Bu Ayın Beğenilenleri

hepimiz aynı gemideyiz

aynı gemideyiz ama yıllarca biz geminin altında gittik. yukarı güvertede kur an okuyanlara, kadeh tokuşturanşara yalvardık. ne olur bizi köpek balıklarından ( enflasyondan) boğulmaktan ( faizden) soğuktan ( tekelleşmeden ) kurtarın diye yalvardık.

şimdi güvertedekilerin de su altına girme tehlikesi ortaya çıkınca gemi hepimizin oldu.

köylüyüm, tarımla uğraşıyorum. 44 yıldır krizdeyim.

canımın çektiğini yiyemedim, giyemedim.
devamını gör...

mahmut ustaosmanoğlu'nun allah'ı görmesi

mûsâ, belirlediğimiz yere gelip rabbi de ona konuşunca, “rabbim! bana kendini göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “beni dünyada katiyen göremezsin. fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. mûsâ da baygın düştü. ayılınca, “seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! sana tövbe ettim. ben inananların ilkiyim” dedi.

a'raf 143

ot içmeye devam...
devamını gör...

sözlük yazarlarının aramıza katılma hikayeleri

bi akşamüstü kadıköy'deki beşiktaş iskelesine doğru yöneliyorum vapura 15 dakika var, heybeme küçük boy sade pringles atmışım. aylık abonmanımı abanıp bekleme salonuna girdim hemen uygun bir yer seçip kuruldum.

sonra bi hanımefendi geldi dolandı dolandı yer bulamayınca mecburen oturduğunu belirtir gibi yanıma oturdu. sanki ben çok meraklıyım sana, zaten arada demir bişeykoymalık var. her neyse dedim daha 15 dakika var biraz pringles yiyim. bişeykoymalıktan aldım pringles'ı bi güzel açtım hamfendi beni izliyo sırıtarak. şöyle bi kestim göz ucuyla zaten o parlak saten şallarınızla etrafta gezmenizi hazmedemiyorum der gibi. duruldu biraz 4-5 pringles birden attım ağzıma tiksinsin benden ve laikliğimden diye. aa bi de nesi, bu da kutuyu alıp 3-4 tane çekti yiyor.

birden bir challenge'ın içinde buldum kendimi ama hadsizliği de anlamlandırmaya çalışıyorum. tuh dedim içimden çomarlık işte böyle bir şey. sneakerların tuniğin kalite ama aklın hala geri ve adap yoksunusun. zaten kuş kadar pringles'a 5 tl vermişim onu da bununla heder ediyorum.

karşılıklı atıyoruz çantasına yöneldi bir ara heh dedim herhalde parasını vericek ama almamaya hazırlamışım tabii kendimi. aklımdan hangi ifrit olduğu devrimci aydından alıntı yapıp suratına çarpsam diye geçiriyorum. çıkardı telefonu bi siteye girdi. yuhannesburg'a tek yön bilet artık. arada nezaket diye bi şey bırakmadığı için ben de direkt baktım telefonuna ne yapıyor diye. cogito sözlük diye bi site. bi tiksindim bi daha aha dedim kesin ekşi'nin yeşil sermaye klonu. başlık açtı bi şeyler yazıyor: 18 nisan 2011 kurabiye hikayesini aynen yaşamam rezaleti yuh diyorum yani yuh artık ne kurabiyesi ne rezaleti... gelmiş nevalemize çökmüş bir de utanmadan gün içinde yaşadıklarını havalıymış gibi dinci sitesine yazıp etkileşim kovalıyor.

daha fazla dayanamadım zaten vapur da iskeleye yanaşmıştı. bütün kinayeciliğimle afiyet olsun küçük hanım deyip ayağa kalktım. pringles tenekesini de aldım ki bunlar çöpü çöp kutusuna atmayı falan da bilmez. hop kaptı elimden tenekeyi kafasına dikip israf olmasın dedi gülerek. dehşete düşmüş olarak vapura yürüdüm. neden bu ülkenin gerçek sahibinin bizim gibiler olduğunu ve onlar gibiler olmadığını bir kez daha anlamıştım. hele ki kadıköy'de böyle bir hakarete uğramak, burası atatürk cumhuriyeti'ne meydan okunacak yer değildi.

yumruğumu sıkıp yön değiştirdim onun gittiği tarafa gidip haddini bildirecektim. bi yere oturduğu anda karşısına oturdum. kafamda cehaletine vurmalık bi senaryom vardı. her daim yanımda taşıdığım tuğla gibi romanı çıkarmak için heybemi açtım. bir de ne göreyim, pringles kırmızı kutusuyla hala orada duruyordu. ama... ama demin yediğimiz yeşil değil miydi... şaşkın bir halde yüzüne baktım "sade de iyidir ama ben soğanlıyı daha çok seviyorum" dedi.

bütün bildiklerim ve bilmediklerim başıma yıkıldı. yani bunca zaman bunları yapan ben miydim, b12 eksikliğim bana nasıl bir oyun oynamıştı da böyle rezil olmuştum. ne yapacağımı bilemedim. "olur böyle şeyler" dedi. sade pringles'ı çıkardım. 20 dakikalık vapur seyrinde de onu yedik. sözlüğü açıp yazdığı entryi okuduk ve beraber güldük aptallığıma. gayet de edebi bir dille, ironilerle, göndermelerle anlatmıştı olayı. vapurdan indiğimde önyargılarından arınmış, gerçek manada aydınlanmış bir adamdım ve artık kesinlikle cogito sözlük yazarıydım.
devamını gör...

artık önüne gelen inşaat yapamayacak müteahhit olamayacak

demek ki artık önüne gelen başka bir şey olacak. zira önüne gelenler bir şey olmak zorunda. inşaatın modası geçti şimdi başka şey olacaklar. çünkü o önüne gelenlerin bir şey olması sizin liyakat dediğiniz oluyor. sistemi liyakat üzerine kurduğunuz için, önüne gelenler her şey olamayınca sistem çöker.

tanım: itiraf.
devamını gör...

2018 milletvekili maaşları

17.291 tldir.
ayrıca aşağıda belirtilen yardımlardan faydalanmaktadır:
vefat etmiş olan milletvekili yakınlarına 12 ay yardım ödenmektedir. bu da yaklaşık 204.000 tl’ye tekabül etmektedir.
yurtiçi ve yurt dışında görev yapan milletvekilleri almış oldukları maaşlarının yanında yolluk ve yevmiye almaktadırlar.
milletvekili görev yaptığı süre boyunca kırmızı pasaport hakkına sahiptir.
kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sosyal tesislerden ve konuk evlerinden hiçbir ücret ödemeden faydalanabilmektedirler.

gün boyu tv haberlerinde krizden dolayı bozulan ekonomiye yardımcı olması amacıyla kamyonunu devlete bağışlayan kayserili bir vatandaşımızın haberi dönmekteydi.
1.tbmm'de ,millete tekalifi milliye emirlerinin yayınlandığı dönemde sekiz ay maaşsız çalışan milletvekilleri, bir yıl sonra 100 lira olan maaşlarının %20’sini bütçe açığını kapatmak için yine devlete vermişlerdir.
şu anki vekillerimizden bu derece bir fedakarlık beklemesek de ayşe teyzenin aldığı üç beş doların geyiğiyle ekranlarda boy gostereceklerine en azından sahip oldukları şirketler zincirlerinin iktisadıyla alakalı düzenlemeler yapabilirler.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

pilotluk sınavını geçer de pilot eğitimine hak kazanırsam, sözlüğün yüzde 49’luk kısmını bazı yazarlara belli kaideler çerçevesinde vereceğim. söz...

“ben uçarsam dünya uçar!”
devamını gör...

sevgilinin ölmesi

hayat devam ederken yaşamın son bulmasıdır. - bir süreliğine-

bazı bağ vardır, insanların kalıplarına sığmaz, orada karşılığını bulmaz. şimdi yüzünü unutttuğum, önceleri bu unutmaktan büyük utanç duyduğum, şimdi ise unutmanın sıradanlığına, o sıradanlığın sağladığı konfora rehavetle sarıldığım unutuşa alıştığım biri vardı. bazı bağı ancak belgisiz bir zamir belki tanımlayabilir. bir sandalyede otururken tanımıştım onu, ellerini nereye koyacağını bilemeyen insanlara has bir tedirginlik vardı onda. bende de o zamanlar bunları ayırt edemeyen dalgın bir çift göz. bana hep yaşamaktan söz ederdi. uzun yaşamaktan, heyecanlı yaşamaktan, eğlenceli yaşamaktan, huzurlu yaşamaktan, konforlu yaşamaktan, tedirgin yaşamaktan, suçluluk duyarak yaşamaktan, kendinle barışarak yaşamaktan, sakin yaşamaktan, sessiz yaşamaktan, yaşamaktan... öyle ki uykusundan kısıp daha çok ve yoğun nasıl yaşanır planları yapardı. ben uyurken bile yaşamaktan bahseden bir şeyler yazardı. uzun gece sohbetleri, dünyanın kalbindeki kaygılar, hiç bulunmamış bir tür mutluluğu bulmak ümidiyle türlü türlü yaşamlar kurardı. öylesine hayat dolu olmak ki, yarım ölüm diye uykudan bile kaçmaktı onunki. beni durmak bilmeyen bir hayaller silsilesinin içinde bırakarak, sürekli yaşıyor, yaşarken de alternatif hayatları tasarlayıp duruyordu. bir rüzgarın içindeydim, yüzümü yaşama dönmüştüm. onunla çevriliydim, bakacak başka yönüm de yoktu. şikayetçi değildim, benim yerime her türlü yaşamsal kaygı güdülüyor, her türlü hayal kuruluyor her türlü gelecek sıkıntısı benim yerime çekiliyordu. dedim ya ben rehavete kapılmaların insanıyım, kapılmıştım. ne dünyayı kurtarmak, ne iş bulmak, ne toplumun gözünde kendime bir unvan bulmak derdim vardı. rahattım. rahatta bekliyordum. insan ne zaman bu denli gevşese bir şey oluyor. ne zaman o duvarları indirse, ne zaman rehavete bu denli teslim olsa, bir şey oluyor. benden bağımsız hayaller kurulur, müşterek hesaplar açılırken ben bir gaflet dalgasında akıntıda sürüklenirken, şikayetsizce akıp dururken, her türlü sorumluluğumu sırtımdan atmışken, o kadar yaşamı da beraberinde götürerek, öldü. bir başkası yaşasın diye, ölürken bile her yere yaşam bulaştırarak öldü.

o bir başkası yaşadı. çok şükür.

bense bir süreliğine muhatapsız kaldım. muhatapsız kalınca insan kendi varlığını teyit edemiyor. yani varım, o odadayım, birileri geliyor, sarılıyor ama ben anlamıyorum. başkasının rüyasını izlemekle yetiniyorum gibi. oradayım ama bunun farkında değilim. orada değilim ama oradakiler de bunun farkında değil. bir solucan deliği açılmış da başka bir boyuttan olan bitene tamamen kayıtsızca bakıyormuşum gibi.

bir süre herkes gözlerime bakıp beni anladığını söyledi, kimseye güvenmedim bir süre.

insan muhatapsız kalınca kendi varlığından emin olamıyor. bir süre hiçbir şeyden emin olamadım.

sonra? sonra acısı, sonra özlemi, sonra garipliği, sonra yetimliği yavaş yavaş aralanıyor. başka ve daha saçma kederleri oluyor insanın. olan ölene oluyor. onca yaşam arzusu ve sevinciyle hep 25 yaşında ama başka bir gezegende kalıyor. belki diyorum belki, küçücük bir gezegende bir gül yetiştiriyordur, belki diyorum o gülü koyun yer belki diye seyahat edemiyordur, belki o yüzden geri gelmiyordur. belki diyorum, çok canı sıkılıyordur ama gülünü çok seviyor diye uçağa binip gelemiyordur. çöle düşmekten korkuyordur belki. belki yetişkinlerin sayılarla dolu dünyasından ürküyordur. belki kaç yaşında diye sorarlar, belki kaç para kazanıyorsun derler diye bunalıyordur da ondan gelmiyordur. belki gülünü yalnız bırakmaktan korkuyordur, belki ondan gelemiyordur.
devamını gör...

cemile bayraktar

gündeme gelmenin çeşitli yollarından birini denemiş biri. çok da şey yapmamak lazım.
kemal sunal'ı ya da hiçbir faniyi tabulaştırmak taraftarı değilim. fakat döneminde bu filmlerin halkı daha entelektüel hale getirmek amacıyla çekilmediğini biliyoruz. devir eleştirisi ile güldürü yapılmış. demek istediğim, kötülük kısmını anlamadım ben bunun. zaten çok dar bir alanda yaşayan insanlar, zaten sinemada film görme şansları çok az, gördüklerinde de gülüyorlar. bunun nesi kötü? halka kötülük yapan arıyorsa kendi devrinin erk sahiplerine baksın hanımefendi.
kendi devrinin, teknolojinin zirve yaptığı devrin yetiştirdiği şu an 14-22 yaş arasındakilere bir baksın. kendi devrinin eğitim sistemin yetiştirdiklerine bir baksın. 3 kelimeden fazlasını yan yana kullanamayan, bakışlarında korkutucu bir boşluk olan, bencil ve duygusuz ergenlere baksın. kemal sunal filmlerinin verdiği zararı sonra tekrar tartsın.
devamını gör...

4 ağustos 2018 istanbul hanımlar zirvesi

yalnız doları indirme planımız ekonomi bakanına iletilirse türkiye kurtulur, dediğimiz zirve olmuştur. işin şakası, yeni yüzler tanıdık, güzel paylaşımlar yaptık. gelen arkadaşların hepsini de milli görüşçü yaptım. *
midemizi şenlendiren,sözlüğün yılmaz savunucusu füru'ya
toplanma vesilemizin gizli mimarı aydınlıkkıza,
elini taşın altına koyup zirveyi organize eden ne desem ki'ye,
foto çekimlerinde ışık ayarı yapan la claquette'ye,
zirveler ne kiii evime gelecektin dediğim zeycak'a
dönüş yolunda yol arkadaşımız olan ekmek kuruntusuna teşekkür;

istanbul'a, denize, cay'a aşk ile...
devamını gör...