Geçen Haftanın Beğenilenleri

monsieur noir & fahrettin fahrenheit radyo yayını

sanıyorum ki bir serinin ilki olacak radyo yayınıdır. 14 haziran 2019 cuma akşamı saat 21.10'da fahrettin fahrenheit ile kendi sesimizle yapacağımız bu yayında sözlükten, hayattan, sonra tekrar sözlükten bahsedeceğiz. bol bol goygoy olacak. sizden sorular alıp istediğimizi cevaplandıracağız, yemeyeni cevaplandırmayacağız çünkü bazılarınız çok acımasız be. hatta bir tane konuğumuz var. daha doğrusu biz onun konuğu olacağız. çok çok gizli bir konuk. hadi bakalım...

sorularınızı, çaylarınızı ve çekirdeklerinizi hazırlayın. hepinizi heyecanla bekliyor olacağız.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

bizim büyük oğlan'a yaygın gelişimsel bozukluk teşhisi konduğunda iki buçuk yaşındaydı tam. eve döndük. "moral bozmak yok" modundayız eşimle. çünkü otizmin tek çözümünün ilgi, eğitim ve sabır olduğunu biliyoruz. "moral bozmak yok" modundayız ya, işte oğlanı sırtlamış götürüyorum kapıya "bak ibrahimciğim, bu kapı" falan diyorum. hani kendi haline kalmaması için sırtımda. mecburi bir nevi sosyal etkileşime zorluyorum falan. neyse, akşam oldu. yatırdık sıpayı. biz de yattık eşimle. tabi tam bir yatma benimkisi. sabaha kadar göz kırpmamışım. aklımda sabaha kadar aynı sorular dönmüş "şimdi benim oğlum diğer çocuklarla aynı okula gidemeyecek mi? evlenemeyecek mi oğlum? bir sevgilisi, bir eşi olmayacak mı? baba olamayacak mı yani?..." sabaha dek verdiğim her nefeste dışarı karbondioksitle beraber bir o kadar da yaşam enerjimden gidiyordu. sabah erkenden işe gittim ama canlı ceset gibi... "neyse, en azından hanım uyuyabildi" diye geçiriyorum içimden. hanımı o gün bir ateş bastı. 10 gün ateşi düşmedi. tam beş hastane gezdik istanbul'da. bakılmadık tarafı kalmadı. en ağır antibiyotikleri, iğneleri verdiler. ne sebebini buldular ateşin, ne de çaresini. ellerinin derisi döküldü yüksek ateşten. sebebi belliydi aslında. o kadar üzülmüştü ki oğluna, vücudu kepenkleri indirmiş, makineyi kapatmıştı...

ardından sonu gelmek bilmeyen terapiler geldi. her hafta annesi saatleri bulan özel eğitime götürüp getirdi. yıllar sürecek olan sıkı bir elektronik orucuna başladık. televizyon, tablet, telefon vs. tüm ekranlı cihazları yasakladık. o kadar ki, hamburgercide menü gösteren lcd ekranlar dahi dikkatini çekiyor, onlara dahi baktırmıyorduk. dikkatini dergilere, oyuncaklara, kitaplara, elişi faaliyetlerine vermesini sağlamaya çalıştık...

bu hafta ibrahim'in ilkokuldan mezuniyet töreni vardı. özel eğitim veren bir ilkokuldan değil, normal örgün eğitim veren bir ilkokula devam ediyordu dört senedir. okulun ilk gününden beri durumunu ve seneler süren terapilerini okulda hiçbir öğretmene yahut veliye söylememiştik. bu zaman zarfında ibrahim kendisini tüm hocalarına sevdirmişti. veli toplantılarında branş hocalarından "sizi tebrik ediyorum" diyen mi dersiniz, "keşke bizim de böyle çocuğumuz olsa" diyen mi...

aklıma iki buçuk yaşında ilk teşhis konduğu geceki endişelerim, üzüntümüz geldi. bir de şimdiki pırlanta gibi, başarılı, akıllı -gerçi biraz kilolu, dobişko-, örnek öğrenci. ağladım hüngür hüngür...

ibrahim, okulunu birincilikle bitirdi. kütüğe isminin yazılı olduğu plaketi çaktı.*
devamını gör...

başörtülü kadınların denize girmesi

evet ya, onlar niye örtülü ki ve niye denize giriyor ki, hatta onlar niye yaşıyor ki, ya da onlar ölsün ya, evet evet ölsün. dünyanın bütün denizleri denizi kirletmeyeceklere kalsın.

not: bi bitseniz var ya, her yer çiçek böcek çığlık çimen rengarenk türkü filan.

t: herkes denize istediği şekilde girerse daha mutlu oluruz derdi babaannem.
devamını gör...