Bugünün Favorilenenleri

bir adamın mersiye günlükleri

ikindi vakitlerinde içilen çayın lezzetini anımsayan eski çağ insanlarının yüzlerine, irice bir kırmızı ve daha irice bir sarı düştü. bu özlemle hüznün suret birlikteliğiydi. "eskiler sarıyı kırmızılar çayı temsil eder" dedi adam. sonra düşündü, çağ neydi? hangi çıldırış köpürmesinin bir ürünü, hangi isyancıl rengin resmiydi... "her çağ kendi acısını yaratır" dedi kadın, "çağ, tabiat annenin doğurmasıdır. her doğum acı ile karışık, ağlamayla yılışık, kudsi bir keder, melankolik ve mazoşist bir reflekstir."

adam bunun üzerine bir asır boyunca sustu. bir asır sonra bir ikindi vaktinde, akşam sesleri yanaşmadan konuştu: ey kadın, hangi öykünün karakterisin?

kadın adama cevap verdikten sonra bir öykünün yanına uzandı. sözcükler yedi onu! sırtından başladılar yemeye. şaman bir kadın bunun sebebini, insan sırtından vardır ve bir sırttan var olur diyerek açıklar. sırt...


kadını sırtından yemeye başlayan kelimeler kalçalarına indiler. baldırları, kadınlığı, memeleri, boynu karnı. kadın artık bir öykünün içindeydi. öykü kadın oldu kadın. kelimelerin oburluğu şaman bilgeye yetemedi. çünkü bilge, kadın gibi kendini teslim etmeyip, etrafına da sihirli bir daire çizmişti.

kelimeler başka kadınlara ve adamlara yürümeye başladılar. bu 'yürüyüş' içinde "yemişlik" vardı. ayakla değil ağızla fiil kazanıyordu. bilirsiniz, yürümüş ya da yürünmüşsünüz. tanrı dağlarında ikamet eden bilge hatun, "ayakların ceremesini sırt yüklenir. yürümenin ceremesini ise gönül" dedi. o ara çocuğun biri sarp kayaların arasında erkekliğini keşfetmiş onunla oynuyordu.

derler ki erkek çocuğu ergenliğe girince denizlerin kamçıları sükunet bulur. tabiat anne azgın tabiatını susturur. kız çocuğu ergen olunca tüm renkler rengarenk oluverir.

adam kadının uyunmasını mahmurca bekliyor, kadın uyuyor, bilge hatun ayin yapıyor, tanrı dağı uğulduyor, çocuk boşalıyor, renkler denizlere karışıyor, denizler renkleri azgınca ve edepsizce terbiye ediyordu.

tarih: nebi nuh öncesi; fi.
devamını gör...

derin sözlük

korkarım. korkarım zira bir korku salınıyor üstümüze sanki... yangında ilk gözden çıkarılacak malzeme olarak görüyorum kendimi sebepli sebepsiz...

ağzımdan ay ışığı fışkırır benim
ceketimi yağmurlara astığımdan beri
tehlikeli şiir okur
dünyaya sataşırım ben.


devamını gör...

kemal kılıçdaroğlu

bundan 2 ay önce, hükümet stokçu kabzımalların depolarındaki patatese ve soğana baskın yaptığı zaman, ekranlara çıkıp:

" çiftçi ürününü depoda değil de tarlada mı saklayacak ?" diyerek ,sermayeyi çiftçi gibi göstermiş herif.

utanın lan kemalikler, bu mu akp' ye alternatif gösterdiğiniz zat?

daha birgün bile ne zincir marketlere ve avm'lere, ne de çiftçiden aldığı ürünü tüketiciye 10 kat fiyat farkıyla satarak üreticiyi perişan, tüketiciyi aç bırakan aracı takımına tek bir kelime etmemiştir, bu zart.
devamını gör...

evlilikten sonra bireysel yaşantılarımızı sürdürelim düşüncesi

evliliğin ne olduğunu anlamamış kişi düşüncesidir. şimdiki evlilik yaşı 25 ve üstü. doğrudur, insanların o zamana kadar oturmuş alışkanlıkları, huyları düşünceleri oluyor. ancak bu demek değil ki hiçbir şey değişmeyecek. erkek kadın farketmez "kimse bana karışmasın, ben böyleyim. beğenen beğensin, beğenmeyen gitsin" diyen biri varsa uzun süre evlenemeyip sonunda "evde kaldım" veya "kimse bana bakmıyor" durumuna düşeceğini de bilsin. o zaman da "ne istedim, ne aldım" nasılmış öğrenmiş olur. doğrusunu söylemek gerekirse bunu kadınlardan ziyade erkekler yapıyor. toplumun gazına gelip "sen şöylesin, sen böylesin" nidalarıyla "ben her şeyi yaparım" modunda takılıyorlar. dışarıdan bakanlar gülüyor tabi. o gazı verenler de gülüyor.

evlilik sorumluluktur. çocuk yoksa bir kişi yerine iki kişi gibi düşünmektir. çocuk varsa tüm aileyi düşünmektir. dolayısıyla elbette insanın eli bazı şeylerden dolayı bağlanacaktır. bize bakan, bizimle ilgilenen insanları bir düşünün. "ben böyleyim" deyip bir kenara çekilselerdi ne olurdu halimiz? işin kötü tarafı evlilik olmuş, Allah çocuk da vermiş ama beyimiz/hanımefendimiz hala aynı kafada. sonuç olarak da boşanıyorlar ve çocuklar perişan.

evlilik kolay değil, çocuk oyuncağı değil. fedakarlık yaparsanız karşılığını alır, mutlu olursunuz. yok yapmazsanız dünyayı kendi elinizle başınıza yıkarsınız. yanınızdakiler de perişan olur.
devamını gör...

tesettür

farzdır. evet erkeğin tesettürü göz kapaklarıdır onu anladık. fakat kadının da uyması gereken kurallar var. bu konuda çok şey yazıldı çizildi ama olayın farklı bir boyutu var. amacım kimseye laf atıp, rencide etmek değil, bir hakikati anlatmak.

ey peygamber! hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, (evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar).”
ahzâb sûresi, 33:59.

--- alıntı ---

malûmdur ki, insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur*. elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîütteessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen, belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. hattâ işitiyoruz, açık saçıklık yeri olan avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, “bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diye polislere şekvâ ediyorlar. demek, medeniyetin ref-i tesettürü hilâf-ı fıtrattır. kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.

risale-i nur
--- alıntı ---
devamını gör...