vali kebabı

adı üzerinde, kebap. bir lokantada tanıştım onunla.

ben kendi sikletimde bir kebap istiyordum en şahsisinden. felakin masanın benden ayrı olarak almış olduğu karar vali kebabından yanaydı. "tamam siz vali kebabı söyleyin" diyerek kendimi söyleyeceğim kebaba yoğunlaştırıyordum. lafımı bölüyorlar ve "vali kebabı 8 kişilik ortaya söyleyeceğiz." şeklinde yüreğimi pare pare eden sözleri bir ok gibi fırlatıyorlar bana. halbumkimsi yemek sıfatıyla ortaya gelen, herkesi medeni bir çerçeve içerisinde yiyeceği bir yemekten haz duymam. sizin de iş bu cümleden sonra bana farklı gözler ile bakmanıza sebebiyet verecek o cümleyi kusuyorum: yemek yerken medeni olmak huyum değildir. her neyse, bekliyoruz vali kebabınıâ…

bizden sonra restorana teşrif etmiş aç bünyeler, midesel nirvanaları’na ulaşarak, etrafta "vali kebabı isteyen var mıdır acaba?" şeklinde düşünmeden yemeğe başlıyorlar. biz de "siz sabah kahvaltısına kalktığınız vakte kadar biz anca bitiririz o kebabı. düşün yani o kadar büyük." iade-i ziyaret konumundaki düşüncelerimi içimde büyütüyorum. bekliyoruz… bizden sonra gelenler kalktı bu arada. bekliyoruz… önceden gelen salatalar, ekmekler ve onu takip eden her garnitür bitti. biz yenilerini isteyerek devam ediyoruz. salatalar bitiyor tekrar yenisi geliyor. bekliyoruz… biz gelmeden hafif de olsa teletebbuies güneşi gibi bir güneş vardı havada, hafif bebek tarzı bir gülümseme ile. güneş gitti. yerine ay geldi. ve biz hala bekliyoruz.

gelmez artık bu diyerek bekleyişimi platonik aşka çevirdim. her yerde övecektim çok güzel siz de yiyebilirsiniz iştahla deyyu. halbumkimsi görmemiştim hiç.

derkeeen geldi vali kebabı. eskortlarıyla. baktım apartman tarzı bişi geliyor üstümüze üstümüze, toki konutları gibi birden yapılıvermiş 5 katlı bir şeye benziyordu. masaya kondu. uzaktan çok büyük görünse de tek başıma halledebileceğim bir yemek olması münasebetiyle sipariş veren bünyeye sövdüm, sövdüm, sövdüm*… en üst katta küçük dilimler halinde adana kebap parçacıkları vardı. orayı sömürerek başladım, açın intikamına… alta doğru indikçe kebapların nicelikleri değer kaybediyordu. derken o aç bünyenin ruh haliyle alt kata kadar gelmişim farketmeden. bakıyorum da çatalda harbiden bir köfte duruyor. bildiğin tükürük köftesi.

diyorum kendi kendime: "öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zorunlu oldu mu, insan ne denli büyükse, o kadar çok eğilir." nidasıyla bize ayrılan vali kebabının sonuna geliyoruz. masayı toplayorlar. çay söylüyoruz, tavşan kanı ile münasebeti olan doğu karadeniz çayı. ama gelmiyor.

bekliyoruzzzâ…
devamını gör...
kebaptır diyerek hemen söylemeyin. sorun, soruşturun, nedir ne değildir deyyu. 5 lirayla gidip içecek içmesen de çıkamassın restorandan. bulaşıklar da kar etmez. 6 numaralı masaya müptela olur, masa6'da yaşarsın. yemek de vermezler, artıklarla beslenirsin.

adam ol. paran varsa restorana git. yoksa kaba etini kullanarak otur divana, kır 2 yumurta, dışarı mal mal bak ye.
devamını gör...
tek porsiyon yemekle doymayan obur arkadaşların inatla tüketmesi gereken kebaptır. çıkıp da öyle "ben öküzüm, iki porsiyon yemekle doymam." diyenleri bile keser bu kebap abicim. ha yok, bununla da doymam diyorsanız olağanüstü hal kayyum kebabı var efendim, çatır çutur yiyiniz.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar