they live

1988 yapımı bir john carpenterfilmi.

konusu:

dünya'yı ele geçirmesine rağŸmen , günlük hayatını yaşŸayan ve kurulu düzen ile bir problemi olmayan insanlar tarafından farkedilemeyen uzaylılar filmi.
filmin başŸ kahramanının ifadesi ile , bu uzaylıların yüzü , aslında çürümüşŸ peynire benzemektedir ve bir nevi iskeletor gibidirler. fakat , bir medya kuruluşŸunun tepesine kurdukları bir verici sayesinde insanları hipnoz etmektedirler.

bunların varlığŸından haberi olup , insanları uyarmaya çalışŸan bir kilise örgütü , bir gözlük gelişŸtirmişŸ ve bunu insanlara ulaşŸtırmaya çalişŸmaktadır.
gözlüklerden biri başŸ kahramanımızın eline geçer ve arkadaşŸ gerçekleri görür : tüm gazetelerdeki haberler , şŸehirdeki billboardlar vs. aslında hep consume (ing. tüket) , obey (ing kurallara itaat et) gibi kelimeler ihtiva etmektedir. şŸehirlerin tepesinde de uzay gemileri gezmektedir.

bu filmdeki asıl çarpıcı olan bir kavga sekansıdır:
kahramanımızın bir arkadaşŸı vardır . gözlüğŸü bulduğŸu gün , ona gerçekleri söyler . ama arkadaşŸ , kahramanımıza inanmaz. kahramanımız , adamın kafasına gözlüğŸü takabilmek için minimum 10 dakika kavga eder ve başŸarır.sonrasında olaylar gelişŸir.


devamını gör...
john carpenter'dan oldukça politik bir bilimkurgu filmi. benzeri filmlerden bir çok farklılık taşır. örneğin filmde uzaylılar emperyalizmi bir diğer değişle abd'yi, abd ise üçüncü dünya ülkelerini temsil eder. tıpkı üçüncü dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkenin yöneticileri ve burjuvazisi ya ajandır (yani uzaylı) ya da onların işbirlikçisidir. ve tabii ki film de uzaylılara karşı direnen bir yeraltı örgütü vardır. filmde geçtiği gibi bu örgüt komünist yeraltı örgütlerini andırmaktadır. ancak filmin din konusuna farklı bir yaklaşımı vardır. burada marksist okumadan uzaklaşır. çünkü medyayı, tüketimi bir afyon olarak gösteren film dini afyon değil tam tersine kilise'de örgütlenmesiyle uyanışın bir ayağı olarak gösterir. burada kör olan rahip önemli bir metafordur. filmin ayrıcı anti-kantçı bir söylemi vardır. kantçı öğretide insan zihninin nesnelere şekillerini verdiği ve zihnin algıladığının nesnenin uzayda varolduğu biçimin değil zihnin o nesneye biçtiği biçim olduğunu söyler. buna göre insan renkli gözlükler takmış gibidir. herşeyi gözlüklerin renginden algılar. gözlüklerimizi çıkaralım söylemi bu filmde gözlüklerimizi takalım şekline dönüşmüştür. carpenter'a göre gerçeği görmenin tek yolu başkalarının bilgi ve bilinciyle yoğrulmuş bir camdan dışarı bakmaktır. filmin baş kahramanı nada'da direnişçiler tarafından yapılan gözlüğü taktığında renkli dünyası (gerçek olmayan, gerçekmilş gibi algıladığı) bir anda renksiz, siyah-beyaz bir hal alır. adeta nada gerçeğin soğuk yüzüyle karşılaşır. filmi diğer filmlerden ayıran önemli bir nokta ise orta sınıfa karşı olan net tutumudur. filmin orta sınıf kahramanları tabiatı gereği çıkarları karşısında kendi türünü satabilecek potansiyeldedir. ve filmimizde de öyle olur.
devamını gör...
hayatımda izlediğim en eğlenceli kavga sahnesine sahip film..o gözlüğü takınca neler olacağını biliyor zenci abimiz tabii...fikri anlamda çok önemli şeyler anlatmak istemiş ama ne kadar anlatabilmiş o tartışılır ..1984'le matrix arasında bir yerde duruyor....bazı eleştrileri matrix'in habercisi tabii..john carpenter'ı seviyorum ama asla bir the thing değil...
devamını gör...
"itaat et, boyun eğ, evlen ve üre, tüket, televizyon izle ve uyu..." modern dünyayanın özetini bu şekilde yorumlayan 1988 yapımı, etkisi büyük olan film.
devamını gör...
bu film, orta avrupalı bir rejisör veya amerikan bağımsız sinemasına mensup bir isim tarafından çekilseydi hakkında kitaplar yazılır, felsefe doktorası yapanların tezlerine konu olurdu. ancak bir hollywood yönetmeni olan john carpenter yapınca sanat filmi severler suskunluğa gömülüyor. filmin ana nesnesi olan güneş gözlüğü bir çok metaforu içinde barındırıyor. gözlüğü takmak kolay, sonrası sancılı ve çileli bir süreç. çoğu insan gözlüğün varlığından ve fonksiyonundan haberdar değil, haberdar olanlar da ya o nesnenin getirdiği aydınlanmanın karşı safında yer alıyorlar ya da gözlüğü takmaya cesaret edemedikleri için cesur olanlardan tedirgin oluyorlar.

içinde bulunduğumuz ülke ve zaman dilimine dair de çok şeyler anlatan bir film bu..
devamını gör...
hayatımda iz bırakan ilk üç filmden birisidir they live. evde en güzel köşede saklanılası, çocuğa toruna izletilesi nadide bir yapımdır. distopik filmlerin en anlaşılabilir mesajını en net en belirgin şekilde vereni, değindiği konular evrensel olarak hiç değişmeyecek bir takım şeyleri gözler önüne seriyor. hangi yılda hangi devirde yaşıyorsak olalım uzaylılar hep olacak.
devamını gör...
yaşıyorlar, evet bütün canlılığıyla ve aynı ideolojileriyle birbirleriyle yarışıyorlar. çevrildiği tarihten bu yana o kadar sene geçmiş lakin içeriğinden hiç bir şey kaybetmeyen bir film artık klasik tanımını hak etmiş demektir. izlemeyenlere duyrulur.
devamını gör...
1988 yapımı mükemmel bir film. gerek konu örgüsü, gerek efektleri ve getirdiği sistem eleştirisi izlemeye değer.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar