tesadüfen keşfedilmiş şeyler

evrimist inanca göre ateş. sonrasında kuzu tandır ve iç pilav.

her icat bir keşiftir der franz rothenberg. icatlar da keşif kategorisinde incelenmeli o yüzden.

devamını gör...
"o zamanlar bilseniz, alkolik fahrenheit’ın krizleri sonucu termometrenin içindeki alkolü içip, karısının korkusundan o aleti cıva ile çalıştırabildiğini, ne anası kalırdı, ne de bacısı onun.." *
devamını gör...
benim için, abimin düğünü öncesi apar topar gittiğim açık öğretim sınavı çıkışında farkettiğim sendikacılık diye bir dersimin olması. ardindan saçimi yaptirirken kulağimi hafiften kesilmesi sonucu gördüğüm kulak arkasindaki ben imdir. iyi tarafindan bakildiğinda.
devamını gör...
tesadüf diye bir şey olmadığı gibi onun sonucu olarak keşfedilmiş birşey olamaz değil mi kardeşim?

deep not:soru sormadım silmeyin tanımı mods.
devamını gör...
26 rakamının hayatımdaki akıl almaz yeridir.

ki o kadınla tanıştığım ve aynı zamanda da ayrıldığım tarih, 26 mayıs'a denk geliyor.
istemiyordu ailesi beni. nedeni ise bizim sünni, onların da alevi olması gibi saçma sapan şeyler.
yine de diretmiştim. bizzat babasıyla konuşmuş, ömürlük dil dökmüştüm.
işe yaramayınca da onunla konuşmuş, verdiği sözlerin, kurduğumuz hayallerin ve de onca yaşananların yanısıra, sırf aşkımızın hatırına pes etmemesi için neredeyse yalvarmıştım.
tamam demişti; kaldığımız yerden devam sevgilim.

ama ı-ıh.

günlerden bir gün vazgeçti sonunda bizden. yani 26 mayıs günü. tanışmamızın 2. yıldönümünde. arayıp 2 saat özür dilemiş, ne kadar üzgün olduğuyla ilgili bir ton şey zırvalamıştı hayal kırıklığımı katlarcasına.
ki tek bir kelime dahi edememiştim bütün o konuşma boyunca. kitlenip kalmışım öylece.
fakat telefonu kapatır kapatmaz, gayriihtiyari bir biçimde elime kalemi almış, adını "kuruntu (26)" diye isimlendireceğim o şarkının sözlerini bir çırpıda yazıp bitirmiştim.
bitirdiğim gibi de, şarkının kaydını alıp, youtube'a yükler yüklemez facebook üzerinden yollamıştım ona. yollarken de, benden istediğin şeyi yapacağım diye yazmıştım. yani devam edeceğim hayatıma.

da ne devam etmesi. tam 4 yıl boyunca eve kapanıp, Allahın her günü içkiyle uyuşturdum kendimi.
ki dışarı adım atmıyor, kimseyle konuşmuyor, eve maddi katkı sağlamıyor, hatta en sevdiğim işi yani müziği bile yapmıyordum. daha doğrusu yapamıyordum.
haliyle hem maddi, hem de manevi açıdan iyice kötüye gidiyordu durumlar.

derken biri mesaj attı bir gün. sözlükte paylaştığım bir şarkıyla alakalı. normalde cevap vermeyecektim, huyumdur. ama çok beğenmiş ve parçanın ismini öğrenmek istiyormuş. söyledim ben de, geçtim.
bir kaç gün sonra yine bir şarkı paylaştım ve yine aynı kişi yine mesaj attı. yine parçanın ismini merak ediyormuş. yine söyledim.
akabinde de başladık ufaktan muhabbete. nerelesin, necisin, okur musun falan.
okuyormuş. "26" plaka numaralı ilimizde okuyormuş hem de. ;) yani eskişehirde. böyle böyle konuştuk. konuştukça, hoşlaştık. hoşlaştıkça da sevdik birbirimizi.
ama enteresan bir biçimde anlaşamıyorduk. yani zayıftı biraz. hele ne istediği konusundaki kararsızlık beni mahvediyordu. net değildi. detaylara giremeyeceğim fazla ama bu durum sıkça kavga etmemize sebep oluyordu.
ki defalarca ayrıldık, defalarca da barıştık. yalama olmuştuk artık. yine de hala seviyorduk birbirimizi. fakat o an geldi, son büyük saçmalağını yaptı ve ben de son büyük öfke patlamamı yaşadım. akabinde de fatality. ilişkinin sonu.

ve bizim ailede de o sıralar yeni eve taşınma konusu gündemdeydi. çünkü 6 aylık kira gecikmemiz vardı ve ev sahibi haklı olarak çıkmamızı istiyordu. peki bu kimin suçu? tabii ki benim suçum.
eğer o malum ayrılık sonrası onca yıl boyunca paso içip, küçük emrah modunda götü başı dağıtarak, evin bütün sorumluluğunu anneme yüklememiş olsaydım..
neyse. ev arıyorduk kısacası harıl harıl. akabinde evi bulması, beğenmesi annemden; işin nakliyat, kapora gibi şeysileri de benden.
annem her ne kadar "oğlum nereden bulacaksın o parayı? çalışmıyorsun, etmiyorsun." dese de ısrar etmiştim bu konuda. ki ısrar da etmeliydim takdir edersiniz ki..
da sonunda evet; annem gezdi, dolaştı evi buldu, ben de 4 yıldır bir kere bile halini hatırını sormadığım arkadaşlarımı arayıp, parayı buldum. sonrasında da taşındık.

taşınmaya taşındık ama.. elimde özel eşyalarımın olduğu kutuyla, yeni evimize ilk adımımı atmak üzereyken bir baktım; yeni evimizin kapısı numarası bir adet "2" ve bir adette "6" dan oluşuyordu. 26!
akabinde de bum! elimdeki kutu yere düşmüş. düştüğü gibi de bir kırılma sesi. kırılan neydi peki?
kırılan şey; 26 mayısta tanışıp, 2 yıl sonra yine 26 mayısta bana elveda diyen o kadının, ilk sevgililer günümüzde çerçevelettirip hediye ettiği şu fotoğraftı..

şakkkkka gibiydi. ama bu şakkkkaaa eve hat çektirdiğimizde de devam ediyordu. ki ev numaramızın sonu yine bir "26" ile bitiyordu efendim..
düşündüm üzerine. kendimce kafa yordum günlerce ve mantığıma sığdırmaya çalıştım bütün bu enteresanlıkları.

derken.. evet.. sözlükte takıldığım o sıradan günlerin birinde, bütün o yaşanan enteresanlıklardan daha enteresan bir şey oldu.. ne mi oldu?
hayatımın aşkıyla tanıştım... ve kendisi eskişehirli.
evet, 26 plaka numaralı ilimizde doğup, büyümüş. ve ve ve o 26 plaka numaralı güzel ilimizden kalkıp, 26 kapı numaralı evimize gelin geldi 1,5 yıl önce.
ve ve ve ve 26 plaka numaralı güzel ilimizden kalkıp, 26 kapı numaralı evimize gelin geldikten sonra, biz bir kere daha taşındık...

ve şu anki evimizin kapı numarası kaç sizce?

edit: o malum şarkıyı merak edenler için link. da açıklama kısmında yer alan şarkı sözlerine bakarak dinlemenizi tavsiye ederim eğer dinleyeceksiniz. prodüksiyon çok kötüydü keza o dönlemler. teşekkürler.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar