türklerin felsefeyle imtihanı

felsefeliktir..
semeri grilik olan bu piyasanın fit seviyesi kahverengidir..
algılar semerde olunca nedenselliği yitiriyorsun..
hadi ablana bir çay getir..
devamını gör...
felsefeye anlaşılmaz kelimeler ve bissuru tanım yığını ve mantık seysi olarak bakan kor zihniyetlerin ürünü cümledir.

yanı gazaliyi gormemektir, mevlanayi bilmemektir, aşık veyseli tanımamak demektir.

yok siz günümüz düşünürü olarak yıldız tilbeyi canlandırıyorsunuz o ayrı.

ayrıca yine eleştiri olacak ama felsefe de hangi millet desen koku platona aristoya uzanmayan bizimle aynı kaderi paylaşır.
devamını gör...
felsefe, asıl haliyle bir problematikler alanı, bütün insanlığın ortak olduğu. teoride her toplumun bu problematikler hakkında kendine ait sözü olmaz gerekirken, tarihsel seyir böyle olmuyor. maddi gücüyle yayılan batı'nın düşünsel istilası ile karşılaşılıyor. ve bugün bizler evrensel gördüğümüz batı'nın düşünce yapısını almaya çalışıyoruz. yüz yıl önce kendimiz olmayı bıraktığımızdan ötürü.

peki sonuç? felsefe dünyasına ne verdik? gazali'yi bile kierkegaard üzerinden savunabiliyorsun artık. ama herşeyden önce ortaya koyulmaya çalışılan yapmacık felsefe dilinin felsefemin kendisine aykırı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
doğrusu felsefenin iki türü var;insana menfaatli olanı, zararı olanı.
bu düşünceyi de üstad bediüzzaman'dan alıyorum:risale-i nur’un şiddetle tokat vurduğu ve hücum ettiği felsefe ise, mutlak de­ğildir; belki muzır kısmınadır. çünkü, felsefenin hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye ve ahlâk ve kemâlât-ı insaniyeye ve san’atın terakkiyatına hizmet eden kısmı ise, kur’ân ile barışıktır. belki kur’ân’ın hikmetine hâdimdir, muaraza edemez. bu kısma risale-i nur ilişmiyor.”

ikinci kısım felsefe ise, dalalete ve ilhada ve tabiat bataklığına düşürmeye vesile olduğu gibi, sefahet ve lehviyat ile gaflet ve dalaleti netice verdiğinden ve sihir gibi hârikalarıyla kur'anın mu'cizekâr hakikatlarıyla muaraza ettiği için,risale-i nur ekser eczalarında mizanlarla ve kuvvetli ve bürhanlı müvazenelerle
felsefenin yoldan çıkmış bu kısmına ilişiyor, tokatlıyor
; müstakim, menfaatdar felsefeye ilişmiyor.onun için mektebliler, risale-i nur'a itirazsız, çekinmeyerek giriyorlar ve girmelidirler.

...
...
...
türklerin felsefeyle imtihanından ziyade -avam kısmımız okumakla meşgul olmadığı için- bizim okuyan kısmın felsefeyle imtihanı oluyor. entelektüel birikim için her türlü felsefe kitabını okuyup akıl ve kalbini onunla dolduranlar var. maalesef şöyle bir zanna kapılıyoruz. ya benim imanım kavi ve kuvvetli. bu tür kitapları okumam bana zarar vermez,şüphe getirmez vs. ama zarar veriyorlar. onların da fikirlerini öğrenmeliyim ki karşıt görüşümü,islamiyeti vs daha iyi savunayım gibi sağdan yanaşan bir düşünce var. ama bu tür kitaplar ameliyat ederken ya malzeme bırakıyorlar içinizde ya da başka bir yara açıyorlar dikkat.

avam ve ergen kısmımızın felsefeyle imtihanı ise aforizmalarla. facebook vb sosyal medya araçlarında copy past ile vecize paylaşmak vs.

bir aneknot: alman filozof arthur schopenhauer'un türkçeye çevrilmiş bir kaç kitabını okumuş ve beğenmiştik. okumak, yazmak vb şeyler üzerine. güzel tespitleri vardı. bunun üzerine geçenlerde "merhamet" adlı kitabını aldım. merhamet duygusunu bir filozof nasıl görüyor. zira diğer yazdıklarını beğenmiştim. aman Allahım neler göreyim "böyle bir isyan;hayata mana verememek, karamsarlık, inkar...hayatın kıymetsizliği,merhametsizliği... tamamen inançsızlığa götürecek fikirler. yani felsefenin ikinci kısmı olan muzır kısmı. keşke dedim sadece diğer konularda yazsaymış.

aslında sağlamlığı ve sıhhati bilmemiz için bütün hastalıkları;kanser ve türevleri,verem,astım,grip,ülser vb bilimum hastalıkları bilmem ve tatmam gerek ki vücudumu daha iyi savunurum demek ne kadar doğru değilse;manevi sıhhat ve sağlamlığa ulaşmamız ve bunun kıymetini anlamak için de çoğu manevi hastalıkları çekmemize gerek yok. doğrudan doğruya önleyici tıp gibi kur'anın hakikatinden kendimiz istifade edip istikametli bir tefsirle mukabele ederiz. entel vs görünmek kaygılarıyla önümüze gelen eseri okumak ömr-ü sermayemizi biraz da heba etmek gibi. zira milyonlar kitap var. hepsine ömrümüz yetmeyecek. ne kadar okursak okuyalım. bize lazım olan "hayatımızdan maksat nedir ve hayatımızı nasıl idame ettireceğiz, dünya'dan murad nedir bunu öğrenip tatbik etmek. zira yarın bunu tam sağlamayaz ve bulamazsak bize okuduğumuz fen ve felsefe fayda sağlamayacak. maalesef de kitap yüklü merkeb konumunda hikmet sahibi olmamış ama malumat ve bilgi sahibi olmuş yüklü bir omuzla hesap vereceğiz. lütfen dikkat edelim.
devamını gör...
kpss ye milyonların girdiği ülkede felsefe boş iştir. aristonun dediği gibi düşünmek için arınmış bir ruh lazımdır. cebindeki paranın çokluğu için kölelik yapan bir toplumun felsefesinden ne olur?
devamını gör...
olmayan imtihan. evet, böyle bir imtihan bu topraklarda çok zamandır yok. aslında uzun yazmak isterdim ama şunu söyleyeyim şimdilik, bu topraklarda farabi, el-kindi, ibn-i rüşd, hatta ibn-i sina vb. alimlerden sonra, araya imam-ı gazali'nin girmesiyle ve bu araya girmenin bir devlet politikasına dönüşmesiyle bu topraklarda felsefe hakkın rahmetine kavuştu...

aslında o dönem bence çok büyük bir hata yapılmış ama bu hata nasıl, kim tarafından ve bilerek mi yoksa tamamen tesadüfi mi yapılmış emin olamıyorum. okuyunca görüyorsun ki ne tehafüt-ül felasife, ne de ihya-u ulumidd-din felsefeyi batıl sayıp ademe mahkum etmiyor. hatta tehfüt'ten önce makasid-ül felasifeyi okursanız aslında imam'ın mevzuya çok sağlam daldığını da görebiliyorsunuz.

ibn-i rüşd ile olan tartışması çok ufuk açıcı ama orada her ikisinin de takılıp kaldığı bir nokta var. ikisi de yahu acaba? deyip bir alternatif kapı açmaya yanaşmıyorlar. ama onların yapmadığını gazali'den çokmistifade etmiş aquinas yapıyor mesela. alıyor eline gazali'nin eserlerini ve aristo, sokrat gibi antik yunan felsefecileriyle beraber okuyor. sadece hristiyan teolojisi değil, rönesans üzerinde bile derin etkisi olmuş...

bu uzak durmayı naslarla izah etmek mantıklı görünüyor ama naslar senin merak dürtünü törpülemiyor. tam aksine ne kadar da az düşünüyorsunuz diyerek teşvik bile ediyor. fakat ne hikmetse bizim medrese o kısmı pek dillendirmemiş. mesela taa thales daha o dönemde çıkıypr ve ilk şey nedir? diye soruyor... düşünüyor, kaşınıyor, taşınıyor ve su diyor cevap olarak... ne saçma... ama o saçmalığın sonunda, o soru sorula gele bugün uzaya çıkıyorsun, cern'de iz sürüyorsun...

bizim durumumuza dair ibir iki eleştiri yazacaktım ama boşver lan... dei'ye sorun o söylesin...

devamını gör...
gereğinden fazla felsefe bölümü açılması türkler için başlıbaşına bir imtihandır.

türkiye'ye iki tane felsefe bölümü yeter. filozoflar toplumun en üst kurmaylarıdır ve en değerli hazineleridir sayıları da fazla olmamalıdır. zira bir ordu silme generalden oluşursa o ordu hiç bir şeye yaramaz.

gereğinden fazla felsefe bölümü olunca seviye düşüyor ve bunun sonucu olarak filozof değil bitik ve hayattan kopuk felsefeciler yetişiyor.
devamını gör...
başlığın (bkz: felsefenin türklerle imtihanı) olarak değiştirilmesi gerektiğini öneriyorum. çünkü zavallı felsefenin bizim gibi bir toplumdan çektiğini hiçbir toplumdan çektiğini zannetmiyorum.

ders işleyen ateist felsefe hocasını sinirden çıldırtıp Allah'ın varlığını kabul ettiren kaç insan vardır? imana gelip ilk işi sınıfa beddua etmek olmasaydı iyiydi. *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar