uğur mumcu

gazeteciliğin son neferi. neci olduğu değil burada mesele. göze alması, elini taşın altına, burnunu her mevzuya sokması ve öldürülebileceğini bile bile devam etmesi söz konusu olan. araştımıştır, uydurmamış belgelemiştir. mesleğinin hakkını vermiştir ve uğrunda öldürülmüştür.

"tarafsızlık" belki de basın hakkında söylenebilecek en kallavi yalan, öyle ki bir ütopya bile değil düpedüz çelişki. hangimiz "tarafsız" olduğu için gazete alıyor ve okuyoruz? arkasında o ya da bu şekilde sermaye olan her işletme gibi basın da varlığı gereği bir "taraf"a meylediyor.

ama bir tarafta "seksi fotoğrafları için tıklayınız" sayfalarını gazete yerine koyan okuyucuların, diğer tarafta kendinden olmadığı için sansüre tepki göstermeyen gazeteleri, televizyonların olduğu bir basın ortamında geçmişe bakıp hakkı verilmesi gerekendir.

gazetecilerin öldürülmesindeki asıl acı susturmaya zorlanmak herhalde. lakin basının yapabileceği en ahlaksızca şey haberi taraflı vermek, hatta yanlı vermek bile değil vermemektir. örtmek ve kaydedilmediği için "olmamış" hale getirmektir.
onca süikasti düşününce susturulmuşlar kervanının bir başka üyesidir uğur mumcu.
devamını gör...
bilmemesi gereken bilgilere vakıf olmuş, söylememesi gereken şeyleri tüm tehditlere rağmen mertçe söylemiş ve katilleri tarafından rezil bir şekilde arabasına bomba konularak katledilmiş aydınlık türkiyenin kararmasına giden yolda telef olan insanlarımızdan biridir.
devamını gör...
turkiye'ye gelmis gecmis en buyuk gazetecilerden biridir. suikastine gelince, ugur mumcu'nun ergenekon tarafindan olduruldugune eminim. cunku ergenekon temelde kominizm ile mucedele icin kurulan gladyonun uzantisidir. peki soru sudur, bu ise islamcilar bulasmis midir yoksa bulamamis midir? ben bu soruyu soyle cevaplayayim: 1980 oncesi erzurum kominizm ile mucade dernegi baskani kimdir? kominizm ile mucade dernekleri abd buyukelciligi tarafindan finanse edilmis midir? erzurum kominizm mucadele dernegi baskani olan zat-i muhterem su an hangi ulkede tedavi icin bulunmaktadir? ben bir tuyo vereyim: abd - fethullah gülen iliskisi
devamını gör...
ciddiyet,baskı,ölümü ile bir kesimi sonsuza kadar zan altında bırakan ama 'kapıdaki düşman' yerine 'içeri' işi gibi duran ölümü üzerinden menfaat çeteleri türeten araştırmacı,kuşkucu,bilgi ve derin insan örneği saygı ile anıyoruz.eleştirebilmek için değil ıran mars'ta yaşasanız adınız şeriatçı'ya çıkar.ama derin ilişkileri varmış abinin diyemezsiniz bir türlü bu bile başlı başına ölümünün neye hizmet ettiğini anlatabilir aslında.gelini ece temelkuran'dır.
devamını gör...
aslen, ankaralı olan uğur mumcu, 22 ağustos 1942 yılında, babasının memuriyeti dolayısıyla kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu. annesi nadire hanım, babası, tapu kadastro memuru hakkı şinasi bey'di.

ilk ve orta okulları ankara’da okuyan mumcu çok aktif bir öğrenciydi. bu hızlı yaşam hukuk fakültesinde de devam etti. 1961 yılında baş1adığı ankara üniversitesi hukuk fakültesi'ni 1965 yılında tamamladı.

bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek için ingiltere'ye gitti.

1969-1972 yılları arasında ankara üniversitesi hukuk fakültesi'nde idare hukuku profesörü tahsin bekir balta'nın asistanı olarak çalıştı.

yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında, doğan avcıoğlu'nun yönetimindeki yön dergisinde başlayan uğur mumcu, 12 mart döneminde bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı. uğur mumcu bu davadan dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. fakat yargıtayca karar bozuldu ve serbest bırakıldı. bu olaydan sonra, mumcu askerliğini, 1972-74 yılları arasında ağrı'nın patnos ilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi.

ilk yazıları 1962'den itibaren yön, türk solu, devrim, ant, kım v.b. dergilerde yer alan mumcu'nun, 1968-69-70 yıllarında akşam, milliyet, cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları da yayımlandı.

köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık yeni ortam dergisinde başladı. daha sonra çalışmaya başladığı anka ajansında 1975 yılından itibaren cumhuriyet'e de köşe yazıları yazdı.

1977 yılından sonra sadece cumhuriyet için yazmaya başladı. gözlem başlıklı köşesinde 1991 yılının kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 6 kasım 1991'de ilhan selçuk ve yaklaşık 80 cumhuriyet çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. bir süre işsiz kaldı.

1 şubat - 3 mayıs 1992 tarihleri arasında milliyet gazetesi'nde yazan mumcu, cumhuriyet gazetesi'ndeki yönetim değişikliği üzerine 7 mayıs 1992'de cumhuriyet'e döndü. gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan mumcu 24 ocak 1993 yılında uğradığı bombalı saldırı sonucu öldü.

eserleri :

sakıncalı piyade, suçlular ve güçlüler, mobilya dosyası, bir pulsuz dilekçe, büyüklerimiz, çıkmaz sokak, tüfek icad oldu, silah kaçakçılığı ve terör, liberal çiftlik, 12 eylül adaleti, terörsüz özgürlük, rabıta, söz meclisten içeri, papa-mafya-ağca, devrimci ve demokrat, sosyalizm ve bağımsızlık, inkılap mektupları, kürt dosyası.
devamını gör...
yabancı bir gizli servisin taşeronluğunda iranlı bir kiralık katilin düzenlediği suikast ile öldürüldüğü iddia edilen cumhuriyet gazetesi yazarı. en son araştırma konusu kürt sorunu ile ilgili idi. katledilişi müslümanların üzerine ihale edilmek istenmişse de aklı başında hiç bir kimse bunu yememiştir.
devamını gör...
uğur mumcu, turgut özal'ın aldığı 24 ocak kararlarını çok eleştirirdi. ne yazık ki hunharca bir 24 ocak günü katledildi. yiğit bir insandı. geçmişte sürekli polemik yaşadığı, fehmi koru'nun uğur mumcu'nun ölümünden sonra komplo teorileri üretmesini etik değildir.
devamını gör...
cenazesinde 7 yaşında bir ben ordan oraya sürülen solcu öğretmen babamın omuzundayım hava yağmurlu elimde şemsiye bir elim havada yumruk. annem gözleri dolu ağladı ağlayacak, yiğidim aslanım dökülüyor dudaklardan annem tutamıyor kendini onu görünce ben de ağlamaya başlıyorum kim olduğunu bile bilmeden doğru düzgün tonton sevimli ama sert uslüplu bir amca için.. aradan yıllar geçip de okumaya başlayınca onu anlamaya çalıştıkça fikirlerini ah diyorum bu adam öldürülmeseydi hunharca ya da aydınlatılabilseydi cinayeti neler olurdu acaba, neler tartışıyor olurduk şuan kim bilir.. bir daha kim onun kadar cesur olabilecek diyorum kim bu kadar korkusuz olacak..



--- alıntı ---
dağ gibi karayağız birer delikanlıydık,
babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini,
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
ecelsiz öldürüldük
dövüldük, vurulduk, asıldık.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...

yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı.
işkence hücrelerinde sabahladık kaç kez,
isteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık.
mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu.
yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı.
yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma.
bizleri yok etmek istediler hep.
öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden.
yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi.
utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

ölümcül hastaydık.
bağırsaklarımız düğümlenmişti.
hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha.
cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk.
vicdan sustu.
hukuk sustu.
insanlık sustu.
göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.
uydurma davalarla kapattılar hücrelere.
hastaydık.
yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki.
bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık.
önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik
önlerine.
sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük.
doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük.
istanbul'daki, ankara'daki işçiler, sizin için öldük.
adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

bağımsızlık, mustafa kemal'den armağandı bize.
emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle,
başlarımızı ezmek
kanlarımızı emmek istediler.
amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...


yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler.
ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze.
kurtuluş savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız.
bir kez dinlemediler bizi.
bir kez anlamak istemediler.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...

henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha
bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına.
herkes tanıktır ki korkmadık. içimiz titremedi hiç.
mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
asıldık ey halkım, unutma bizi...

bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.
ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.
öfkelerini bir gün bile karşısındakilere
bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük.
hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.
batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.
korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...


bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım, unutma bizi.
bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkim unutma bizi...

özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz
simdi hep birlikteyiz
ey halkım, unutma bizi...

uğur mumcu
cumhuriyet - sesleniş - 25 ağustos 1975

--- alıntı ---

kendi kaleminden kendi sonunu anlatabilmiş belki görerek, hissederek ama bir an olsun geri adım atmadan mertçe, ama kahpece öldürülmüştür..


atatürkçülük ü ne güzel de anlatmıştır olması gerektiği gibi..
devamını gör...
1942 yılında kırşehir ilinde dünyaya gelen, 1993 yılında ankara'da bombalı suikast sonucu vefat eden, "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" sözünü dilimize yerleştiren usta araştırmacı-yazar.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar