the queen's gambit

vezir gambiti.

netflix dizisi. satrançla alakalı olması beni cezbetti. dinlendirici.

+18 yazıyor, gerçi şimdiye kadar pek örneği olmadı ama hassas olanları uyaralım.

ek: süpermiş.

satranç seviyorsanız, bayılacaksınız.

yerli dizilerde debelenen oyuncular; biraz izleyin de oyunculuk öğrenin.
devamını gör...
yedi bölümlük ilk sezonu yayınlanmış olan dizi. adını benimde oynamaktan hoşlandığım bir satranç açılışından alıyor dizi. henüz ilk bölümünü izleyebildim. ancak merkezinde satranç olunca beni içerisine almaya yetti. bu arada dizinin danışmanları arasında garry kasparov'da varmış. Adamlar diziye önem vermişler belli. Şimdilik spoiler içeren bir şeyler girmiyorum. Bitirdikten sonra yazmaya değer bir şeyler çıkarsa başlığa uğrarım.*


not: bu arada satranç'ta iyiyim diyemem. tanımda kasparov'un adı filan geçiyor, sonra taş oluruz.* vezir gambiti teorisine az biraz hakim olduğum açılışlardan birisi sadece, mümkün mertebe onu oynamaya çalışıyorum.
devamını gör...
hayatım boyunca hep satranç oynamayı öğrenmediğim için dönem dönem kendime kızmışımdır. genellikle böyle filmler veya dizilerde mükemmel oyunları görünce bu kendime kızgınlığım artsa da izlerken büyük keyif alıyorum. içinde satranç geçen izlediğim her dizi ve filmi sevmişimdir. bu 7 bölümlük dizi ise bunlar arasında ilk ikide yer alır. birinci sıradaki filmin ismini hatırlamıyorum.

yani diziyle ilgili konuşmak gerekirse dizinin anlatmalık bir bölümü var diyemem. yedi saatlik uzun ve keyifli bir film izledim ve hiç olmamış dediğim tek bir sahnesi bile yok. daha uzun bir dizi de yapsalar muhtemelen hiç sıkılmadan izleyebilirdim. netflix'i tam kapatmaya karar vermişken böyle bir diziye denk gelmiş olduğum için mutluyum.

dizideki o eski doku zaten beni benden aldı. gazetelerde ve dergilerde yer alan satranç tahtası ve üzerindeki taşları hatırlarmısınız eskiden çok sık karşılaşırdım ve merakla gazeteyi incelerdim. hatta gazeteye basmalarına anlam veremezdim çünkü gazetede atı veya piyonu nasıl oynayacağız ki diye düşünürdüm. bulmaca mı yoksa bunlar diye anlam veremezdim. şimdi gazeteler dekolteli kadınlara daha çok yer veriyor. dünya nereden nereye gelmiş. aptallaşmak için elimizden geleni yapıyoruz sanırım.
devamını gör...
(bkz: #6933727)

not: aslında diziyi, hakkında ilk entryi girdiğim günün gecesinde tek oturuşta bitirmiştim. bu tanımı yazdığım esnada izmir depremi gerçekleşince de haliyle devam edememiştim ve tamamlamak bugüne nasip oldu.

uzun zamandır ne film ne de bir dizi izlemiştim ve acısını tek oturuşta 7 bölümlük bu güzel diziyi izleyerek çıkarttım diyebilirim. şunu söylemem lazım, sürekleyici olmasa asla başladığım için devam ettirmezdim diziyi.

spoiler vermeden birkaç şeyden bahsedecek olursam; dizi 1950-60-70 yıllarını kapsayan bir zaman diliminde geçiyor. annesinin ölümünün ardından yurda yerleşen ve orada satranç ile tanışan beth'in hikayesi diyebiliriz aslında. başrol oyuncumuz olan beth* gerçekten harika bir oyunculuk çıkartmış. genel anlamda da oyunculuklar ve mekan seçimleri oldukça güzeldi.

dizide satranç temellerinin, bilhassa açılışların ve devam yollarının anlatıldığı bazı kısımlarda teorileri bilmemekten kaynaklı bir yabancılık çekilsede bu asla bizleri sıkacak düzeyde değildi. hatta hamleleri anlamıyor olsanız dahi bu durum içten içe zevk dahi veriyordu diyebilirim.* nihayetinde odağında satranç olan bir diziden bahsediyoruz.
--! devamı spoiler içerecektir aman dikkat !--





--! spoiler !--
dizinin başında daha sık duyduğumuz ve dizi boyunca devam edecek bir düşünce vardı: kadınlar satranç oynamaz. bunu görünce aklıma gelen ilk kişi judit polgar olmuştu. gerçi onun hikayesi daha farklıydı ancak kendisine erkeklere haddini bildirmek gibi bir misyon edinmişti ve bunu başarmıştı da, bilhassa dünya şampiyonu olmuş garry kasparov ve gelecek dünya şampiyonu magnus carlsen'i yenerek.

dizideki karakterimiz beth harmon için konuşacak olursak; öncelikle amerika'da nispeten küçük turnuvalarda adından söz ettirdikten sonra amerika şampiyonu olmayı başaracaktı. bunun üzerine rusya'da düzenlenen ve dünyanın en iyi oyuncularının katılacağı turnuvaya davet alacaktı. amerikan yapımı bir dizide rus rakiplerine karşı turnuvanın nasıl sonlanacağını tahmin etmek pek zor olmuyor tabi. ancak olay örgüsü o kadar güzel oluşturulmuş ki bunu tahmin ediyor olsanız bile dizinin heyecanını kaybetmeden izlemeye devam ediyorsunuz.

diziye başlarken sonraki sezonları olur diye düşünüyordum ancak bir mini diziymiş. zaten yapmış olduğu finalden sonra devam ettirilecek bir konusu olduğunu da düşünmüyorum. tabi netflix'in ne yapacağı belli olmaz.
--! spoiler !--
devamını gör...
birkaç bölüm izlediğim dizi. sahne, kostüm, oyunculuk ve konu bakışıyla bakacak olursak, cahil beni içine çekmiştir. yaşamamış olsam da, okuyarak ve dinleyerek öğrenmeye çalıştığım, 60-70'lerin hippi hayatını, seks (çok fazla örneği yok), alkol ve uyuşturucu bağlamında iyi anlatmışlar. kadınlarında afro-amerikalılar gibi 2. veya 3. sınıf insan muamelesi gördüğü, daha doğru bir ifadeyle, kadının yerinin evi olduğu gerçeğiyle, erkeğin eline daha çok yakışacağı düşünülen ve kadının sosyal hayattaki yerini sadece evi olarak gösteren medeniyetin beşiği "amerika"nın bir taşlaması da mevcut. şimdilerde suudi arabistan'da kadınlar araba kullanamıyor ve vay yobazlar naraları atanların, kadınların sadece birer "yatak malzemesi" olarak kullanıldığı yılları yaşanmamış gibi göstermeleri üzerine bir taş fırlatıyor dizi. gayette hoş ve eğlenceli bir dizi. netflix değil, dayım çekse oturup izlerdim.
devamını gör...
bizdeki saçma tv yapımlarında aşina olduğumuz bağırmalı ,çıldırmalı, saçma sapan imkansız aşk temalı, duygu patlamalıyapımlara kıyasla ilk etapta çok da besleyici görünmeyen,spesifik kurallara dayalı bir oyun olan satrancı temel alan, ancak şahsi beklentimin aksine başarılı bir iş çıkarıldığına tanık olduğum bir seri . öyle ki oyunu bilmeyen insanların da ilgisini cezbedecek hatta teşvik edebilecek bir yapım olmuş.

anya taylor-joy başta olmak üzere serideki diğer oyuncular da oldukça iyi performans sergiliyorlar. dizinin atmosferi,başarılı dekorun da etkisiyle farketmeden içine çeken bir vakum etkisi yapıyor. şahsen yetimhane bölümleri ile rusya ve paris'te geçen kısımlarını klasik örtülü amerikan propagandasına rağmen oldukça beğendim.
netflix in abartıya kaçan eşcinsellik temasını bu diziye de yerleştirme çabası hem yersiz hem gereksiz olmuş.
8/10
devamını gör...
beth karakterinin eleştirel yönlerinden biri olan "vefasızlık" duygusunun ön plana çıkartıldığı dizi. hala kızgınım kendisine ve sebebi ise "mr. shaibel"a olan vefasız ve cefasız tavrı. bir kere bile aklına gelmemiş olması ve hatta seyirciye bile unutturması. öldüğünde ise dizi boyunca ilk kez ağlaması onu ne kadar sevdiğini gösteriyordu ama yine de inadını, kibrini kırmalı ve onu bulmalıydı. çünkü bir yerlere geldiyse onun vesile olduğunu, temelini ondan aldığını, ona hakaret ettiği halde kucak açmayı hiç bırakmadığını unutmamalıydı. ama insanoğlu böyle işte, elden yitip gittikten sonra bir şeylerin değeri anlaşılıyor.
devamını gör...
uzun bir süre sonra, beni ekran başına sürükleyen netflix yapımı dizi. bitmesin diye izlememeye çalışıyorum. atmosferi, oyunculukları, konusu, görüntü kalitesi, senaryosu her şeyini pek sevdim. anya taylor joy donuk ifadesi ile az lafla çoğu şeyi anlatabiliyor.
devamını gör...
taze taze bitirilen dizi. satran oynamayı bilmemekle birlikte kendisine duyduğum ilgiden dolayı dizi dikkatimi çekmişti. oldukça da başarılı buldum. özellikle rusya da sokakta satranç oynayan yaşlılar ilginç bir estantaneydi. başrol oyuncusu hakkında yorum yapamıyorum heyecanlanıyorum. *
devamını gör...
"çoktan yenildiğim hissine karşı koyamadım. kitaplar da böyledir. sonucu bilirsin ama nasıl gerçekleştiğini oynayarak görürsün..."

gibi bir replikle karşılaştığım mini dizi. zaman kaybı olarak geçmeyecektir. iyi dizi izlenebilir.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar