Bugünün Favorilenenleri

sevdiğim ikinci kadınsın sen

harikulade bir ceyhun yılmaz şiiri.

sevdiğim ikinci kadınsın sen
ilkini sevmeye mecburdum
çok iyiliği oldu bana
ve hayatımda hiçbir mecburiyeti onun kadar sevmedim
sevdiğim ikinci kadınsın sen
ilkinin yerini alman mümkün değil
o öğretti bana sevmeyi
o öğretmese sevemezdim seni bile
inan o tuttuğu için ellerimden
yürümeyi öğrendim, koşabildim sana
onun gözlerine benzediği için gözlerin
alamadım gözlerimi senden
sana aşığım, seni seviyorum
sevdiğim ikinci kadınsın sen
hayatım boyunca omzumda taşıyorum onu
ve sen her sabahımdasın
kıskanma
alfabede bile senin adının baş harfi ondan sonra gelir
kalbim şimdi senin
onun kadar sev beni yeter
o doğurdu, sen öldürme...
devamını gör...

biz hilafet istiyoruz ya siz

şöyle güzel bir ıssız sahilde, tahta masalı bir salaş balıkçıda, palamut ızgara, bol rokalı, domatesli, yeşil zeytinli salata, kızarmış ekmek ve buzzz gibi bira istiyorum... karşımda da en sevdiğimi...
devamını gör...

1 saattir konuşan sevgili

hayretler içerisinde okuyorum tanımları. siz değilmiydiniz o kadının ya da o erkeğin bir güzel sözü için sabahlara kadar kıvranan, bana bir gülsün yüzümde güller açsın diyenler. şimdi yok efendim çok konuşuyormuş. geberin yahu yalnızlıktan, lazım değil size sevgili.
devamını gör...

kitapçı

dünyada kendimi en iyi ve en mutlu hissettiğim yerlerden biri. diğeri evdeki odam.

tutunamayanlar'dan da bir alıntı yapalım.

" kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır olric. gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. kitaplar ve çiçekler özel bir itina isteyen varlıklardır. ne yazık, bu mesleklerde artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıkları ile ilgileri olmayan kişilerin. durmadan kitaplara ve çiçekleri eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. bana kalırsa, bir "kitapları koruma derneği" kurulmalı ve kitapları kötü muamele edilmesini önlemeli. herkes bu işi yapamaz. bazı zalim insanlar, binbir itina ile hazırlanan o çiçek gibi kitapları alırlar, hiçbir koruyucu tabaka sarmadan, evet olduğu gibi, üst üste koyarlar; sonra kalın ve çirkin bir ipte bağlarlar. zavallı kitapların, özellikle en üstte ve en altta kalanları bu işlem sırasında kurban edilirler. kapakların üstünde haç biçimi yaralar meydana gelir. kaba taşıyıcılar da onları oradan oraya fırlatılan. lekeler ve buruşuk çizgiler kitapları incitir. kapaklar, dizgiler, baskılar için gösterilen bunca itinaya yazık olmaz mı? satıcılar da gelişigüzel dizerler onları: isimlerini bile öğrenmeden. onlar için en iyi kitap, en çok satılan kitaptır. müşterinin ne biçim bir insan olduğuna bakmadan, yalnız en çok satılan kitapları överler onlara. bu adamları bir imtihandan geçirerek yeterlik belgesi verilmeli olric. herkes kitap satamamalı. cahil kitapçıkları, iyi okuyucuları rahatsız etmesine izin verilmemeli artık. iyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir. kapıdan girer girmez kaçırmamalı onları. bir zamanlar selim, balkanların ve ortadoğunun em hassas okuyucusu olmakla öğünürdü. bu çeşit okuyucular, daha kapıdan içeri girer girmez sonsuz bir hürriyet havası duymalıdırlar. kitapları serbestçe koklayarak başıboş dolaşabilmelidirler. oysa, bu cahil kitapçılar hemen yanına yaklaşır, tüyler ürpertici kitap adları sayarlar. kendi akıllarınca müşteriye yararlı olmak isterler. ne gibi bir kitap istediğinizi sorarlar size: polisiye bir şey mi olsun, yoksa bir aşk romanı mı? bazı kitapları insanın burnuna sokarak, bunların çok tutulduğunu, herkesin satın aldığını söyleyerek baskı yaparlar. oysa bu okuyucular, kaçmak için küçük bir bahaneye bakarlar : uçup giderler hemen. bu az bulunur kuşların çekingenliğini hep yanlış yorumlarlar aptal kitapçılar. işte, derler, ne istediğini bilmeyen bir müşteri daha. "aşkın günahları"nı sattım gitti. olmazsa," gece kokan cinayet"i yuttururum. bu "iyi" kitapları uzatmakla, zavallılara nasıl hakaret ettiklerini bilmezler. insan bazı kitapçıları kapıda görünce, onların bekleyişinden korkar da içeri adımını aramaz."

sayfa 576-577
devamını gör...

en etkileyici film sahneleri

geçmişin gölgesinde (american history x ), 1998 yılı yapımı, senaryosunu david mckenna'nın yazdığı tony kaye'nin yönettiği bir film

edward norton'un döktürdüğü filmde kaldırım sahnesi yıldız gibi parlar... filmin siyah beyaz zamanlarından biridir, son derece çarpıcıdır....

devamını gör...

bibliyoterapi

okuma terapisi. çünkü okumanın iyileştirici etkisi, okuma terapisi anlamına gelen bibliyoterapinin de antik yunan'a dek giden bir geçmişi vardır.

hayat belki yaşayarak öğrenilir ama kitaplardan, özellikle de dünya klasiklerinden hayata dair birçok şey öğrenilir. çünkü işin içinde insan vardır ve insanı anlamaya çalışan psikolojinin de okuma terapisinden mutlaka ama mutlaka yararlanması gerekmektedir. bibliyoterapi şu an resmi olarak terapi olarak görülmese de, böyle olması için çalışmalar var.

edebi eserler, ama özellikle de eski eserler insana çok şey katar. her şeyden önce kendisini, daha sonra da başkalarını ve hayatı anlama konusunda büyük rehber olur. bir söz vardır "bilimde yeniyi, edebiyatta ise eskiyi takip edin" diye, aynen bu sözde de belirtildiği gibi, edebiyatta özellikle de dünya klasiklerini okumanın faydası çok ama çok büyüktür.

son olarak dostoyevski'nin de "şairlerin öylesine uğradıkları yerlere ben büyük uğraşlar sonucunda geldim" dediğini de hatırlatalım.
devamını gör...

konkordato fırsatçıları

habertürk ekonomi yazarı muharrem sarıkaya'nın bugünkü yazı başlığı . ( nihayet birileri uyanmaya başladı bu işe )

--- alıntı ---

döviz kurundaki dalgalanma ve enflasyondaki yükselişle birlikte konkordato ilan eden firma sayısı artış gösterirken, “fırsatçılık” tartışması başladı. bazı kişilerin ödeme gücü olduğu halde vadesi gelen borcunu ödememek için hile konkordato ilanı aldığı ileri sürüldü.

son dönemde konkordato ilan eden şirket sayısı hızla artarken uygulamanın amacının dışına çıkıp çıkmadığı tartışılmaya başlandı. akp ankara milletvekili barış aydın, ekonomideki sıkıntıları bahane edip mali yükümlülüklerinden kaçmak amacıyla konkordato ilan edip fırsatçılık yapan firmalar hakkında önlem alınacağını bildirdi.

konkordato tefecileri

ekonomik krizle birlikte şirketler ardı ardına konkordato istemeye başlayınca anlam verememiştim.
ekonomik kırılganlıkları yüksek şirket sayısının bu denli fazla olmasına anlam verememiştim.

iş adamı bir tanıdığım dün isyan eden, biraz da ciğeri yanmış ses tonuyla arayıp başından geçenleri anlattığında farkına vardım…

sohbetine, “a kişisini ve onun b şirketini biliyorsun değil mi?” diye başladı.
“a…” kişisinin adını bildiğimi, ancak “b” diye bir şirketi olduğunu kendisinden duyduğumu belirttim.

“a isimli bu şahsın olması nedeniyle bir süredir b şirketine mal veriyorduk. nasıl olsa kocaman a kişisiydi. bugün mahkemeden kağıt geldi, bu kişi b şirketi hakkında konkordato kararı aldırmış…”

mahkeme kağıdında, b şirketinden olan alacağının nasıl bir planla ödeneceğinin yazdığını da belirtti.

sesi titredi, bildiği ne kadar küfür varsa her bir cümlenin başına koyup devam etti:

“bana diyor ki, ‘9 ayı ödemesiz, 19 taksitle sana olan borcunu ödeyecek…’ böyle bir yapılandırma mı olur? bu kadar sürede bana ödeyeceği yerde bankaya aylık vadeyle verse, benim paramdan kazandığı faizle benim taksiti öder…”

itiraz daha kötü
neden itiraz etmediğini sordum…

“etsem durum daha kötü…” deyip o süreci de anlattı:

“ben itiraz edersem konkordato olmuyormuş; her gün benim gibi b şirketinden alacağı olanların avukatları arıyor. hepsi de ‘senin adına alacağını takip ederiz’ diyor. eğer konkordato olmazsa bu kez iflasa gidermiş; ‘o zaman alacağını da yıllar boyu alamazsın’ diye beni iknaya zorluyor… konkordatoyu kabul ettim. şimdi bir mühlet belirlemişler, o sürede bir komiser görev alıp borç yapılanmasını gözetecekmiş…”

sözünü ettiği ‘a…’ kişisinin varlıklı aile olduğunu, başka şirketlerinin de bulunduğunu anımsattım.

bırak ailesini, adamın öteki şirketleri işine devam ediyor, kârına kâr katıyor, para basıyor
…” dedi.

--- alıntı ---

yazının tamamı

ekonomiyi kriz batırmayacak ama bunlar batıracak böyle giderse.
devamını gör...