Bu Haftanın Beğenilenleri

hepimiz aynı gemideyiz

aynı gemideyiz ama yıllarca biz geminin altında gittik. yukarı güvertede kur an okuyanlara, kadeh tokuşturanşara yalvardık. ne olur bizi köpek balıklarından ( enflasyondan) boğulmaktan ( faizden) soğuktan ( tekelleşmeden ) kurtarın diye yalvardık.

şimdi güvertedekilerin de su altına girme tehlikesi ortaya çıkınca gemi hepimizin oldu.

köylüyüm, tarımla uğraşıyorum. 44 yıldır krizdeyim.

canımın çektiğini yiyemedim, giyemedim.
devamını gör...

artık önüne gelen inşaat yapamayacak müteahhit olamayacak

demek ki artık önüne gelen başka bir şey olacak. zira önüne gelenler bir şey olmak zorunda. inşaatın modası geçti şimdi başka şey olacaklar. çünkü o önüne gelenlerin bir şey olması sizin liyakat dediğiniz oluyor. sistemi liyakat üzerine kurduğunuz için, önüne gelenler her şey olamayınca sistem çöker.

tanım: itiraf.
devamını gör...

sözlük yazarlarının aramıza katılma hikayeleri

bi akşamüstü kadıköy'deki beşiktaş iskelesine doğru yöneliyorum vapura 15 dakika var, heybeme küçük boy sade pringles atmışım. aylık abonmanımı abanıp bekleme salonuna girdim hemen uygun bir yer seçip kuruldum.

sonra bi hanımefendi geldi dolandı dolandı yer bulamayınca mecburen oturduğunu belirtir gibi yanıma oturdu. sanki ben çok meraklıyım sana, zaten arada demir bişeykoymalık var. her neyse dedim daha 15 dakika var biraz pringles yiyim. bişeykoymalıktan aldım pringles'ı bi güzel açtım hamfendi beni izliyo sırıtarak. şöyle bi kestim göz ucuyla zaten o parlak saten şallarınızla etrafta gezmenizi hazmedemiyorum der gibi. duruldu biraz 4-5 pringles birden attım ağzıma tiksinsin benden ve laikliğimden diye. aa bi de nesi, bu da kutuyu alıp 3-4 tane çekti yiyor.

birden bir challenge'ın içinde buldum kendimi ama hadsizliği de anlamlandırmaya çalışıyorum. tuh dedim içimden çomarlık işte böyle bir şey. sneakerların tuniğin kalite ama aklın hala geri ve adap yoksunusun. zaten kuş kadar pringles'a 5 tl vermişim onu da bununla heder ediyorum.

karşılıklı atıyoruz çantasına yöneldi bir ara heh dedim herhalde parasını vericek ama almamaya hazırlamışım tabii kendimi. aklımdan hangi ifrit olduğu devrimci aydından alıntı yapıp suratına çarpsam diye geçiriyorum. çıkardı telefonu bi siteye girdi. yuhannesburg'a tek yön bilet artık. arada nezaket diye bi şey bırakmadığı için ben de direkt baktım telefonuna ne yapıyor diye. cogito sözlük diye bi site. bi tiksindim bi daha aha dedim kesin ekşi'nin yeşil sermaye klonu. başlık açtı bi şeyler yazıyor: 18 nisan 2011 kurabiye hikayesini aynen yaşamam rezaleti yuh diyorum yani yuh artık ne kurabiyesi ne rezaleti... gelmiş nevalemize çökmüş bir de utanmadan gün içinde yaşadıklarını havalıymış gibi dinci sitesine yazıp etkileşim kovalıyor.

daha fazla dayanamadım zaten vapur da iskeleye yanaşmıştı. bütün kinayeciliğimle afiyet olsun küçük hanım deyip ayağa kalktım. pringles tenekesini de aldım ki bunlar çöpü çöp kutusuna atmayı falan da bilmez. hop kaptı elimden tenekeyi kafasına dikip israf olmasın dedi gülerek. dehşete düşmüş olarak vapura yürüdüm. neden bu ülkenin gerçek sahibinin bizim gibiler olduğunu ve onlar gibiler olmadığını bir kez daha anlamıştım. hele ki kadıköy'de böyle bir hakarete uğramak, burası atatürk cumhuriyeti'ne meydan okunacak yer değildi.

yumruğumu sıkıp yön değiştirdim onun gittiği tarafa gidip haddini bildirecektim. bi yere oturduğu anda karşısına oturdum. kafamda cehaletine vurmalık bi senaryom vardı. her daim yanımda taşıdığım tuğla gibi romanı çıkarmak için heybemi açtım. bir de ne göreyim, pringles kırmızı kutusuyla hala orada duruyordu. ama... ama demin yediğimiz yeşil değil miydi... şaşkın bir halde yüzüne baktım "sade de iyidir ama ben soğanlıyı daha çok seviyorum" dedi.

bütün bildiklerim ve bilmediklerim başıma yıkıldı. yani bunca zaman bunları yapan ben miydim, b12 eksikliğim bana nasıl bir oyun oynamıştı da böyle rezil olmuştum. ne yapacağımı bilemedim. "olur böyle şeyler" dedi. sade pringles'ı çıkardım. 20 dakikalık vapur seyrinde de onu yedik. sözlüğü açıp yazdığı entryi okuduk ve beraber güldük aptallığıma. gayet de edebi bir dille, ironilerle, göndermelerle anlatmıştı olayı. vapurdan indiğimde önyargılarından arınmış, gerçek manada aydınlanmış bir adamdım ve artık kesinlikle cogito sözlük yazarıydım.
devamını gör...

2018 milletvekili maaşları

17.291 tldir.
ayrıca aşağıda belirtilen yardımlardan faydalanmaktadır:
vefat etmiş olan milletvekili yakınlarına 12 ay yardım ödenmektedir. bu da yaklaşık 204.000 tl’ye tekabül etmektedir.
yurtiçi ve yurt dışında görev yapan milletvekilleri almış oldukları maaşlarının yanında yolluk ve yevmiye almaktadırlar.
milletvekili görev yaptığı süre boyunca kırmızı pasaport hakkına sahiptir.
kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sosyal tesislerden ve konuk evlerinden hiçbir ücret ödemeden faydalanabilmektedirler.

gün boyu tv haberlerinde krizden dolayı bozulan ekonomiye yardımcı olması amacıyla kamyonunu devlete bağışlayan kayserili bir vatandaşımızın haberi dönmekteydi.
1.tbmm'de ,millete tekalifi milliye emirlerinin yayınlandığı dönemde sekiz ay maaşsız çalışan milletvekilleri, bir yıl sonra 100 lira olan maaşlarının %20’sini bütçe açığını kapatmak için yine devlete vermişlerdir.
şu anki vekillerimizden bu derece bir fedakarlık beklemesek de ayşe teyzenin aldığı üç beş doların geyiğiyle ekranlarda boy gostereceklerine en azından sahip oldukları şirketler zincirlerinin iktisadıyla alakalı düzenlemeler yapabilirler.
devamını gör...

sevgilinin ölmesi

hayat devam ederken yaşamın son bulmasıdır. - bir süreliğine-

bazı bağ vardır, insanların kalıplarına sığmaz, orada karşılığını bulmaz. şimdi yüzünü unutttuğum, önceleri bu unutmaktan büyük utanç duyduğum, şimdi ise unutmanın sıradanlığına, o sıradanlığın sağladığı konfora rehavetle sarıldığım unutuşa alıştığım biri vardı. bazı bağı ancak belgisiz bir zamir belki tanımlayabilir. bir sandalyede otururken tanımıştım onu, ellerini nereye koyacağını bilemeyen insanlara has bir tedirginlik vardı onda. bende de o zamanlar bunları ayırt edemeyen dalgın bir çift göz. bana hep yaşamaktan söz ederdi. uzun yaşamaktan, heyecanlı yaşamaktan, eğlenceli yaşamaktan, huzurlu yaşamaktan, konforlu yaşamaktan, tedirgin yaşamaktan, suçluluk duyarak yaşamaktan, kendinle barışarak yaşamaktan, sakin yaşamaktan, sessiz yaşamaktan, yaşamaktan... öyle ki uykusundan kısıp daha çok ve yoğun nasıl yaşanır planları yapardı. ben uyurken bile yaşamaktan bahseden bir şeyler yazardı. uzun gece sohbetleri, dünyanın kalbindeki kaygılar, hiç bulunmamış bir tür mutluluğu bulmak ümidiyle türlü türlü yaşamlar kurardı. öylesine hayat dolu olmak ki, yarım ölüm diye uykudan bile kaçmaktı onunki. beni durmak bilmeyen bir hayaller silsilesinin içinde bırakarak, sürekli yaşıyor, yaşarken de alternatif hayatları tasarlayıp duruyordu. bir rüzgarın içindeydim, yüzümü yaşama dönmüştüm. onunla çevriliydim, bakacak başka yönüm de yoktu. şikayetçi değildim, benim yerime her türlü yaşamsal kaygı güdülüyor, her türlü hayal kuruluyor her türlü gelecek sıkıntısı benim yerime çekiliyordu. dedim ya ben rehavete kapılmaların insanıyım, kapılmıştım. ne dünyayı kurtarmak, ne iş bulmak, ne toplumun gözünde kendime bir unvan bulmak derdim vardı. rahattım. rahatta bekliyordum. insan ne zaman bu denli gevşese bir şey oluyor. ne zaman o duvarları indirse, ne zaman rehavete bu denli teslim olsa, bir şey oluyor. benden bağımsız hayaller kurulur, müşterek hesaplar açılırken ben bir gaflet dalgasında akıntıda sürüklenirken, şikayetsizce akıp dururken, her türlü sorumluluğumu sırtımdan atmışken, o kadar yaşamı da beraberinde götürerek, öldü. bir başkası yaşasın diye, ölürken bile her yere yaşam bulaştırarak öldü.

o bir başkası yaşadı. çok şükür.

bense bir süreliğine muhatapsız kaldım. muhatapsız kalınca insan kendi varlığını teyit edemiyor. yani varım, o odadayım, birileri geliyor, sarılıyor ama ben anlamıyorum. başkasının rüyasını izlemekle yetiniyorum gibi. oradayım ama bunun farkında değilim. orada değilim ama oradakiler de bunun farkında değil. bir solucan deliği açılmış da başka bir boyuttan olan bitene tamamen kayıtsızca bakıyormuşum gibi.

bir süre herkes gözlerime bakıp beni anladığını söyledi, kimseye güvenmedim bir süre.

insan muhatapsız kalınca kendi varlığından emin olamıyor. bir süre hiçbir şeyden emin olamadım.

sonra? sonra acısı, sonra özlemi, sonra garipliği, sonra yetimliği yavaş yavaş aralanıyor. başka ve daha saçma kederleri oluyor insanın. olan ölene oluyor. onca yaşam arzusu ve sevinciyle hep 25 yaşında ama başka bir gezegende kalıyor. belki diyorum belki, küçücük bir gezegende bir gül yetiştiriyordur, belki diyorum o gülü koyun yer belki diye seyahat edemiyordur, belki o yüzden geri gelmiyordur. belki diyorum, çok canı sıkılıyordur ama gülünü çok seviyor diye uçağa binip gelemiyordur. çöle düşmekten korkuyordur belki. belki yetişkinlerin sayılarla dolu dünyasından ürküyordur. belki kaç yaşında diye sorarlar, belki kaç para kazanıyorsun derler diye bunalıyordur da ondan gelmiyordur. belki gülünü yalnız bırakmaktan korkuyordur, belki ondan gelemiyordur.
devamını gör...

dünya sözlük moderatörü

monark tarafından istişare neticesinde belirlenen aday havuzundan, kendisine iletilen destek talebine olumlu yanıt veren ve gönüllülük erdemini gösteren sorumlu kişiler için kullanılan bir sıfat. belirli veya gerekli süreçlerde moderasyonun revizyona uğraması lüzumunca herhangi bir moderatörün kalıcı olarak görevde bulunması çok zordur yani görev periyodu öncesinde ve sonrasında o da yazardır. kendisi hakkında maalesef yazarlar tarafından çeşitli nedenlerle fakat sıklıkla unutulan bazı nitelikler şu şekildedir.

*mükemmel bir sözlük yazarı olmak zorunda değildir.
*empati yeteneği muazzam olmak zorunda değildir.
*uygunsuz her tanımı görmek zorunda değildir.
*kimseye hizmet etmek zorunda değildir.
*kimseye hak ettiğinin üzerinde nezaket göstermek zorunda değildir.
*sorunun kaynağı veya sebebi olmadıkça durumu bildirmek zorunda değildir.
*görev alanındaki mevzulara anında müdahale etmek zorunda değildir.
*kimseye hesap vermek zorunda değildir.
*yaptırım ve uygulamalarının izahını yapmak zorunda değildir.
*kendisine uygun biçimde iletilmeyen şikayetleri değerlendirmek zorunda değildir.
*emeğinin sömürülmesine müsaade etmek zorunda değildir.
*kimsenin psikolojisini düzeltmek veya motivasyonunu yükseltmek zorunda değildir.
*haksız eleştiri ve ithamlara karşı susmak zorunda değildir.


not: bu liste uzayacaktır...
devamını gör...

instagram'da herkesin mutlu olması

kör topal bir instagram hesabım var. ayda yılda bir açarım bakarım o da yapacak bir şey bulamayınca. ama moralim bozulur kapatırım. ulan bir tane normal insan olmaz mı. herkes eğleniyor, kimisi tatilde, kimisi yeni bir şey almış, kimisi de bir sebepten mutluluktan havalara uçuyor.

sonra kendi hayatıma bakıyorum çok berbat bir hayatım var lan benim. ben daha üç arkadaş bir araya gelince hadi bir selfie yapalım da paylaşalım millet görsün diyemeyen ezik adamın tekiyim lan. hep aynı sıkıcı şeyleri yapıp duruyorum ve o kadar mutlu olmadım hiç. galiba instagram'ı sık kullanmadığımdan oluyor bu. insanları mutlu eden bu uygulama herhalde. yoksa kapı komşum reel hayatta normal hayatını yaşarken uygulamada çok mutlu. neyse artık ben de daha sık kullanacağım ve mutlu olacağım.
devamını gör...

bir papazın yükselttiği doları şeyhlerin ve gavsların indirememesi

peygamberin yansıması olan var, Allah ile görüşen var, evliyalarla kur'an dersi yapan var, savaşta orduya yardım eden var...

aslında ruhani güç portföyümüz epey geniş, isteseler x-men ve avengers'ın toplamından daha büyük işler çıkarırlar ama kim bilir ne kutlu işlere dalmışlardır ki dolarla uğraşmak onlar için ciddi bir tenezzül olur. rahatsız etmemek lazım, belli ki alem-i islam'ın istikbali için gece gündüz mesai halindeler.
devamını gör...

atık yağı lavaboya dökmek

tamam çöpleri ayrıştırma bilincimiz, geri dönüşüm çabamız yok ama kullanılmış yağı lavaboya dökmenin suları kirleteceğini de düşünemeyecek kadar yaşamdan, dünyadan soyutlanmış olamayız. bugün çevre kirliliğinin, su kirliliğinin ve canlıların hayatını tehdit eden etkenlerden birinin de bu bilinçsizce yapılan hareket olduğunu bilelim. belediyelerin atık yağ toplama birimleri var, okullarda projeler geliştiriliyor. çocuklara bu bilinci aşılarken ebeveynlerinin vurdumduymazlığı ile yetersiz kalıyor. bir litre atık yağ bir milyon metreküp suyu kirletebiliyormuş. bu yağların geri dönüşümü ile ülke ekonomisine de katkı sağlanıyor.
devamını gör...

30 yaşındaki kız vs 30 yaşındaki erkek

otuz yaşındaki kız ve erkek akran olsalarda ruhsal ve davranış bakımından birbirlerinden farklıdırlar. otuz yaşındaki kadın daha olgun, kendini bulmuş ne istediğini bilen olurken, otuz yaşındaki erkek ileri ergenlik safhasında olup yaşıtı olan kıza nazaran hâlâ çocuktur. bu söylediklerim tecrübeleri ile kendini geliştirmiş, efendi ve ağırbaşlı beyleri bağlamaz.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

dünya artık tamamıyla karmaşık bir yer. kaygı verici. üzücü. yıpratıcı. güzellik görsek, tadına varamıyoruz. çevresel faktörlerle yeniden bir öfkeye yahut üzüntüye kapı açılabiliyor. ben de üzgünüm. çok üzgünüm. gün içinde sık sık ona buna şuna üzülüyorum ama hayatı bırakmak yerine diyorum ki, olsun, bu kurak toprağa fidanı ben dikeceğim...
devamını gör...