tren yolculuğu

uzun mesafeli yolculuklardan en güzeli ve çok farklı olduğŸu söylenir. bir dostum tren yolculuklarının farklı bir yönüne değŸinmişŸti: "tren yolculuğŸunda; hangi şŸehre gidersen git, ekseri o şŸehrin gezemeyeceğŸin yerlerinden geçersin." henüz tren yolculuğŸu yapmamışŸ olmama rağŸmen tren yolculukları üzerine düşŸüncelerim beni en yakın zamanda bir yolculuk yapmaya heveslendiriyor.
devamını gör...
bir kere yanlışlıkla trene binip mahsur kalan bir insan olarak (ortamı inceleme fırsatım olmuştu) gayet rahat bir yolculuk. gerçi kısa sürmüştü ilk durakta inmiştik yine de değişik. fakat hiç bir durakta nefes almak için bile inilmemelidir trenden. dakika bile beklemiyor.
devamını gör...
sıkıcıdır bir bakıma. karşınızdan sürekli gelebilecek trenler yoktur. sizi sollayan başka bir tren olmaz. hele bir de taşıt yoluna komşu değilse hiç çekilmez olsa gerek. ekşın lazım.. yapmadığım yolculuk tipi. lakin kardeşim sıkılmış, muhtemelen bu saydığım sebeplerden ötürü ben de sıkılırım..
devamını gör...
mart geldi böyle oldu be hayırsız nelere merak saldın, analoji, alegori yok mu? tren yolculuğu da nereden çıktı derken ruhumu cezbeden tren yolculuğuna çıkmayı bir kez daha düşündüm, bir bahane bulup yanıma da en sevdiğim kitapları alıp içimdeki sıkıntıyı bir nebze olsun gidermek namına tren yolculuğuna çıkmayı kendime bahane ettim. sözlükteki tanımlardan anlaşılacağı üzere ilkbahar geldi bize bir haller oldu, yani hayat ilkbahar mı, yaz mı? güze bu arada ayıp oluyor demeden önce aman banane diyerek, bu yüz yılda uçak denilen vasıta varken kendime çin işkencesi yapmayı marifet addederek istanbul'a doğru yola koyuldum.

neden istanbul ? sorusu istanbul'a varana dek beynimi kemirdi durdu, aslında istanbul'a mutlu ve mesud bir biçimde gitmeyi planlıyordum ama hayırsız birisi* yüzünden planlarım alt üst oluverdi, ben de yanıma 1984 gibi bir kitabı almakla ne kadar doğru bir seçim yaptığımı anlamış bulundum. bu kitabın bendeki değeri fidel castro'nun küba'sına hayatını adaması gibi bir olgu taşımakta. bundan uzun yıllar önce * arkadaşlar arasında sohbet konusu olan bir kitabı okurken de eski arkadaşlarım aklıma geldi, o arkadaşlarımdan birisi amerika macerasına yelken açtı, diğeri ise avukat olup kendi yaşantısını kuruverdi. sözlük alemine de o arkadaşların ısrarları üzerine girmiştim. şimdi geldiğim noktayı rayları sayarken bol bol düşünme fırsatı buldum. ben hangi çizgiye gelmişim, onlar hangi ? yani dünya görüşlerimiz zaten yakın olmamakla beraber tamamı ile değişmiş.

yolculuğu yarılamışken 1984'ün bugün dahi geçerli olabilecek enfes bakış açısına bir kez daha hayran oldum. orwell'ın o kitapta anlatmak isteyip başardığı stalinizm'e ve faşizm'e getirdiği eleştirel bakış açısı bugün dahi geçerliliğini sürdürüyor. bunu yıllar sonra tekrar anladığımda ne dert kaldı, ne tasa. hayırsızı da unutup tren yolculuğunun da manevi etkisi ile ruhumu cilaladım. böyle pasparlak bir çocuk oluverdim. (bkz: baharın insanlar üzerindeki kimyasal etkisi) şaka bir yana insan bir an bile olsa kendini dinleyebilmek için bir şeyleri bahane etmek ister. bu tren yolculuğu olur, inzivaya çekilmek olur, insanın kendisi ile hesaplaşması insanın ruhu açısından nelere kadir bir bilsek. tren yolculuğu da bunun kaçırılmayacak fırsatlarından biri bana göre.

edit: (bkz: bu yazıyı da ben kendime yazdım)
devamını gör...
fimlere, hikayelere, romanlara konu olmasını dilediğim yolculuk. insan küçükken yapmışsa eğer büyüse de unutmaz, büyükken yapmışsa eğer bir daha yapmadan duramaz. çekicidir. ilginçtir. bir sürü değişik şey çıkartır karşınıza her seferinde.
devamını gör...
eskiden çok güzel olan yolculuk. eskiden çok sesliydi,o gürültünün içinde yanımızdaki karşımızdaki insanla muhabbet ederdik hem de hiç tanımadığımız halde...
ramazana denk gelirdi bazen tren yolculuklarım, yanıma sabahtan alıp gara getirdiğim ekmeğim, manavdan aldığım salatalık domates bir de rica ile alınan tuz ile beklerdim trenimi, ezan okunurdu orucumu açsam tren gelse toplanamayacağım, açmasam hadi tren gecikirse, kimi zaman alel acele yer kimi zaman trende açardım orucumu, oradan teyzemin biri kola uzatır ekmeğime peynir verirdi tebessüm eder alırdım...
kimi zaman amcanın biri soğuk su uzatırdı, hasta bile olsam alırdım şifa niyetine...

bazı bazı çikolata gofret çubuk kraker alırdım yanıma, küçük bir çocuk görünce dayanamaz verirdim, utanır almazdı, annesi olaya atlar al "oğlum bak abi seni sevdi" derdi.

nereye gidersin?
şuraya...
aaa ben de çok gittim oraya (anlamsız gibi ama tren yolculuğunun tadı vardı onun içinde.)

nenemin biri ters gidemem diye oflanır puflanır, biz yerimizi kendisine verirdik. gülerdi, yüzündeki sert ifade kaybolur giderdi.

bazen yalnız kalırdım, kafamı pencereye yaslar, xavien sen de büyüyecek misin derdim? demek büyüyor insan ama büyüdükçe hayatın değiştiğini daha iyi anlıyor.

yok artık sizden çubuk kraker isteyen çocuk, yok artık hiç tanımadığınız adamla muhabbet devri, yok artık soğuk su ekmek peynir hatta meyve uzatanlar size... ve yok artık eski tren sesleri, hepsi sus pus, içindekiler de...
devamını gör...
sırf can sıkıntısından dolayı iett'ye binip son durağa kadar giden insanlar vardır. bunların bir üst versiyonu trene atlayıp şehirlerarası yolculuk yapan kişilerdir.
öğrenciyken bol bol tren yolculuğuna çıkılmalıdır. öylesine.

bir de tren yolculuğunda kitap okunmaz.
camdan bakılır!
devamını gör...
raylar üzerinde dönen mekanik tekerleklerin çıkardığı senkronize seslere kendinizi bırakıp anadolu yu yudum yudum tadabilmenin yolu. gecenin kör karanlığında uzaktan beliren farlarıyla yanaştığı bir anadolu ilçesinde başlar yolculuk.
iki kişinin yanyana geçemeyeceği darlıkta koridorları elde çantalarla yürüyüp numarasız vagonlarda boş yer arama anlarında açılan her bir kompartıman kapısında surata çarpan kesif koku..
içeride birbirini tanımadan koyun koyuna uyuyan altı yolcunun yarattığı enstantane. çıkarılmış ayakkabıların içindeki nasırlı ayaklardan yayılan kokuya, aç nefes, yıllanmış koltukların yuttuğu tozlar, trenin metal kokusu ve osuruk kokuları karışır.
kondüktörler bilet kontrollerinde bu kokuya alışmışlığın verdiği kayıtsızlıkla vagonları dolaşırlar.
yanaştığı her istasyonun boyası dökülmüş buzlu ufak kareli camlı, kagir kapılı istasyon binasını aydınlatan solgun lambanın altında durak ismini okursunuz. uzaklaşan istasyonun sonundaki kavalıkların arasında nahiyede hayat belirtisi birkaç ışığa dalar gözleriniz. orada hayalleri olan insanları hayal edersiniz. o insanların hayallerinin nahiyeyle orantılı olarak küçük olduğunu düşünürsünüz. ateş böcekleri gibi göz kırpar sokak lambalarının solgun ışıkları.
eğer numarasız bir yolcu iseniz ve şansınız yaver giderse boş bir yer bulup eş anlı sese kendinizi bırakıp deliksiz bir uykuya teslim edebilirsiniz kendinizi. pulmanlı yolculuklarda koca koca çuvallara fındık, tarhana, fasulye, mercimek yüklemiş anadolu insanlarıyla aynı sofraya oturmuş gibi hissedersiniz. kendini bu hengamenin ortasında soyutlamış kulağında sessizliği bölen müzikle gotik kız ilişir gözünüze. karanlığa dalmış gözleri kimbilir hangi düşüncenin izbelerinde..

tren yolculuklarında günün ağarmaya başladığı vakit körfezin puslu suları, toroslar, eskişehir in altın sarısı tarlaları, sakarya nın çamurlu suları, kafanızı camdan uzattığınızda yüzününüz donduran erzurum un soğuğu her şey eşsizdir. hizayla dikilmiş kavaklara paralel salınan trenden kavakların dar koridorlarında kendinize bir yer seçersiniz. diplerinde dökülmüş yapraklarını ezerken çıkan sesler yanıbaşında akan çayın şırıltısına karışır.
bazen rötar yapar herhangi bir dağbaşında. yakılan efkar sigaraları bitmek bilmez kılar yolu. bazen de bir gelincik göz kırpar açtığı kaya dibinde yarin gözleri yapraklarında..
tren yolculukları hayatın en naif ayrıntılarını saklar. umutları taşır, gam yükler yorgun çarkları arasına. pulmanlı, yataklı, lüks, numarasız. istasyona yanaşırken düdüğü rüzgarın ıslığı gibi insanın içine işler.
devamını gör...
çocukluğumda izlediğim kovboy filmlerinin etkisinde kalmış olsam gerek ki kompartmanda yolculuk etmenin çok güzel ve elit bir durum olduğunu hayal ederek, numaralı koltuk dururken tercihimi bu şekilde kullandığım, gidiş yolunda çektiğim ızdıraptan sonra dönüşte cafe kısmında taburede oturarak yaptığım yolculuktur.
devamını gör...
en sevdiğim, en insancıl yolculuk türüdür. o kadar çok anım vardır ki trenle. cengiz topel ile kıbrıs a atladığını iddia eden adamlara mı denk gelmedim. benim saçım dökülüyor diye ferdi tayfur u yerime sahneye çıkardılar diyenini mi görmedim.

küçük kafaya hükmetmeyen büyük kafaya hükmedemez diyerek ray üstünde aforizma yazan sarhoşları mı görmedim.
arkadaşlarla çıktığımız yatılı okul günlerinde trende kadir gecesi mi kutlamadık. orucun getirdiği stresle birbirimize uçan tekme mi atmadık trende.

gece ceplerimize el atan haydutları da fark ettik. sahuru okul yemekhanesinden aşırdığımız zeytin ve peynirle yapıp iftara kadar trende susuzluktan kıvranmadık mı?

bir istasyonda beş saat beklediğimiz zamanlar oldu. trenin şehre girişi muzaffer bir ordunun şehre giren kumandanına benzerdi bizim gözümüzde.

uzun zaman trene binmeyince bir gün karar verdim ve istanbul dan çıkıp eskişehir e günü birlik gidip geldim. yemekli vagonda sakarya nehri kıyısında usul usul yol alırken çayımı da yudumlardım. ve memleketin her köşesini ne kadar da sevdiğimin bir kez daha farkında olurdum.

tren tecrübesi olmayanlara özellikle istanbul eskişehir arasını tavsiye ederim. hem kısa hem de manzarası güzel olan bir yolculuk olur bu.








devamını gör...
sibirya ekspresi ile yolculuk etmiş biri olarak seyahatlerin en güzeli diyeceğim yolculuktur. özellikle karla kaplı dev çam ve kayın ormanlarından geçerken gözlenen manzara dünyada eşine az rastlanır olsa gerek.
devamını gör...
17.
raylar üzerinde dönen mekanik tekerleklerin çıkardığı senkronize seslere kendinizi bırakıp anadolu yu yudum yudum tadabilmenin yolu. gecenin kör karanlığında uzaktan beliren farlarıyla yanaştığı bir anadolu ilçesinde başlar yolculuk.
iki kişinin yanyana geçemeyeceği darlıkta koridorları elde çantalarla yürüyüp numarasız vagonlarda boş yer arama anlarında açılan her bir kompartıman kapısında surata çarpan kesif koku..
içeride birbirini tanımadan koyun koyuna uyuyan altı yolcunun yarattığı enstantane. çıkarılmış ayakkabıların içindeki nasırlı ayaklardan yayılan kokuya, aç nefes, yıllanmış koltukların yuttuğu tozlar, trenin metal kokusu ve osuruk kokuları karışır.
kondüktörler bilet kontrollerinde bu kokuya alışmışlığın verdiği kayıtsızlıkla vagonları dolaşırlar.
yanaştığı her istasyonun boyası dökülmüş buzlu ufak kareli camlı, kagir kapılı istasyon binasını aydınlatan solgun lambanın altında durak ismini okursunuz. uzaklaşan istasyonun sonundaki kavalıkların arasında nahiyede hayat belirtisi birkaç ışığa dalar gözleriniz. orada hayalleri olan insanları hayal edersiniz. o insanların hayallerinin nahiyeyle orantılı olarak küçük olduğunu düşünürsünüz. ateş böcekleri gibi göz kırpar sokak lambalarının solgun ışıkları.
eğer numarasız bir yolcu iseniz ve şansınız yaver giderse boş bir yer bulup eş anlı sese kendinizi bırakıp deliksiz bir uykuya teslim edebilirsiniz kendinizi. pulmanlı yolculuklarda koca koca çuvallara fındık, tarhana, fasulye, mercimek yüklemiş anadolu insanlarıyla aynı sofraya oturmuş gibi hissedersiniz. kendini bu hengamenin ortasında soyutlamış kulağında sessizliği bölen müzikle gotik kız ilişir gözünüze. karanlığa dalmış gözleri kimbilir hangi düşüncenin izbelerinde..

tren yolculuklarında günün ağarmaya başladığı vakit körfezin puslu suları, toroslar, eskişehir'in altın sarısı tarlaları, sakarya'nın çamurlu suları, kafanızı camdan uzattığınızda yüzününüz donduran erzurum'un soğuğu her şey eşsizdir. hizayla dikilmiş kavaklara paralel salınan trenden kavakların dar koridorlarında kendinize bir yer seçersiniz. diplerinde dökülmüş yapraklarını ezerken çıkan sesler yanıbaşında akan çayın şırıltısına karışır.
bazen rötar yapar herhangi bir dağbaşında. yakılan efkar sigaraları bitmek bilmez kılar yolu. bazen de bir gelincik göz kırpar açtığı kaya dibinde yarin gözleri yapraklarında..
tren yolculukları hayatın en naif ayrıntılarını saklar. umutları taşır, gam yükler yorgun çarkları arasına. pulmanlı, yataklı, lüks, numarasız. istasyona yanaşırken düdüğü rüzgarın ıslığı gibi insanın içine işler.
devamını gör...
bazen eziyettir.üç güne erzurum'a gittiğimi bilirim.saatlerce diğer trenin geçmesini beklemek,her an kalacak trenden inip su almak.
en kötüsü de bu kadar uzun sürdüğü için tren yolcuğumuz bitmiş olmasına ragmen günlerce her yattığımda tünele giriyormuşuz hissi ile uyudum.
tabii sene doksanların sonuydu.
devamını gör...
çocukken başını camdan çıkarıp saçlarımın gözüme girmesiyle kocaman bir tebessüm etmek, ağaçlara elini uzatarak o acıyla karışık hazzı almaktır. indikten sonra bile raylardan dolayı oluşan saniyede bir ilerleme hissini hala yaşamak, yan kompartımandakilerle komşu olma olgusuyla merak etmek, karşılaşıp ufacık bir heycan yaşamak için fırsat kollamaktır. bazen gözlerini kapatıp "acaba trenin tepesine çıksam, filmlerdeki gibi kötü adamlardan kaçsam, sonra tünele girsek..." falan diye hayal kurmaktır. ayrıca harika karelerin yakalanabileceği yolculuk türüdür.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar