tanım: koşar adım gittiğimiz, rakiplerimize tur bindirdiğimiz, en kötüsü de kendimizi iyi bir konumda zannederek yarışı en önde azimle sürdürdüğümüz bir durum.

ülkemizde artık üniversite okumanın hiçbir numarası bir kalmadı. çünkü dört yıllık süreçte aldığımız eğitim, o sürecin sonunda yapacağımız, bizden yapmamızı istenen iş ile ilgili bırakın bir şey öğretmeyi, fikir bile vermiyor. üstelik zaten en başta o işi uygun kapasitede olup olmadığımız dahi sorgulanmıyor. özellikle son 15-20 yılda bu durum iyice çığrından çıkmış durumda.(lütfen partizanlık ya da bir iktidar eleştirisi olarak görmeyin bu tarihlendirmeyi, 4. paragrafta neden böyle bir rakam verdiğimi görebilirsiniz ). malum üniversite tercih dönemindeyiz, her yerde tercih günleri v.s oluyor. bir arkadaşımın aracılığı ile bir koleje mesleğimle ilgili bir şeyler anlatmak üzere davet edildim ben de. tabi mesleği biliyoruz elhamdülillah da, şu tercih olaylarına bir bakayım da yanlış bir şey söylemeyelim çocuklara dedim, büyük vebal sonuçta... ancak gördüğüm manzara korkunç... lütfen üniversitelerde bitirdiğiniz bölümlere girdiğiniz sıralamaya, bir de bugün o bölümün öğrenci aldığı sıralamaya bakın. ya da o zaman ucundan kıyısından puanınızın yettiği bölümlere girdiğiniz sıralama ile bugün hangi bölümlere giriyorsunuz bir bakın. mesela benim 23.000 sıralama orta sıralarda ile girdiğim bölümden şu anda bir öğrenci 130.000 lerde filan girerek aynı diplomayı alabiliyor. bu "yav ben bununla aynı diplomayı mı alacağım" gibi bir kibir ya da bir ego değil yanlış anlaşılmasın. bir örnekle izah edeyim akademisyenliğinin son yıllarını yaşayan artık emekli olan ve gerçekten bilim adamı olan bir hocamızın bu konuda isyanını hatırlıyorum. muhtemelen diğer bölümler için de durum aynıdır. adam diyordu ki(kelime kelime hatırlamıyorum ama mealen);

"elbette öss gibi bir sınavın kişinin kapasitesini tam anlamı ile ölçebildiğini düşünmüyorum o ayrı bir konu ama mühendislik teknik olarak bir kapasite istiyor. yani kimsenin zekasını küçüsemiyorum ama mühendislik ile ilgili anlatacaklarınız ancak belli bir kapasitenin üzerine hitap ediyor. örneğin en azından diferansiyel denklemleri anlatabilmek için türev, integrali kavramış olması, kavrayabilecek potansiyelde olması gerekiyor. o kapasitenin altında kalanlar, konuyu anlamakta zorlanıyor, anlatabilmek için daha fazla zaman harcamanız gerekiyor. bunun için harcadığınız zaman yüzünden müfredattı daraltmaya gidiyorsunuz çünkü dönem size verilen ders saati, o dersin temellerini anlatmak için yetmez hale geliyor. bir sonraki aşama daha da kötü. daraltılmış müfredatta dahi konuyu anlamayacak öğrenciler gelmeye başladığında, bir de üzerine kontenjan arttığında nitelik iyice kayboluyor. siz istiyorsunuz ki öğrenci o konuya tam hakim olmadan geçmeyelim ama bu sefer dersi alttan alan öğrencilerle birlikte sınıf 200 kişi oluyor. bu sefer üniversite senatosu size baskı yapıyor öğrencileri geçir diye, 200 kişilik sınıfta alttan gelen yeni öğrencilerin arasında bir kaç algısı yüksek öğrenci varsa onları da eritiyorsunuz verimi düşürerek. geriye beyin becerisi yüksek olmayan, normal şartlarda piyasada ancak fiziksel güçlerle yapılacak işlere girecek kapasitede adamlar gelip 4 sene hiçbir şey öğrenemeden diploma alıp gidiyor. sonra da onları bir şeyler üretmeleri gereken konumlara koyup, üretemiyoruz diyoruz. mühendis diploması verdiğimiz adamlar yurtdışından malzeme satın almak, excelle personel vardiyası yazmak, çinden avrupdan getirilen makinaların başına koyup, bir arza olduğunda yine çinli ve avrupalı teknik servisleri çağırmak gibi işlerle uğraşıp kendilerine mühendis diyorlar."

son 15 yılda açılan 100 den fazla üniversite, +mevcutlarda fakülte, + fakültelerde kontenjan arttırılması ile içinde bulunduğumuz durumun doğal sonucu bu. üniversite mezunu yetiştirmeyi, üniversite açmayı fakülte binası inşaatını tamamlayınca oldu zannediyoruz. kimse de ağa bu kadar akademisyenimiz, eğitim altyapımız var mı demiyor. bir de ülkenin eğitim seviyesi yükseldi diye bunu övünç kaynağı sayan var. yani o zaman bu ülkede kimlik çıkaran herkesi üniversite mezunu sayan, herkese diploma veren bir yasa çıkarsak, 80 milyon üniversite mezunuyla dünyanın en gelişmiş ülkesi oluruz bu mantıkla. zira mevcut sistem neredeyse aynı şeyi yapıyor.
bir işi yapabilme becerisine sahip olmayan adamlara, sahip olduğunu bildiren belgeler ve yetkiler veriyoruz.

mühendislik alanları için bu durum daha da kritik. zaten mühendisliklerde şöyle bir durum var. alanında çok iyi olanlar piyasada, özel şirketlerde çok ciddi rakamlar ve imkanlarla çalışabilecekken 5 te 1 maaş ile akademisyen olmayı tercih yanaşmıyor bile. üstelik özel şirketlerin ona verdiği insiyatif, laboratuar ar-ge imkanları bundan 50 yıl öncesinin koşullarını sunan üniversitelerle kıyaslanamaz bile. bu durumda en iyileri özel sektöre kaptırıyor mühendislik disiplini. hiç öyle yüksek lisans, doktora v.s uğraşıp ömür çürütmek istemeyenleri direk özel sektörde akademisyen olarak kazanacağı parayı daha kısa sürede kazanmaya başlayacağı için gidiyor, garanticiler de kpss çalışıp memur oluyor. geriye piyasada doğru dürüst iş bulamayacak, kpss kazanabilecek kadar bile kapasitesi olmayan .çerez tabağındaki en ucuz ve bayat çerez kalıyor. biz de bunları akademisyen yapıyoruz.(bir kaç idealsit istisna)

peki akademi, fakülte nasıl kurulur, nasıl üreten bir ülke olabiliriz.aslında merhum turgut özal ile çok güzel bir ivme yakalanmıştı. ki kendisi de çok iyi bir mühendisti. türkiye'yi üretim ülkesi, dünya markaları çıkarabilen bir ülke haline getirmek gibi bir hedefi vardı. bunun için önce bir sektör fizibilite araştırması yaptı. üretimde öne çıkacağı, dünyayı kendine bağımlı hale getireceği alan öncelikle boş olmalıydı. yani birden araba üreterek 100 yıldır araba üreten alman endüstrisi ile rekabette kalkışmak büyük riskti. birden tüm enerjimizi bu alana yoğunlaştırmak doğru olmazdı. daha yerli bir şey olmalıydı. gelenkelerimizde var olan, tecrübeli olduğumuz, hammadesini içeriden karşılayabileceğimiz şimdilerin know how dediği üretim bilgisi ve teknolojisine yabancı olmadığımız bir sektör olmalıydı. ve merhum "tekstil" sektörünü öngördü. gerçekten dünyaya açılabileceğimiz isabetli bir tercihti. hammadesi içeriden karşılanabilecekti, giyisi, kıyafet ve halı dokumada binlerce yıllık tecürbeye sahip bir medeniyet beşiğiydik. tek eksiğimiz endüstriiyel üretim yapabilecek teknik bilgi ve üretim makineleri bilgisi. işte tam bu süreçte "tekstil mühendisliği" bölümü diye bir bölüm kurmaya karar verdi. turgut özal yukarıda bahsettiğim üzere öyle age of empire'da bina yapar gibi sağ tıklayarak fakülte kurulamayacağını biliyordu. önce bunu yapmak için tekstil makinalarının çalışma prensiplerine hakim makina mühendisleri, hammadde olan pamuk, keten gibi bitkilerde uzmanlaşmış ziraat mühendisleri, tekstil boyaları konusuna hakim kimyagerler, yün hayvanları konusunda uzman biyologlar, zoolojiciler, güzel sanatlar fakültelerinde desen, motif tasarımları yapabilcek desinetörler yetiştirilmesi için planlamalar yaptı. başlangıç için bursa, adana gibi hammadeye yakın organize sanayi bölgelerini belirledi. sonra üniversitlerde müfredatlarına göre alanlara yoğunlaştırılan gençler bunlar mezun olup avrupada üniversitlerde, ülkemizde sektörün içinde tecrübe kazandıktan sonra, yani ancak gerekli altyapı sağlandıktan sonra "tekstil mühendisliği" bölümlerinin açılmasını onayladı. bugün sarar, mavi, zara, kığılı gibi uluslararası giyim markalarımızın, merinos, royal gibi uluslararası alanda üretim yapan, dünyaya açılmış tekstil ve halı markalarımızın olmasının altında bu planlama ve organizasyon becerisi yatar. tabi bugün geldiğimiz durumda itibarını, ivmesini tamamen kaybetmiş neredeyse atıl durumdaki bir bölüm haline geldi ama kısa sayılabilecek süredeki başarısı kayda değer en azından.

şimdi bunu bir de artık 2 yıllığı, hatta uzaktan eğitimi bile olan sözde makina, elektrik, elektronik, kontrol ve yazılım mühendisliği disiplinlerini, hem de o kadar kısa sürede verebileceğini vaadeden mekatronik mühendisliği bölümleri ile kıyaslayın...
devamını gör...
bunun ilk işaretlerini 17 sene önce alıyorduk. biz katsayısı yüzünden mühendislik tercih edememiş elektroniğe gönül vermiş öğrencilerdik. eskinin kontrol sistemleri teknolojisi şimdinin endüstriyel otomasyon bölümünü okuduk. Kendisi yüksek mühendis olan pek kıymetli bir hocamız derste paralel bağlı iki uçtan kolayına gelene kablo bağlayan arkadaşımızı itin olmadık yerlerine sokuyordu. biz henüz lise mezunu seviyesindeki genç elektronikçiler birbirimize bakıp şu herifi yüksek mühendis yapıp bize mühendislik imkanı vermeyen sisteme verip veriştiriyorduk.

sonra bu adamın mezun ettikleri ne oluyor siz tahmin edin.
devamını gör...
pederin para yollamayacağını bildiğimden sırf beleş yurt ve laptop imkanı sundukları için istanbul'da özel bir üniversite'de okudum. aynı bölümün ingilizcesi de olduğu halde "kaldıramam bursum kesilir" diye türkçesini seçtim. çita epey düşük olduğundan her dönem verilen akademik başarı bursu için de kodaman çocuklarıyla yarışmama gerek kalmadı. okuldaki finans kulübünün başkanlığını yaptım. iş dünyasında tanınmış yığınla ismi kah konuk, kah ziyaret ettim. muhtemelen bir gün bu heriflerden birine evrilirim diye düşünüyordum.

mezun olunca bir halt olmadı tabi. sınıf arkadaşım ömer'in babasının petrol istasyonunda üç yıl muhasebecilik yaptım. bu zaman zarfında ömer, önce çin'e, sonra güney afrika'ya en sonunda da a.b.d'ye gitti dil öğrenmek için.
geçenlerde linkedin'de paylaştığı bir fotoğrafta ömer, kendi açtığı tıbbi ürünler için tekstil ürünleri üreten fabrikanın ürünlerini fuarda avrupalılara tanıtıyordu. ben ise maksimum bir beyaz yakalı ya da s.m.m.m. olarak emekli olacağım bu şartlarda.

bünyesindeki top10 okulun bile öğrencilerini oyalamaktan ibaret bir misyonu olan ve mezunlarını en fazla banka müdürlerine, şantiyelerde, fabrikalarda bir halttan anlamayan mühendislere çeviren bir ülkedeki diğer şehir üniversitelerine ümitle bakmak yanılgı olur zaten.

bazen düşünüyorum; sinema televizyon seçip, kubrick olacağını düşünen bu genç adamlara "hayallerinin peşinden git evlat" diye babacan bir nasihatte bulunsam; yıllar sonrası gıyabımda edilen küfürlerin haddi hesabı olmaz herhalde.

peşin edit; kimsenin mezun olduğu okula, bölüme çamur atma gayretiyle girilmemiştir bu entry.
devamını gör...
şimdi tam taşı gediğine koymuş kardeşimiz. tartışma programında bir prof bir yardmcı doc. var. muhabbetlerini biz arkadaş arasında yapmıyoruz. herif masaya kavanozla deve sidiği koydu diyorum. *
devamını gör...
cehalet etradındaki dünyayı tanımamanın adıdır evet hem mesleki hemde sosyal olarak cahil bir topluma dönüştük bu doğru kendi mesleğimi berii tutuyorum zira bizde eğitim okulda iyi değulse bile stajda kaptırıyolar adama öğretiyolar zorla çok nadirdir bizim okulun bölümünden mezun torba görmek...

sosyal açıdan baktığınızda okumuş liberal çocuklarımız hedonist oldukar çıktılar, okumuş sol görüşlü çocuklarımız ya militan oldu ya şarlatan, okumuş hesapta müslüman çocuklarımızda yıllardır at pazarlarında filistin kefiyeli yazar abileriyle nargile fokurdata fokurdata ya hadis inkarcısı oldular ya zır cahil...

haaa bu arada maarif nezareti kaç senedir a-k-p li nazırlarımız tarafından idare ediliyor...
devamını gör...
gün itibarı ile binali yıldırım tarafından itiraf edilmiş durum.

"fakülteler açılırken sanki üzerinde yeterince düşünülmemiş, her mezuna iş bulamayız."

zaten ailelerimiz çok zengin olduğundan, çocuklarını 4-5 sene genel kültürleri artsın, sosyalleşsin diye okutup masraf ediyorlar.
buradan
devamını gör...
bi sonuç değil başlangıçtır. istenen bu olm. vizyonsuz, bakış açısı olmayan, elinde tuttuğu diploma ile yapacağı iş arasında kalmış, gelecek kaygısını parasızlık sanan, amaçsız genç bireylerin yapacağı tek şey var hacı. o da gücü elinde tutandan yana görünmek. sistem kendine benzettiği ile daha güçleniyo. hadi bağalım.
devamını gör...
gerçek amacı açıklıyorum. işsizlik oranını düşük göstermek. 18-19 yaşında ortaokul lise mezunu kişiler istatistiğe katılmadan dört yıl daha ertelenmiş oluyor. evet. salt kötülük bunu gerektirir çünküysem.
devamını gör...
bir toplumun başına ne geliyorsa adalet ve liyakat eksikliğinden geliyor, tüm kutsal kitaplarda defalarca kez tekerrür etmesine rağmen, cahil olmayı geçtim, ne yazık ki insanlarımız taklid-i imandan besleniyorlar, sonumuz hayrolsun
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar