Bu Ayın Beğenilenleri

hepimiz aynı gemideyiz

aynı gemideyiz ama yıllarca biz geminin altında gittik. yukarı güvertede kur an okuyanlara, kadeh tokuşturanşara yalvardık. ne olur bizi köpek balıklarından ( enflasyondan) boğulmaktan ( faizden) soğuktan ( tekelleşmeden ) kurtarın diye yalvardık.

şimdi güvertedekilerin de su altına girme tehlikesi ortaya çıkınca gemi hepimizin oldu.

köylüyüm, tarımla uğraşıyorum. 44 yıldır krizdeyim.

canımın çektiğini yiyemedim, giyemedim.
devamını gör...

mahmut ustaosmanoğlu'nun allah'ı görmesi

mûsâ, belirlediğimiz yere gelip rabbi de ona konuşunca, “rabbim! bana kendini göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “beni dünyada katiyen göremezsin. fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. mûsâ da baygın düştü. ayılınca, “seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! sana tövbe ettim. ben inananların ilkiyim” dedi.

a'raf 143

ot içmeye devam...
devamını gör...

artık önüne gelen inşaat yapamayacak müteahhit olamayacak

demek ki artık önüne gelen başka bir şey olacak. zira önüne gelenler bir şey olmak zorunda. inşaatın modası geçti şimdi başka şey olacaklar. çünkü o önüne gelenlerin bir şey olması sizin liyakat dediğiniz oluyor. sistemi liyakat üzerine kurduğunuz için, önüne gelenler her şey olamayınca sistem çöker.

tanım: itiraf.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

pilotluk sınavını geçer de pilot eğitimine hak kazanırsam, sözlüğün yüzde 49’luk kısmını bazı yazarlara belli kaideler çerçevesinde vereceğim. söz...

“ben uçarsam dünya uçar!”
devamını gör...

cemile bayraktar

gündeme gelmenin çeşitli yollarından birini denemiş biri. çok da şey yapmamak lazım.
kemal sunal'ı ya da hiçbir faniyi tabulaştırmak taraftarı değilim. fakat döneminde bu filmlerin halkı daha entelektüel hale getirmek amacıyla çekilmediğini biliyoruz. devir eleştirisi ile güldürü yapılmış. demek istediğim, kötülük kısmını anlamadım ben bunun. zaten çok dar bir alanda yaşayan insanlar, zaten sinemada film görme şansları çok az, gördüklerinde de gülüyorlar. bunun nesi kötü? halka kötülük yapan arıyorsa kendi devrinin erk sahiplerine baksın hanımefendi.
kendi devrinin, teknolojinin zirve yaptığı devrin yetiştirdiği şu an 14-22 yaş arasındakilere bir baksın. kendi devrinin eğitim sistemin yetiştirdiklerine bir baksın. 3 kelimeden fazlasını yan yana kullanamayan, bakışlarında korkutucu bir boşluk olan, bencil ve duygusuz ergenlere baksın. kemal sunal filmlerinin verdiği zararı sonra tekrar tartsın.
devamını gör...

4 ağustos 2018 istanbul hanımlar zirvesi

yalnız doları indirme planımız ekonomi bakanına iletilirse türkiye kurtulur, dediğimiz zirve olmuştur. işin şakası, yeni yüzler tanıdık, güzel paylaşımlar yaptık. gelen arkadaşların hepsini de milli görüşçü yaptım. *
midemizi şenlendiren,sözlüğün yılmaz savunucusu füru'ya
toplanma vesilemizin gizli mimarı aydınlıkkıza,
elini taşın altına koyup zirveyi organize eden ne desem ki'ye,
foto çekimlerinde ışık ayarı yapan la claquette'ye,
zirveler ne kiii evime gelecektin dediğim zeycak'a
dönüş yolunda yol arkadaşımız olan ekmek kuruntusuna teşekkür;

istanbul'a, denize, cay'a aşk ile...
devamını gör...

4 ağustos 2018 istanbul hanımlar zirvesi

nick nick yorumlandığına göre pişman etmeyen bir zirve kazanmış site. böyle devam etmesi dileklerimizle... bi daakine üzerinde 72 punto erkek yazarlar yazan çelenk göndeririz.
bir de faks tabii ki.

yoğun programımız ve erkek olmamız hasebiyle katılamadığımız zirvenizin sizler için hayırlı olmasını diler, nazik davetiniz için teşekkür ederiz.
devamını gör...

4 ağustos 2018 istanbul hanımlar zirvesi

tamı tamına 13 kişiyle gerçekleştirdiğimiz sohbet ve muhabbet dolu bir zirveydi.

hiç aklımda yokken, samimi görüşme teklifiyle zirvenin temellerini atan ve girdiğimiz mekanlarda upuzun masalar kurulmasına vesile olan aydınlıkızı'na ve biricik arkadaşlarına,

yemek için cömertçe sponsor olup bizi mahçup eden füru'ya,

eğlenceli bir yöntemle, sezai karakoç, ismet özel ve turgut uyar'dan her bir yazara şiirler okuyan ve özlü sözler iliştirilmiş tatlı hediyeleriyle bizi mutlu eden, iki güzel yavrunun annesi buzdolabının üstündeki kapsül'e,

radyo ve televizyonculuk okurken yaşadığı staj hatıralarıyla bizi şaşırtan ve gülümseten la claquette'ye ve arkadaşlarına *

taa nerelerden kalkıp gelen, tatlı yazarımız ekmek kuruntusu'na,

bizi kırmayıp randevusu biter bitmez aramıza katılan, kore maceralarını çok merak ettiğim ve bir daha ki sefere ayrıntılarıyla dinlemek istediğim kim zeycak joong'a,

çokkk teşekkürler.

edebiyat, akademi, eğitim, sanat ve yemek konuşulan, ama her şeyden önce samimiyet dolu harika bir dost meclisiydi. ekonomi de konuşup ülkeyi tam kurtaracaktık ki, buzdolabının üstündeki kapsül'ün okuduğu şiirlerle mest olmaya karar verdik.

not: zirve mekanımız için rezervasyon yaptıran, ama son anda çıkan bir aksilik yüzünden aramızda olamayan nesir macunu ve nicki mouse ile de tanışacağımızı umduğum, tarihini hemen hemen netleştirdiğimiz bir sonraki zirveyi iple çekiyorum. bugünkü gibi, sanal dostluklardan gerçek dostluklar kurulmasına vesile olacak daha nice zirvelere...
devamını gör...

sevgilinin ölmesi

hayat devam ederken yaşamın son bulmasıdır. - bir süreliğine-

bazı bağ vardır, insanların kalıplarına sığmaz, orada karşılığını bulmaz. şimdi yüzünü unutttuğum, önceleri bu unutmaktan büyük utanç duyduğum, şimdi ise unutmanın sıradanlığına, o sıradanlığın sağladığı konfora rehavetle sarıldığım unutuşa alıştığım biri vardı. bazı bağı ancak belgisiz bir zamir belki tanımlayabilir. bir sandalyede otururken tanımıştım onu, ellerini nereye koyacağını bilemeyen insanlara has bir tedirginlik vardı onda. bende de o zamanlar bunları ayırt edemeyen dalgın bir çift göz. bana hep yaşamaktan söz ederdi. uzun yaşamaktan, heyecanlı yaşamaktan, eğlenceli yaşamaktan, huzurlu yaşamaktan, konforlu yaşamaktan, tedirgin yaşamaktan, suçluluk duyarak yaşamaktan, kendinle barışarak yaşamaktan, sakin yaşamaktan, sessiz yaşamaktan, yaşamaktan... öyle ki uykusundan kısıp daha çok ve yoğun nasıl yaşanır planları yapardı. ben uyurken bile yaşamaktan bahseden bir şeyler yazardı. uzun gece sohbetleri, dünyanın kalbindeki kaygılar, hiç bulunmamış bir tür mutluluğu bulmak ümidiyle türlü türlü yaşamlar kurardı. öylesine hayat dolu olmak ki, yarım ölüm diye uykudan bile kaçmaktı onunki. beni durmak bilmeyen bir hayaller silsilesinin içinde bırakarak, sürekli yaşıyor, yaşarken de alternatif hayatları tasarlayıp duruyordu. bir rüzgarın içindeydim, yüzümü yaşama dönmüştüm. onunla çevriliydim, bakacak başka yönüm de yoktu. şikayetçi değildim, benim yerime her türlü yaşamsal kaygı güdülüyor, her türlü hayal kuruluyor her türlü gelecek sıkıntısı benim yerime çekiliyordu. dedim ya ben rehavete kapılmaların insanıyım, kapılmıştım. ne dünyayı kurtarmak, ne iş bulmak, ne toplumun gözünde kendime bir unvan bulmak derdim vardı. rahattım. rahatta bekliyordum. insan ne zaman bu denli gevşese bir şey oluyor. ne zaman o duvarları indirse, ne zaman rehavete bu denli teslim olsa, bir şey oluyor. benden bağımsız hayaller kurulur, müşterek hesaplar açılırken ben bir gaflet dalgasında akıntıda sürüklenirken, şikayetsizce akıp dururken, her türlü sorumluluğumu sırtımdan atmışken, o kadar yaşamı da beraberinde götürerek, öldü. bir başkası yaşasın diye, ölürken bile her yere yaşam bulaştırarak öldü.

o bir başkası yaşadı. çok şükür.

bense bir süreliğine muhatapsız kaldım. muhatapsız kalınca insan kendi varlığını teyit edemiyor. yani varım, o odadayım, birileri geliyor, sarılıyor ama ben anlamıyorum. başkasının rüyasını izlemekle yetiniyorum gibi. oradayım ama bunun farkında değilim. orada değilim ama oradakiler de bunun farkında değil. bir solucan deliği açılmış da başka bir boyuttan olan bitene tamamen kayıtsızca bakıyormuşum gibi.

bir süre herkes gözlerime bakıp beni anladığını söyledi, kimseye güvenmedim bir süre.

insan muhatapsız kalınca kendi varlığından emin olamıyor. bir süre hiçbir şeyden emin olamadım.

sonra? sonra acısı, sonra özlemi, sonra garipliği, sonra yetimliği yavaş yavaş aralanıyor. başka ve daha saçma kederleri oluyor insanın. olan ölene oluyor. onca yaşam arzusu ve sevinciyle hep 25 yaşında ama başka bir gezegende kalıyor. belki diyorum belki, küçücük bir gezegende bir gül yetiştiriyordur, belki diyorum o gülü koyun yer belki diye seyahat edemiyordur, belki o yüzden geri gelmiyordur. belki diyorum, çok canı sıkılıyordur ama gülünü çok seviyor diye uçağa binip gelemiyordur. çöle düşmekten korkuyordur belki. belki yetişkinlerin sayılarla dolu dünyasından ürküyordur. belki kaç yaşında diye sorarlar, belki kaç para kazanıyorsun derler diye bunalıyordur da ondan gelmiyordur. belki gülünü yalnız bırakmaktan korkuyordur, belki ondan gelemiyordur.
devamını gör...