suskunluk

bazı kadınlar için çekicilik unsuru kabul edilen durum. erkeğin konuşanı değil susanı makbulmüş aldığımız bilgiler o yönde. uzaklara bakan dalgın adam tevatür değil gerçekmiş.
devamını gör...
kelimeler ve cümlelerin sese dönüşmeden, doğmadan düşük yapması halidir. zihniyet bütün gürültüsüne rağmen dışa vuramaz.
devamını gör...
suskunluk madenlere özgüdür, kurak kuyulara.
bir denizin her gün dövdüğü dev bir kayaya.
can çekişirken bile sessizliğinden sıyrılamayan bir balığa.

insanın suskunluk elbisesi kara tülden, ağıt dolu. bırakalım da suskunluk kayaların olsun.
devamını gör...
her daim asaletten olmayan buna mukabil çoğu zaman şahsın kendisini asil bir davranış sergilediği şeklinde avutması hatta kandırması suretiyle vücut bulan cevap şeklidir.

oysa -kanaatimce- böyle bir cevap(sızlık) şeklinin benimsenmesinden evvel kişi kendisine bir göz atmalıdır.
suskunluk, onu bir ömür boyu bozmamayı göze alınmadan tercih edilmemeli bence.
diyecekleriniz hatta haykıracaklarınız ve dahi karşınızdaki kişinin yakasına yapışıp ondan hesap soracak bir öfkeniz daha doğrusu hararetiniz varsa bence suskunluk hatalı bir tepkidir.
çünkü bazen o demek isteyip de şu veya bu şekilde diyemediklerimiz zaman geçtikçe içimize dert oluyor. hele de zeigarnik etkisi ile birleşince “aman!” diyor insan. keşke söyleydim keşke susmasaydım diye pişman oluyor.
ya da belki de hayıflanıyor. kim bilir?

eğer asil bir suskunluk olsaydı bence kişi rahatsızlık duymaz hiçbir zaman. ama asil bir suskunluk görüntüsü altına kişi her türlü kaybetme korkusunu ve ezikliğini saklamışsa işte o zaman iş sarpa sarıyor.

bir de suskunluğun sonuç itibarıyla türleri olmalı bence. suskunluk bir kapanış töreni mi yoksa bir yarım kalış draması mı?
işte sanırım en çok da yarım kalış, bitmemiş hesaplaşma şekline büründüğü takdirde insanı çileden çıkarıyor.
o anda hiçbiriniz asalet falan dinlemiyoruz.
hepimizin içindeki medenileşmemiş zerre evrimleşmemiş o ilkel beyin çıkıveriyor ortaya.
duygusal da olsa çektiğimiz acı, beyin devrelerimizin bizi hayatta tutmaya programladığı gerçeğini değiştirmiyor. bilinç altı bi’ “heheyt ulan!” diyor.
asaletten olan suskunluk gelip bir yerimize hastalık olarak yapışıyor.
sözü dilinin ucuna kadar gelip de diyemeyenin boğazında yumru olarak kalıyor; duyduklarını sindirmekle uğraşırken sessiz kalanın midesinde ülser. bir diğerinde kanser falan filan.
çaresizliğimiz, zaaflarımız, ezik yanlarımız, kaybetme korkumuz, özgüven eksikliğimiz ya da içimizdeki korunmamış çocuk... işte her neyse onun suskun kalmasını çoğu zaman asalet diye anlatıyoruz kendimize.
ikna dedikleri şey böyle bi şey olmalı sanırım. bir yalana ilk olarak kişinin kendisinin inanması.
aslında denklem basit, kimsenin bize kazık atmasına gerek yok, biz kazıkların en büyüğünü kendimize atıyoruz.
inanarak, beklentiye girerek, bu sefer öyle olmayacak diyerek.
sen susmaktan vazgeçmediğin sürece her seferinde daha beteri olacak sayın okuyucu. bunu da sana söylemiyorum aslında kendime nasihat veriyorum.
devamını gör...
kalp kirikligina isaret olabilir. muhatabini susturan hatta sessizligi hakkinda konusturan kisi, muhakkak suretle gonul alsin. tavsiyemdir ve dinleyeceksin. *

size deger veren insanlari kirmayiniz. ben uzuluyorum da kiran uzulmuyor kirdigina. ya da uzuluyor da belli etmez o. *
devamını gör...
bulunduğu yeri paylaştığı kişilerle konuşacak konu bulamamış, muhtemelen sıkılmış kişi eylemi. siz bir de onu o ortamdan çıkınca görün; derin bir ööööf ile başlayan birtakım suskunluk bozucu cümleler.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar