Bugünün Favorilenenleri

bilim ve teknik dergisi arşivi

geçtiğimiz günlerde erişime açılan bilim ve teknik dergisi arşivinde 1967 yılından bu yana basılmış olan bütün sayılar yer almakta. dergileri tek tek indirmeye kalktığınızda boyutu yaklaşık 6.5 gb. ancak google drive'a yüklendiğinde arşivin boyutu 2 gigabayta kadar düşüyor. bu sebeple hem zamandan hem de mekandan tasarruf etmek isteyen bilimseverler için sayıların topluca indirilebileceği bir link paylaşmak istedim: https://drive.google.com/op...
iyi okumalar dilerim.

not: tek tek kendi indirmek isteyen arkadaşların bilmesi gereken bir husus var. bazı senelerdeki bazı sayılar görünmüyor fakat yine de o sayılara ilgili sene içerisindeki herhangi bir aya ait sayının pdf linkini düzenleyerek erişmek mümkün. diyelim ki yalnızca mart ayına ait dergi sayısı görünüyor. bu sayının pdf linkinin sonunda yer alan 3 rakamı mart ayını temsil ediyor. bu sayının yerine 1 ila 12 arasında hangi sayıyı yazarsanız o sayının temsil ettiği aya ait dergiye ulaşmış oluyorsunuz.

mesela 1988 yılında şubat ve nisan ayının dergileri bulunmuyor. onlara erişmek için ocak ayına ait sayının linkini düzenleyelim:

bu durumda ilgili adresleri yukarıdaki gibi düzenlemelisiniz.
devamını gör...

bir delinin karalama defteri

elinde demin iki tanesini bitirdiği karanfilli sigaranın üçüncüsünü çıtırdatmakta efraim, haydarpaşa garı'nın ameliyatlı karnını soluna alıp yokuşa yollanmaktadır. türlü bahanelerle insanlar ve sağlık bilimi öğrencileri karşısından akarken, bu yolu böyle tersine çıkanların aslında varacakları yakın bir yer olmadığını ve gayet otobüse binebilecekken binmediklerini bilir. iki semti birbirine bağlayan cadde, geometrik düzlemde bir parabolden başkası değildir. uzun bir süre sadece tırmanırsınız ve zirve noktasına geldiğinizde küçük bir bombeden sonra hemen aşağı evrilir. bir başkası olsa burayla ilgili hayat çıkarımları da yapabilirdi lakin efraim, yolların kendiliğinden değil fakat onun yürümesinden anlam bulduğunun ziyadesiyle farkındadır. eğer böyle olmasaydı şehircilik bakımından orada hiç olmaması gereken kendi semtinin yamuk yumuk sokakları, şarkılar mırıldanarak asla yürünemezdi. mezarlık duvarı gibi sık aralı eski taşların paralelinde yürürken yanında feza'nın da olduğunu fark etti. fotoğraflanacak bir şey arar gibi etrafa bakan feza, bütün havâiliğiyle birden "zaten siyah değilmiş" deyiverdi. bunu derken hala bina boyu ağaçların dalları arasında bir kıpırtı arıyordu. bu lafın ne anlama geldiğini çok iyi bilen efraim, siyah kağıda sarılmış sigarasından bir dal daha çıkardı, elinde çevirip bıyık boşluğuna değdirerek bir süre karanfilini kokladı. geniş kaldırımlar uzamaya devam ederken dilencilerin bitişini hastaneyi geçmelerine bağladıktan sonra "bu rotada çekilecek bir şey kaldığını sanmıyorum" dedi. sigarayı nihayet ağzına götürüp yaktı ve cümleyi içinden "taşıdığımız dertten başka" diye tamamladı. yol, tırmandığı tepeyi inmeye başlarken uzakta bir sokak arasından deniz gözüküyordu. doğal pusula gibi orada duran mavilik, yolunu bulma zahmeti çektirmediğinden, yoldan başka şeyleri daha çok düşünme fırsatı veriyordu. zaten insan yürürken bir sonraki adımını düşünerek atmak durumunda olsa, başka bir şey yapmaya vakti kalmazdı. belki de tüm tarih bu zorunluluk yüzünden yavaşlar ve biz bunca yıl sonra ancak, suyun üzerinde gitmek için bir gemi inşa edebilirdik. feza, yol boyunca avutuculukla doğruluk aradında gidip gelen bir sürü şey söyledi. efraim ise söylediklerinin yukarılarda bir yerlerde doğru olduğunu, fakat kendisinin deniz seviyesinde yaşadığını ve bu yüzden pratik anlamda hiçbir doğruluklarının kalmadığını düşünüyordu. feza'ya cevap vermek yerine arada bir durup "bak bu açı iyi işte" diye tavsiyeler verdi. elindeki fotoğraf makinesiyle feza, efraim'in içinde taşıdığından bahsederken o, bilinçli bir kaçışla feza'nın elinde taşıdığı makineden ve fotoğraftan bahsediyordu. kıvrıla kıvrıla inen caddeyi terk edip tenha bir ara sokaktan dümdüz sahile indiler. kalabalığın içine girdikten sonra iskeleye kadar ikisi de tek kelime etmedi. sonunda vedalaşıp "görüşürüz" diyerek ayrıldılar. feza, farklı bir şeyler bulma umuduyla köprüye doğru bir o kadar daha yürümeye koyuldu. efraim, ayrılmak üzere olan motora binip dar koridordan doğruca teknenin kıçına gitti. deniz kokusuyla karışık egzoz dumanını içine çekerken az önceki vedalaşmalarını kafasında bir kere daha oynattı. kendisini teknenin ikinci katına çıkarıp, feza'yı ona el sallamayı bekler gibi tasavvur etti ve kadim dostuna, kendisine iskeleden bağırarak söylemesi için bir cümle ekledi:

