Dünün Favorilenenleri

dalınç

1. kendinden geçercesine sessiz bir coşkuya dalma, istiğrak, meditasyon.
2. günlük hayatın sıkıntılarından sıyrılmak amacıyla bağdaş kurarak sessiz ve hareketsiz bir biçimde düşüncelerden uzaklaşma, kendini dinleme, istiğrak, meditasyon. *

hadi "meditasyon" dilimize sonradan geçmiştir, aslı fransızcadır diyelim; bu topraklara ait "istiğrak" gibi bir kelime varken kim, hangi sebeple bu uydurmasyon türkçe kelimeyi kullansın ki? bu nasıl ruhsuz bir kelimedir? Allah aşkıyla kendinden geçmedeki o olağanüstü durumu denize dalmakla aynı his mi sandın eeeeeeyyy tdk!
devamını gör...

yalnız yaşamak

yeteri kadar geliriniz var ve sağlıklı iseniz, fiziksel boyutta herhangi bir sıkıntı yaşatmayacak durumdur. biraz sorumluluk sahibi bir insan kendine yetmeyi bilir. sana mutfakta yeten şey bir tabak, birer adet çatal-kaşık-bıçak. yemeğini ister günlük yap, ister topluca yap 3 güne bölüp ye... evde ne giyindin, saçların düzgün mü, eşyaların yerde mi hiç önemli değil. rahatlık ve sessizliğin kucağındasın aslında...

ancak, bunun bir de duygusal ve psikolojik tarafı var. bazen istiyorsunuz ki sevdiceğiniz kollarınızda veya dizlerinizin üstünde olsun. onla konuşun, güzel vakit geçirin. sevdicek yoksa arkadaşlarla, dostlarla veya yakın gördüğünüz akrabanızla da vakit geçirmek... yani, can sıkıntısı durumunu aşmak için illa ki sosyalleşmek gerekiyor. sosyalleşmenin yerine sürekli film-dizi-oyun üçgeninde kaybolanların psikolojisi bozuluyor.

ne demiş alexander supertramp:

"happiness is only real when shared"
devamını gör...

işimizin zamanımızdan çok olması

(bkz: bu terste bir işlik var)

böyle bir işin zamandan çok olması durumu varsa, ya kişi zamanının bir kısmını boşa harcıyordur, yahut da üzerine vazife olmayan işleri vazife ediniyordur. ben elimden geleni yapıyorum ama zaman yetmiyor diyen kişi haddini aşmıştır bence. Allah seni yapabileceğinden fazlasıyla sorumlu tutsun mu istiyorsun ey düşüncesiz insan?

kendimizi fazla önemsemeyelim muhterem kardeşlerim, küçük iş yoktur. gücümüzün yettiğini yapalım. zaten daha fazlasını yapamayız.
devamını gör...

okul öncesi için kur'an eğitimi

birçok aile eğitim kurumlarını tercih etse de 6 yaşına kadar çocukların eğitim merkezlerine yönlendirilmesine karşıyım mümkün oldukça evde bilhassa annesinin gözetiminde eğitim alınması kanaatindeyim.

tabii benim bu kanaatimin herhangi bir bilimsel açıklaması yok bir takım tecrübeler, subjektif öngörü ve içgörü kaynaklıdır.

özellikle okul öncesi çocuğa eğitim verirken disiplini sağlayacak uygun ortam oluşturmak önemli. kucağınıza oturmak isteyebilir, biliyo musun diye başlayıp arkadaşlarıyla yaşadıklarını anlatmaya çalışabilir, size nazının geçtiğini bildiğinden acıktım, sıkıldım, yoruldum, uykum geldi gibi bahaneler ortaya serebilir. ona dersin bu şekilde bölünemeyeceğini anlatıp tolerans göstermeden devam etmek gerekiyor.

derslerin uzunluğunu çocuğa göre ayarlayabilirsiniz. ders süreleri çok uzun olmamalı 5 ya da 10 dakikalık mutlaka aralar verdirin. eğitimde kullanılacak materyaller de yine çocuğa göre değişiyor. genelde çocuklar renkli ve görsel destekli öğrenme odaklı olsa da bazen bu geri de tepebiliyor. misal bizim ufaklığın dikkati çok hızlı dağıldığından siyah beyaz dışında bir renk kullanamıyoruz. yani çocuğunuzu iyi tanıyın ve ilgi alanlarıyla dersi bağdaştırmaya çalışın.

derse bir hazırlık aşamasının olması ve ders için belli çalışma saatleri belirlemek yine disiplini sağlayan önemli hususlardan. misal abdest almadan, erkekse takkesini takmadan kızsa başörtü olmadan derse oturamayacağını bunun dersin bir parçası olduğunu bilirse işe verdiği ciddiyet artar. öyle pijamayla derse oturmamalı.

öğretmede aceleci olunmamalı ilk önce harfleri iyice oturtup harekeler öğretilmeli, önemli olan az dahi olsa bunun devamlı olmasıdır. beş yaşında hatim yapmasının bir anlamı yok. bu durumu anne baba kendine gurur nesnesi haline getirtmemeli.

kur'an eğitimiyle birlikte çocuğu sıkmamak için eğitici şarkılar, oyunlar kullanılabilir. misal oyun hamurlarından, baklalardan harf yapma gibi.

tabii çocuğun 24 saatini bu eğitime odaklamayın günde yarım saat ayırılıyorsa o yarım saat dışında bununla çocuğu meşgul etmeyin. bırakın istediği gibi coşsun, oynasın.

piyasadaki kur'an eğitimiyle ilgili tüm kitap ve oyunları toplamayın burada asıl mesele düzenli çaba ve çocuğu tanımak. çünkü o kitap ve oyunlar tüm çocuklara tornadan çıkmış gibi davranıyor.

en önemlisi hiçbir çocuğun zekasını küçümsemeyin.

çok bilmiş müşki bildirdi Allah'a emanet.*
devamını gör...

okul öncesi için kur'an eğitimi

çocuklar için 0-6 yaş arası oldukça kritik bir dönem.hatta pek çok gelişimci çocuğun karakterinin bu aşamada temelinin atıldığını takip eden yıllarda ise bu temel üzerine bina edildiğini savunuyor. hâliyle çocuğun anne ve babayla diyaloğu bu süreçte manevi(dini) gelişimi için de çok önemli. ve mümkün mertebe aile bireyleri beraber olabildiğince çok vakit geçirmeli bu evrede yani kreşti, kurstu bunlar biraz fuzuli aslında. kur'an eğitimi bahsine gelecek olursak müşki hoten gayet güzel bir şekilde açıklamış adımları. bendense küçücük bir tavsiye merve gülcemal hanımın bu anlamda çok güzel çalışmaları var, sağ olsun. çocuklara oyunlar eşliğinde kur'an-ı kerim öğretme teknikleri kitabı bayağı iş görür cinsten. hiç yoktan elinizde bazı ipuçları,oyunlar filan oluyor. sonuçta öğretme işi yorucu, sabır istiyor ve muhatabınız çocuksa 2 kat zor. arapça da kolay bir dil değil nihayetinde.*
devamını gör...

eğitim hayatı boyunca ingilizce ders alıp konuşamamak

bir ingilizce öğretmeni olarak hassasiyetle üzerinde durduğum durum. öncelikle öğretmene özgürlük tanınmasıyla önüne geçilebilecek bir durum.
şu an bir proje okulundayım, sınıflar 20 kişilik. müdür beyle konuşurken yabancı kaynak, dil sınıfı, akıllı tahta, hikaye kitabı gibi isteklerde bulundum, sağ olsun hepsini sağladı. derste zaten ingilizceye maruz kalıyorlar, tenefüslerde sırayla yanıma çağırıp ingilizce konuşturuyorum, bir telefon uygulamasına ders kitabındaki kelimeleri ekledim oradan sıkılmadan kelime ezberliyorlar vs. yani bu 9. sınıf öğrencileri lise son sınıfa geldiklerinde şakır şakır konuşabilirler.
çünkü imkan var, öğretmeni destekleyen, ingilizceyi önemseyen bir idare ve veliler var. ve en önemlisi de sürekli test çözme zorunlulukları yok. bu şartlar sağlandığında ingilizce öğretmenleri işlerini gayet iyi yapabilir. önce imkanlar iyileştirilmeli, gerisini öğretmen zaten halleder.
40 kişilik sınıfta dandik kitaplarla kime neyi öğretebilirsiniz ki.
devamını gör...

büyük isimleri benlik nesnesine dönüştürmek

murat önderman'ın twitlerini direkt aşağıya kopyalıyorum başka bir söze gerek yok.

https://mobile.twitter.com/...

foucault'un, efendime söyleyeyim spinoza'nın, hegel'in (vb'nin) izinden giden birçok "araştırmacı", bu figürleri siyasi bir otoriteyi veya hatta topluluğu benlik nesnesi yapan kişiler gibi benlik nesnesi yapıyor. ona atfettiği özellikleri de benliğine katıyor ve "büyüyor". belki de bu yazarların kül yutmaz, yetkin, akıllı, sorgulayıcı ve özgürlükçü havaları veya tarzları, onlara da sirayet edecek ve onlar da artık özgürlükçü ve eleştireller diye varsayıyorlar. oysa yaptıkları, bu figürlere ruhlarını teslim etmek. politik bir otoriteyi körü körüne izleyen takipçilerden pek de farklı değiller. bu büyük isimlerin ağırlıkları altında eziliyorlar. tabii bu takip biraz daha incelikli biraz daha entelektüelce ve biraz daha sofistike. bu yüzden gözden kaçıyor ama aslında aynı mekanizma işliyor. insanların bu büyük isimleri gönüllüce izlemelerine diyeceğim yok. bana sorunlu gelen bunun onları özgürleştirdiğini düşünmeleri. bunun sebebinin de o figürlerin özgürlükçülüğü olduğunu varsaymaları. aynı mekanizma siyasette de işler. kimse kimseye seni köle yapacağım demez. mesela, bana öyle geliyor ki nietzsche'nin felsefesi gereği, bir nietzsche'ci olunamaz. yani o bu yolu kapatmış. yine de yeni niçeciler vb var. ustaları bunlara demiş ki "kendi yolunuzu bulunuz, belki de sizi kandırıyorum". daha ne desin? ama, "yok, biz yeni niçeciyiz". bir özgürlükçü "büyük" figürün veya ismin izinden gitmelerinin kendilerini de özgürleştirdiğini düşünerek o ismin kültürel sermayesini ve dolayısıyla iktidarını arttırmaktan başka bir iş yapmış olmuyorlar çömez özgürlükçü ve "özgürleşmiş" fukocular, hegel'ciler, delozcular filan. onları bu yanılgıya götürense (tüm aksi iddialarına rağmen) bu isimlerin fikirlerini evrensel ve nesnel hakikat olarak görmeleri: foucault iktidar meselesini, deleuze farklılık sorununu çözdü, hegel akıl meselesini kapattı ve nietzsche tarih konusunu bitirdi gibi. biraz da bu yüzden yalnız ülkeden yalnız kuramcılar çıkmadı. iyi araştırmacılar, iyi akademisyenler var elbette. hem de çok sayıda var. ama özgün kuramcı pek çıkmadı. zira nasıl ki kılıçdarcılar, reisçiler filan varsa, aynı şekilde delozcular, marksistler, bilmemkimciler de var. bizim profesyonel meslek insanımız da böyledir. yayınlara yani esasında büyük isimlere biat eder (yaslanır) ve emekli oluncaya kadar bunun huzuru ona yeter. ben de bir şey yapayım tavrı yok. yaptığı özünde kütüphane çalışmasıdır "bak, çok yayın var ama". çok iyi evet, yayın var. batıda zilyon tane marksist kuramcı çıkmış kendi marksizmini üreten. isim vermeme gerek yok. bu çatallanma halen de sürüyor. ne güzel. bizde marksizme kendi damgasını vuran kaç kişi var. bilmemkimin marksizmi diyebiliyor muyuz. buna karşıt cereyanlar esiyor üstelik. bir söz vardır "her yiğidin bir yoğurt yeme tarzı vardır" diye. kuramsal alanda bu özellik bir bakış açısının kendini bireysel öznelik dolayımıyla yeniden ürettiğine işaret eder. her içselleştirme bir farklılaştırmadır. memursanız bile dosyayı masanızda sağa değil sola koyarsınız.
devamını gör...

fatih kısaparmak

karısı şebnem ile birlikte sundukları bir program vardı. karısı durmadan hüzünlü bi ses tonuyla gereksiz yükselmelerle şiir okuyordu. küçük sayılacak bir yaşta bu ikiliyi o vaziyette görünce hep üzülürdüm. sanki adam karısının oraya çıkmasını istemiyor da kadın zorla çıkıyordu. öyle arkada fatih kısaparmak melül melül...

benim çocukluk travmamdır.*
devamını gör...

çocuklarla girilen amansız diyaloglar

bazen monolog gibi oluyor sadece. sema 7 yaşında ve peltek, yaşam enerjisini sömürmesi 30 saniye sürüyor. konuşuyor(uz).

+: sema
-: ben

+ sen mezun oldun mu?
- evet
+ ben hala birinci sınıftayım
- epey olmuş sen de okuyalı haklısın
+ sen ne güzel genç kız oldun hayatını yaşıyorsun ben burada hapis gibiyim
- niye öyle diyorsun senin de ne güzel ortamın var, okula gidiyorsun
+ sen hayatı yaşıyorsun benimki çürük.
- sema neden böyle mutsuzsun?
+ çünkü yaşarken canım sıkılıyor.

kendisi yeni taşınan komşuya gidip annemle arkadaş olur musun diye sorduktan sonra giymediğin kıyafetlerini verir misin anneme götüreyim diye kapı çalmış bir cadı. hatta bir keresinde de annemin karnı aç kalmasın diyerek pilav istemiş yine. kendisini çözme gibi bir niyetimiz yok. saldık ortalığa alem düşünsün.
devamını gör...

çocuklarla girilen amansız diyaloglar

eline yirmi dört saat su değdirmemesi gerektiğini söylediğim sekiz dokuz yaşlarında bir kız;

+ nasıl yani, yemekten sonra da mı değdirmeyeceğim?
- evet, yemekten sonra da değdirme.
+ bir dakika bir dakika nasıl yani, tuvalete gittikten sonra da mı değdirmeyeceğim?
-evet, tuvalete gittikten sonra da değdirmeyeceksin.
+ama öyle pis pis gezemem ki ben, ne istiyorsun sen benden.
- bir gün dayanabilirsin bence, güveniyorum sana.
+off, bunun için tekrar geleceğim ya sen yine burada ol tamam mı ?
- tabi ki seni burada bekliyor olacağım.

zamanı gelince bulabilir inşallah, hayırlısı.
devamını gör...