ticaret

iki taraf arasında para vasıtasıyla yapılan mal veya hizmet alışŸ verişŸi. ticaretin tarihteki ilk şŸekli takastır. takas yöntemi ile, mal ve hizmetler birbiri karşŸılığŸında değŸişŸ tokuşŸ edilirdi.
devamını gör...
günümüzde yalan olmuş.


siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? kıymetli malı olanlar bağırmaz. domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz. eskici bağırır ama antikacı bağırmaz. insan bağırırken düşünemez. düşünemeyenler ise hep kavga hep kavga icindedir.

popcular, rakçılar bogazlarini patlatana kadar bagirip duruyor.

ama dede efendi'yi okuyanlar bagirmiyor.

ınsanin kazandigi paradan degil, paranin kazandigi insandan korkulur.

( necip fazıl kısakürek)

daha fazlası;

http://www.subilgi.org/blog...
devamını gör...
tepeden tırnağa risktir . insan , ticari bir başlangıçta kendini savaşta hisseder. tecrübesi olanların altında ezilmek , kelleyi kaptırmak olasıdır. ticaretin insanları , esnafları birbirine bağlayan sihirli kelimeleri vardır , misal '' Allah bereket versin '' ya da '' nasibimizse olur '' gibi . müslüman bir ülkede ticaret yapmayı bu yüzden seviyorum. ama yine de insanın kolayca şeytanlaşabileceği bir mecra olduğu için de korkmuyor değilim.

ticarete atılan tecrübeye muhtaç insanın ağzından yakarırcasına şu soru dökülür :

(bkz: babam nerdesin ben çok yalnız kaldım)
devamını gör...
öğrendim ki; satıcı, bir ürünü sürerken onun ayıbını gizler ve açığa vurmazsa, ilahi gazab altındadır. melekler de ona lânet okumakta... o.o
devamını gör...
islama uygun bir şekilde icra edildiğinde ibadet hükmündedir. bu yüzden ticaret yapılırken öncelikle para kazanma ve kar oranı değil, Allahın rızası gözetilmelidir. Allah kârı bir şekilde zaten artırır. herkes alışveriş yapmak zorundadır. çiftçi ürününü, sanatçı zanaatını, eczacı ilaçlarını satar. günlük yeme içme ve giyim için zaruri ihtiyaçlar sözkonusudur. işte bu noktada tüccarlara büyük görevler düşer. güvenilir tüccarın ecri kat kat artırılır
devamını gör...
ticaret ahlâkı. eski çağlardan beri ekonomi alanında birkaç temel meslekten biri olan ticaret, maddî getirisi yanında sosyal konumu ve işlevi, üretilen malların ihtiyaçlara göre dağılımını sağlaması, geniş bir iş ve istihdam alanı açması gibi sebeplerle insanlık tarihinde önemini hep korumuş, üretim, ihtiyaç ve taşıma imkânlarının artmasına paralel olarak gittikçe ilgi görüp gelişen bir meslek halini almıştır. bu sürece paralel olarak, diğer sosyal faaliyet alanlarında olduğu gibi ticarette de insanların ortak yararlarını, toplumsal huzur ve güven ortamını korumayı, insanların hak ve menfaatlerinin zarar görmesini önlemeyi hedefleyen hukukî düzenlemelerin yanında ahlâk kurallarının oluşturulması da gerekli olmuştur. nitekim başlangıçtan itibaren bütün dinî metinlerde ticaretin belirli ahlâk ilkeleri ve kuralları içinde yapılması üzerinde durulmuş ve ticaret ahlâkının meslek ahlâkının en eski türünü meydana getirdiği belirtilmiştir (aktan, ı/1 [2008], s. 100). mekke’nin önemli bir ticaret merkezi olduğu ve mekke toplumunun geniş ölçüde ticaretle uğraştığı bilinmektedir. kur’ân-ı kerîm’de kureyş kabilesinin sıkıntı çekmeden yaz kış güvenlik içinde ticarî yolculuklar yaptığı bildirilerek bunun Allah’ın onlara bir lutfu olduğuna işaret edilir (kureyş 106/1-4). bizzat hz. peygamber ve birçok sahâbî ticarî faaliyette bulunmuştur. berâ b. âzib, zeyd b. erkam, ebû saîd el-hudrî gibi sahâbîler ticaretle uğraşıyorlardı (buhârî, “büyûǿ”, 8, 20). ebû hüreyre, diğer sahâbîlerden daha çok hadis rivayet etmesini muhacirlerin çarşı pazarda ticaretle, ensarın mal mülkle meşgul olmasına rağmen kendisinin sürekli resûlullah’ın yanında bulunmasıyla izah etmiştir. abdurrahman b. avf, kendisini malına ortak etmek isteyen mânevî kardeşi sa‘d b. rebî‘in bu teklifini kabul etmemiş, ondan çarşının yolunu göstermesini istemiş (buhârî, “büyûǿ”, 1) ve zamanla büyük bir tüccar olmuştu. gazzâlî ashabın kara ve deniz ticareti yaptığını söyler (iĥyâǿ, ıı, 63). öte yandan, islâm öncesi arap toplumunda haksız kazançyollarının yaygınlığına karşılık ticarî ilişkilerde adalet ve hakkaniyetin gözetilmesini sağlayacak etkinlikte bir hukuk ve ahlâk düzeninin bulunmadığı bilinmektedir. kur’an ve sünnet’ten başlayarak islâm kültüründe ticarî faaliyetlerin temel ahlâk ilkeleri ve kuralları çerçevesinde yürütülmesini, ticaretin sadece bir kazanç aracı şeklinde görülmemesini, bunun yanında insanların ihtiyaç duyduğu maddeleri onlara ulaştırmak suretiyle Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olarak değerlendirilmesini telkin eden bir ahlâk zihniyeti ortaya konmuştur. nitekim bazı islâm âlimleri ahlâkî sorumluluk bilinciyle sürdürülen ticareti farz-ı kifâye saymıştır (a.g.e., ıı, 83; değişik görüşler için bk. muhammed b. hasan eş-şeybânî, s. 96-101).

kur’ân-ı kerîm’de ticaret kelimesinin geçtiği sekiz âyetin beşinde kelimenin insanlar arasındaki alım satım ilişkisini ifade ettiği, üçünde de mecazen (şevkânî, ı, 512) Allah-insan ilişkisi bağlamında kullanıldığı görülür. ilk gruptaki âyetlerden biri hukukî işlemlerle alâkalıdır (el-bakara 2/282). bir âyette insanların karşılıklı rızaya dayalı ticaret yolu varken birbirinin mallarını haksız yollarla elde etmeleri yasaklanmakta, bu tutum haddi aşma ve zulüm diye nitelendirilmekte, uhrevî cezasının cehennem ateşi olacağı belirtilmektedir (en-nisâ 4/29-30). diğer bir âyette insanın yakınlarını, dünya malını ve dünya ticaretini Allah’tan daha çok sevmesinin uhrevî tehlikesine işaret edilmekte (et-tevbe 9/24), bir yerde de ticarete ibadetten daha çok ilgi gösterilmesi eleştirilmektedir (el-cum‘a 62/11). nûr sûresinde (24/36-37) sabah akşam Allah’ı tesbih eden bir grup insandan söz edilerek hiçbir ticaret ve alışverişin onları Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymayacağı bildirilmekte, Allah’ın o kişileri yaptıklarının daha güzeli ve fazlasıyla ödüllendireceği müjdelenmektedir. böylece kur’ân-ı kerîm insanın ticarî ve dinî hayatı arasında bir denge kurmuş, ticareti din ve ahlâk kurallarıyla ilişkilendirerek ticarî çaba ve kaygıların kişilerin mânevî hayatını gölgeleyecek bir boyuta varmasını önlemeyi amaçlamıştır. nitekim buhârî’de nakledildiğine göre (“büyûǿ”, 8, 10) asr-ı saâdet’te müslümanlar ticaretle uğraşırlardı, ancak bu faaliyet onları Allah’ı zikretmekten, o’na karşı görevlerini yerine getirmekten alıkoymazdı. muhyiddin ibnü’l-arabî, namaz kılan bir kimsenin hem bedeni hem ruhu ile ibadet halinde olması gerektiğini ifade ettikten sonra kulun diliyle, “yalnız sana ibadet ederim” (iyyâke na‘büdü) derken eğer aklı dükkânında, ticaretinde ise Allah’ın ona, “yalan söyledin; bütün varlığınla bana yönelmen gerekirdi” diyeceğini belirtir (el-fütûĥât, vı, 292-293). ticaret kelimesinin Allah-insan ilişkisi bağlamında “mânevî kazanç” anlamında kullanıldığı âyetlerin birinde, Allah’ın kitabını okuyup namaz kılan ve Allah’ın verdiği malı o’nun yolunda harcayanların asla zarar etmeyecek bir ticareti umabilecekleri ve Allah’ın onlara yaptıklarının karşılığını fazlasıyla ödeyeceği belirtilmiştir (fâtır 35/29-30). müfessirler buradaki ticaret kelimesini “amel ve itaatin sevabı” diye açıklar (meselâ bk. taberî, x, 410; şevkânî, ıv, 399). diğer bir âyette (es-saf 61/10), “ey iman edenler! size elem dolu azaptan kurtulmanızı sağlayacak bir ticaret göstereyim mi?” denildikten sonra müminlerin Allah’a iman edip malları ve canlarıyla o’nun yolunda cihad etmeleri halinde Allah’ın onları bağışlayarak cennete kavuşturacağı müjdelenmekte ve bunun büyük bir kurtuluş olduğu ifade edilmektedir. bakara sûresinin başlarında (âyet: 8-16) münafıkların ikiyüzlülüklerinden söz edildikten sonra, “onlar hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır; ancak bu ticaretleri kendilerine kâr getirmemiş, onlar hidayete erememiştir” buyurulur.

kur’an’da “bey‘” ve “şirâ” kavramları, maddî alandaki alım satım yanında dinî ve ahlâkî bağlamda olumlu ya da olumsuz bir davranışta bulunup karşılığında mânevî yönden iyi veya kötü bir sonuca ulaşmayı ifade etmek üzere de kullanılmıştır. bazı âyetlerde şirâ kavramıyla âhirete karşılık dünyayı (el-bakara 2/86; en-nisâ 4/74), imana karşılık inkârı (âl-i imrân 3/177), hidayete karşılık dalâleti ve mağfirete karşılık azabı (el-bakara 2/16, 175) satın alanlar yerilmektedir. aynı şekilde din konusunda ahidlerini yerine getirmeyenler “allah’la olan ahidlerini ve yeminlerini az bir bedel karşılığında satanlar” (âl-i imrân 3/77) ve “allah’ın kitabını az bir bedel karşılığında satanlar” (âl-i imrân 3/187; et-tevbe 9/9) ifadesiyle kınanmaktadır (benzer kullanımlar için bk. m. f. abdülbâkī, el-muǿcem, “şry” md.). karı kocanın arasını bozmak amacıyla sihir öğrenenlerin kınandığı bir âyette (el-bakara 2/102) bu tutum insanın bir kötülük karşılığında kendini satması diye nitelendirilmekte ve bunun çok çirkin bir alışveriş olduğu bildirilmektedir. buna mukabil Allah’ın rızasını elde etme karşılığında kendini o’na satan kişi övgüyle anılır (el-bakara 2/207). bey‘ ve şirâ kavramlarının dinî bağlamda kullanımına en güzel örneklerden biri olan bir âyette (et-tevbe 9/111) Allah’ın cennet karşılığında müminlerden canlarını ve mallarını satın aldığı ifade edildikten sonra, “yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin, işte büyük kazanç budur” denilir. bey‘ kökünden isim olan biat kelimesi de kur’an’da bir kişinin hz. peygamber’e gelerek onun nübüvvetini tanıyıp islâm’a girdiğini bildirmesini, bunun karşılığında dünyevî ve uhrevî imkân ve nimetlerden yararlanma hakkını kazanmasını ifade eder (el-feth 48/10, 18; el-mümtehine 60/12). nitekim taberî bu âyette geçen, “sana biat edenler aslında Allah’a biat etmiştir” meâlindeki ifadeyi açıklarken, “çünkü onların peygamber’e verdikleri söze sadakat göstermeleri karşılığında Allah kendilerine cenneti vermeyi taahhüt etmiştir” der (câmiǿu’l-beyân, xı, 338-339). kur’ân-ı kerîm’de “keyl” (ölçme, ölçü), “vezn” (tartma, tartı) kavramları da ticarî ahlâk bağlamında geçmektedir. başlıca dinî ve ahlâkî görevlerin sıralandığı bazı âyetlerde (meselâ bk. el-en‘âm 6/151-153; el-a‘râf 7/85; eş-şuarâ 26/181-183) ölçü ve tartıda dürüstlük emredilmekte, başka bir yerde (el-mutaffifîn 83/1-3) ölçü ve tartıya hile karıştıranlar kınanmaktadır.

hadislerde aynı kavramlar hukukî yönleri yanında ticaret ahlâkı bakımından da sıkça geçmektedir. bu hadislerden anlaşıldığına göre hz. peygamber ticareti gerekli görüp teşvik etmiş, kendisi de nübüvvetten önce ticaretle meşgul olmuştur (müsned, ııı, 425). sahâbenin ticaretle uğraştığını anlatan hadisler de vardır. “hangi kazanç daha güzeldir?” sorusuna resûl-i ekrem, “kişinin emeğiyle kazandığı” cevabını vermiş ve arkasından alım satım işinin makbul sayıldığını belirtmiştir (a.g.e., ıv, 141). kaynaklarda çokça zikredilen diğer bir hadiste, “dürüst ve güvenilir tâcir kıyamet gününde peygamberler, sıddîklar ve şehidlerle beraber haşredilecektir” buyurulur (ibn mâce, “ticârât”, 1; tirmizî, “büyûǿ”, 4; dârimî, “büyûǿ”, 8). resûlullah, önemli öğütler içeren uzun bir konuşmasında en hayırlı tâcirin borcunu güzellikle ödeyen, alacağını güzellikle isteyen, en kötü tâcirin de borcu ödemede ve alacağını istemede kötü davranan kimse olduğunu belirtmiştir (müsned, ııı, 19). alım satımda kolaylık sağlamayı tavsiye eden çok sayıda hadis vardır (wensinck, el-muǿcem, “byǿa”, “tcr”, “şry” md.leri). bunlardan birinde, “satarken, alırken, alacağını isterken kolaylık gösterene Allah merhametiyle muamele eder” denilmektedir (buhârî, “büyûǿ”, 16). hadislerde özellikle sıkıntı içinde bulunan borçluya kolaylık göstermenin, hatta alacağını bağışlamanın büyük fazilet kabul edildiği bildirilmiş (meselâ bk. müsned, ıv, 118; buhârî, “büyûǿ”, 17, 18, “istiķrâż”, 5; müslim, “źikir”, 38); buna karşılık müşteriyi aldatmak için iyi malı üste, kötü malı alta koyma (müsned, ıı, 50), sık sık yemin etme (a.g.e., v, 176; ebû dâvûd, “büyûǿ”, 1, 63; nesâî, “zekât”, 77), malın kusurunu saklama (ibn mâce, “ticârât”, 45), ölçü ve tartıda hile yapma (dârimî, “büyûǿ”, 7) gibi davranışlar yasaklanmıştır. bir hadiste ticaretle uğraşanların kıyamet gününde günahkârlar olarak diriltileceği ifade edildikten sonra mânevî sorumluluktan korkan, işini güzel ve dürüstçe yapan tâcirler bunların dışında gösterilmiştir (müsned, ııı, 428, 444; tirmizî, “büyûǿ”, 4).

“tehzîbü’l-ahlâk, tedbîrü’l-menzil, tedbîrü’l-medîne” şeklindeki üçlü sisteme göre yazılan ahlâk kitaplarında ticaret konusu “tedbîrü’l-menzil” bölümünde (meselâ bk. nasîrüddîn-i tûsî, s. 210-215; kınalızâde ali efendi, ıı, 7-8), bu sistemin dışındaki eserlerde ise çoğunlukla “kesb” veya “iktisab” kavramlarının yer aldığı başlıklar altında incelenir (râgıb el-isfahânî, s. 375-416; gazzâlî, ıı, 60-87). burada insanın sosyal bir varlık olduğu, bunun toplumsal sonuçları, çalışıp kazanmanın faydaları, tembelliğin zararları, iş ve meslek çeşitleri, iş bölümünün ve değişik mesleklerde uzmanlaşmanın gerekliliği gibi konular ele alınır. bazı ahlâk kitaplarında aristo’ya ait fikirlerin (éthique à nicomaque, s. 236-245) islâm ahlâk literatürüne yansıması neticesinde paranın ticarî işlemlerde “sessiz hâkim” veya “âdil kanun” olduğu belirtilerek paranın iş ve ticaret alanından çekilmesi hâkimi hapsetmeye benzetilir (meselâ bk. ibn miskeveyh, s. 110-112; nasîrüddîn-i tûsî, s. 134-136; kınalızâde ali efendi, ı, 77-78). bazı âlimler, altını ve gümüşü saklayıp Allah yolunda harcamayanlara acı bir azabı haber veren âyetleri (et-tevbe 9/34-35) paranın insanların geçimini sağlayacak şekilde iş ve ticaret hayatında kullanılması gerektiği şeklinde yorumlamıştır (râgıb el-isfahânî, s. 388; gazzâlî, ıv, 91-92).

klasik kaynaklarda insanın parayla ilgili tutumu kazanma, koruma ve harcama yönünden ele alınmış, başlıca meşrû kazanç yolları ticaret, sanat ve ziraat şeklinde sıralanmıştır (devvânî, s. 195; kınalızâde ali efendi, ıı, 7). bunlara hayvancılığı da ekleyen mâverdî insanların temel geçim kaynaklarının üretim ve ticarete dayandığını, ticaretin ziraat ve imalâtın bir alt dalı olduğunu belirtir (edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 207). ahlâk kitaplarında hangi kazanç yolunun daha faziletli sayıldığı üzerinde de durulmuştur. rivayete göre dürüst ve güvenilir tâciri öven hadisle ilgili görüşü sorulan ibrâhim b. edhem, “bence dürüst tâcir ibadetle meşgul olandan daha değerlidir” demiş, ticarette dürüst kalma çabasını şeytana karşı verilen savaş olarak değerlendirmiştir (gazzâlî, ıı, 62; değişik görüşler için bk. muhammed b. hasan eş-şeybânî, s. 101-106). sıhhati tartışmalı bir hadiste, “size ticareti tavsiye ederim, çünkü rızkın onda dokuzu ticarettedir” denilmiştir (hadisin kaynakları ve sıhhati konusunda bk. gazzâlî, ıı, 62). zebîdî’ye göre ticaretin bu önemi rızık yollarının çoğunun ticaretle ilişkili bulunması ve ürünlerin ihtiyaç duyulan yerlere ulaştırılmasının ticarî faaliyetlerle mümkün olmasından ileri gelmektedir (itĥâfü’s-sâde, v, 416). birçok müfessir, fussılet sûresinin 10. âyetinde geçen, Allah’ın yeryüzündeki geçim araçlarını, besinleri uygun ölçülerle yarattığına dair ifadeyi, “allah bir ülkede bulunmayan rızıkları başka bölgede takdir etmiştir ki insanlar ülkeden ülkeye ticaret yoluyla mal taşıyarak birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılasınlar” şeklinde açıklamıştır (taberî, xı, 89; mâverdî, s. 204; şevkânî, ıv, 580). mâverdî, uzak yerlerle yapılan ticareti hem en kârlı hem de erdemli kişilere en lâyık faaliyet şeklinde değerlendirir (edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 207). muhyiddin ibnü’l-arabî’ye göre eğer bir tâcir, bencillik duygusunu aşarak ticarî ürünleri ihtiyacı olan ülkelerdeki insanlara ulaştırıp sıkıntılarını gidermeyi kendisi için bir görev bilir ve sosyal sorumluluk bilinciyle ticarî faaliyette bulunursa âhirette peygamberler, sıddîklar ve şehidlerle birlikte ödüllendirileceği bildirilen erdemli tâcirler arasına girer. ibnü’l-arabî insanları kurtuluşa erdirecek ticaretten bahseden âyeti (en-nûr 24/37) buna delil olarak göstermektedir (el-fütûĥât, vıı, 364-365).

islâm âlimleri arasında ticaret ahlâkını en yetkin biçimde işleyenlerin başında gazzâlî gelir. kırk bölümden oluşan iĥyâǿü ǿulûmi’d-dîn’in on üçüncü bölümünü “kazanma ve maişet sağlama âdâbı” başlığıyla iş ve ticaret hayatına ayıran gazzâlî bey‘, ribâ, selem, icâre, kırâz ve şerike tarzındaki ticarî işlemlere dair fıkhî hükümleri özetlemektedir. ardından meşrû ticarî tutumları üç derecede değerlendirmekte, en alt derecesini adalete riayet, ikincisini ihsan, en yüksek derecesini tâcirin dinini esirgemesi (ticarî faaliyetlerinde dinî vecîbelere bağlılık göstermesi) şeklinde kaydetmektedir. gazzâlî, ticarî işlemlerde adalete riayet edip haksızlıktan sakınmanın yollarını incelerken ticarette haksız uygulama türlerini zararı topluma ve bireye yönelik olmak üzere ikiye ayırmış, birincisinde ihtikâr ve kalp para konularını ele almış, ikincisinde zararı satıcı veya alıcıyla sınırlı kalan ticarî davranışları sıralamıştır. buna göre ticaretin taraflarından birini zarara sokan tutum zulümdür. gazzâlî bu husustaki en genel ölçünün, “kendin için istemediğin bir şeyi kardeşin için de istememelisin” şeklindeki meşhur prensip olduğunu belirtir. bu prensip dört ahlâkî göreve riayeti gerektirir. 1. satışı yapılan malı onda bulunmayan niteliklerle övmekten sakınmak. zira bu bir yalan ve aldatma olup haramdır. ancak mal sahibinin malını gerçek nitelikleriyle tanıtmasında sakınca yoktur. ayrıca gazzâlî satıcının her durumda yemin etmekten, Allah’ın adını basit dünya menfaatine alet yapmaktan sakınması gerektiğini özellikle vurgular. 2. malın gizli veya açık bütün kusurlarını belirtmek. malın kusurunu saklamak da zulüm ve aldatma olup haramdır. nitekim hz. peygamber tahılın ıslak olanını alta, kuru olanını üste koyan bir satıcıyı, “bizi aldatan bizden değildir” sözüyle uyarmıştır (müslim, “îmân”, 164; tirmizî, “büyûǿ”, 74). 3. malın miktarını tam olarak bildirmek, ölçü ve tartıda hile yapmamak. gazzâlî, eksik ölçüp tartanları şiddetle eleştiren âyetleri (el-mutaffifîn 83/1-3) ve hz. peygamber’in bir öğüdünü (müsned, ıv, 352; nesâî, “büyûǿ”, 54; dârimî, “büyûǿ”, 7) zikrederek bu hususta sorumluluktan kurtulabilmek için ölçü ve tartıda satıcının müşteri, alıcının da satıcı lehine fedakârlık göstermesini tavsiye eder. 4. zamanın normal piyasa usullerine riayet etmek. resûl-i ekrem, satıcının yolda karşılanarak pazardaki fiyatı öğrenmesine fırsat verilmeden malının ucuza kapatılmasını (buhârî, “büyûǿ”, 68, 71, 72; müslim, “büyûǿ”, 11, 19) ve pazarlık sırasında satıcıyla alıcı arasına girip yapay fiyat artışı yapmak suretiyle alıcının zarara uğratılmasını (buhârî, “büyûǿ”, 60; müslim, “büyûǿ”, 13) yasaklamıştır.

gazzâlî, “ticarî muamelede ihsan” başlığı altında alıcı ve satıcıyı karşı tarafın menfaatini en az kendisininki kadar düşünmeye teşvik eden açıklamalar yapmaktadır. burada şu hususlar yer alır: satıcı malını mâkul bir fiyatın üstünde satmamalıdır. müşteri zayıf ve yoksul olan satıcıya malın değerinden daha yüksek bir fiyatvermelidir. satıcı müşteriye ödeme kolaylığı tanımalıdır. alıcı borcunu güzellikle ödemelidir. taraflardan biri cayarsa diğeri bunu kabul etmelidir. yoksul borçluya mühlet verilmelidir. gazzâlî iĥyâǿnın “tâcirin dinini esirgemesi” başlıklı konusuna girerken şu uyarılarda bulunur: tâcir dünyada geçimiyle uğraşırken âhiretini unutmamalıdır; aksi halde ömrünü boşa harcamış, ticaretinin sonu hüsranla bitmiş olur. akıllı insan kendine karşı merhametli davranır; kendine merhamet eden kimse asıl sermayesini kurtarır. insanın asıl sermayesi dini, asıl ticareti de dinî hayattaki kazancıdır. daha sonra gazzâlî tâcirin ticaret hayatında dinini esirgeyebilmesi için riayet etmesi gereken şartları şöyle sıralar: ticarî hayata iyi niyetle ve sağlam bir inançla başlamak; sadece kazanmayı düşünmeyip yaptığı işin bir farz-ı kifâye ve insanlığa hizmet olduğunu bilmek; dünya pazarına dalıp âhiret pazarı olan camileri unutmamak; bir yandan ticaretle meşgul olurken diğer yandan Allah’ı zikir ve tesbih etmekten geri durmamak; ticarette aşırı kazanç hırsına kapılmamak; sadece haramlardan değil şüpheli işlemlerden de sakınmak, fıkıhtaki fetvalarla yetinmeyip vicdanının fetvasını almak; her türlü ticarî muameleden hesaba çekileceğini bilip bunun için hazırlıklı olmak (ayrıca bk. kesb).

bibliyografya: ibnü’l-esîr, en-nihâye, ı, 181; m. f. abdülbâkī, el-muǿcem, “byǿa”, “tcr”, “kyl”, “vzn” md.leri; wensinck, el-muǿcem, “kyl”, “vzn” md.leri; müsned, ıı, 50; ııı, 19, 425, 428, 444; ıv, 118, 141, 352; v, 176; aristoteles, éthique à nicomaque (trc. j. tricot), paris 1994, s. 236-245 (1132b-1133b); muhammed b. hasan eş-şeybânî, el-kesb (nşr. abdülfettâh ebû gudde), halep 1417/1997, s. 71-106; taberî, câmiǿu’l-beyân, beyrut 1412/1992, x, 410; xı, 89, 338-339; ibn miskeveyh, tehźîbü’l-aħlâķ (nşr. ibnü’l-hatîb), beyrut 1398/1977, s. 110-112; mâverdî, edebü’d-dünyâ ve’d-dîn (nşr. m. ebü’l-hayr es-seyyid-muhammed eş-şerkāvî), beyrut 1425/2004, s. 203-207; râgıb el-isfahânî, eź-źerîǿa ilâ mekârimi’ş-şerîǿa (nşr. ebü’l-yezîd el-acemî), kahire 1405/1985, s. 374-416; gazzâlî, iĥyâǿ, ıı, 60-87; ıv, 91-92; ibnü’l-arabî, el-fütûĥât, vı, 292-293; vıı, 364-365; nasîrüddîn-i tûsî, aħlâķ-ı nâśırî (nşr. müctebâ mînovî-ali rıza haydarî), tahran 1369 hş., s. 134-136, 195, 210-215; devvânî, aħlâķ-ı celâlî, leknev 1334, s. 195; kınalızâde ali efendi, ahlâk-ı alâî, bulak 1248, ı, 77-78; ıı, 7-8; zebîdî, itĥâfü’s-sâde, v, 416; şevkânî, fetĥu’l-ķadîr, beyrut 1412/1991, ı, 512; ıv, 399, 580; ca‘fer b. ali ed-dımaşkī, kitâbü’l-işâre ilâ meĥâsini’t-ticâre, kahire 1318, s. 45-47; yûsuf ismâil en-nebhânî, delîlü’t-tüccâr ilâ aħlâķı’l-aħyâr, limasol 1408/1987; coşkun can aktan, “meslek ahlâkı ve sosyal sorumluluk”, iş ahlâkı dergisi, ı/1, istanbul 2008, s. 100.

mustafa çağrıcı *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar