türk sineması

aklını töre namus cinayetleriyle bozmuş işsiz güçsüz eski solcuların takıldığı kahvehane gibi bir oluşum.trt sıkıcılığında bir şey.onur ünlü,zeki demirkubuz,yavuz turgul gibi bir kaç isim haricinde aklına bile getirme unut gitsin derim.amerikan dizilerini takip bin kat iyi.
devamını gör...
sinema dili yoktur .(bkz: iran sineması)(bkz: japon sineması)büyük yönetmenler de bir elin parmağını geçmez.(bkz: yılmaz güney)(bkz: nuri bilge ceylan)vs .özellikle 80 li yıllara hiç değinmek istemiyorum.komedi yapamıyorlar.komediden anladıkları ,küfür ve cinsel içierikli espriler.
edit:yeşilçam ın tamamı(bkz: ithal) maalesef direkt senaryo ,müzik hatta jön ler ,aktistlerin duruşu bile takilt . iftira falan filan ...izleyin görün büyük hayal kırıklığı yaşanacağını garanti ederim.(bkz: kendimden biliyorum.)
devamını gör...
icmali bir-iki not;

türk sineması, mukaddimesi itibarıyla 1950'li yıllara kadar 'sinema dilini' oluşturamamıştı. çünkü sinemamız muhsin ertuğrul'un hegemonyası altındaydı. bu şu demektir; özünde tiyatrocu olan musin ertuğrul, sinemada kendine özgü bir dil oluşturmak yerine tiyatro dilini olduğu gibi sinemada kullanmıştı. hatta muhsin ertuğrul için türk sineması'nın gelişimini yavaşlatan en büyük adam suçlamasını yapan eleştirmenler vardır.

1950'lerde sonra ömer lütfi akad, halit refiğ, metin erksan, atıf yılmaz gibi yönetmenler toplumsal-gerçekçi filmler yaptılar ve türk sinemasını yavaş yavaş kendi özgü bir üsluba sokma gayreti gösterdiler. aynı yıllarda avrupada da çeşitli akımlar ortaya çıkmaya başlamıştı. örneğin italyan yeni-gerçekçilik,fransız yeni dalgagibi. türk sineması bunlarla aynı dönemde ayağa kalkmasına rağmen sonraları onların çok gerisinde kaldı. çünkü ideojik tartışmalardan ve kısır döngülerden bir türlü kendisini kurtaramadı.
70'ler tamamen tekrar. birbirinin aynı filmler teker teker vizyonda yerini aldı.

80'ler de ise durum hepten içler acısı oldu.zira artık sinemamıza müstehcen içerikli filmler girdi. ve türk seyircisi resmen sinemaya küstürüldü.artık ailece sinemaya gidilemez olundu. ve sinemaya gidenlere bıyık altından gülenlerin ve yadırgayanların sayısı gittikçe çoğaldı. bu kertede sinemayı bir bir san'at olarak değerlendirmek elbette mümkün değil.

90'lar durgunluk dönemi. ama eşkıya ile birlikte yeniden atağa kalktığı söylenebilir, sinemamızın. ayrıca sinemanın hedef kitlesi de hayli değişti. sinema, kentte yaşayan, eğitimli ve elit tabakanın eğlencesi haline geldi.

ve 2000'ler. türk sineması en muhteşem devrini yaşıyor. kendi sinema dilini geliştirmiş ve çok nitelikli yapımlara imza ata yönetmenlerle karşı karşıyayız. özellikle : nuri bilge ceylan, zeki demirkubuz, reha erdem, derviş zaim , fatih akın , handan ipekçi, ve yeşim ustaoğlu benim aklıma gelenler.

bu arada evet, sinemamızın hala mukaddes değerlerimize yabancı oluşu bir vakıa. ve es geçmemiz de kesinlikle mümkün değil. ancak neyin anlatıldığından çok neyin nasıl anlatığına bakarsak yukardaki yönetmenlerimiz gerçekten dünya çapında işler yapabilme kapasitesine haiz yönetmenler.
devamını gör...
yeni tarzlara yelken açması gereken sektör. av mevsimini izledikten sonra farkettim. türk dizileri 90-95 dakika, türk sineması 100-120 dakika. pek bir zaman farkı yok ve senaryo babında da aralarında ciddi uçurumlar yok. artık sinema ve diziyi ayıran tek şey tamamiyle çekimler, açılar, görsellik. ve harcanan para da diyebiliriz ama artık dizilere de harcanmıyor değil. neyse efenim diyeceğim şey şudur ki; ben ha av mevsimi'ni izlemişim, ha ezel'in herhangi bir bölümünü. senaryo olarak gerçekten hiçbir fark yok. onca emek veriyorsun bizi gişeye davet ediyorsun da abi, ne biliyim o olanlar ezel'in bir bölümünde de oluyor. ya absürd yapın şu filmleri ya da ne bileyim çok farklı bi senaryo olsun.
devamını gör...
hoca "entel sinemacıların 'sinema tüccarları, sanattan anlamayan hırbolar' diye aşağıladığı yapımcılar, yöneticiler, senaryo yazarları yeni öğrenmeye başladıkları sinema diliyle aslında halk hikâyesi anlatıyorlardı" diyor http://arsiv.zaman.com.tr/2.... tam da bunu düşünüyordum, tevafuk oldu. bahaeddin özkişi'nin köse kadı'sını tekrar okurken, bunun aslında bir roman olmadığını, şark hikayeleri veya pehlivan tefrikaları tarzında uzayıp gittiğini fark ettim. hele paşaoğlu hikayesini anlatmaya başladığında, adeta tamamen boyut değiştirip hikaye içinde hikaye anlatılan hint tarzı masallardan (bkz: sindbad) birinde buldum kendimi. bu haliyle kitap yeşilçam'ın tarihi filmlerini de bariz surette hatırlatıyordu. evet, battal gazi filmleri aslında kesik baş, kan kalesi gibi isimlerini işittiğim, ama maalesef henüz okumadığım, hatta galiba sahaflar'da karşıma çıkan, ama eşeklik ettiğim, tenezzül etmediğim, elime almadan önünden geçip gittiğim kitapların aynı mantık ve ruhla sinemaya aktarılmış halleri idi. "okumadan nasıl biliyorsun, mantığını, ruhunu?" demeyin. bu ruhu tanıyor olmamız gerektiği kanaatindeyim. zihninizin tavanarasını karıştırın, genlerinizi yoklayın, bir şeyler bulacaksınız...
(sirkencubin, 16.08.2003 11:45)
devamını gör...
sabah ezanı güneş doğduktan sonra okunmaya ve sabah namazı gün aydınlandıktan sonra kılınmaya devam ettiği sürece türk sineması hiç bir yere varamaz. son örneği fetih 1453 teki sabah namazı sahnesi
devamını gör...
türk işi. türk işi para için yapar, haliyle türkün yaptığı iş tırttır. bir kaç istisna hariç türk sineması tırttır.
devamını gör...
--- alıntı ---
artistik-sinenin el değiştirilmiş halidir. bunun da kapağında "haftalık şark ve balkan sinema mecmuası" yazmaktaydı. osmanlıca-fransızca basılan renkli kapaklı derginin çıkış tarihi 8 eylül 1927'dir. önceki derginin çevirmeni ragıb rıfkı, yine çevirmenliğini yaptığı bu derginin sahibi ve sorumlu müdürü olmuştur. yine idare müdürü anthony p. stoll, başyazarı da antonine paul'dir. nüshası 5 kuruşa satılan bu dergi türkiye'deki sinema dergileri arasında tüm zamanların en uzun süreli yayımlanan sinema dergisi olmuştur. dergi dokuz yıl gibi uzun bir sürede 219 sayıya ulaşarak kırılması zor bir rekora imza atmıştır.
--- alıntı ---
devamını gör...
sol görüşlü insanların çoğunlukta olduğu sanat dalıdır. bu yüzden genelde solcular veya sosyalistler süper kahramanlar olarak lanse edilirken, sağcılar, ülkücüler, muhafazakarlar, müslümanlar küçümsenmeye çalışılır. eleştiri kültürü dahilince olduğu söylenir ama aynı kişilerin herhangi bir filminde sol fraksiyonları veya sosyalizm eleştirisi yaptıkları görülmemiştir.
devamını gör...
bizi bir türlü onurlandıramamış olan sinemadıhttp://r.gişe kaygısını ön plana alan,talebe göre arzı belirleyip tüccar zihniyetiyle seri filmleri peş peşe halkın önüne sürenler sayesinde gittikçe ivme kaybetmiş,ahvalini eyvah eyvah3'lere,recep ivedik 5'lere teslim etmiştir.her fırsatta muhafazakar insanların sürülmek istendiği iran'ın sinemasından örnek alınsa keşke.kadraj biraz fıtrata çevrilse,sadelikteki ihtişam yakalansa...
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar