mükemmel bir spot. doğum esnasında hayatını kaybeden annenin kalbi bir adama nakledilmiş. bebeğin annesinin kalbine verdiği tepki ise bambaşka bir boyut;

devamını gör...

cemal süreya

eşi tomris uyar'ın; “evine bağlı, evinde olmayı seven bir adam. “akşamları eve biraz geç gel yahu bir erkek hiç dolaşmaz mı” dedim. ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi. sonraki gün altı buçuk. normalde altıda gelirdi. bir gün toz aldım bezi silkelemek için pencereden eğildim ki kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.” sözleriyle bahsettiği adam.

güzel sevgi, güzel aşk.
devamını gör...

çakıl taşı dergi

kendi zevkime göre dayayıp döşediğim dergi.
dünyevi mecmua dergisini okuyup çok hoşuma gitmesinden mütevellit bir iki tane deneme yaptım. sizlerin beğeni ve eleştirilerinize sunuyorum.
https://yadi.sk/i/WS40_MUKQ...

edit1: yönetime sol framede görünmesini sağladığı için teşekkürler.
edit2: yeterli katılım sağlanırsa cebimizdeki taşları dökmeyi 1. sayıyı çıkarmayı düşünüyoruz. şimdilik 3 kişiyiz.
yazı ve şiir ve deneyimlerinizde herhangi bir sınırlandırma yoktur, tamamen sizin cebinizdeki taşlarla ilgilidir.
iletişim: sahintutus@yandex.com
edit 3: ayın 1 inde ilk sayı için yazıları toparlamaya karar verdik. kim verdi? tabiki ben karar verdim. şu an kesin 4 kişiyiz. yazmak isteyenler gerçek mahkası veya takma isimle ayın 1'ine kadar yollayabilir yazılarını. konu serbest. ayın 1'ini geçerse de yollayabilirsiniz dökün taşları. *

devamını gör...

aşkı beş kelime ile anlatmak

bin yılların konusu. şairlere, romancılara, ressamlara konu aynı zamanda onların varlık sebeplerinden biri olmuştur. psikologların, psikiatristlerin kapıları bu nedenle aşındırılmıştır. bilim adamları işin içinden çıkamamış, uğruna cinayetler işlenmiş, kalemler, mürekkepler bitmiştir de kıymeti hiç geçmemiştir.

beş kelime çok az tanımlamak için on bari olsaydı belki bi şeyler yazabilirdim... bilmediğimden değil, dilimin yetmediğinden...
ben cemal süreya'ya baş vurayım iyisi mi?

"şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki "


tanım: zordur.
devamını gör...

kriz mriz yok hepsi manipülasyon

kullandığım bütün oyları ak parti ve recep tayyip erdoğan'a veren biri olarak kesinlikle katılmadığım söylem!
geçenlerde muharrem ince bir paylaşımda bulundu; kanayan yarayı bu denli kıvrak bir zeka ile göstermesine hayran kaldım.

kriz yok mu?
sayın cumhurbaşkanı bi çarşıya çıksın da alışveriş yapsın, görür o zaman kriz var mı yok mu!
benim gibi kiracı olup aylarca ev arasın da görsün kira fiyatlarını!
okullar açıldı, kırtasiyeye gitsin de görsün her ürünün ateş pahası olduğunu. elektronik aletlere girmiyorum bile. gastrit hastalığım olabilir ama lütfen gazımı bu şekilde alamayacağınızı anlayın artık...
devamını gör...

sır

2013 den 2016 ya kadar zaman zaman aktif olarak , zaman zaman da ara sıra uğrayarak yazan , 2016' dan 2018' e kadar hiç uğramadığı dünya sözlüğe bir sabah aniden yeniden geri dönen ve ne yazık ki yeniden veda etmek zorunda kalan yazar.

2018 haziranda yeniden sözlüğe girmeye çalıştığımda balık hafızam o tan tik mahlasını otantik diye hatırlayınca sayfamı bulamadım. yeni isim daha iyi olur hem kimseyle konuşmadan daha özgürce yazarım diye düşünüp sır olarak aranıza katıldım. ama tabii burası dünya sözlük sizi bulurlar. öyle de oldu.

bazılarınızın malumu geçtiğimiz hafta moderatör ilan edildim. aynı hafta kötü bir tesadüf özel yaşamımda bir takım değişiklikler oldu ve değil moderatörlük gibi zorlu bir görevi layığıyla yerine getirmeyi yazarlığa bile vakit ayıramayacağımı fark ettim. üzülerek sözlüğe veda ediyorum. artı alıp eksi verdiğim, eksi verip artı aldığım, ''seni ben eksiledim'' diye mesaj attığım, ''eksilemeden emin olmak istedim burada ne demek istedin ? '' diye sorduğum, ''okurken gülmekten elimdeki çayı döktüm'' dediğim, niye bu kadar sert siziniz diyerek haddimi aştığım, sen onları boş ver yazmaya devam et dediğim, hep yaz daha çok yaz dediğim, kalbinin yorgunluğuna şiir yolladığım, bak buna artı yetmez diye alkışladığım, hasılı bir şekilde mesaj kutusunu aşındırdığım yada mesaj yazmayıp artı gönderdiğim , favoriye aldığım kimi zaman gülerek kimi zaman söylenerek eksilediğim bu sözlüğün varlık sebebi tüm yazarlara en içten duygularımla selam ederim. hep yazın daha çok yazın

elbette erol kaf' dan bir dize bırakmadan gitmeyeceğim.

dökülecek yaprağı kalmayınca
kendini kurutup döktü bir ağaç
orman dirilsin toprağa can gelsin diye.
devamını gör...

türk olmak

mevzu tam olarak anlasilmiyor.

o halde su ornegi verelim.

alman da olabilirdim. adim hans da olabilirdi. ve inanin, o zaman da almanya ve alman toplumunun refahi icin calisirdim. bununla da aynen simdi turklugumden gurur duydugum gibi gurur duyardim reis.

sunu anlamiyorsunuz: dogdugunuz yere tesadufen gonderilmediniz. hepimiz icinde dogdugumuz guruhun refahi icin mucadele etmeliyiz. bunu yaparken de gurur duymaliyiz. sadece turkler degil, butun kavmi beser bu mantalitede olmali. olmali ki insanlik olarak refaha cikalim.

tanim: herhangi bir onemi yoktur diye gecistirilemeyecek kaderi bir durumdur.
devamını gör...

çocukken bakkalların sabahtan akşama kadar abur cubur yediğini düşünmek

bizim veletliğimizde market yoktu dolayısıyla abur cuburlardan oluşan hansel ve gretel'deki cadının evini andıran harikalar diyarı olan bakkalların sahiplerinin sabahtan akşama kadar istedikleri her şeyi yediklerini düşünmemizdir. ne olacaktı ki zaten o kadar cips çikolata şeker yanlarında dururken öylece duracaklar mıydı? kasiyerlik deneyimim sırasında bunun az biraz doğru olduğunu da tecrübe ettim aslında sözlük. market tanıdık olduğundan, o büyük marketlerden biri olmadığı için kasada açık çıktı falan derdimiz yoktu canımız sıkıldıkça bir şeyler tıkınıyorduk. en güzel yanı da buydu galiba.*
devamını gör...

allah'a borçlu olmadığımız gerçeği

öncelikle borç kelimesine bakalım;
"geri verilmek üzere alınan şey".

bu anlamda baktığımızda borçlunun, bir şeyi borç aldığı kişiden; adını, sanını ve ne için kullanacağını bildiği bir şeyi talep etmesi gerekir.
insanlar neden ve nasıl dünyaya geleceklerini, nelere ihtiyaç duyacaklarını bilemeyecekleri için, ne isteyeceklerini bilmedikleri birşeyi istemeleri mümkün değil.

alınan borcun ödenebilir bir miktar olması gerekir. bugün bankalar ancak ödeyebileceğiniz seviyeden para kredisi veriyor. onu da bilmem kaç kefille beraber. Allah'ın bize bahşettiği ömrün, aklın, verdiği organların bir bedeli var mı peki?

alınan borç kendisi ile aynı birim üzerinden ödenir. para karşılığında para, altına altın gibi.
Allah'ın verdiği nimetlerin hangi birini kendisi ile ödemeyi düşünüyoruz ve nasıl?

siz birinden borç aldığınızda geri vermek zorundasınız. verilmesi gerekecek kadar bir borç, önemli bir borçtur. demekki karşı taraf için gereklidir. çünkü onun malından, sahip olduklarından bir şeyler eksilmiştir. halbuki Allah'ın hazinesi eksilmez ve verdiği bir şeyi de geri alma gereksinimi duymaz.

ayrıca borç kelimesini kullanarak, allah'ı da "alacaklı" saymış olmuyor muyuz. bugün alacaklının kapıya dayanması hangimizi rahatsız etmez.
yüklü borç aldığınız bir insanla iletişiminiz değişir. konuşurken hep aklınız borcunuzdadır. ona gülerken bile samimi olamazsınız bazen.
Allah, karşısında böyle samimiyetsiz kullar olsun ister mi.

ve son olarak;
"kim Allah'a güzel bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. (bakara, 2/245)"
gördüğünüz gibi bizim Allah'a borç verebileceğimiz gerçeği ayetle sabitken, borcu olan birinin, borçlu olduğu kişiye borç verebileceğini söyleyebilir miyiz?
hayır.

sözün sonu;
ne yani şimdi; "borç yoksa ödenecek bir şey de yok. o zaman dans!" mı diyeceğiz.
ona da hayır.
yaptığımız ibadetleri borçlu olduğumuz için değil, kulluk bilinciyle yaptığımızda zevk alırız.
allah'a sempatimiz artar.
o'nu daha çok severiz.
devamını gör...