ud

klasik türk müziğŸinin davudã® sesli sazıdır. en üstteki tek, diğŸerleri çifter olmak üzere 11 teli vardır. perdesiz bir enstrümandır. en yaygın akord düzeni yukarıdan aşŸağŸıya türk notalarıyla fa# - si - mi - la - re - sol şŸeklindedir.
devamını gör...
şerif muhttin targan, yorgo bacanos, serhan aytan gibi üstadlardan dinlendiğinde mest eden müzik enstrumanıdır.. perdesiz enstruman özgürlük demektir, ud perdesiz bir enstrumandır:)
devamını gör...
coşkun sabahın yerlerde sürünmesine ve bir gazino enstrumanıymış gibi gözükmesine neden olduğu enstrumandır, kendilerinin udla ilgisi yoktur bence..
devamını gör...
ud’u fârabi hazretleri bulmuştur. o zaman çok kişi buna karşı çıkmıştır. “bu nefsin hoşuna giden bir şeydir, bu şeytan aletidir” demişledir. hazreti farabi de “ben size bunu ispat edeceğim” diyor. ve “develere 40 gün tuz yedirip hiç su vermeyin” diye tembihliyor. “40 gün sonra develeri su kenarına getirin, ben de udumu çalacağım. eğer develer su içmezlerse benim ud’um rabbanidir. eğer develer suya saldırırsa benim ud’um şeytanidir” diyor. ama hiçbir deve ut sesini duyunca su içmemiş. bunun üzerine farabi hazretleri “işte hayvan hayvanken benim ud’umdaki rahmanın sesini duyuyor da siz insan olduğunuz halde duyamadınız” diyor. tabiã® ki baş kulağı duyanlar anlar bunu. hayvan hayvanken kaval duyunca ottan başını kaldırıyor da sen ki eşrefi mahlã»ksun şu otlardan başını kaldıramadın.
devamını gör...
onbir telli, mızrapla çalınan bir enstrümandır. kısa saplı ve geniş gövdelidir. asya kökenlidir. daha küçük gövdeli ve üzeri deri kaplı olanına kopuz denir.tekne (gövde), göğüs (kapak), sap, burguluk ve teller olmak üzere beş bölümden oluşur.
devamını gör...
çok orjinal ve dinlendirici bir sesi olan,ve benim nazarımda Allah'ın bize bir lütfudur diyecek kadar öneme sahip olan enfes bir saz türüdür…çalmayı öğrenmeli veya çalmayı bilen biriyle evlenmeli..
devamını gör...
ud. (العود)

telli mûsiki aletlerinden biri.

türkiye’de ve hemen bütün arap ülkelerinde aynı adla yaygın biçimde kullanılır. iran, azerbaycan, ermenistan ve yunanistan’da da sevilen çalgılar arasındadır. iran’da bir adı barbat olup yunanistan’da uti ismiyle anılır. organalojide ud kısa saplı lavtaların tipik örneğidir; yeryüzündeki diğer bütün kısa saplı lavtalar (avrupa lavtası, istanbul lavtası, çin pipası, japon biwası, rumen kobzası) udun veya atası olan çalgının birer türevidir (bkz: lavta). ud benzeri ilk çalgının eski mısır’da 19-29. sülâleler döneminde (m.ö. 1320-1085) yapıldığı sanılmaktadır. bu dönemden kalma kil kabartmalardan birinde udun atası sayılabilecek bir çalgı tasvir edilmiştir. milâttan önce vııı. yüzyıla tarihlenen kilden bir elam figüründe de buna benzer bir çalgı vardır. udun bundan yüzyıllar sonra müslüman ortadoğu’da yeniden ortaya çıkıncaya kadarki tarihi iyi bilinmemektedir. muhtemelen eski ud gibi bu yeni ud da tek bir ağaç parçasından oyularak yapılıyordu ve gövdesi bugünkü udunkinden daha küçüktü; göğsü ise deridendi. sâsânîler bu çalgıya “barbat” (kaz göğsü) adını vermişlerdir. bir bakıma uda barbatın araplar tarafından geliştirilmiş biçimi denilebilir. arap kaynakları, ünlü mûsikişinas zelzel’e kadar (ö. 174/790) udun sapının ve gövdesinin aynı ağaç parçasından yontulup oyularak yapıldığını, müstakil sapın zelzel tarafından getirilen bir yenilik olduğunu kaydeder. gövdenin zelzel’den sonra artık oyularak değil ağaç dilimleri yan yana getirilerek yapıldığı tahmin edilebilir. esasen ud ile barbat arasındaki en önemli fark barbatın nisbeten küçük gövdeli ve deri göğüslü olması, udun ise daha büyük bir gövdesi ve bu yüzden tahtadan bir göğsünün bulunmasıdır. arapça ud “öd ağacı” demektir; muhtemelen ilk udların göğsü bu ağaçtan yapılmıştır. henry george farmer da çalgıya ud adının bu ahşap göğsü dolayısıyla verildiğini ifade eder.

ud kelimesi ilk defa vıı. yüzyıla ait arapça metinlerde geçer. ancak sonraki iran ve arap metinlerinde barbat, ud ve tumbur kelimeleri görülmektedir. fârâbî’nin ud çaldığı ve bu çalgıda bazı değişiklikler yaptığı belirtilmektedir. fârâbî döneminde de muhafaza edilen udun sapındaki “destan” adlı perde bağları x. yüzyılın sonuna doğru terkedilmiştir. en pest tel olan bam telinin ne zaman ve kimin tarafından eklendiği bilinmemektedir. xx. yüzyılın ilk çeyreğine kadar en tiz telin altına bağlanan bu tel tizden peste doğru sırayla bağlanan öbür tellerin düzenini bozuyordu. bu durum bam telinin en üste alınmasıyla düzeltilmiştir. ud önceleri tahtadan bir mızrapla çalınmaktaydı. endülüslü mûsikişinas ziryâb (ö. 230/845) kartal teleğinden yapılan mızrabı yaygınlaştırmış (günümüzde genellikle esnek plastikten mızraplar kullanılmaktadır), udun ispanya’ya geçişinde de önemli rol oynamıştır. modern organalojinin kurucusu kabul edilen curt sachs, udun avrupalılar’ca benimsendiğinde sapına yeniden perde bağlanışını batılılar’ın değişkenliğe ve belirsizliğe değil kesinliğe önem vermesiyle açıklar. halbuki müslümanlar udun sapındaki perde bağlarını, değişkenlik ve belirsizliklerden hoşlandıkları için değil nağmeye dayalı mûsikilerinin nazariyatçılarca tesbit edilen aralıklardan çok daha fazlasını gerektirmesinden çıkarmışlardır. bugün türkiye’de kullanılan udun diğer islâm ülkelerindeki udlardan hemen hiçbir yapısal farkı yoktur. ancak arap udunun tel boyunun türk udundan yaklaşık 1 cm. daha uzun olduğunu (59,5 cm.) ve arap udlarının bir ses daha pest akortlandığını belirtmek gerekir (arap udunun nevâ perdesi türk mûsikisindeki çârgâh perdesine tekabül eder).

zamanımızdaki yapısını ud bazı küçük değişiklik dışında yaklaşık bin yıldan beri korumaktadır. çalgının insan kucağını dolduran iri gövdesini yirmi kadar hilâl biçimli ahşap dilim oluşturur. sap bir takoz aracılığıyla gövdeye takılır. burguluğa doğru daralan bu yassı sapın gövdeyle birleştiği yerdeki genişliği yaklaşık dört parmaktır. sapla 45 derecelik bir açı yapan burguluk dar ve uzun bir “s” çizer; “kulak” adı da verilen akort burguları burguluğa yandan girer. bam teli dışındaki öbür beş tel çifttir. günümüzde naylon tellerin kullanıldığı en alttaki iki çift tel (nevâ ve gerdâniye telleri) eskiden bağırsaktandı. diğer tellerin hepsi ipek üstüne gümüş veya bakır sargılıdır. bu teller en yaygın biçimde tizden peste doğru gerdâniye, nevâ, dügâh, hüseynîaşiran, kaba bûselik ve kaba ırak yahut kaba hüseynîaşiran (sol, re, la, mi, si ve fa# veya mi) perdelerine akortlanır. her tel doğrudan, göğse yapışık olan tel takozundan (udda bu aynı zamanda ana eşiktir) çıkar ve burgulukla sapın birleştiği yerdeki dip eşikten aşarak burgusuna sarılır. udun göğsü yaklaşık 1 mm. kalınlığında ladin veya köknar tahtasından bir levhadır. bunu alttan destekleyen çıtalara “balkon” adı verilir. göğüste çoğunlukla, ikisi küçük ve yanda bulunan üç yuvarlak delik vardır. bunlar gül veya kafes denen süslü oymalarla kapatılmıştır. avrupa lavtası gibi göğsünde büyükçe tek bir delik yer alan udlar da vardır. böyle udlara daha çok araplar’da rastlanır. son yıllarda arap ülkelerinde bağdat kökenli, yuvarlak olmayan, oval delikli ve kafessiz udlar da yaygınlaşmaktadır. oturularak kucağa alınan ud üstten sağ kolla, alttan sağ bacakla sıkıştırılır; sağ eldeki mızrapla çalınır, tellere ise sol elin parmaklarıyla basılır.

xv ve xvı. yüzyıllarda osmanlı sarayında büyük rağbet gören ud xvıı. yüzyılda terkedilmiştir. nâyî osman dede’ye (ö. 1142/1729) kadar bütün nazariyatçılar perdeleri udun sapı üzerinde işaret etmişlerdi. ilk defa osman dede perdeleri ney üzerinde göstermiştir. kantemiroğlu da aynı dönemde perdeleri tamburun sapı üzerinde işaretlemeyi tercih etmiştir. böylece osmanlı dönemi mûsikisinde birinci ud dönemi nazarî yönden kapanmıştır. gerçekte bu husus bestekârlıkta osmanlı üslûbunun doğduğu döneme rastlar ve nazariyatın da osmanlılaşması anlamına gelir. xıx. yüzyılın sonlarına doğru ud yeniden klasik türk mûsikisi çalgıları arasına katılmıştır. ancak eski udun göğsünün iki yanındaki ardıç yanaklar kaybolmuş, tel sayısı beşten altıya çıkmıştır. bu ikinci dönemde istanbul’da ud çalanların sayısında büyük artış görülmeye başlanmış, bu arada pek çok ud imalâthanesi açılmıştır. imalâtçıların en ünlüsü rum asıllı manol usta idi. aynı dönemde sayıları hızla artan mûsiki dükkânlarında bir yandan ud satışı yapılmakta, bir yandan da ud eğitimi verilmekteydi. bu devirde amatör veya profesyonel pek çok ûdî yetişmiştir. bunların içinde fasıllarda ve plaklarda çalan Ûdî Âfet (hapet mısırlıyan), Ûdî arşak (çömlekçiyan), mısırlı ibrâhim, Ûdî sâmi bey, bazı plaklarda tanbûrî cemil bey’in kemençesine eşlik eden Ûdî fethi bey, daha çok konaklardaki meclislerde görünen Ûdî nevres bey (orhon), avrupaî virtüozluğun ilk temsilcilerinden ali rifat (çağatay), sedat (öztoprak) ve refik talat (alpman) beylerle ilk ud ve viyolonsel derslerini ali rifat bey’den alan şerif muhittin targan ve özellikle 78 devirli plak döneminin “hâkim”i konumundaki yorgo bacanos anılmalıdır (türkiye’de yapılan ilk plak kayıtlarında en önemli iki çalgı ud ve kemandı).

yumuşak ve temiz ses çıkarmak için kösele mızrap kullanan nevres bey’in tarzı mızrabı eşikten olabildiği kadar uzağa vurmaya dayalıydı. muhtemelen bu çığırı ali rifat bey açmıştır. öğrencisi şerif muhittin de aynı tarzı benimsemiş, kendisine avrupalı virtüozları örnek alarak udun tekniğini görülmemiş ölçüde geliştirmiştir. daha sonra bağdat konservatuvarı’nda yetiştirdiği cemil ve münir beşir kardeşlerle selman şükür aracılığıyla onun tekniği bütün arap âlemine yayılmıştır. nevres bey’inkinden daha sert bir mızrap kullanan yorgo bacanos, mızrabı eşiğe yakın vurarak güçlü ve enerji dolu bir ses elde etmeyi tercih etmiştir. cemil bey’in tamburunu andıran çalışıyla yorgo bacanos kendinden sonraki hemen bütün ûdîleri etkilemiştir. cinuçen tanrıkorur ile ud icrası yeni bir üslûp kazanmış, o da cemil bey’in tamburundan etkilenmiştir. fakat bacanos’un tersine bol vibratolu ve glissandolu, ancak az mızrap kullanmaya dayalı bir çalışa yönelmiştir. tanrıkorur’un üslûbunda tını birliğini bozmamak için bir nağme tamamlanıncaya kadar aynı telde kalınması, ileri pozisyonlar kullanılarak çalgının pest telleriyle melodinin desteklenmesi de önemlidir (tanrıkorur’un hazırladığı “ud metodu” 1970’te türkiye radyo ve televizyon kurumu tarafından ödüle lâyık görülmüş, ancak eser henüz yayımlanmamıştır). günümüzde gerek türkiye’de gerekse arap ülkelerinde geleneksel sayılan üslûbu yaşatmaya yönelenlerin yanı sıra udu gitar gibi kullanmayı seçen icracılar da yetişmektedir.

bibliyografya:

ali salâhî, hocasız ud öğrenmek usûlü, istanbul 1326; a.mlf., ilâveli ud muallimi, istanbul 1340; muallim fahri [kopuz], nazarî ve amelî ud dersleri, istanbul 1336; cemîl beşîr, el-`Ûd ve ŧarîķatu tedrîsih, bağdad 1961; mahmut ragıp gazimihal, musiki sözlüğü, istanbul 1961, s. 259-260; c. sachs, kısa dünya musikisi tarihi (trc. ilhan usmanbaş), istanbul 1965, s. 16; a.mlf., the history of musical ınstruments, new york 1968, s. 253-255; mahmoud guettat, la musique classique du maghreb, paris 1980, s. 234-238; rauf yekta, türk musikisi, s. 89; a.mlf., “türk sazları: 2”, mtm, sy. 4 (1331), s. 137-139; h. g. farmer, studies in oriental music (ed. e. neubauer), frankfurt 1986, ıı, tür.yer.; a.mlf., “zelzel”, ia, xııı, 507-508; a. shiloah, the dimension of music in ıslamic and jewish culture, aldershot 1993, s. 179-205; sermet muhtar alus, istanbul yazıları (haz. erol şadi erdinç - faruk ılıkan), istanbul 1994, s. 191-194; şerif muhiddin targan, ud metodu (nşr. zeki yılmaz), istanbul 1995; the new grove dictionary of musical ınstruments (ed. stanley sadie), new york 1995, ııı, 687-693; habib hassan touma, la musique arabe, paris 1996, s. 91-95; hakkı süha gezgin, edebî portreler (haz. beşir ayvazoğlu), istanbul 1997, s. 343-345, 375-377; mutlu torun, ud metodu, istanbul 2002; ismail baha sürelsan, “uda dâir”, mm, sy. 211 (1965), s. 197-198; c. e. bosworth v.dğr., “`ud”, eı² (ing.), x, 767-773.

fikret karakaya *
devamını gör...
ogrenmesi zor olan enstrumanlar siralamasinda ilk 3 e oynar gibi. hele ki yaş 20lerde degilse. sabir emek ve ders derken maymun iştahlı bunye bi sonra vazgeçti. açar dinler ah der çalana bi sure hayran hayran bakariz hepsi bu. *
devamını gör...
kendisi turk calgi ailelesinin uyelerinden olup perdesiz ki perdesiz olmasi icra etmeyi zorlastirir tek mizraplidir. ayni zamanda bu modern saz kategorisine girmesini de saglamistir. kelime anlami olarak od agaci diye bilinir. cesitli cesitli kaynaklar var araplar iranlilar bati dahil kullanmistir hatta hatta filozoflar da kullanmistir pythhagoras eflatun gibi. araplarim endulusu aasiyla zaten ud avrupaya sicrar. zaten trubadurlarin lavtasi perdelidir aslinda udu cagristirir arasi da denebilir. ronans lavtasi iste. en bilindik hikayelerden biri de lames uzerine evladi cok uzun zaman olmaz bir gun cocuk sahibi olur o da erken yasta vefat eder, lames oglunu gormek icin cesedi gommez agaca asar. ceset zamanla curur ve yok olur lames de o cesetin asili oldugu dali keser, oglunun siluetini kazandirmaya calisir. ses olsun diye de at kili baglar o zamanla evrilir ud olur.
ben ud hastasiyim diyen varsa da gitsin turk nazariciyesi farabi’yi arastirsin, abdulkadir meragi de plur. gerci o zamandan bu zamana degisti dort telli ancak tonlar farkliydi cem i denilem araligi veremezdi. bu yuzden 6 tele cikti zaten. o da 1930’lardadir. gerdaniyeye altima bakinca rezonans kasmak icin yapildigini da anlarsiniz. mesela perde baglari olan ud da yoktur simdilerde. simdi udu iki tipte inceleyebilirsin kadim ve kamil olani. simdi 6 telndedik ya bu sayede uc oktavi asar. simdilerde tel yerine katkut ile.calan da var. artistlik gibi bir sey. teller de fena sayilmaz. ha sesi etkileyen baskansey de vardir bu da mizrap. ki o da eskiden yoktu kartal tuyu vardi. daha iyisi ise baga.

ud neden yapilabilir kisim kisim incelersek kavisi ceviz erik maun hatta keman gibi gul bile olabilir. kafes ise boynuzdan abanozdan.
kim.iyi yapardi iyi ustad kimdi derseniz manol onnik derdim. icraci olarak da nevres.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.