"bıraktığını sandığın şey zaten hiç peşinde olmadığındı. hep peşinde olduğun şeyi zaten hiç bırakmadın !"
devamını gör...

54 günde bir duvarı delemeyen askeri deha

coğrafya kaderdir ama coğrafya bilmemek kader değil sanırım. konjonktür bilmemek, strateji, sosyo-ekonomik ve kültürel şartlardan bihaber yaşamak vs.

bunu diyen ultra zekalı mesela 300 sene sonra suriye operasyonları için bir avuc suriyeyi düzenli ve gelişmiş ordu ile alamayan deha diye başlık açacaktır. vizyon yoksunluğu cidden zor bir şey. 18 yaşında sümüğünü karıştırmaktan başka bir yeteneği olmayan birinin de bu tarz olaylara yaklaşımı ancak bu kadar olur zaten. annesinin ekmek almaya gönderdiği dehalar kadar başarılı bir hayatı olmayan kisiler savaş ve kuşatma adına bundan daha güzel yorum yapacaktır eminim.

en az 4-5 dil bilen bir komutan, öte yandan matematik ve geometri konusunda bilgili. 12 yaşında taht tecrübesi yaşamış bir kişilik. 12 yaşında banane, banane banane bananeeeee diye ağlayan kişiler bunun nasıl bir tecrübe olduğunu zor bilir. 19 yaşında tahta geçmiş bir sultandan bahsediyoruz. bakın istanbulu almak alamamak söyle dursun o genç yaşta istanbulu stratejik ve jeopolitik önemini kavrayacak kadar basiret ve feraset sahibi. ve istanbul kuşatmasi yaparken çok ciddi hamleler yapabilen aklı selim bir karakter. asıl deha bu işte karadan denize indirme meselesi değil. her şeyi enine boyuna tartarak düşünebilmek o genç yaşta pırıl pırıl pırıl zeka alameti.

mesela bir rivayete göre fatih saltanatı bırakıp derviş olmak istiyor ancak ak şemseddin buna izin vermiyor. yapılacağı seferler ve hamleleri kimseye söylemeyen bir çocuk. bu ne demek? adam devlet adamlarının kaypak olacağını biliyor. ayağına kapanan istanbul patrickini yerden kaldırıp hürmet eden bir evrensel ahlak anlayışına sahip kişilik. sanata sanatçıya ilim adamlarına önem veren medeniyet kafasına sahip ileti görüşlü bir insan. medrese kuran eğitimin önemini erkenden anlayan bir zihinsel yapı. ilk defa yasa hazırlayan medeniyetin ilk adımını atan deha. bütün savaşlara kendisi de katılan cesur bir adam.

bakın anlatılacak şeyler çok fatih için. osmanlı sevdalısı değilim ancak kaliteli bir insanı gavur bile olsa yedirmem. yaptıkları ve yaşasaydı yapacakları zaten adamdaki parlak zekayi net şekilde ortaya koyuyor. sizin yaptığınız bu yorum lanet olsun dostum sene 2020 tip ilerlemiş ama hala virüse aşı bulamadı mallar demekle aynı. bu yüzden hadi siz gidin ekmek alıp o müthiş beyniniz ile marketi fethedin. canımı sıkmayın daha fazla benim.
devamını gör...

siz oynanan oyunun farkında değilsiniz

dünyanın en pahalı benzin ve gazını kullanıyor, dünyanın en az asgari ücretini alıyor; aldığı ürünlerde, harcamalarda dünyanın en çok vergisini veriyor; belki de dünyada ölene kadar ihtiyaçtan dolayı tek çalışmak zorunda kalan kimse, ''siz oynanan oyunun farkında değilsiniz!'' diyor. koçum benim! bakın nasıl da oynanan oyunu fark etmiş. aferin sana!
devamını gör...

sevgiliyi eskitip atmak

ıletisim cağınin getirdiğı fırsatlarla pik yapan seviyedir. eskiden sevgili vs yapmak zordu şimdi dm diye bisey icat edildi sen sevgilinle kavga ederken sevgili diger tarafta dm ile zaten flört halinde oldugu kisiye yesil ama pavyon yeşili ışıklardan yakıyor.
devamını gör...

cumhurbaşkanı erdoğan'ın fatih portakal'a suç duyurusunda bulunması

detay geldi.
erdoğan'ın avukatı ahmet özel basın açıklaması yapmış konuyla alakalı.
suç duyurusu gerekçesi özetle;

cumhurbaşkanının kasdetmediği ve söylemediği birtakım iddialarla tasarruf ve mevduat sahiplerinden zorla para isteneceği yönünde atmış olduğu tweet. bunların yalan ve halkı manipule etmeye yönelik ifadeler olması.
bu nedenle tck ve bankacılık denetleme ve düzenleme kurulu mevzuatı kapsamında suç duyurusunda bulunulması..
devamını gör...

dünyaitiraf.com

şu zorunlu tatil dolayısıyla çocuklara alışık olmadıkları tarzda az buçuk yaratıcılığa da dayalı ödevler veriyorum ve anladım ki, biz bu çocukların genetiğini bozmuşuz sözlük. evet, biz öğretmenler ve veliler.

çocuk yapabileceği ödevi google translate'e yaptırıyor. neden diyorum, cevap; ben yapınca çok basit oluyor, hocam. ben de 9. sınıfa gelmiş öğrenciye bu ödevlerin kendisini geliştirmesi için verildiğini, ancak kendi yazdığı basit cümlelerle yüksek notlar alabileceğini anlatıyorum. ama öğrenciyi kendi yaptığı sürece iyi not alamayacağına inandırmışız bir yerde.
suçlu aramaya gerek yok, bu çocukları bu hale biz getirdik. bunu da ailesi tarafından yapıldığını bildiğimiz ödevlere/ performans ödevlerine yüksek notlar vererek yaptık. bu danışıklı dövüş, öğrencilerin önündeki en büyük engel.
sorun ödev değil bu arada, sorun öğrencinin kendi emeğine inanmaması. buna karşılık yardım alınmadan yapılmış o kadar da iyi ödevler geldi ki inanamazsın sözlük. basit cümleler ama tam nokta atışı.

bir de google translate olduğunu nasıl anladınız diyorlar, gülsem mi ağlasam mı?
devamını gör...

anlayışsızlık

hasan-ı basrî şöyle demiştir: "girdiğimizde gamlandık; çıktığımızda da ancak kederimiz arttı. Allah'ım! bize haber verilmiş olan, şu çer çöpü, değersiz insanları sana şikayet ediyoruz. onlara cevap verecek olsak anlamazlar. susup onlara cevap vermezsek onları şiddetli bir acizliğe ve cehalete havale etmiş oluruz. Allah'a yemin olsun ki eğer Allah'ın alimlerden ilim hususunda almış olduğu söz olmasaydı, onlara asla hiçbir şeyi haber vermezdik."
(camiu beyani'l-ilmi ve fadlihi, s. 3; el-merasil, s. 85)
devamını gör...

mutluluk için karakterini feda etmek

şerefimle mutsuz olurum.

"bu ölümlü dünyada, mutlak bir mutluluk yoktur. her mutluluk kendi içinde bir zehir taşır ya da dışından gelen bir zehirle zehirlenir."
_anton çehov

mutlu insanlar ölmeye mahkumdur, çünkü hikayeleri biter. tarih yalnızca mutsuzları yazar... insana en yakışan şey hüzündür.
mutluluk unutabilmektir. düşünmemektir.
devamını gör...