terk etmek

bazen terk edilmekten daha zordur. ters giden bir şeylere karşı bir tarafın cesur olup, yolu açması gerekir ve bu da terk edendir. terk edilen değil, terk edendir acı çeken.
devamını gör...
zulümdür, yaziktir. ahini almaktir. ali ayçil'in naz bitti isimli siirinde söyledigi gibi:

ne etsem berabere bitmedi o yılgın maç
herkes bende kalanı küçük bir sıyrık sanır
sen aklıma düştükçe içim nasıl izdiham
terk edilmiş bir evin ilk günü kadar ağır
devamını gör...
o liman çok uzakta değildi. on dokuzuncu kata çıktrığımızda beraber görebiliyorduk. dürbün yakınlaştırmıştı limanı, beraber izlemiştik o gencin ölümünü. on dokuz yaşındaydı hemen hemen. terlemişti. çok yorgun görünüyordu. bitkin, elindekini kaldırdı. üstten düştü beton üzerine, öldü. ölümünün soğukluğu bizi on dokuzuncu katta kaskatı kesti. cama yapışmış ellerim dürbünü tutmuyordu. dürbünü gözlerimin önünden çekince görüntü de yok olmuştu. sadece sisli görünüyordu liman. Allah rahmet eylesin dedin. Allah rahmet eylesin diyemedim. çünkü ölüm şekli çok feciydi. henüz on dokuz yaşında bir delikanlıydı. o anda annesiymişim gibi acı bir şefkat saplandı içime. ablasıymışım gibi koruma içgüdüsü ile saniyelik ne yapabilirim çaresizliği diken diken battı içime. sevgilisiymişim gibi içim kor kor yandı. donuklaşmış sisli limana bakıyordum. ellerimi tutun yüzümü odaya döndürdün. oda şıktı, oda güzeldi, sen güzeldin. kusma isteğim boğazıma kadar gelmişti. kendimden geçmiştim. bana bir gün bir şey olursa, böyle olursan gözüm açık giderim demiştin. belki de bu yüzden kaçtım senden. belkide arkamda gözlerin yaşlı buyüzden bıraktım seni. bana aitken, ellerimden kader denen bağımsız kuralla alınmana dayanamayacağım için terkettim seni. affet beni...
devamını gör...
önce aptallastirir,
yavas yavas ne yaptim moduna sokup inceden inceye düsündürür,
gün gelir kivrandirir,
siddeti artar süründürür,
sonra agri kesici almissin gibi acisi hafiflemeye baslar
ve hersey gibi onun da buhrani zamanla gecer.
devamını gör...
terk etmek kendi haline bırakmaktır. düşüncenin sınır konulmamış alanlarında derinleşme imkanı vermektir. ontik sorgulamanın eşsiz bir türüne rastlama umudunu asla yitirmemektir. sanılanın aksine sağlam gerekçelere ihtiyaç duyulmayan bir eyleyiş biçimidir. hele bir de severken yapabilme gücü bulunursa aşkın en ilham verici olanı gelecek kuşaklar için kayda geçirilmiş olur. kierkegaard ile regina'nın aşkı gibi. aslında bir ismi fazla yazdım. bu aşk sadece kierkegaard'a yakıştı. çok geçmeden başkasıyla evlenen regina aşkın yüzeyselliğini aşamadığı için terk edilmeyi büyük bir iştiyakla kucaklamalıydı. sözün özü varoluşsal bir gerekliliktir terk etmek. terk edilmek için geçerli değildir hiçbiri. özne-nesne karşıtlığındaki korelasyonun tam zıddını kastederek söylüyorum. edilgenliğin tüm olumsuzlukları berheva edilir. burada güzel olan maruz kalmaktır.
devamını gör...
her zaman bir ardına bakma ihtiyacı hissederek -ama bakmayarak tabiki- yağmur damlası yüklü gözlerden bir iki damla süzülerken yapılacak eylemdir herkesin vardır böle bir şeyi en azından bir kere de olsa aklından geçmiştir benim gibi :)
devamını gör...
sevgilinin eski sevgiliye dönüşmesi sürecindeki aktif pozisyonu almaktır. genellikle bu eylemi yapanlarda duygusallık zaten sona erdiği için çok sıkıntı olmaz. ancak aynı şeyi diğer taraf için söylemek genellikle zordur.

(bkz: terk edilmek)
devamını gör...
bir yeri, bir zamanı, bir alışkanlığı, bir hali , süregelen durumu bırakmak, kesmek, en nihayetinde gitmek.

birisi terk edilmez. birine hayatımızda verdiğimiz önem sırasıdır vazgeçtiğimiz. o birinin bizdeki iz düşümü terk edilir.
işte tam bu sebeple, aramızda (aramızda mı onu bile bilmiyorum, çoğu zaman yalnız bu tarafta yaşandığını düşünüyorum) yaşanan şeyden vazgeçiyorum. ileriye dönük hiç bir uzantısı kalmasın, artık kurgulamıyorum.
terk ediyorum, çünkü; içimde sevebilen küçük insanlar ordusunu bozguna uğratacaksın neredeyse. bırakalım sevebilir kalsın büyümekte olanlar. sana ve bana iyilik olsun diye palavralar dökmeyeceğim. beni olduğumdan başka bir forma sokmasın diye terk ediyorum. çünkü senden sonra gelecek hiç kimsenin suçu olmayacak bu yaşanmayanlar. ve o kimseden hesabını sormamalıyım, önüne kocaman aşılmaz duvarlar kurarak. terkediyorum , çünkü bu yaptığım sabretmek değil. bana anlatmadığın kısımlarını yalnız başıma gecelerce doldurmaya çalışmak çok yorucu. ve her doldurduğum boşluk , paravan açıldığında aslından çok uzak hep yanlış cevap. oysa sınav değil bu, bir yarış da. senin egoların etrafında tavaf dönüp durmak en başından saçma. terk ediyorum çünkü aynı yerde dönüp durmak bana göre değil. pişmanlıklarım arasında bir yer edin kendine. ara sıra harbiyeden geçeken aklıma gel. böylesi gecelerce uykusuz kalıp, olasılık hesaplamaktan ve günler günler sonra, bir olmazı düşlediğini fark etmekten daha akıllıca.
terk ediyorum, ve bunu bir şölene çevirmeden, haftada bir yapılan ev temizliği edasıyla yapıyorum. nasıl ki olandan ve bitenden hiç haberdar etmedin beni, ben de işte aynı o alışık olduğun biçimde, sana tek kelime etmeden, ama içimin camlarını sonuna dek açarak, havalandırarak, temizleyerek terk ediyorum. öyle silinmiş tertemiz edilmiş bir kağıt gibi olmayacağım elbette. kalacaksın pişmanlıkların biriktiği köşede. ama hikayenin eski bir parçası, zamanında atılması gereken bir küçük adım olarak. büyük adımlarım da olmuştu benim, hatırla. hatırlama ya da. ne zaman bir şey hatırlayacak olsan, kendi kabul görme kavgana düşüyorsun. demek ki bunca çaba, hep birileri kabul etsin diye. bendeki bu hal o yüzden karmaşık ve gerçek dışı geldi sana. henüz beni tavlamak için, o meşhur hikayenden epik sözler fısıldamamıştın. ne kadar yalnız, ne kadar popüler, ne kadar güçlü olduğunu, arabesk dilinle ağdalı ağdalı anlatmamıştın. geldiğin gibi kabul görmüş, kabul görülen yerlerinden öpülmüştün. öyleyse aynı ağdalı yalnızlıkla ağına düşmemiş olan, av olamazdı. sende avcı. rolünü beğenmedin diyelim. yeni bir rolden korktun diyelim. bilemedim demek zor geldi diyelim. ne dersek diyelim bir faydası olmaz ama, ekseninden çıkamadın. hani şu güya şikayetçi olduğun eksenin. güya büyük bir adım atma isteğin, ancak ağdalı arabesk dilinin bir başka av aracı, ve geçmişin, ancak bir konfor alanı, malzeme deposu. işte bütün bunları kendi kendime ve geceler boyu süren gel-git li yolculuklarla anladım. anlama sürecinde böldüm , parçaladım, ufalttım , eksildikçe, küçük küçük düştün içimden. terk ediyorum çünkü algılarım bile teslim oldu bu boyutta rasyonelliğe. verdiğim şarkılar, kokular, hikayeler helal olsun. sende kalabilir adımla gelen her şey. ama son bir armağan;
sessizliğim sessizliğine armağan olsun.
devamını gör...
yıllarca görüşüp sonra da havadan sudan sebepten; belki de daha iyisini bulduğundan görüşülen kişiyi satmak.

bu işleri doğru bulmasam da, acıdım çocuğa. görüştüğü kız evlenmiş. askerden yeni geldi çocuk. hele askerdeyken terketmişse, biraz kahpelik bu sanırım!

neyse, genç daha, biraz akıllanmış gibi. az daha takılsın benim yanımda. daha da akıllanır o!

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar