tabutta rövaşata

afişŸi bana itici gelen fakat "lan dur şŸunu bir izleyeyim"le başŸladı herşŸey ve bi de ne göreyim filmin ortasına kadar mustafa uğŸurlu sandığŸım harika performansa sahip şŸahıs ahmet uğŸurlu olduğŸunu farkettim. mustafa uğŸurlunun abisi. gerçektn dört dörtlük bir film yönetmeni dervişŸ zaim düşŸük bir bütçeyle ve az oyuncu kadrosuyla harika bir eser çıkartmışŸ ortaya.
devamını gör...
derviş zaim bir daha bu filmdeki tadı yakalayamadı bilemedim nedenini, ama bu film türk sinemasında sayabileceğim ilk 15- 20 film arasına rahatlıkla girer. geçen ay bi dvd yaptım canım sıkıldıkça izliyorum peşpeşe tabutta rövaşata- gemide en son da sarı mersedesle bitiriyorum biraz vurucu oldu ama sanırım tabi bünye meselesi.*
devamını gör...
türkiyenin emlakları en pahalı ili istanbuldur, istanbulda ise boğaz kenarı semtlerin emlakları çok pahalıdır.mesela rumelihisarı civarı...evler, yalılar, villalar, kafeler, barlar, meyhaneler....hepsi lükstür, yaşayanları da sosyetiktir, zengindir.ancak hayat da bu kadar toz pembe değildir.bu parlak hayatlar arasında kimbilir hangi insanların hayatları sıkışıp kalmıştır.
mahsun da bu sıkışıp kalmış insanlardan biridir.gavurların deyişiyle loser...yani kaybeden...
kaybeden birisine de kaymak tabakasından biri arka çıkacak değildi ya, arkadaşları da onun gibi kaybedenlerdendir.mahsunun aklı kıttır, ancak ne olduğu belli değildir.kafası pek fazla çalışmaz ama arabaları kaçırmakta ustadır, kafası pek çalışmaz ama duyguları sıcaktır.mahsunun kalacak bir evi yoktur, soğuk kış gecelerinde ısınmak için arabaları kaçırır, ısıtıcıları açar ve bütün istanbulu turlar.bu gecelerin birinde bir köpeğe çarpar ve başının belaya girebileceğini düşünmeden, yakalanabileceğini düşünmeden köğeği alır veterinere götürür, duyguları çünkü insancadır bazı kodamanlar gibi değildir.zaten veterinere gittiğinde köpeği verirken köpeğe patronunun çarptığını söylemesine de bu yüzden kimse şaşırmamıştır.
mahsuna en fazla reis arka çıkar, ona teknesinde hafiften iş verir ve hafiften de para verir.mahsuna içki verir, onun çay parasını öder.mahsun ve arkadaşları her gün her an deniz kenarındadır.bizim gibi insanların ancak nadir olarak görebildikleri ve eşsiz doğal güzellik deyip deniz kenarında bir çaya hak ettiğinden katlarca fazla para ödememize nispeten onlar deniz kenarına iskemle atarlar, domates, biber yiyip mercimek çorbası yudumlarlar ve yanında kafaları çekmeyi de unutmazlar; ancak onlar şundan da mahrumdurlar:karşılarındaki bu güzelliği farketmeyi...
karşısındaki bu güzelliği farkedemeyen diğer bir kaybeden de keş bir kadındır...her gün deniz kenarındaki, mahsunun gündüz mekanı, zekinin kahvehanesinde denize karşı uyuşturucunun etkisiyle kendisinden geçen bu kadın kendisine sahte bir cennet oluşturmaktadır.karşısındaki mavi güzelliğe, ağaçların yeşilliğine aldanmak yerine onun güzelliğini uyuşturucunun o sahte dünyasını ve bulanıklığını tercih etmektedir.
mahsunun belki de en yakın arkadaşı sarı öldüğünde mahsun arkadaşına veda bile edemez, son yolculuğuna uğurlayamaz.çünkü gene polis tarafından aranmaktadır, çünkü o gece de araba kaçırmıştır.sarhoş sarıyı ise sarhoş arkadaşları ve temiz yüzlü bir imam defnetmiştir.imam sarı için dualar ederken arkadaşları çoktan içmeye başlamış ve şaraplarınıda sarının mezarıyla paylaşmaya başlamışlardır.imam ise önemsemez bu densizliği, imam önemsemez bunu, uyarmaz o cahilleri çünkü zaten imam da bu defin işlemini bir dini görev olarak değil memuriyetinin bir gereği olarak görmektedir.çünkü emin olunuz ki eskiden bu tür kişilerin namazı kıldırılmıyordu, cenazesi ise ortada kalıyordu.modern imam ise ancak içinden bunların yanlış olduğunu beyan ediyor ve ancak yüzüne yansıtıyordu.içen keşlerle dua eden temiz yüzlü imamın aynı sahnede bulunması ise bu durumun en güzel portrelerinden biriydi.
mahsun ise bu süreçte yakalanmış, polis tarafından bir gelenek olduğu üzere bir güzel dövülmüş ve dayaktan salıverildikten sonra ilk iş olarak arkadaşı sarının mezarını ziyaret eder.mahsun belki de arkadaşlarından daha insandı, çünkü arkadaşı sarının mezarından şarap şişelerini çıkarıp kenara koymuştu, mezarını temizlemişti, başka bir sefer de sarıyı anmak için arkadaşlarını toplamak istemiş ve onları toplayabilmek için de kendi parasıyla şarap ve çerez almıştı.
mahsun fatihin bize bırakmak istemeyeceği bir türkiyede yaşıyordu.mahsun normal değildi ve devlet ona bakmaktansa onu dövmeyi tercih ediyordu.yanından geçen garip bir grubu takip edip de rumeli hisarına geldiğinde orada çekim yapan bir alman onu yanından kovmuş ve uzaklaştırmıştı, hisara girmek istediğinde bunun paralı olduğu söylenip kovulmuştu.dışarı çıktığında ise alman da, mahsundan daha aptal görünen onlarca çekik gözlü de içeri giriyordu.peki ama acaba gerçekten içeri kimler girebilmeliydi?
reis mahsunu zekinin kahvesinde tuvaletçi yaptırır, keş kız da zaten her gün tuvalete girip uçmaktadır.mahsun ona aşıktır, o tuvaletteyken saçını tarar, kendine çekidüzen verir ancak keş kız ise onu farkedecek durumda değildir,çünkü kız zaten uçmuştur.peki ortada keş kız ile aptal mahsun aşkı mı vardır?tabi ki yoktur.realist bir filmde tüm istanbul pisliği gözönündeyken bir masal mı bekliyorduk?buna da hayır.
mahsun kıza aşıktır ve ona kalması için kaldığı yere ara sıra gelebileceğini söhttp://yler.keş kız ise oraya müşterisini getirir.bu ise mahsunun kalbini http://yaralar.başka bir gün kız krize girip de mahsundan kendisini taksime götürmesi için yalvardığında mahsunun cevabı "beni kandırdın or...pu"dur.halbuki ortada ne vardı ki mahsun?bu gerçek hayat, bu hayat senin hayallerin gibi değildir.bu önünde görmüş olduğun or..pu keş kız dahi uyuşturucuyla kendisine yapay bir cennet kurmuş hayallerini yaşıyor onun senin hayallerinle bir ilgisi yok.
mahsun dediğimiz gibi aklı noksandır ama o kadar da aptal değildir.kandırlıdığını anlamıştır ama sonunda ikna olur, kızı götürür ve kız gene uçar.ancak kız bu durumda nerede uçacaktır?son vukuatında zekinin kahvesinden kovulmuştur.o da bu sefer reisin teknesini kaçırır.denizde teknenin kontrolünü bırakır ve o sırada kim bilir hangi rüyada olan bu uyuyan kızı önce korkarak öper, sonra hafifçe öper.mahsun duygusaldır, aşık olmuştur.zekinin çırağı gibi açlığı cinsel değil duygusaldır.bu yüzden uyuyan kızı yalnızca öper; ancak bu sırada da tekne çarpar ve batar tıpkı mahsun ve keş kızın hayatı gibi...zaten bu öyle bir batmadır ki keş kızın ismini bile öğrenemeyiz.
mahsun ise gene salıverilir ancak bu sefer reis de kızmıştır.nasıl kızmasın ki?tek ekmek kapısını evsiz bir gerizekalı batırmıştır.mahsun ondan da esaslı bir dayak yer...
sonraki günler ise mahsun için yalnızca açlıktır.mahsun ise artık girişi paralı olan rumelihisarına kaçak girer, mehter marşı eşliğinde bir hindiyi kovalar, yakalar, keser ve tam pişirecekken hisarın bekçisi gelir, mahsunu yine de şahlanıyor amman marşı eşliğinde kovalar o da bir güzel döver ve bunu tvden duyan arkadaşları ağızları bir karış açıkken öğrenir, mahsun habere göre açlıktan hindiyi kesmeye kalkıştığını söylemiştir, bu haberden sonra ise şirin sosis tombul sosis reklamı çıkar.yani kimi açlıktan hisarda hindi kovalarken kimi şirin ve tombul sosisleri götürmektedir.
hayatta kaybedenler herkesten eziyet görebilirken, arkadaşlar da önemlidir.

devamını gör...
harika bir derviş zaim filmi. hayata yenik başlayanların, hayatta daima ezilenlerin filmi diyerek arabesk yapmayacağım.

filmden çıkartılacak çok farklı anlamlar farklı yaşam tarzları var. izlenmesi oldukça faydalı insana oldukça fazla şeyler katacak bir film.

devamını gör...
bu filmde en etkilendiğim sahne mahsun'un, o aşağılık kahpe mekan sahibi tarafından kovulduğu sahne idi. diyalog o kadar sarsmadı. mahsun, kovulduktan sonra eline bir taş alıp acaba camını indireyim mi indirmeyeyim mi diye arada kalıp taşı "laaan!" diye bağırarak denize atması ve sonra ümit besen'den "gidiyorum işte bayramın olsun..." diye girdiği sahnede ağlamamak için zor tutundum.

işte o an tüm kahpeliklere, tüm mahsun gibilere sırtı dönüklere, vicdandan yoksun pisliklere büyük bir "laaan!" çekesim geldi.

insin ulan camlar.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar