şükrü erbaş

1953 yozgat doğŸumlu şŸair yazar. biyoğŸrafisi için vikipedia kısaca şŸunları söylüyor:

1953'te Yozgat'ta doğŸdu. ilk ve ortaöğŸrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi EğŸitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar DerneğŸi'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). şžair, halen Antalya'da yaşŸamaktadır.

şžükrü ErbaşŸ, ilk şŸiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şŸiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şŸiir ödülüne değŸer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şŸiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu şŸiir ödülünü, "Üç Nokta BeşŸ Harf" şŸiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şŸiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şŸiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şŸiir ödülünü kazandı.

şžiir, edebiyat ve yaşŸam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "insanın Acısını insan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan şžükrü ErbaşŸ'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı, yazarın düzyazılarından oluşŸan bir kitabı da vardır.




favori şŸiirim, ismet özel'e gönderme yaptığŸı köylüleri niçin öldürmeliyiz şŸiiridir.
devamını gör...
1953 yozgat doğumlu şair yazar. biyoğrafisi için vikipedia kısaca şunları söylüyor:

1953'te Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Şair, halen Antalya'da yaşamaktadır.

Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı, yazarın düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.




favori şiirim, ismet özel'e gönderme yaptığı köylüleri niçin öldürmeliyiz şiiridir.
devamını gör...
sinema kapılarında şöyle der, ve ben orda susarım

katlandım sonra simsiyah kapanıp
-okları içine dönük bir kirpi gibi-
kapanıp simsiyah yalnızlığıma

...sustum

ki incecik bir hüzündü yüzüm
yakıştı yaşadığıma, yaşamadığıma
devamını gör...
bana sorular öğreten dost
bir de sen bulmadıkça doğrular yarımdır diyen..
kimi gün bir türkü, kimi gün şiirlerle
kitaplarla daha çok, giderek kitaplarla
sabırlı, içten,yalın
örnekler çıkarıp adım adım
küçücük bir kentin kapalı hayatından
bana dünyaları gösteren dost..
telâşını taşıyorum yıllardır
konuşurken birbirine vurduğun parmaklarının
ve içine yüreğini koyup koyup
ak güvercinler gibi ağzından uçurduğun
o büyülü, sıcak, doğru sözlerinin..


sesini çoğaltıyorum sesler içinde
bir tutku gibi geciktikçe büyüyen
inancının onurunu taşıyorum yıllardır.
devamını gör...
"...ben ona sıkıntılı güz günlerinde
yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği
ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
her şeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim
üşütmek istememiştim.
ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş... ince... güzel ve uzak...
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına."

(bkz: sitem)
devamını gör...
enfes dizeleri olan şiirlere sahip.
şair.

misal:

ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık
devamını gör...
"seni yalnızlığından tanıdım
kirpikleri kırık çocuk
çiğneyip durduğun dudaklarından.
gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
bir eylül göğünün bulut kümeleri
donuk bakışlarında;
hüznün nasıl da benziyordu
benim ilkgençliğime

ellerinden tanıdım seni
yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
bir uzak boşloğa yağmur yağıyordu
-anılardan anılara ince çizikler…-
yüzün bir türkü sonrasının
kederli dalgınlığında;
güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
gücenik duruşundan tanıdım seni.

seni kendimden tanıdım çocuk;
yüreği sürekli çiğnenen bir yol
gövdesi acılardan acılara köprü…
biraz öfke, biraz umut, çokça onur
olan kendimden.
eğildim öptüm yıkık alnından
uzaktın, kıyamadım sessizliğine
biraz daha dedim içimden, biraz daha;
gün olur, onuru güzel çocuk
acı da yakışır insanın yüreğine."
devamını gör...

"ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe güvenle gelebileceği.
kuşların kanatları neden vardır?
bir insan neden ağlar geceleri yarı yaşına gelince?
bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim.

ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi üstü olayım istemiştim.
o herşeyin usul usul durulduğu saatlerde
gelsin,yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına,
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim gölgemin serinliğinde.
üşütmek istememiştim.

ben o`na sevgi bir büyük deniz
ömür bir köpüktür demiştim dalgaların ucunda
uçuşan,kırılan,dağılan,çoğalan;
mavi resimler çizerek nemli bir sesle
kentin yürüyüşle güzelleşen yollarına..
ne köpüksüz deniz,ne denizsiz köpük olur
ve kimse bilemez demiştim hangi kıyılara vuracağını...
alıp o köpüğü avuçlarıma,zamansız
öldürmek istememiştim,
çarparak yüreğimin kıyılarına...


ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş... ince... güzel ve uzak...
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına."
devamını gör...

bir yanım gündelik şeyler
evdir ekmektir, yaşadığım kaskatı;
bir yanım olmadık türküler söyler
yoldur özlemdir
benim en güzel düşlerim
içimde kaldı.

biryerlerim eksiliyor günlerdir
biryerlerim eriyor
günlerdir başımda bir esrik bulut
... ben süt mavilerde umarken günü
aykırı sularda akşam oluyor.
devamını gör...
bazı insanların bu dünyadaki varlığı sebebiyle bizler susmalı,gereksizliğimizi önlemeliyiz.işte tam olarak bu 'bazı insanlardandır' şükrü erbaş.


--- alıntı ---
seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben... evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım... yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını...
--- alıntı ---
devamını gör...

"ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
iki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

o küçük ölüm!

usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
ben bulutları gösterirken,
"bulmacanın beş harfli yemek sorusuna" yanıt aramanla halkalanmış,
"aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı"
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?"
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında.

ne mi yapacağım bundan sonra?

ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
şiir yazmayacağım bir süre,
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
falcı kadınlara inanmayacağım artık.
trafik polislerine adres sormayacağım,
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye.

ne yapacağımı sanıyorsun ki?

tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım."
devamını gör...
bir şiirinde derki :
"insanın çocuklardan öğreneceği çok şey var;
düşmeyi göze almadan binilmiyor salıncağa."

motive eden, mutlu eden, ağzından bal damlayan şair.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar